Allaha İman

ALLAH'I TANIMAK VE ONA İMAN ETMEK
Allah'ı Tanımak Ve Ona İman Etmek
اَلْحَمْدُ للهِ الْوَاحِدِ الْقَهَّارِ، اَلْعَزِيْزِ الْغَفَّارِ
للَّهُمَّ صَلِّ عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ الْمُخْتَارِ * وعلى اله واصحابه الاطهار *
وعلى جميع الانبياء والمرسلين الابرار

Kıymetli Müminler!

Bugün sizlerle “Allah'a İman” mevzusunu Âyeti Kerimeler ışığında, Peygamber Efendimiz sav ve Ashabı Kiramın hayatlarından örnekler vererek açıklamaya çalışacağız.
Rabbim bizleri makbül bir iman ile müşerref eyleyip, amel-i salih ile muttakiler derecesine ref eylesin. Âmin!

Öncelikle “İman” kelimesi ve irtibatlı kelime ve kavramları kısa da olsa açıklayalım.

İman / İtikad
İman: “Güven içinde bulunmak, korkusuz olmak” gibi anlamlara gelen emn (emân) kökünden türemiştir.
İman: “Güven duygusu içinde tasdik etmek, inanmak”,
İman: “Allah’tan alıp din adına tebliğ ettiği kesinlik kazanan hususlarda peygamberleri tasdik etmek ve onlara inanmak” diye tanımlanır.
İtikad: “Sağlamlaştırmak, kesin karar vermek, tasdik etmek” mânasındaki akd kökünden türemiştir.

Bu inanca sahip bulunan kimseye Mü’min, inancının gereğini tam bir teslimiyetle yerine getiren kişiye de Müslim denir.
Kardeşler!

İman İ’tikad’ı, İ’tikad İ’timad!ı gerektirir.
Yani Allah’a İ’timadı olmayanın İmanı da yoktur. Her Müslüman/Mümin bu gerçeği çok iyi bilmelidir. İmanı Bereketli bir ağaca benzettiğimizde de şöyle bir görüntü ile karşılaşırız:
İmanın,
Kökleri Marifet
Gövdesi Tasdik
Dalları İkrar
Meyvesi Ameldir.

Rabbimiz Teâla İmanı şöyle açıklar:

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ آمِنُواْ بِاللّهِ وَرَسُولِهِ وَالْكِتَابِ الَّذِي نَزَّلَ عَلَى رَسُولِهِ وَالْكِتَابِ الَّذِيَ أَنزَلَ مِن قَبْلُ وَمَن يَكْفُرْ بِاللّهِ وَمَلاَئِكَتِهِ وَكُتُبِهِ وَرُسُلِهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ فَقَدْ ضَلَّ ضَلاَلاً بَعِيدًا
“Ey iman edenler! Allah’a, Rasûlü’ne, indirdiği Kitab (Kur’an)’a ve daha önce indirdiği kitap(ların asılların)a (gereği gibi sebatla) iman edin. Kim Allah’ı, Meleklerini, Kitaplarını, Rasûllerini ve Âhiret Gününü (birini bile) inkâr ederse muhakkak ki o, derin bir sapıklığa düşmüş (imandan çıkmış) olur.”

“Ey İman Edenler! İman Edin”Çağrısı ne Demektir?

1.İman ettiğiniz değerlere, şüphe etmeden, tam olarak iman edin.
2.İman hakikatlerini iyice öğrenin ve içselleştirin.
3.İmanlarınızı taklidi imandan tahkiki imana yükseltin.

Kardeşler!

Burada İmanın Şartlarını bir kere daha hatırlayacak olursak:

1-Allaha İman (İsim, Sıfat ve Fiillerinde Tek’dir.)
2-Meleklerine İman (Sadece İbadet ederler)
3-Kitaplarına İman (Özelde Kuran-ı Kerim)
4-Peygamberlerine İman(Özelde Hz. Muhammed as’a İman)
5-Âhiret Gününe İman(Ölümden sonraki Cehennem/Cennet)
6-Kadere İman (Hayır da Şer de Allah’ın İzni ile olur.)

İmanın bu 6 Şartının ilki olan Allaha İman konusuna Efendimiz sav’in bir Hadis-i Şerifini hatırlatarak geçebiliriz.

Ebu Amr (veya Ebu Amre) Süfyan İbni Abdullah ra şöyle dedi:
قُلْتُ : يا رسول اللَّهِ قُلْ لِي في الإِسلامِ قَولاً لا أَسْأَلُ عنْه أَحداً غيْركَ
« قُلْ : آمَنْت باللَّهِ: ثُمَّ اسْتَقِمْ »
-“Ya Rasulallah! Bana İslam’ı öylesine anlat ki, onu bir daha senden başkasına sormaya ihtiyaç hissetmeyeyim, dedim.
Rasulullah as:
“Allah’a inandım de sonra da dosdoğru ol!”buyurdu.

Yani İslam’ın özeti bu iki kelimedir.
Allaha İman ve İstikamet.

ÖRNEK OLAY
Birinci Akabe Bîatı / Bi'setin 12. senesi (Miladî: 621)

Bi'set’in 11. yılında Akabe mevkiinde İslâmiyetle şereflenen Esad bin Zürare Liderliğindeki 6 Medineli Genç, bir sene sonra aynı yerde buluşacaklarına dair Rasûl-i Ekrem Efendimize as söz vermişlerdi.

İlk görüşmelerinin üzerinden bir sene geçip, hac mevsimi gelince, içlerinde bir sene önce İslâmla şereflenmiş bulunan altı kişinin de bulunduğu 12 kişilik bir kafile Mekke'ye doğru yola çıktı.

Akabe denen küçük ve dar vadide, bir gece vakti gizlice Rasûl-i Ekremle buluşarak görüştüler.

Bu görüşme sonunda şu hususlarda Rasûlullah’a bîat ettiler:

1.Allah'a hiçbir şeyi eş ve ortak koşmamak,
2.Hırsızlık yapmamak,
3.Zina etmemek,
4.Çocuklarını öldürmemek,
5.Kimseye iftirâ etmemek,
6.Hiçbir hayırlı işe karşı çıkmamak.

Bu bîattan sonra Peygamber Efendimiz sav, kendilerine hitaben şöyle konuştu:

"Sizden, verdiği sözde duranın ücret ve mükâfatını Allah, tekeffül etmiş, onlara Cenneti hazırlamıştır.
Kim insanlık icâbı, bunlardan birini işler de ondan dolayı dünyada cezaya uğratılırsa, bu ona kefaret olur.
Kim de yine bunlardan, insanlık haliyle birini irtikab eder de işlediği o şeyi Allah açığa vurmazsa, onun işi Allah'a kalır. Dilerse onu bağışlar, dilerse azaba uğratır."

Kardeşler!

Abdullah ibni Revaha ra arkadaşlarını; تعال نؤمن ساعة “taal nu’minü saaten, gelin bir saat iman edelim.” diye hitap ederek, çağırırdı.
Abdullah ibni Revaha ra bu sözü söylediğinde sahabeden bazıları, “Abdullah bu ne bişim bir söz?,” diyorlardı.
O da “Sizi iman etmeye çağırıyorum”, deyince, Onun bu sözüne itiraz edip kızıyorlar ve Rasülullah’a sav gidip, onu şikayet ediyorlardı.

Efendimiz sav bu sözü duyunca:
-“Abdullah sizi çok güzel bir şeye çağırıyor. Gidin! Oturun! ve imanlarınızı takviye edin”,diyordu.

Kıymetli Kardeşlerim!

Bugün Müminlerin en çok kullandığı kelimelerden birisi “ALLAH” lafzıdır. En az tanıdıkları şey de ALLAH’dır. Aşağıda bu lafızlardan birkaç tanesini hatırlama babından yazdık.

Acaba, kullandığımız bu lafızların manalarını ne kadar biliyor, icaplarını ne kadar yerine getirebiliyoruz?

´Allâhü Ekber
´Allah Vekil
´Bêrakellah
´Bi-iznillâh
´Cündüllah
´El-hamdü lillâh
´Emrullah
´Estağfirullah
´Evliyaullah
´Eûzübillâh, Neûzü billâh
´Fe-sübhânallah
´Fi emenillah
´Fî sebîlillâh
´Hablullah
´Hafazanallah
´Hasbünallah
´Hizbullah
´Hubbullah
´Hududullah
´Hukukullah
´Hükmüllah
´İnşâallah, Mâşâallah
´Maazallah
´Seyfullah
´Tevekkeltü Alellah
´Vallahi- Billâhi-Tallâhi
…………
Kıymetli Gençler!

“Allah” deyince Bir Müminin Aklına Gelmesi Gereken İlk Hakikatler Nelerdir?

1.BirlikTevhid Allah’ın İsim, Zât, Sıfat ve Fiillerinde Tekliği
2.BüyüklükAllahü Ekber
3.BütünlükSübhanallah, Kemalat
4.BenzersizO Hiçbir Şeye, Hiçbir Şey De Ona Benzemez
5.BâkiEzel – Ebed, Lem Yelid Ve Lem Yûled
6.El Mü’minGüvenen, Güven Veren
7.ElkâdirGüçlü, Takdir Eden, Hesap ve Düzen Sahibi
8.Ettevvêb Tevbeleri Kabul Eden, Rahmet Kapısını Açık Tutan

Müminin aklına gelen bu Hakikatler, akılla ilmi kıvama gelince, Müminin kalbine de nüfuz eder. Kişi imanın tadını alıp, sarsılmaz, kavi bir imana sahip olur. Yoksa dilde ve dudakta kalmış bir iman, sahibini uzun soluklu taşıyamayacaktır.

Kıymetli Gençler!

İman kavî olmayınca, şeytanların vesveseleri altında eziliyoruz.

´Mirasta neden kadın erkek arasında ½ taksimat var?
´Neden şahitlikte 2 kadın 1erkeğe denk?
´Neden kadının boşama hakkı yok da, erkeğin var?
´Neden Faiz haram?
´Neden hep Müslümanlar dünyanın kötü örneklerinden?
´Neden Müslümanların Teknolojisi yok?
´Neden Müslüman ülkelerde özgürlük ve adalet yok?
´Neden? Neden? Neden?

İmanın Tadı Nedir?

İmanın Tadı (Halêvetül Îman) alınmayınca bu soruların cevabını vermekte zorlanıp, eziliyoruz.

Enes İbni Mâlik ra'den rivayet edildiğine göre,
Peygamber sav şöyle buyurdu:
"Üç özellik vardır; bunlar kimde bulunursa o, imanın tadını alır:
-Allah ve Rasûlünü, herkesden ve herşeyden daha fazla sevmek.
-Sevdiğini Allah için sevmek.
-Allah kendisini küfür bataklığından kurtardıktan sonra tekrar küfre dönmeyi, ateşe atılmak gibi çirkin ve tehlikeli görmek."

Bir başka Hadisi Şerifte:
"Allah'ı rab, İslâm'ı din, Muhammed'i peygamber olarak benimseyip onlardan râzı olan kimse imanın tadını tatmıştır."

Rasülullah sav 23 yıl boyunca insanlardan sadece bir tek şey istemişti.

Neydi o bir tek şey?
‏ ‏حَدَّثَنَا ‏ ‏أَبُو النَّضْرِ ‏ ‏حَدَّثَنَا ‏ ‏شَيْبَانُ ‏ ‏عَنْ ‏ ‏أَشْعَثَ ‏ ‏قَالَ وَحَدَّثَنِي ‏ ‏شَيْخٌ ‏ ‏مِنْ ‏ ‏بَنِي مَالِكِ بْنِ كِنَانَةَ ‏ ‏قَالَ ‏ ‏رَأَيْتُ رَسُولَ اللَّهِ ‏ ‏صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ ‏ ‏بِسُوقِ ‏ ‏ذِي الْمَجَازِ ‏ ‏يَتَخَلَّلُهَا يَقُولُ يَا أَيُّهَا النَّاسُ قُولُوا لَا إِلَهَ إِلَّا اللَّهُ تُفْلِحُوا قَالَ ‏ ‏وَأَبُو جَهْلٍ ‏ ‏يَحْثِي ‏ ‏عَلَيْهِ التُّرَابَ وَيَقُولُ يَا أَيُّهَا النَّاسُ لَا يَغُرَّنَّكُمْ هَذَا عَنْ دِينِكُمْ فَإِنَّمَا يُرِيدُ لِتَتْرُكُوا آلِهَتَكُمْ وَلِتَتْرُكُوا اللَّاتَ وَالْعُزَّى قَالَ وَمَا يَلْتَفِتُ إِلَيْهِ رَسُولُ اللَّهِ ‏ ‏صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ
Benî Malik b. Kinane’den ra, bir adam anlatıyor:
“Peygamber sav Zü’l-Mecaz Panayırı’nda şöyle diyerek dolaşıyordu:
-“Ey insanlar! Lâ ilâhe illallah deyin, kurtuluşa erin!
Diğer taraftan Ebû Cehil de O’nun yüzüne toprak saçarak:
Ey insanlar! Bu adam sakın sizi dininizden etmesin. Sizden dininizi terk etmenizi, Lât ve Uzza’yı terk etmenizi istiyor, derken, Rasûlullah sav ise ona hiç aldırmıyor (insanları islama davet etmeye devam ediyor)du.”

Aziz Müminler!

İslam Toplumunda Yaşayan İnsanlarda İki Çeşit İman Vardır

A) İhlas ile Temellendirilen İman Mü’minin İmanı;
a)Taklidi İman
b)Tahkiki İman

B) Sadece Dil ile Gösterilen İmanMünafığın İmanı

İhlas İle Kalpte Kök Salmış İman

1-Kelime-i Tevhid
لَا اِلَهَ اِلَّا اللهْ مُحَمَّدُ الرَّسُولُ اللهْ

Kelime-i Tevhid İki Bölümden oluşur.
1. BölümAllah’a İman لَا اِلَهَ اِلَّا اللهْ
2. Bölüm Hz. Muhammed as’a İmanمُحَمَّدُ الرَّسُولُ اللهْ

1. BölümAllah’a İman لَا اِلَهَ اِلَّا اللهْ
“Lâ ilâhe illAllâh” ne demektir?
لَا إِلَهَLâ ilâhe (İlah Yoktur) (Negatif)Nefy(Sadece bu söze inanan: Ateistdir.)
إِلَّا اللَّهُ İlle Allâh (Sadece Allah Vardır) (Pozitif)İsbat (Sadece bu söze inanan: Deistdir.)

2. Bölüm Hz. Muhammed as’a İmanمُحَمَّدُ الرَّسُولُ اللهْ
مُحَمَّدُ الرَّسُولُ اللهْ Muhammed as Allah’ın Rasûlüdür.

لَا اِلَهَ اِلَّا اللهْ
مُحَمَّدُ الرَّسُولُ اللهْ
+_______________________
لَا اِلَهَ اِلَّا اللهْ مُحَمَّدُ الرَّسُولُ اللهْ (Tamamına inanan Müslümandır.)

Kıymetli Gençler!

لَا اِلَهَ اِلَّا اللهْ sözünün kısa bir tahlilini yapmakta fayda olacak.

Müslüman “لَا إلَهَ” dediğinde;
İmha Olmadan İnşa Olmaz.
Reddetmeden Kabül Edilmez.
Temizlenmeden Mikroplar Ölmez.
Kazınmadan Cila Sürülmez.
Zarar Def Edilmeden Fayda Celb Edilmez.
Eski Bağ Çözülmeden Yenisi Bağlanmaz.
Sarsılmadan Zemin Sağlamlaşmaz, demiş olur.

Yine Müslüman “إلاَّ اللَّهُ” dediğinde ise;
Allah demek yetmez, sadece Allah
Evet demek yetmez, önce Hayır, sonra Evet demek gerekir.
Allah’a İman etmek yetmez, evvelinde Tağutu İnkar etmek gerekir.
Hakka ittiba etmek yetmez, öncesinde Batılı izale etmek gerekir.
Ben demek yetmez, biz demek gerekir, demiş olur.

Muhterem Müslümanlar!

2-Kelime-i Şehadet
اَشْهَدُ اَنْ لاَ اِلٰهَ اِلاَّ اللّٰهُ وَاَشْهَدُ اَنَّ مُحَمَّدًا عَبْدُهُ وَرَسُولُهُ
“Ben şehadet ederim ki Allahtan başka ilah yoktur. Ve Ben yine şahidlik ederim ki, Hz. Muhammed Allahın Kulu ve Peygamberidir.”

Enes ra’den rivayet edildiğine göre (bir sefer esnâsında)
Resûlullah sav, terkisine aldığı Muâz’a hitâben 3 defa:
أنَّ نَبِيَّ اللهِ صَلَّى اللَّهُ عليه وسلَّمَ، ومُعاذُ بنُ جَبَلٍ رَدِيفُهُ علَى الرَّحْلِ، قالَ: يا مُعاذُ قالَ: لَبَّيْكَ رَسولَ اللهِ وسَعْدَيْكَ، قالَ: يا مُعاذُ قالَ: لَبَّيْكَ رَسولَ اللهِ وسَعْدَيْكَ، قالَ: يا مُعاذُ قالَ: لَبَّيْكَ رَسولَ اللهِ وسَعْدَيْكَ، قالَ: ما مِن عَبْدٍ يَشْهَدُ أنَّ لا إلَهَ إلَّا اللَّهُ، وأنَّ مُحَمَّدًا عَبْدُهُ ورَسولُهُ إلَّا حَرَّمَهُ اللَّهُ علَى النَّارِ، قالَ: يا رَسولَ اللهِ، أفَلا أُخْبِرُ بها الناس فَيَسْتَبْشِرُوا، قالَ: إذًا يَتَّكِلُوا، فأخْبَرَ بها مُعاذُ عِنْدَ مَوْتِهِ تَأَثُّمًا
-“Ey Muâz!”diye seslenmiş, o da her defasında:
- Buyur, ey Allah’ın Rasûlü! emrine âmâdeyim, diye cevap vermiştir.
Bunun üzerine Hz. Peygamber:
-“Kim Allah’dan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in, Allah’ın kulu ve peygamberi olduğuna içinden gelerek şehâdet ederse, Allah onu cehenneme haram kılar”buyurmuştur. Muâz:
-Bu müjdeyi müslümanlara haber vereyim de sevinsinler mi, ey Allah’ın Resûlü? diye izin istemiş;
Peygamber sav de:
-“O zaman onlar buna güvenir (hayırlı işler yapmakta) tembel davranırlar” buyurmuştur.
Muâz (İbni Cebel) böylesi bir bilgiyi gizleme günahından sıyrılmak için onu vefatına yakın bir zamanda haber vermiştir.”

Dil ile Gösterilen İman (Henüz kalpte kök salmamış)

ابن عمر رضي الله عنهما أن النبي صلى الله عليه وسلم قال : ( أُمِرْتُ أَنْ أُقَاتِلَ النَّاسَ حَتَّى يَشْهَدُوا أَنْ لَا إِلَهَ إِلَّا اللَّهُ ، وَأَنَّ مُحَمَّدًا رَسُولُ اللَّهِ ، وَيُقِيمُوا الصَّلَاةَ وَيُؤْتُوا الزَّكَاةَ ، فَإِذَا فَعَلُوا ذَلِكَ عَصَمُوا مِنِّي دِمَاءَهُمْ وَأَمْوَالَهُمْ ، إِلَّا بِحَقِّ الْإِسْلَامِ وَحِسَابُهُمْ عَلَى اللَّهِ
İbni Ömer ra ve Ebu Hureyre ra'den rivayet olunduğuna göre,
Allah Rasûlü sav şöyle buyurdu:
“İnsanlarla; -"Lâ ilâhe illallah, Muhammedün Rasülullah" deyinceye, -namaz kılıncaya, -zekat verinceye kadar savaşmakla emrolundum. Eğer bunları yaparlarsa, Allah Teâlâ'nın (İslamın) hakkı hariç, kanlarını ve mallarını korumuş olurlar. Sonra onların hesabı Allah'a aittir.»

Diğer bir Hadisi Şerifte
“Kim La ilahe illallah’ der ve Allah’tan başka ibadet edilenleri inkar ederse, malı, kanı haram kılınmış olur. Hesabı ise Allah’a bırakılmıştır.” buyrulmaktadır.

Hadisi Şeriflerden Anlamamız Gerekenler!

Yüce Allah müşriklerle, Allah'tan başka hak ilah olmadığına, Muhammed sav'in Allah'ın elçisi olduğuna şahitlik edip, bunun gereği olarak beş vakit namazı hakkıyla kılıp, farz olan zekâtı verinceye kadar savaşmayı emretmektedir. Bu rükünlerle birlikte üzerlerine farz kılınan ibadetleri eda ederlerse canlarını ve mallarını İslam dinini korumasıyla koruma altına almışlardır. Ancak İslam dininin kısas, had ve başka cezalar ile ölüm cezası vermesi müstesnadır.

Kendisine emir olunan bu emirleri yerine getiren mü'min kimse olmuştur.
Bir kimse takiyye yahut can ve malı için endişe duyduğundan dolayı bu emirleri yerine getirirse münafık olmuştur. Zira yüce Allah o kimsenin gizlediği her şeyi bilir ve hesaba çekecektir.

Kıymetli Gençler!

Yüce Rabbimiz Kur'an'ı Mübininde;
“Allah'a iman edin”
“Allah'a itaat edin”,
“Rabbinize ibadet edin.”….., gibi emirleriyle insanları emirlerine itaata ve kendisine kulluğa çağırmaktadır.

وَمَٓا اَرْسَلْنَا مِنْ قَبْلِكَ مِنْ رَسُولٍ اِلَّا نُوح۪ٓي اِلَيْهِ اَنَّهُ لَٓا اِلٰهَ اِلَّٓا اَنَا۬ فَاعْبُدُونِ
“Senden önce gönderdiğimiz her peygambere: Benden başka ilah yoktur, Bana ibadet edin, diye vahy ettik.”

وَلَقَدْ بَعَثْنَا ف۪ي كُلِّ اُمَّةٍ رَسُولًا اَنِ اعْبُدُوا اللّٰهَ وَاجْتَنِبُوا الطَّاغُوتَۚ فَمِنْهُمْ مَنْ هَدَى اللّٰهُ وَمِنْهُمْ مَنْ حَقَّتْ عَلَيْهِ الضَّلَالَةُۜ فَس۪يرُوا فِي الْاَرْضِ فَانْظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُكَذِّب۪ينَ
“Andolsun ki biz her ümmete: “Allah’a kulluk edin ve (Allah’ın emirlerini yapmaktan meneden ve hevâsına göre dine ait hüküm koyup tanrılık taslayan) Tâğûttan kaçının.” diye tebliğde bulunan bir peygamber gönderdik. Onlardan kimine Allah (niyet ve gayretine göre) hidayet etti, kiminin hakkında da (kötü niyet ve amellerine göre) sapıklık (sıfatı) kesinlik kazandı. İşte, gezin dolaşın da yeryüzünde (peygamberleri) yalanlayanların sonu nasıl oldu, bakın!”

اَلَّذٖينَ اٰمَنُوا يُقَاتِلُونَ فٖى سَبٖيلِ اللّٰهِ وَالَّذٖينَ كَفَرُوا يُقَاتِلُونَ فٖى سَبٖيلِ الطَّاغُوتِ فَقَاتِلُوا اَوْلِيَاءَ الشَّيْطَانِ اِنَّ كَيْدَ الشَّيْطَانِ كَانَ ضَعٖيفًا
"İman edenler Allah yolunda cihad ederler, kâfirler ise tağut yolunda savaşırlar." (Nisa, 4/76) ayetleriyle müminlere tağut hakkında bilgi vermekte ve tağuta karşı takınmaları gereken tavrı açıklamaktadır.

Kardeşler!

Yeri gelmişken, Tağut kelimesinin manasını kısaca hatırlayalım.

Tağut : Azgın, sapık, kötülük ve sapıklık önderi, zorba, şeytan, put, puthane, kâhin, sihirbaz.
Tağut : Allah'ın hükümlerine sırt çeviren kişi ve kuruluşların tümü.
Tağut : Allah'ın indirdiği hükümlere muhalif olan ve onların yerine geçmek üzere hükümler icad eden her varlık.
Tağut: Allah cc'a karşı isyan etmekle beraber O'nun kullarını kendisine kul edinmek gayretinde olandır. Bu ise şeytan, papaz, dinî veya siyasî lider veyahut da kral olabilir.
Tağut: İnsanı çeşitli günahlara yönelten şeytandır.
Tağut: İnsanı ihtiras ve arzularının esiri kılan kendi nefsidir.
Tağut: Kezâ kişi için karı, koca, çocuklar, ailesi, hısım, akraba, arkadaş, patron, artist, sporcu, teknoloji, moda, marka ve millet ile parti, siyasî ve dinî liderler, kral, başkan ve hükümetler gibi, maddi ve manevi olarak ona etki eden çevresindeki herşey de Tağut olabilir.
Bu sebepten bir insanın hakiki mümin olabilmesi için tağutu çok iyi tanıması ve reddetmesi gerekmektedir.
Bütün bunlar o kimse için birer tağut olur ve o kişiyi kendi arzu ve ihtiraslarına esir etmek isterler Tağut kelimesi aslında çoğul manâsı taşımaktadır. Çünkü bir olan Allah cc'ı inkâr eden, birçok tağutun kulu olur.
Bu pek çok efendilerin kulu olan kimse, tatminine bir türlü imkân olmayan bu tağutlardan her birini ayrı ayrı memnun etmek hayaliyle ömrünü boşa tüketir.
Tuğyan: Allah'a isyan etmek anlamına gelip, "Tağa"dan türemiştir.

Kardeşler!

Bugün yeryüzünde yürürlükte olan rejimlerin hepsi, beşerî rejimlerdir ve hükümlerini kendileri koymaktadırlar. Dolayısıyla da Allah cc'ın hükümlerine muhalefet etmektedirler. O halde bu rejimlerin hepsi "tağut" olarak isimlenir. Hatta kitlelere "en cazip ve hüsn-ü kabul gören bir rejim" olarak tanıtılan demokratik ve lâik rejimler de tağut hükmündedir.

Her ne şekilde olursa olsun, insanlar tarafından konulmuş ve Allah cc'ın hükümlerine muhalefet eden hükümler "tağut" olarak isimlendirilirler.

Âyet-i Kerîmede geçtiği üzere bütün peygamberler as, insanları Allah’a kul olmaya çağırmak ve tâğûtlardan sakındırmak için gönderilmiştir. Çünkü tâğûtlar, kendilerini Rab yerine koyarak Allah’ın dinine karşılık, kendileri kural ve yaptırımlar koymuşlar ve insanları Allah’ın emirlerini yapmaktan alıkoymuşlar ve yasaklamışlardır. Hatta onları zorunlu olarak kendi din, fikir ve sistemlerine bağlamaya çalışmışlar, reddedenlere hasım kesilmiş ve hor görmüşlerdir; en tehlikeli durum da budur.

Hz. Musa as’ın İman Davetine Firavun karşı çıkmış. Kavminin ileri gelenlerini toplayarak, şöyle söylemişti.
فَقَالَ اَنَا رَبُّكُمُ الْاَعْلٰى
“Ben, sizin en yüce Rabbinizim! dedi.” (Naziat, 79/24),

Kıymetli Gençler!

Sahabe-i Kirâm’ın çocuklarına ilk öğrettiği kelimelerden biri, “Âmentü billâh ve kefertü bi’t-tâğût” (Allah’a iman ettim, tâğûtu red ve inkâr ettim) sözüdür.”

لاَ إِكْرَاهَ فِي الدِّينِ قَد تَّبَيَّنَ الرُّشْدُ مِنَ الْغَيِّ فَمَنْ يَكْفُرْ بِالطَّاغُوتِ وَيُؤْمِن بِاللّهِ فَقَدِ اسْتَمْسَكَ بِالْعُرْوَةِ الْوُثْقَىَ لاَ انفِصَامَ لَهَا وَاللّهُ سَمِيعٌ عَلِيمٌ
“Dinde zorlama yoktur. Doğruluk ile sapıklık (iman ile küfür, hak ile batıl) meydana çıkmıştır. Artık kim, tâğûtu (Allah’tan uzaklaştıran ve emirlerini yapmaktan men edenleri) tanımayıp da Allah’a iman ederse, işte o, kopması (mümkün) olmayan sağlam bir kulpa yapışmıştır. Allah (her şeyi) hakkıyla işitendir, bilendir.” (Bakara, 2/256)

Tağutu İnkâr Etmeden Muvahhid Olunamaz

Tağut kavramı birçok Müslüman için bilinmeyen; dahası önem atfedilmeyen bir kavram olarak belirir. Oysa bütün peygamberler sav insanlara Allah’ı birleme ve sırf O’na ibadet etmenin yanında tağuttan kaçınmayı da tebliğ etmiştir.

Müfessir Muhammed İbn Cerir et-Taberi rha tağut kavramını açıklarken

“Allah’ın indirdiği hükümlere mukabil olmak ve onların yerine geçmek üzere hükümler icat eden her varlık” açıklamasını getirir.

Tağutlar Allah’ın helal kıldıklarını haram, haram kıldıklarını helal yapanlardır. Böylece tağutun şeytan, insan veya bir sistem olması arasında fark yoktur. Hangisi olursa olsun reddedilmelidir. Kur’an’da Rabbimiz, tağutlaşan insanların dilinden, onların bu konuda suçu kadere atma küstahlığında bulunduklarını hikâye eder:

وَقَالَ الَّذ۪ينَ اَشْرَكُوا لَوْ شَٓاءَ اللّٰهُ مَا عَبَدْنَا مِنْ دُونِه۪ مِنْ شَيْءٍ نَحْنُ وَلَٓا اٰبَٓاؤُ۬نَا وَلَا حَرَّمْنَا مِنْ دُونِه۪ مِنْ شَيْءٍۜ كَذٰلِكَ فَعَلَ الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِهِمْۚ فَهَلْ عَلَى الرُّسُلِ اِلَّا الْبَلَاغُ الْمُب۪ينُ
“Müşrikler dediler ki: Allah dileseydi ne biz, ne de babalarımız O’ndan başkasına ibadet etmez ve Onun emri olmadan da hiçbir şeyi haram kılmazdık…”

Allah cc, tağutlaşan ve tağuta kulluk yapan insanları eleştirirken hüküm koymanın da ancak hakiki bir ilaha ait bir yetki olduğunu belirtir:

وَمَنْ لَمْ يَحْكُمْ بِمَٓا اَنْزَلَ اللّٰهُ فَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْكَافِرُونَ …..
“…. Allah’ın indirdiği kanunlarla hükmetmeyenler, inanç ve durumlarına göre kafir, zalim ve fasıklardır.”

Kafir ve Müşrikler Kelime-i Tevhidi Neden Kabul Etmezler?

Kelime-i Tevhid konusunda yaptığımız açıklamalarla artık ortaya çıkmıştır ki, Mekkeli müşrikler tevhid sözüne karşı çıkarken, sadece düşüncede kalan ve pratik bir gerekliliği olmayan bir söze karşı çıkmıyorlardı. Bilakis onlar Mekke sokak ve çarşılarında “Lâ ilâhe illallah” diye haykıran Hz. Muhammed sav’in veya Kabe’de şehadet getiren Hz. Ebû Zer ra’in; ya da kırbaç altında işkence çekerken “ehad, ehad” diye inleyen Hz. Bilal ra’in aslında ne söylediğini çok iyi anlıyorlardı. Bu tevhid sözü, onların putperestlik perdesi arkasından yürüttükleri tâğûtî hâkimiyetlerine son verecek; nefse tapınma şeklinde ortaya çıkan ahlaksız ve sömürgeci düzenlerini ortadan kaldıracaktı.

Nefs - Heva - Heves İlahı

اَرَاَيْتَ مَنِ اتَّخَذَ اِلٰهَهُ هَوٰيهُۜ اَفَاَنْتَ تَكُونُ عَلَيْهِ وَك۪يلًاۙ
“(Allah’ı ve hükümlerini unutup) hevâlarını/arzu ve heveslerini kendisine ilâh edinen kimseyi gördün mü? Artık ona sen mi vekil olacak (da onu koruyacak)sın?” (Furkan, 25/43); [bk. 28/50; 45/23]

Hevâ: Vahye karşı gelip Allah’ın Adalet, Hakimlik, İlâhlık ve Rabliğini kabullenmeyenlerin en büyük putudur.
Hevâ: İslâm’a uymayan her arzu ve davranış hevâdır. Yüce Allah’ı Rab ve kendisini O’nun kulu olarak tanımayan ve O’nun koyduğu yasaları dışlayıp çiğneyen kişiler, bazen kendi arzu ve heveslerinin kulu olurlar; bazen Allah’a karşılık kendilerini tam yeterli görüp. (41/6-7)

Kardeşler!

İnsan, “Ben özel yada toplumsal hayatımla ilgili işlerimde tamamen özgürüm. Dilediğimi tercih ederim. Dinin emirleri de yasakları da beni bağlamaz ve böyle de olmalıdır.” diyerek kendi hevâsını “RAB” durumuna getirir ve başkaları üzerinde hâkimiyet kurmaya ve onları Allah’ın emirlerine değil kendilerine boyun eğmeye zorlarlar. Böylece tâğûtlaşırlar.

Bu durumda elbette birtakım zulümler meydana gelecektir. Hevânın hâkim olduğu yerde hayat fesada uğramıştır. Allahu Teâlâ ise artık bunları kurtaracak bir yardımcı olmadığını bildirmektedir (krş. 45/23). Aynı zamanda bu hevâ ve heveslerine tâbi olanların kalbi, daima korku ve ıstırap içindedir. Topluma korku ve güvensizlik salanlar, toplumdan da korkar ve hiç kimseye güvenemezler. Korku ve korkutma o kimseler için yüce bir PUT olmuştur. Bu kimseler asla mesut yaşayamazlar. [bk. 33/36; 42/21]

Kıymetli Müminler!

Yukarıdaki açıklamalarımızdan şu sonuca ulaşabiliriz. Put ve Tağut’u, insanları Allahtan/Haktan ayırmaları açısından, aynı katagoride değerlendirebiliriz. Her ikisi de ya gönüllü olarak yada bir kişi yada bir sistem tarafından zorla insanları Allahtan uzaklaştırır.

Zamanın Tağutları yada Güncel Putlar:

Makam-Mevki
Şan-Şöhret
Para-Ziynet
Tamah
Lider-Önder-Üstaz-…
Grup-Hizb
Irk- Milliyet
Evlat-Kadın
Futbol/cu
İdol-Totem
Telefon-İnternet-Teknoloji
Televizyon-Dizi-Film
Gösteriş-Desinler-Ne Derler-Moda

Helak Olsunlar Allahtan Başkasına Kul Olanlar.

Ebû Hüreyre ra’den,
Peygamber sav şöyle buyurdu:
تَعِسَ عبدُ الدِّينَارِ، وَعَبْدُ الدِّرْهَمِ، وَعَبْدُ الخَمِيصَةِ، إنْ أُعْطِيَ رَضِيَ وإنْ لَمْ يُعْطَ سَخِطَ
“Altın, gümüş, kumaş(Moda) ve abaya/Üniformaya/Makama kul olanlar helâk oldular. Eğer onlara istedikleri verilirse hoşnut olur, verilmezse hoşnut olmazlar.”

Hadisi Şerifin Buhari’deki uzun şekli ise;

“Altın, gümüş, elbise kulu olan kimseler sürünsün, kahrolsun. Böyle (menfaat düşkünü) kişiye (işlediği hayrın karşılığı Allah tarafından) verilirse hoşnut olur, verilmezse (Allah’ın takdirine) kızar; böyle (menfaat düşkünü) sürünsün, husrâna yuvarlansın!. Vücuduna diken batsın da cımbızla çıkaran bulunmasın!.

İşte bu sebeple cennet, her hayır ve saâdet, Allah yolunda cihâd için atının dizginine sarılmış olan kula lâyıktır...”

وَسْـَٔلْ مَنْ اَرْسَلْنَا مِنْ قَبْلِكَ مِنْ رُسُلِنَاۗ اَجَعَلْنَا مِنْ دُونِ الرَّحْمٰنِ اٰلِهَةً يُعْبَدُونَ۟
“Senden önce gönderdiğimiz peygamberlere sor, Rahman’dan başka ibadet edilecek ilahlar kılmış mıyız?”

Buradan anlıyoruz ki, “İnsan İçin” sadece “Bir Tek İlah” vardır. Ve sadece bu “İlaha İbadet Ve İtaat” vardır.

Zaten Yüce Allah İnsanın yaradılış gayesi,
وَمَا خَلَقْتُ الْجِنَّ وَالْاِنْسَ اِلَّا لِيَعْبُدُونِ
“Ben cinleri ve insanları ancak bana (ibadet ve itaatle) kulluk etsinler diye yarattım.” beyanıyla ortaya koymaktadır.

İnsanın Allah'ı zat, sıfat, isim ve fiilleri ile tanıması ve ona teslim olup iman etmesi için, Allah ile Zihni ve kalbi bir ilişki içinde bulunması, O’nun Rasülü Hz. Muhammed sav'e de tabi olması gerekir.
قُلْ اِنْ كُنْتُمْ تُحِبُّونَ اللّٰهَ فَاتَّبِعُونٖى يُحْبِبْكُمُ اللّٰهُ وَيَغْفِرْ لَكُمْ ذُنُوبَكُمْ وَاللّٰهُ غَفُورٌ رَحٖيمٌ
“(Ey Resûlüm!) De ki: “Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Çünkü Allah çok bağışlayan ve merhamet edendir.” (Âli İmran, 3/31)

Âyet-i kerîmede Allah’ı tanımak ve bilmekten değil, “O’nu sevmekten” söz edilmektedir. Çünkü samimi sevgide, münâfıklık olmayıp yakın ilgi, alâka ve bağlılık vardır. Bundan dolayı bir şeye ne kadar ilgi ve alâka gösteriliyorsa, ona olan sevgi de o ölçüde demektir. Allah’ı sevmenin ölçüsü de O’nun emirlerini içtenlikle sevmek, yakın ilgiyle onları yerine getirmek, Rasûlü’ne/onun sünnetine uymak ve onun prensiplerini örnek almaktır. İşte buna karşılık da yüce Allah, bizi seveceğini ve mağfiret edeceğini vaadetmektedir. [bk. 3/164; 4/80; 7/158; 24/63; 33/21. Ayrıca Hz. Peygamber’in emrine aykırı davrananlar için bk. 4/14; 24/63; 33/36]

“Yine) de ki: “Allah’a ve Peygamber’e itaat edin.” Eğer yüz çevirirlerse (kâfir olurlar), şüphesiz ki Allah kâfirleri sevmez.” (Âli İmran, 3/32)

ÖRNEK OLAY
Cerir b. Abdullah ra’tan Günlerce Aç Yolculuk Yapan Yalnız Süvari

Aziz Müminler!

Yukarıda okuduğumuz Âyeti Kerimeleri ve Hadisi Şerifleri daha iyi anlayabilmek ve yaşayabilmemiz için Peygamber Efendimizin sav ve Ashabı Kiramın ra örnek hayatlarından birkaç sahneyi inanmış zihin ve gönüllerimize sunmak istiyorum.

Cerir b. Abdullah başka bir nebevi müjdeye dikkatleri çeker. Diyor ki: “Bir gün biz Efendimiz sav ile beraber Medine dışında bir yerlere doğru gidiyorduk. Baktık ki uzaklardan devenin üzerinden bir adam bize doğru geliyor.
Efendimiz sav o adamı bize göstererek dedi ki: “Herhalde bu adam sizinle buluşmak için geliyor, herhalde bu adam sizi arıyor.” Adam bize yaklaştı selam verdi; biz de adamın selamını aldık.
Sonra Efendimiz sav adama sordu: “Nereden geliyorsun?”
Adam dedi ki: “Ailemin, çocuklarımın ve aşiretimin yanından geliyorum!”
Efendimiz sav:
Nereye gidiyorsun diye sordu:
Adam dedi ki: “Rasulullah ile buluşmaya gidiyorum.”
Efendimiz sav “Tam yerine geldin ve şu an ona rastladın”dedi.
Adam öyle bir sevindi ki, sevincinden ne yapacağını şaşırdı. Sonra dedi ki: “Ya Resulullah! İman nedir? Bana öğretir misin?”
Efendimiz sav dedi ki:
“İman Allah’tan başka ilah bulunmadığına ve Muhammed’in onun kulu ve Rasulü olduğuna şehadet etmendir.
Sonra, namaz kılman, zekat vermen, Ramazan orucunu tutman, Beytullah’ı hac etmendir,deyip İslam’ın şartlarını saydı.”
Adam “Hepsini kabul ettim ve ikrar ettim” dedi.
Adam daha sözünü bitirmemişti ki, o anda devesinin ayağı bir çukura ya da bir tuzağa rast geldi; deve bir anda yere yıkıldı. O anda adam da devenin üstünden başının üzerine sert bir şekilde düştü ve kanlar içerisinde kaldı. Biz hemen indik develerimizden adamın yanına koştuk. Ben Ammar b. Yasir, Huzeyfe b. Yeman, ra adamı kaldırdığımızda, adam ölmüştü. Ammar b. Yasir ra dedi ki: “Ya Resulullah! Adam ölmüş” dedi. Efendimiz sav o anda başını bizden başka bir tarafa çevirdi.
Biraz oraya baktı, sonra bize döndü ve dedi ki:
-“Adam günlerdir devesinin sırtında aç bir halde bize kavuşmak için geldi. İman etti; şu an melekler tepsiler üzerinde adama meyveler ikram ediyorlar. Kardeşiniz cennete gitmeden oranın meyvelerini yemeye başladı.”

Daha sonra Enam Süresinin 82. ayetini okudu:
اَلَّذٖينَ اٰمَنُوا وَلَمْ يَلْبِسُوا اٖيمَانَهُمْ بِظُلْمٍ اُولٰئِكَ لَهُمُ الْاَمْنُ وَهُمْ مُهْتَدُونَ
“İman edipde, imanlarına (haksızlıkla şirk) zulüm bulaştırmayanlar, işte ancak onlardır korkudan emin olanlar ve doğru yolu bulanlar.”

Sonra Efendimiz dedi ki: “Ameli az, ama ecri çok olan kardeşinizi defnedin!” Bizde hemen orada bir mezar kazarak kardeşimizi defnettik.”

Bir başka Cennet Yolcusu
Şeddâd b. el-Hâd ra anlatıyor:

Arabîlerden bir adam Rasulullah sav’e geldi. İman edip ona tâbî oldu. Sonra Rasulullah sav’e: “Sizinle hicret etmek istiyorum!” dedi.

Efendimiz de onu Ashabdan birisine havale ve emanet etti. Daha sonraları bir savaş oldu. Rasulullah sav bu savaşta bir miktar ganimet ele geçirdi ve onu savaşa katılanlar arasında taksim etti. Bir miktar da ona ayırdı ve payını kendisine vermesi için Ashabtan birisine teslim etti. Çünkü o, askerin gerisinden geliyor, yolda düşen ve kalanları gözetiyordu. Orduya yetişince ganimet payını kendisine verdiler.
Adam:
– Bu nedir? diye sordu.
Oradakiler:
– Ganimet payı, Rasulullah sav senin için ayırdı, dediler.
Adam payını eline alarak Rasulullah sav’e geldi ve:
– Bu nedir, yâ Rasulallah? diye sordu.
Efendimiz sav:
– Senin için ayırdım! buyurdu.
Adam:
– Ben sana böyle dünya malı için iman edip tâbî olmadım. Fakat ben sadece seninle cihad ederken şu boğazıma bir ok atılıp saplansın ve öylece ölüp Cennet’e gideyim diye tâbî oldum! dedi.
Rasulullah sav de:
– Eğer Allah’a karşı (bu niyetinde) sadıksan, O seni tasdik eder, yalancı çıkarmaz,buyurdu.

Biraz sonra, düşmanla tekrar savaşa girildi. Savaştan sonra adam elde taşınarak Rasulullah sav’in huzuruna getirildi. Hakikaten tam işaret ettiği yerinden boğazına bir ok saplanmış ve şehîd düşmüştü.
Rasulullah sav onu görünce:
– Bu o adam mıdır?diye sordu:
– Evet, dediler.
Efendimiz sav:
– Allah ile doğru konuştu, Allah’ta onu doğruladı, tasdik etti.”

Sonra onu kendi cübbesiyle kefenledi, ön tarafa koydu, üzerine namaz kıldı. Namaz kılarken dua esnasında şu niyazı işitiliyordu: “Allahım! Bu senin kulundur. Senin yolunda hicret edip, şehid oldu. Ben de bunun şâhidiyim.” (Nesâî)

Bir başka Örnek Tablo

عن ابنِ عبَّاسٍ ، رضيَ اللَّه عنهمَا ، قال : « كُنْتُ خَلْفَ النَّبِيِّ صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم يوْماً فَقال : « يَا غُلامُ إِنِّي أُعلِّمكَ كَلِمَاتٍ : « احْفَظِ اللَّهَ يَحْفَظْكَ احْفَظِ اللَّهَ تَجِدْهُ تُجَاهَكَ ، إِذَا سَأَلْتَ فَاسْأَل اللَّه ، وَإِذَا اسْتَعَنْتَ فَاسْتَعِنْ بِاللَّهِ ، واعلَمْ : أَنَّ الأُمَّةَ لَو اجتَمعتْ عَلَى أَنْ ينْفعُوكَ بِشيْءٍ ، لَمْ يَنْفعُوكَ إِلاَّ بِشَيْءٍ قَد كَتَبَهُ اللَّهُ لَكَ ، وإِنِ اجْتَمَعُوا عَلَى أَنْ يَضُرُّوك بِشَيْءٍ ، لَمْ يَضُرُّوكَ إِلاَّ بَشَيْءٍ قد كَتَبَهُ اللَّه عليْكَ ، رُفِعَتِ الأقْلامُ ، وجَفَّتِ الصُّحُفُ». رواهُ التِّرمذيُّ وقَالَ : حديثٌ حسنٌ صَحيحٌ .

Abdullah İbni Abbas ra’dan nakledildiğine göre şöyle demiştir:

Bir gün Hz. Peygamber sav’in terkisinde bulunuyordum. Bana:
“Yavrucuğum, sana bazı kaideler öğreteyim” dedi ve şöyle buyurdu:
“Allah’ın buyruklarını gözet ki, Allah da seni gözetip korusun. Allah’ın (rızâsını) her işte önde tut, Allah’ı önünde bulursun. Bir şey isteyeceksen Allah’tan iste. Yardım dileyeceksen, Allah’tan dile! Ve bil ki, bütün bir ümmet toplanıp sana fayda temin etmeye çalışsalar, ancak Allah’ın senin için takdir ettiği faydayı temin edebilirler. Yine eğer bütün ümmet, sana zarar vermeye kalksalar, ancak Allah’ın senin hakkında takdir ettiği zararı verebilirler. Çünkü artık kaderi yazan kalem yazmaz olmuş, yazıları değişmeyecek şekilde kesinleşmiştir. (Bundan sonra takdirde herhangi bir değişiklik söz konusu değildir.)

Hakiki İman, Müslümana Karşı Olan Kin Ve Düşmanlığı Siler

Hz. Ebu Bekr ve Oğlu Abdullah’ın ra Hayatından bir Sahne;

Hz. Ebu Bekir, ilk evliliğini Kuteyle bint Abdüluzza ile yapmış, ondan hicretin nazlı gelini Zatu’n-Nitakayn lakaplı Hz. Esma ve hicret günlerinin küçük istihbaratçısı Abdullah,
İkinci evliliğini Ümmü Ruman bint Amr ile yapmış, ondan da Abdurrahman ile Aişe validemiz olmuştur.
Üçüncü evliliğini Hz. Cafer’in şehadetinden sonra onun hanımı, Esma bint Ümeys ile yapmış, ondan da Muhammed olmuştur.
Son evliliğini ise Ensar kardeşi Harice b. Zeyd’in kızı Habibe bint Harice ile yapmış, ondan da Ümmü Gülsüm adında bir kızı olmuştur.

Hz. Abdullah ra

Abdullah, Mekke fethine ve Huneyn Gazvesi’ne katıldı; Tâif muhasarasında yaralandı. Medineye geldikten sonra biraz iyileşen bu yara daha sonra tekrar açıldı ve Hz. Abdullahın şehadetine vesile oldu. Cenaze namazını babası kıldırdı.

6 Yıl Sonra

Hz. Abdullah’ın şehadetinden 6 yıl sonra, Hz. Ebu Bekr’in hilafeti zamanında Taiften Müslüman bir heyet Medineye gelmişti. Heyetin içerisinde Ok ustası Sad bin Ubeyd de vardı.
Elinde bir ok ile Heyetin huzuruna çıkan Hz. Ebu Bekr:
“Ey Taifliler! İçinizde bu okun sahibini bilen var mı?”
Heyetin içerisindeki Sad İbni Ubeyd;
Evet, Ey Müminlerin Emiri, o oku tanıyorum. O ok bana aittir. Taif kuşatmasında o oku Müslüman askerlerden birine doğru ben atmıştım. Ama o askerin yaralanıp yaralanmadığını, akibetini bilmiyorum, ama o okun sahibi benim, der.
Hz. Ebu Bekr, şehid olan oğlu Abdullahı hatırlayıp, gözlerinden yaşlar süzülürken,
-Allah’a hamd olsun ki, bu ok ile oğluma şehadet nasip etti.
-Allah’a hamd olsun ki, sen oğlumu öldürdün, ya o seni o gün öldürseydi, sen şirk üzere Rabbine gidecektin.
-Allah’a hamd olsun ki, oğlumu sen öldürdün, ama Allah seni diriltti ve sen Müslüman oldun.”

Allaha imanın neticesi, mertebesi, meyvesidir bu.

ÖZET

Kıymetli Müminler!

Konumuzu özetlemeye çalışalım.

اللَّهُ لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ لَهُ الْأَسْمَاء الْحُسْنَى
“Allah O’dur ki O’ndan başka ilâh yoktur, en güzel isimler O’nundur.” (Taha, 20/8)

اِنَّ رَبَّكَ لَذُو مَغْفِرَةٍ وَذُو عِقَابٍ اَل۪يمٍ
“(Resûlüm!) …. Şüphesiz senin Rabbin, hem mağfiret sahibi hem de çok acı veren bir azap sahibidir.” (Fussilet, 41/43)

Rabbimiz cc, Müminün Suresinde de;
تَنْز۪يلُ الْكِتَابِ مِنَ اللّٰهِ الْعَز۪يزِ الْعَل۪يمِۙ
غَافِرِ الذَّنْبِ وَقَابِلِ التَّوْبِ شَد۪يدِ الْعِقَابِ ذِي الطَّوْلِۜ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَۜ اِلَيْهِ الْمَص۪يرُ
“Bu Kitab’ın indirilmesi, mutlak galip ve (her şeyi) hakkıyla bilen, günahı bağışlayan, tevbeyi kabul eden, azabı şiddetli olan, hem de lütuf sahibi olan Allah tarafındandır. O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur. Dönüş ancak O’nadır.” buyurmaktadır. (Mümin, 40/2-3)

“Rabbimiz Allah’tır deyip sonra da dosdoğru yaşayanlara melekler gelerek: ‘Korkmayın, üzülmeyin, size vadedilen cennetle sevinin. Biz, dünya hayatında da ahirette de sizlere dostuz. Esirgeyip bağışlayan Allah’ın ikrâmı olarak (cennette) canınızın çektiği ve dilediğiniz her şey sizindir.’ derler.” (Fussilet, 41/30-32)

“Rabbimiz Allah’tır diyenler sonra da dosdoğru olanlar için ne korku vardır ne de hüzün. Onlar cennetliktir. İşlediklerinin karşılığı olarak cennette temelli kalacaklardır.” (Ahkâf, 46/13-14)

Kardeşler!

Ebû Saîd el–Hudrî ra'dan,
Peygamber sav şöyle buyurdular ki:
عن أبي سعيد الْخُدْرِي رضي الله عنه أن رسول الله صلى الله عليه وسلم قال: «مَنْ رَضِيَ بالله رَبًّا، وبالإسلام دِيْنًا، وبمحمد رسولًا، وجَبَتْ له الجنة»، فَعَجِبَ لها أبو سعيد، فقال: أَعِدْهَا عَلَيَّ يا رسول الله، فَأَعَادَهَا عليه، ثم قال: «وأُخْرَى يَرْفَعُ الله بها العَبْد مائة دَرَجَة في الجنة، ما بين كل دَرَجَتَينِ كما بين السماء والأرض» قال: وما هي يا رسول الله؟ قال: «الجهاد في سَبِيل الله، الجهاد في سَبِيل الله»
-«Rab olarak Allah'a, din olarak İslâm'a, rasûl olarak Muhammed'e (iman edip) razı olan kimse cenneti hak eder.»
Bu söz Ebû Saîd'in çok hoşuna gitti.
-“Yâ Rasûlallah! Bu sözü bana tekrarlasanız”, dedi.
Peygamber Efendimiz as sözünü tekrarladı; sonra da şöyle buyurdu:
-«Bir başka haslet daha vardır ki, onun sayesinde Allah kulunu cennette yüz derece yükseltir. Her bir derecenin arası da yerle gök arası kadardır.»Ebû Saîd:
-“O haslet nedir, Yâ Rasûlallah? diye sordu.
Nebi sav:
- «Allah yolunda cihat, Allah yolunda cihattır.»buyurdu".

Kıymetli Müminler!

Efendimiz sav’in şu dauası hepimizin kalbine mühür olsun ve bu dua ile bu günkü sohbetimizi bitirelim.
اللَّهُمَّ أَعْطِنِي إِيمَانًا وَيَقِينًا لَيْسَ بَعْدَهُ كُفْرٌ
وَرَحْمَةً أَنَالُ بِهَا شَرَفَ كَرَامَتِكَ فِي الدُّنْيَا وَالآخِرَةِ

“Allâh’ım, bana öyle bir îman, öyle bir yakîn ver ki, artık bir daha küfür (ihtimâli) kalmasın. (Amin!)

Öyle bir rahmet ver ki, onunla, dünya ve âhirette Sen’in nazarında kıymetli olan bir mertebeye ulaşayım.” (Amin!)

KAYNAKLAR
Kuranı Kerim Meali, Feyzül Furkan
Kuranı Kerim Meali, Diyanet Vakfı
DİB, İslam Ansiklopedisi
Sorularla İslam
İslam ve İhsan
Riyazüs Salihin
Muhammed Emin Yıldırım Hoca Efendi Sohbetlerinden

Yaşar Kapkara
Vezirköprü Cezaevi Vaizi
Mart 2017 Vezirköprü
Son Güncelleme:20.01.2025/ Ayvacık

EY MAZLUMLARIN RABBİ OLAN ALLAHIM!
Zalimlerle Beraber Görünmekten
Zalimlere Destek Olmaktan,
Zülme Karşı Susmaktan
Sadece Sana Sığınırız.
Bize Cesaret Ver!
Bize Yardım Et!

04 Mayıs 2020
Test

Form Gönderimi

Tamam

WhatsApp
Copyright © Sofa İç Mimarlık 2026 | Her Hakkı Saklıdır. ÜCRETSİZ KEŞİF 0312 000 00 00 WHATSAPP HATTI