Ahde Vefa

Allaha Hamd, Efendimize Salat ve Selam olsun. Allahın rahmet ve bereketi, iki cihan saadeti, Allah’a ve Rasülüne tabi olan, Ruhlar Aleminde Rabbine verdiği sözünün gereğini yerine getiren, Vefalı ve Takvalı Müminlerin üzerine olsun.
 
Değerli Müslümanlar!
 
İslam, ahde vefayı ve akitlere riayet etmeyi imanın gereği kabul etmiş, Müslümanlardan sözlerine sadık kalmalarını istemiştir.
      
Öyle ise, nedir ahd, nedir vefa, nedir Ahde vefa?
 
Ahd: Vaad etme, peyman, misak ve vasiyet gibi anlamlara gelmektedir.
İki taraf arasında yapılan sözleşmelere de ahd denir. Ahd yapmanın yani ahitleşmenin insanlar arasında inşa edilen biçimine “muâhede” denir.
 
Ahd, aynı zamanda yemin ve kesin söz anlamında da kullanılmaktadır. Yemin, ahdin dinî boyutunu, söz verme ise, ahlâkî boyutunu ihtiva eder. Allah ile İsrâiloğulları arasında yapılan ahdin hükümlerini muhtevi olduğundan dolayıdır ki, Yahudi ve Hıristiyan kutsal kitaplarına da Ahd-i Atîk ve Ahd-i Cedîd adı verilmiştir.
 
Kıymetli Dostlar!
 
Gelelim Vefaya,
 
Vefa: Sözünde durmak, ödemek, geçmişteki bir hukuku unutmamak, sırt dönmemek gibi anlamlara gelmektedir. “Sözünde durmak, verdiği sözlere ve yaptığı antlaşmalara bağlı kalmak, özü ve sözü doğru olmak” anlamlarına gelir. Kurân ahlâkının en önemli ilkelerinden biri olan Ahde Vefaya gelince, o bütün insanlık için, hak gibi, adalet gibi hayat gibi toplumu ayakta tutan, temel taşı ve dinamik bir yapıdır.
 
Kurân’da ahde vefa yani sadakat imândan sayılmış, Allah ile yaptıkları antlaşmaya sadık kalanlara hesapsız ecirler vaad edilirken, Allah’a karşı ahitlerini hiçe sayanların ise ahrette nasipsiz olacakları haber verilmiştir.
 
Ahd olmadan Vefa olmaz, söz olmadan sadakat olmaz. Bu açıdan baktığımızda ilk ahd/akit, Allah cc ile kullar arasında yapılan ahid/akittir. Hatırlayacak olursak;
 
وَإِذْ أَخَذَ رَبُّكَ مِن بَنِي آدَمَ مِن ظُهُورِهِمْ ذُرِّيَّتَهُمْ وَأَشْهَدَهُمْ عَلَى أَنفُسِهِمْ أَلَسْت بِرَبِّكُمْ قَالُواْ بَلَى شَهِدْنَا أَن تَقُولُواْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ إِنَّا كُنَّا عَنْ هَذَا غَافِلِينَ
“Rabbin, insanoğlunun sulbünden soyunu alıp devam ettirmiş, onlara: 'Ben sizin Rabbiniz değil miyim' demiş ve buna kendilerini şahit tutmuştu. Onlar da: 'Evet şahidiz' demişlerdi. Bu, kıyamet günü, 'Bizim bundan haberimiz yoktu' dersiniz veya 'Daha önce babalarımız Allah'a ortak koşmuşlardı, biz de onlardan sonra gelen bir soyuz, bizi, boşa çalışanların yaptıklarından ötürü yok eder misin?' dersiniz diyedir.” (Araf, 7/172-173)
 
اِنَّ الَّذينَ يُبَايِعُونَكَ اِنَّمَا يُبَايِعُونَ اللّهَ يَدُ اللّهِ فَوْقَ اَيْديهِمْ فَمَنْ نَكَثَ فَاِنَّمَا يَنْكُثُ عَلى نَفْسِه وَمَنْ اَوْفى بِمَا عَاهَدَ عَلَيْهُ اللّهَ فَسَيُؤْتيهِ اَجْرًا عَظيمًا
“Sana bîat edenler ancak Allah’a bîat etmiş olurlar. Allah’ın eli onların ellerinin üzerindedir. Verdiği sözden dönen kendi aleyhine dönmüş olur.  Allah’a verdiği sözü yerine getirene, Allah büyük bir mükâfat verecektir.” (Fetih, 48/10)
 
اِنَّ الَّذينَ يَشْتَرُونَ بِعَهْدِ اللّهِ وَاَيْمَانِهِمْ ثَمَنًا قَليلًا اُولئِكَ لَاخَلَاقَ لَهُمْ فِى الْاخِرَةِ وَلَايُكَلِّمُهُمُ اللّهُ وَلَا يَنْظُرُ اِلَيْهِمْ يَوْمَ الْقِيمَةِ وَلَا يُزَكّيهِمْ وَلَهُمْ عَذَابٌ اَليمٌ
“Şüphesiz, Allah’a verdikleri sözü ve yeminlerini az bir karşılığa değişenler var ya, işte onların ahirette bir payı yoktur. Allah kıyamet günü onlarla konuşmayacak, onlara bakmayacak ve onları temizlemeyecektir. Onlar için elem dolu bir azap vardır.”(Al-i İmrân, 3/77  )
 
Bakara Suresinde de ahdine vefa göstermeyenler, bozguncular (müfsidler) olarak nitelendirilmişlerdir:
 
اَلَّذينَ يَنْقُضُونَ عَهْدَ اللّهِ مِنْ بَعْدِ ميثَاقِه وَيَقْطَعُونَ مَا اَمَرَ اللّهُ بِه اَنْ يُوصَلَ وَيُفْسِدُونَ فِى الْاَرْضِ اُولئِكَ هُمُ الْخَاسِرُونَ
“Onlar, Allah’a verdikleri sözü, pekiştirilmesinden sonra bozan, Allah’ın korunmasını emrettiği bağları (iman, akrabalık, beşeri ve ahlâki bütün ilişkileri) koparan ve yeryüzünde bozgunculuk yapan kimselerdir. İşte onlar ziyana uğrayanların ta kendileridir.” (Bakara, 2/27)
 
         Yine aynı kişilerin durumları Rad Suresi’nin 25. Ayeti Kerimesi’nde şöyle anlatılmaktadır:
وَالَّذينَ يَنْقُضُونَ عَهْدَ اللّهِ مِنْ بَعْدِ ميثَاقِه وَيَقْطَعُونَ مَا اَمَرَ اللّهُ بِه اَنْ يُوصَلَ وَيُفْسِدُونَ فِى الْاَرْضِ اُولئِكَ لَهُمُ اللَّعْنَةُ وَلَهُمْ سُوءُ الدَّارِ
“Allah’a verdikleri sözü, pekiştirilmesinden sonra bozanlar, Allah’ın korunmasını emrettiği şeyleri (akrabalık bağlarını) koparanlar ve yeryüzünde fesat çıkaranlar var ya; işte lânet onlara, yurdun kötüsü (cehennem) de onlaradır.“ (Ra’d, 13/25)
 
         Yalan söyleyen, sözünde durmayan böylelikle insanları aldatan kimsenin, toplumda sahtekâr damgası yiyeceği gibi, Allah’ın lanetine uğrayacakları ve cehenneme sürüleceklerini bu ayet ifade etmektedir.
 
Muhterem Kardeşlerim!
 
Ahde Vefa, insanlar arası ilişkilerde güven unsurunun hâkim olabilmesi için yegane garanti vasıtasıdır. Bu yüzdendir ki, Allah Teâlâ, Kur’an’da, insanların toplumsal hayatlarının gereği olarak, birbirleriyle yaptıkları sözleşmelerin esaslarına uygun hareket etmelerini ve verdikleri sözleri mutlaka yerine getirmelerini istemiştir.
 
Ahde vefanın Müslümanların karakteristik özelliklerinden olduğunun altını çizen Kurân-ı Kerîm, gerek insanlar arası, gerekse toplumlar arası ilişkilerde ahde vefaya ayrı bir önem atfetmiştir. Başka bir ifadeyle Kur’ân-ı Kerîm, ahde vefayı, insanın bireysel ve toplumsal hayatının önemli ve uyulması zorunlu unsurlarından biri olarak telakki etmiş, Allah ile insan ve insan ile insan  arasındaki ilişkilerin asli unsurlarından biri saymıştır.
 
Bu sebepledir ki Peygamber Efendimiz, ahde vefayı müminler için imanın esası, faziletli yaşamın ön şartı kabul etmiş ve şöyle buyurmuştur:
“Vefa imandandır, vefası olmayanın imanı (dini) de olmaz.”
 
“Allah, öncekileri ve sonrakileri birleştirip topladığı zaman kıyamet günü, (halk arasında teşhir olunmak üzere) her vefasız sözünde durmayan gaddarın yanına, onu tanıtan bir bayrak dikilir ve: “Bu falan (oğlu falanın) vefasızlığıdır, sözünde durmayışıdır.” denilir.”  buyurur, (Ebu Saidi’l-Hudrira)
 
يَا اَيُّهَا الَّذينَ امَنُوا اَوْفُوا بِالْعُقُودِ
“Ey iman edenler! Akitlerinizi yerine getirin.” (Mâide, 5/1 )
    
Değerli Müminler!
 
Akit, sözleşme demektir. Kelime burada, hem Kur’an’ın getirdiği iman esaslarını, Allah’ın emir ve yasaklarını, uygulanması gereken kuralları, hem de genel anlamıyla kişilerin kendi aralarında yaptıkları sözleşmeleri, verdikleri sözleri kapsamaktadır.
Kur’ân, ahitlerin yerine getirilmesi hususunda çok titiz davranır.  Ahit, hem Allah’ın insanlara teklif etmiş olduğu hükümler ve hem de insanların Allah’a karşı veya Allah adına diğerlerine karşı yerine getirmeyi taahhüt etmiş oldukları hususlar olduğu içindir ki, Allah Teâlâ, bu hususta; 
وَاِذَا قُلْتُمْ فَاعْدِلُوا وَلَوْ كَانَ ذَاقُرْبى وَبِعَهْدِ اللّهِ اَوْفُوا ذلِكُمْ وَصّيكُمْ بِه لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ
“(Birisi hakkında) konuştuğunuz zaman yakınınız bile olsa adil olun. Allah’a verdiğiniz sözü tutun. İşte bunları Allah size öğüt alasınız diye emretti.” (En’am,6/152)
 
وَاَوْفُوا بِعَهْدِ اللهِ اِذَا عَاهَدْتُمْ
“Allah’ın ahdini yerine getiriniz.” (Nahl, 16/91) buyurmaktadır.
 
Allah’a, insanlara ve uluslara verilen her söz ve taahhüt bir sorumluluğu gerektirir.  Ahde vefa göstermeyenler Allah’a karşı sorumludurlar: 
وَاَوْفُوا بِالْعَهْدِ اِنَّ الْعَهْدَ كَانَ مَسْؤُلاً
“Verdiğiniz sözü de yerine getirin. Çünkü söz (veren sözünden) sorumludur.” (İsrâ, 17/34) 
 
وَاَوْفُوا بِعَهْدِ اللهِ اِذَا عَاهَدْتُمْ وَلاَ تَنْقُضُوا اْلاَيْمَانَ بَعْدَ تَوْكِيدِهَا وَقَدْ جَعَلْتُمُ اللهَ عَلَيْكُمْ كَفِيلاً اِنَّ اللهَ يَعْلَمُ مَا تَفْعَلُونَ
“Antlaşma yaptığınız zaman, Allah’a karşı verdiğiniz sözü yerine getirin. Allah’ı kendinize kefil kılarak pekiştirdikten sonra yeminlerinizi bozmayın. Şüphesiz Allah yaptıklarınızı bilir.” (Nahl,16/ 91)
 
         İbni Abbas ra demiştir ki: Ahdine kim vefasızlık edip bozarsa,  Allah cc mutlaka ona bir düşman musallat eder.” (Muvatta, Cihad 12)
 
وَلاَ تَكُونُوا كَالَّتِى نَقَضَتْ غَزْلَهَا مِنْ بَعْدِ قُوَّةٍ اَنْكَاثًا تَتَّخِذُونَ اَيْمَانَكُمْ دَخَلاً بَيْنَكُمْ اَنْ تَكُونَ اُمَّةٌ هِىَ اَرْبَى مِنْ اُمَّةٍ اِنَّمَا يَبْلُوكُمُ اللهُ بِهِ وَلَيُبَيِّنَنَّ لَكُمْ يَوْمَ الْقِيَمَةِ مَا كُنْتُمْ فِيهِ تَخْتَلِفُونَ
“Bir topluluk diğer bir topluluktan daha (güçlü ve) çoktur diye yeminlerinizi aranızda bir hile ve fesat sebebi yaparak, ipliğini iyice eğirip büktükten sonra (tekrar) çözüp bozan kadın gibi olmayın. Allah bununla sizi ancak imtihan eder. Hakkında ayrılığa düştüğünüz şeyleri kıyamet günü size elbette açıklayacaktır.“ (Nahl,16/ 92 )
 
Ayeti Kerimeden de anlaşılacağı üzere, antlaşma yapan taraflar arasındaki güç dengesi ne olursa olsun, temel ahlâkî ilke, verilen sözün mutlaka yerine getirilmesidir. Kendinden güçlü olana verilen sözü yerine getirip, zayıf olana verilen söze riayet etmemek, ahlaksızca bir tutumdur.  Bu ilke, aynı zamanda bireysel ilişkilerde büyük-küçük arasında da dikkat edilmesi gereken temel ve ahlâkî bir düzenleyici ilkedir.  Ayrıca, verilen söz ve yapılan antlaşmalara riâyet hususunda Allah kefil tutulmuş olduğundan, antlaşmanın gereğini yerine getirmemek Allah’a karşı işlenmiş büyük bir suçtur.  Kısaca, yukarıdaki âyetlere topluca baktığımızda, Allah’a olan inancından dolayı kişinin, toplumsal ilişkilerindeki ahlâkî ve manevî sorumluluklarına işaret edilmektedir. Aynı zamanda insanların birbiriyle yaptıkları bütün sözleşmelere, iş ve işlemlere Allah’ın cc şahit olduğu, Allah’ın cc şahit olduğu iş ve işlemlerde de dürüst olunması gerektiği üzerinde durulmuştur. Sonuç olarak ayetler, Müslümanın hayatın her anını ihsan içerisinde yaşamasının gerekliliğini vurgular. Çünkü Allah gören ve gözetleyen bir gün hesaba çekecek olan Kudret’tir.
 
Hz Peygamber de verilen sözün önemi üzerinde titizlikle durmuş ve sözde durmayı ve antlaşmalara riâyeti imanın bir gereği ve dinî bir görev saymıştır. Bu konuda Hz Peygamber şöyle buyurmuşlardır:
“Emanete riâyeti olmayanın imanı yoktur, sözünde durmayanın da dini yoktur.” [1]
 
Kur’an’da, verilen sözün yerine getirilmemesi Allah katında en çirkin davranışlardan biri hatta önde geleni olarak takdim edilmektedir:
يَآاَيُّهَا الَّذِينَ اَمَنُوا لِمَ تَقُولُونَ مَا لاَ تَفْعَلُونَ كَبُرَ مَقْتًا عِنْدَ اللهِ اَنْ تَقُولُوا مَا لاَ تَفْعَلُونَ
“Ey iman edenler! Yapmayacağınız şeyleri niçin söylüyorsunuz? Yapmayacağınız şeyleri söylemeniz, Allah katında büyük gazap gerektiren bir iştir.” (Saf,61/ 2-3 )
 
İşte bundan dolayı güç takat yetmeyecek şeyler için söz verilmemesi, Allah adına verilen ahdin de bozulmaması istenmiştir.
 
Müslüman’ın sözü senettir.  Aleyhine de olsa verdiği sözü yerine getirir. Sözden caymanın münafıklık alameti olduğunu bilen Müslüman verdiği sözden caymaz. 
 
 Amr İbni'l-As ra’den Peygamberimiz buyuruyor ki:
قَالَ رَسُولُ اللّهِ: أرْبَعٌ  مَنْ كُنَّ فيهِ كَانَ مُنَافِقاً خَالِصاً. وَمَنْ كَانَتْ فِيهِ خَصْلَةٌ مِنْهُنَّ كَانَتْ فِيهِ خَصْلَةٌ مِنَ النِّفَاقِ حَتّى يَدَعَهَا: إذَا أُؤْتِمِنَ خَانَ، وَإذَا حَدّثَ كَذَبَ، وإذَا عَاهَدَ غَدَرَ، وَإذَا خَاصَمَ فَجَرَ
"Dört haslet vardır; kimde bu hasletler bulunursa o kimse halis münafıktır. Kimde de bunlardan biri bulunursa, onu bırakıncaya kadar kendinde nifaktan bir alamet var demektir:
Emanet edilince hıyanet eder,
Konuşunca yalan söyler,
Söz verince sözünde durmaz,
Husumet edince haddi aşar." [2]
 
Aziz Müslümanlar!
 
Yüce Allah cc, Müminun Suresinde, Mü’minlerin vasıflarını anlatırken şöyle buyurmuştur:
وَالَّذِينَ هُمْ لاَمَانَاتِهِمْ وَعَهْدِهِمْ رَاعُونَ
“O (Müminler), emanetlerine ve verdikleri sözlere riâyet ederler.” (Mü’minun, 23/8)
 
 İnsan Suresinde de;
يُوفُونَ بِالنَّذْرِ وَيَخَافُونَ يَوْمًا كَانَ شَرُّهُ مُسْتَطِيرًا
“O kullar adaklarını yerine getirirler. Kötülüğü her yanı kuşatmış bir günden korkarlar.” (İnsan, 76/7)
 
Ey Allah Rasülüne sav Sevgi Besleyen Müslümanlar! 
 
Şu uyarıya bir kulak verelim:
         “Bir kişi geri vermemek niyeti ile borç alsa veya bedelini ödememek niyeti ile mal satın alsa ve bu durumda iken ölse, o kişi hain ve hırsızdır.” (Ahmed bin Hambel; taberani)
 
Yüce Mevla’mız cc İsmail as örnek göstererek:
 وَاذْكُرْ فِى الْكِتَابِ اِسْمَعِيلَ اِنَّهُ كَانَ صَادِقَ الْوَعْدِ وَكَانَ رَسُولاً نَبِيًّا
 “Kitap’ta İsmail’i de an. Şüphesiz o sözünde duran bir kimse idi. Bir resul, bir nebi idi.” (Meryem, 19/54)
Rabbinin nezdinde beğenilen İsmail Peygamber as Beğenilme özelliği de sözüne bağlılık.
 
عن عبداللّهِ بن أبى الحمساءَ رَضِيَ اللّهُ عَنه قال: بَايَعْتُ رَسُولَ اللّهِ . بِبَيْعٍ قَبْلَ أنْ يُبْعَثَ، وَبَقِيَتْ لَهُ بَقِيَّةٌ، فَوَعَدْتُهُ أنْ آتِيَهُ بِهَا في مَكَانِهِ، فَنَسِيتُ ثُمَّ ذَكَرْتُ بَعْدَ ثَثٍ، فَجِئْتُ فَإذَا هُوَ فِي مَكَانِهِ، فَقَالَ: يَا فَتَى لَقَدْ شَقَقْتَ عَلَيَّ أنَا ههُنَا مُنْذُ ثَثٍ أنْتَظِرُكَ
 “Abdullah İbnu Ebi'l-Hamsa ra anlatıyor: "Rasulullah sav'a daha bi'set (peygamberlik) gelmezden önce bir şey satın almıştım. O alışverişten ona hâlâ bir miktar (borç) bakiyesi kalmıştı. Ben o kalanı, kendisine vermeyi vadettim. (borcumu ödeyeceğim yeri de ona söyledim.) Ama bunu unuttum. Üç gün geçtikten sonra hatırladım, geldiğimde o hâlâ (sözleştiğimiz) yerindeydi."Ey genç bana meşakkat verdin, ben üç gündür burada seni bekliyorum!" buyurdular."[3]
 
 Efendimizin Hayatından Vefa Örnekleri:
 
 Vefakar Müminler!
 
 Her konuda olduğu gibi, ahde vefada da tüm insanlık için örnek olan Peygamberimizin hayatından birkaç örnek sunalım, bivefa ruhlarımıza.
 
ÖRNEK OLAY
Ebu Cendel Hadisesi:
 
Hicretin 6.  yılında (M 628) Allah Resulü sav ile bin dört yüz civarında ashabı, Umre yapmak maksadıyla, yola çıkmışlardı.  Muharebe ve mücadele yapmayı düşünmedikleri için yanlarında sadece basit birer kılıçları vardı.  Müslümanlar ihramlarına bürünmüş halde Hudeybiye’ye kadar gelmişlerdi.  Müşrikler, Müslümanları Mekke’ye sokmamak için diretmişler, velhasıl burada Mekkeli Müşriklerle Medineli Müslümanlar arasında Hudeybiye antlaşması yapılmıştı.
 
Bu antlaşma maddelerinden biri de: 
"Medine’deki Müslümanlardan Mekke’ye iltica edenler Müslümanlara iade edilmeyecek, fakat Mekke’den Medine’ye velev Müslüman dahi olsalar iltica edenler, istendiği takdirde geri verileceklerdi.”
 
  Musalaha şartları yazılmış ancak imzalanmamıştı ki, tam bu sırada oraya Süheyl'in oğlu Cendel geldi.17-18 yaşlarında bir genç… daha yeni Müslüman olmuş, fakat babası Süheyl ona en büyük darbeyi vurmuş, hapse atmış, ellerine ayaklarına zincir vurmuş, elleri ayakları bağlı genç, yatmış olduğu hapishaneden bin bir güçlükle kurtulup, kanlar içinde ve ayağındaki zincirlerle perişan bir halde Müslümanların yanına gelmiş, Efendimiz sav’e “beni kurtar” diyordu. Bu hal ve haykırış, Müslümanların bağrına saplanan en ağır hançerin acısından daha acı gelmişti.
Süheyl “Anlaşmamız gereği bana ilk vereceğin kişi de budur” diyordu.
 
Efendimiz Biz, sulh anlaşmasını henüz imzalamış değiliz.” buyurduğunda, Süheyl vazgeçmiyor, "Vallahi bende seninle hiçbir madde üzerinde sulh olmam." diyerek diretiyordu.  Allah Rasûlü ne sav kadar ısrar ettiyse de  Süheyl inadından vazgeçmemişti.
 Ebu Cendel “Ya Rasülallah! Ey Müslümanlar! Siz beni, bana eziyet etsinler, işkenceye uğratsınlar diye mi, bunlara teslim ediyorsunuz? Siz benim eziyet çekmeme rıza mı gösteriyorsunuz[4] diye feryat ediyordu. Fakat nafile.
 
Peygamber Efendimiz sav, babası tarafından alınan Ebu Cendel’e: “Biraz daha sabret. Biraz daha maruz kaldıklarına göğüs ger! Bunların ecrini mükafatını Allahtan dile! … Muhakkak ki Allah cc senin ve senin gibi olan Müslümanlar için bir ferahlık, bir çıkar yol halkedecektir.” diyerek teselli verdi ve ardından da: “Onlara vermiş olduğumuz söze vefasızlık edemeyiz.” [5] buyurdular.
 
Hz. Ömer’in şiddetli itirazlarına Efendimiz sav: “Biz bu iş hakkında onlarla anlaşma yapmış bulunuyoruz. Dinimizde ahde vefasızlık yoktur!” [6] buyurarak, acı da olsa AHDE VEFA ve AKDE VEFA’nın örneğini bütün insanlığa gösteriyordu. [7]
 
Kıymetli Müminler!
 
Vefa dostun dosta muhabbeti ona olan gönül bağıdır. Dostluğunu daim kılmak isteyenler vefakâr ve cefakâr olmayı da göze almalıdırlar.
 
Bir defasında Habeş Hükümdarı Necaşi’nin Elçileri Hazret-i Peygamberin huzuruna gelmişti. Efendimiz sav bizzat kendisi onlara hizmet etmiş, Ashab’dan bazıları: “Ya Rasulallah! Biz hizmet edelim” dediklerinde;
Efendimiz sav:
Bunlar, Habeşistan’a hicret etmiş olan ashabıma yer göstermişler ve ikram etmişlerdi. Şimdi ben de bunlara hizmet etmek isterim.” cevabı vermişti.
 
 Necâşî, Hicretin yedinci yılında Hakk'ın rahmetine kavuştu. Aynı anda Cenab-ı Hakk'ın inayetiyle haberi alan Peygamber Efendimiz sav sahabelerine vefat haberini “Bugün salih bir kardeş vefat etti.” diyerek üzüntüsünü dile getirmiş ve gıyabi cenaze namazını kıldırmıştı. Yaklaşık bir hafta sonra da Peygamber Efendimizi tasdik eden ve vefatı doğrulayan haber Habeşistan'dan gelmişti.
 
ÖRNEK OLAY
Peygamber Efendimiz Sav’in, Hz. Hatice Annemize Olan Vefasına Örnek:
 
 Efendimizden bir başka vefa örneği: Havle binti Tüveyt rah.
Havle binti Tüveyt rah mü’minlerin annesi Hazreti Hatice rah’nın yakın arkadaşı... Rasûlullah sav Efendimizin saygı gösterdiği, kendisi için ayağa kalktığı bir hanım sahâbî...
O, Mekke’li olup Tüveyt İbni Habib’in kızıdır. Mekke’nin ileri gelen hanımlarından Hatice binti Huveylid ile arkadaş idi. Peygamber hanesine yakınlığı dolayısıyla son dinin geldiğini ve Allah Rasûlü’nün peygamberliğini birçok kimseden önce duymuştu.
Havle binti Tüveyt, Hz. Hatice annemizin sık görüştüğü bir arkadaşıydı. Ona karşı gönlünde samimi bir muhabbet vardı. Onun dürüstlüğüne hayrandı. Akıllı ve zeki bir hanım olarak o, Hz. Hatice rah’nın fikir ve düşüncelerine çok değer verirdi. Zira onun görüşlerinin doğruluğunda şüphesi yoktu. Onun sözünde sâdık olduğunu ve muhtaç kimselere yardım ettiğini bizzat yaşayarak görmüştü. Bu sebebten Hz. Hatice rah’ya karşı özel bir gönül bağı vardı.
Hz. Hatice rah annemiz Havle binti Tüveyt ‘in samimi ve yakın arkadaşlığını fırsat bilerek İslâm’ı ona anlattı. O da tereddüt etmeden kabul etti. İslâm’a ilk girenlerle birlikte müslüman oldu.
Havle rah arkadaşı Hz. Hatice rah’nın İslâm’ı tebliğ konusunda Rasûlullah sav efendimize verdiği desteği yakînen görüyordu. Onu davasında yalnız bırakmadığına ve canıyla, malıyla hizmet ettiğine bizzat şâhit oluyordu. Kendisi de gücü nisbetinde bir şeyler yapmaya çalışıyordu. İslâm’ın ilk yılları zor ve çetin geçmekteydi. Buna rağmen hiçbir mü’min Allah ve Rasûlü dâvasından vaz geçmemekteydi.
Havle binti Tüveyt rah Allah’a ve Resûlüne tam teslim olmuş bir hanımdı. Onun imânî heyecanını bilen İki Cihan Güneşi efendimiz Havle rah’ya hürmet ederdi. Bilhassa Hz. Hatice rah annemizin vefâtından sonra zaman zaman onu ziyaret ederdi. Zevcesi Hatice’nin hâtırâsı olarak ona izzet ve ikramda bulunurdu. Resûl-i Ekrem sav efendimizin bu vefâkârlığını Hz. Aişe rah annemiz şöyle anlatıyor:
Birgün Havle rah bize geldi. Onun geldiğini gören Allah Resûlü sav ayağa kalktı. Hoş geldin! Nasılsın?”  diyerek Havle rah’nın hal ve hatırını sordu. Ben bunu garipsedim. Kendi kendime; bu kadının içeri girmesiyle niçin ayağa kalktı? Buna gerek varmıydı dedim. Rasûlullah sav:
“ – Ya Rasûlallah! Onun için ayağa kalkıp karşılamana gerek varmıydı?” diye sordum. Bunun üzerine Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurdu: 
“Bu kadın Hatice zamanında bize ziyarete gelirdi. Onun arkadaşıydı. Güzel arkadaşlık imandandır.” diye cevap verdi.
 
İki Cihan Güneşi efendimiz emsalsiz, örnek bir şahsiyetti. Her konuda mü’minlere rehberlik ederdi. Vefâ konusunda da tekti. Hz. Hatice annemizin hâtırası olarak Havle rah’ya hürmet edip ayağa kalkması onun derin vefâkarlık örneğiydi. [8]
 
BİR BAŞKA ÖRNEK:
 
                Bedir Savaşı bitmiş, savaş İslamın zaferi ile sonuçlanmıştı. Rahmet Peygamberi Efendimiz sav esirler hakkında ashabıyla istişâre yapmış, onların fidye karşılığında bırakılmalarına karar vermişlerdi. Efendimizin damadı Ebü'l-Âs'da esirler arasındaydı. Hanımı Zeyneb'ten fidye için para istedi. O da bir miktar para ile birlikte evlenirken annesi Hz. Hatice rah'nın taktığı gerdanlığı gönderdi. Ebü'l-Âs özgürlük fidyesini Rasûlullah sav'e getirdi. Fahr-i Kâinat sav Efendimiz gerdanlığı görünce tanıdı ve çok hüzünlendi, mahzun oldu. Hüznünü anlayan Ashâb-ı Kiram: "Ya Rasûlallah! Sizi böylesine üzen nedir?"diye sordu.
Efendimiz sav de: 
"Bu kolyeyi Hatice kendi eliyle Zeynep'in boynuna takmıştı... Eğer uygun görürseniz bunu sahibine iâde edelim!" buyurdular. Ashâb-ı Kiram da: "Derhal Yâ Rasûlallah! Yeter ki siz üzülmeyin..." dediler.
 
Ebü'l-Âs esirlikten kurtuldu. Kolye ve parası da kendisine iâde edilmişti. Efendimiz sav O’ndan Mekke'ye vardığında, Zeynep rah’yı serbest bırakıp, Medineye göndermesini talep etmişti. Zira Ayet-i Celîle gelmişti.
  فَإِنْ عَلِمْتُمُوهُنَّ مُؤْمِنَاتٍ فَلَا تَرْجِعُوهُنَّ إِلَى الْكُفَّارِ لَا هُنَّ حِلٌّ لَّهُمْ وَلَا هُمْ يَحِلُّونَ لَهُنَّ
" … Eğer siz de onların inanmış kadınlar olduklarını öğrenirseniz onları kâfirlere geri göndermeyin. Bu (İnanmış Kadınlar) onlara helâl değildir. Onlar da bu (Kafir Erkeklere) helâl olmazlar…"(Mümtehine, 60/10)
 
Ebü'l-Âs mert ve dürüstlüğüyle tanınırdı. Zeyneb'ini rah de çok sevmesine rağmen, O’nu boşadı ve Medine’ye gönderip, verdiği sözü yerine getirirdi. Onun bu davranışından memnun kalan Rasûlullah sav: "Ebü'l-Âs bana doğru söyledi ve sözünü tuttu." diye kendisini takdir etmiştir. Hz. Zeynep eşinin Müslüman olması için çok dua etti. Hicretin yedinci senesinde Ebu-l As Medine’ye geldi ve Müslüman oldu.
 
Süt annesi Halime’ye, Süveybe’ye olan ikramı, Mekkede işkencenin en çetinlerine maruz kalan Bilal b Rebah’a olan vefası da bizler için ayrı birer örnektir. (Medine’de Hz. Bilal’in müezzinliğinden şikayet eden Ashaptan bazıları, onu, ezanı vaktinde okuyamadığı veya sesinin güzel olmadığından dolayı Müezzinlikten almasını rica etmişlerdi. Efendimiz de, Hz. Bilal’in Mekke çöllerinde “Allah’ü Ekber, Allahü Ahad” dediğini onlara hatırlatmış ve Bilal ezan okumaya devam etmişti.
 
Efendimizden öğrendiğimiz bu ve buna benzer Vefakârlık örnekleri, bizler ve insanlık için birer hayat düsturudur.
 
Efendimiz sav insanların dışında da kendisi ve İslam için önemi olan şeylere de Vefalı idi.
 
Doğup büyüdüğü Mekke’ye, Hicret ettiğinde kendisine ve ashabına bağrını açan Medine’ye, İslam’ın ilk Mescidi olan Kuba’ya, Baki Mezarlığına, Orada medfun bulunan Ashabına, İslam Tarihine iz bırakan Uhud’a, (ki Onun için “Biz Uhud’u severiz Uhud da bizi sever” diyerek, oraya verdiği kıymetini izhar etmiştir.) olan vefasını hala canlı canlı seyrediyor gibiyiz.
 
Peygamberimiz Hz. Ali’nin dediği gibi “İnsanların en doğru sözlüsü ve ahdine en vefalısı idi.”
 
Enes ra şöyle demiştir: Amcam Enes ibn Nadrra Bedir savaşına katılmamıştı. Bundan dolayı:
Ey Allah’ın Rasûl’ü müşriklerle yaptığın ilk savaşta bulunamadım. Eğer Allah beni müşriklerle yapılacak bir savaşta bulundurursa neler yapacağımı Allah elbette görecektir.” diyordu.
 
Uhud savaşında müslüman safları bozulunca arkadaşlarını kasdederek: 
“Ya Rabbi bunların yaptıklarından dolayı beni mazur görmeni dilerim”,  
Müşrikleri kasdederek: Bunların yaptıklarından da uzak olduğumu sana arzederim” deyip ilerledi.
Sa’dibn Muâz ile karşılaştı ve: Ey Sa’d istediğim cennettir. Kâbe’nin Rabbine yemin ederim ki, cennetin kokusunu Uhutta buluyorum.” dedi.
Sa’d olayı anlatırken: “Ben O’nun yaptığını yapamadım ey Allah’ın Rasûl’ü” dedi.
Enes ra şöyle devam etti: 
“Amcamı şehid edilmiş olarak bulduk, vücudunda seksenden fazla kılıç, süngü ve ok yarası vardı. Müşrikler tarafından burnu, kulakları kesilmek suretiyle müsle yapılmış vaziyette idi. Onu kimse tanıyamadı, sadece kız kardeşi parmak uçlarından tanıdı.” 
Enes ra dedi ki: 
“Biz şu ayetin amcam ve benzerleri hakkında indiğini düşünmekteyiz.
مِنَ الْمُؤْمِنِينَ رِجَالٌ صَدَقُوا مَا عَاهَدُوا اللَّهَ عَلَيْهِ 
“Mü’minler içinde Allah’a verdikleri sözde sadakat gösteren nice erler var. İşte onların kimi adağını ödedi, kimi de (bunu) bekliyor. Onlar hiçbir suretle (ahidlerini) değiştirmediler.” (Ahzâb 23).[9]

Selam olsun ahdine Vefa gösterebilen Takva ehline,
 
Ve selam olsun, Rabbi ile yaptığı Ahdine Vefalı kalanlara
 
Velhamdülillahi Rabbilalemin.
 
YAŞAR KAPKARA
VEZİRKÖPRÜ CEZAEVİ VAİZİ
ARALIK 2014


DİPNOTLAR:
[1]Ahmedb  Hanbel, Müsned, III, 135, 154, 210, 251
[2] Buharî, İman 24, Mezalim 17, Cizye 17; Müslim, İman 106, (58); Ebu Davud, Sünnet 16, (4688); Tirmizî, İman 14, (2634); Nesâî, İman 20, (8, 116)
[3]  Ebu Davud, Edeb 90, (4996)
[4]İbniHişam, Sire C. III, s. 333; Taberi, Tarih C. III, s. 79
[5]İbniHişam, age, C. III, s. 333
[6]Belazuri, Megazi, C.II, s. 609
[7] Kainatın Efendisi Peygamberimizin Hayatı, Salih Suruç, Medine devri, s. 320-323, Yeni Asya yay. Aralık 1995 İstanbul.
[8] Mustafa Eriş, Altınoluk Dergisi, 2007 - Nisan, Sayı: 254, Sayfa: 060
[9]  Buhârî, Cihad 12; Müslim, İmâra 148

06 Mayıs 2020
Test

Form Gönderimi

Tamam

WhatsApp
Copyright © Sofa İç Mimarlık 2026 | Her Hakkı Saklıdır. ÜCRETSİZ KEŞİF 0312 000 00 00 WHATSAPP HATTI