Berat / BERÂET Gecesi

Kıymetli Kardeşlerim!

Bugün sizlerle Berâet Gecesi üzerine sohbet yapmaya çalışacağım. Öncelikle Beraat kavramının ne olduğunu anlamaya çalışalım.

Berat Gecesi Şaban ayının onbeşinci gecesidir. Aslı “Leyle-i Berâet”tir.

• Berat/Berâet :“Bir zorluktan, borçtan, hastalıktan, suç ve cezadan kurtulmak, beri olmak, suç ve cezanın affı ve arınmak, ” gibi anlamlara gelir.
• Leyle-i Mübâreke :“Bereketli bir gece”.
• Leyle-i Berâe :“Kurtuluş gecesi”
• Leyle-i Sâk :“Vesîka, senet gecesi”
• Leyle-i Rahme :“Rahmet gecesi”.

Değerli Müminler!

Rabbimiz cc Duhân Sûresinde şöyle buyurmaktadır:

حمٓ (١) وَٱلۡڪِتَـٰبِ ٱلۡمُبِينِ (٢) إِنَّآ أَنزَلۡنَـٰهُ فِى لَيۡلَةٍ۬ مُّبَـٰرَكَةٍ‌ۚ إِنَّا كُنَّا مُنذِرِينَ (٣)
“Hâ, Mîm. * (Hükümleri) apaçık olan Kitab’a andolsun ki gerçekten biz, onu Mübarek Gecede indirdik. Çünkü biz (insanları Kur’an’la) uyarıcıyız.”

فِيہَا يُفۡرَقُ كُلُّ أَمۡرٍ حَكِيمٍ (٤) أَمۡرً۬ا مِّنۡ عِندِنَآ‌ۚ إِنَّا كُنَّا مُرۡسِلِينَ (٥) رَحۡمَةً۬ مِّن رَّبِّكَ‌ۚ إِنَّهُ ۥ هُوَ ٱلسَّمِيعُ ٱلۡعَلِيمُ (٦)
“(Rızık ve ecel gibi takdir edilen) her hikmetli iş, tarafımızdan (verilen) bir emirle o gecede ayırt edilir (yazılıp belirlenir). Doğrusu biz, Rabbinden bir rahmet olarak (öteden beri peygamberler) göndermekteyiz. Şüphesiz O, hakkıyla işitendir, bilendir.)” (Duhân, 44/4,5,6)

Ayette geçen “Mübarek Gece” den maksat, Kuranı Kerimin Levh-i Mahfuz’dan Dünya semasına indirilmeye başlandığı Kadir Gecesi’dir, diyenler olduğu gibi Berat Gecesi’dir, diyenler de vardır.

Kıymetli Gençler!

Kuran Ayı olan Ramazan Ayına iki hafta kaldı. Yüce Allah cc kullarını Ramazan’a hazırlamak istiyor. Bu sebeple de kendisine ilticamızı, yönelimimizi, dualarımızı artırmamızı istiyor.

Kullar Her daim Allaha İltica Etmeli

وَقَالَ رَبُّكُمُ ادْعُونِي أَسْتَجِبْ لَكُمْ إِنَّ الَّذِينَ يَسْتَكْبِرُونَ عَنْ عِبَادَتِي سَيَدْخُلُونَ جَهَنَّمَ دَاخِرِينَ
“Rabbiniz buyurdu ki: ‘Bana dua edin, (isteyin) size karşılık ver(ip duanızı kabul ed)eyim. Çünkü bana ibadet/kulluk etmeye karşı kibirlenip (buna) tenezzül etmeyenler, aşağılıklar olarak cehenneme gireceklerdir.”

Âyet-i Kerîmede duanın kulluk için ne kadar önemli olduğu ifade edilmektedir. Esasen, dua etmek insanın tamamen Rabbine yönelmesi, O’nun dışındaki her şeyden uzaklaşması demektir. Rabbimiz yanında da ancak dua ve ibadetle değer kazanırız.

Nitekim sevgili Peygamberimiz sav:
“إِنَّ الدُّعَاءَ هُوَ الْعِبَادَةُ * الدُّعَاءُ مُخُّ الْعِبَادَةِ - Dua ibadetin özüdür.-Dua İbadettir.” buyurmuştur.
وَاِذَا سَاَلَكَ عِبَاد۪ي عَنّ۪ي فَاِنّ۪ي قَر۪يبٌۜ اُج۪يبُ دَعْوَةَ الدَّاعِ اِذَا دَعَانِۙ فَلْيَسْتَج۪يبُوا ل۪ي وَلْيُؤْمِنُوا ب۪ي لَعَلَّهُمْ يَرْشُدُونَ
“Kullarım sana, beni sorduğunda (söyle onlara): Ben çok yakınım. Bana dua ettiği vakit dua edenin dileğine karşılık veririm. O halde (kullarım da) benim davetime uysunlar ve bana inansınlar ki doğru yolu bulalar.” (Bakara, 2/186)

عن النبي صلى الله عليه وسلم، عن ابن عمر رضى الله عنهما قال: "خَمْسُ لَيَالٍ لَا يُرَدُّ فِيهِنَّ الدُّعَاءُ: لَيْلَةُ الْجُمُعَةِ، وَأَوَّلُ لَيْلَةٍ مِنْ رَجَبَ، وَلَيْلَةُ النِّصْفِ مِنْ شَعْبَانَ، وَلَيْلَةُ الْعِيدِ، وَلَيْلَةُ النَّحْرِ". رواه البيهقى فى "شعب الإيمان.
İbni Ömer ra’den,
Resulullah sav buyurdular ki:
"Beş gece vardır ki onlarda yapılan dualar geriye çevrilmez. Bunlar Recebin ilk (cuma) gecesi, Şabanın ortasında bulunan (15.) gece, Cuma gecesi, Ramazan Bayramı ve Kurban Bayramı geceleridir.” (Beyhaki, Şuabül-İman, 3/342)

Yüce Allah Af ve Rahmet Pazarını Açar ve Bizzat Kendisi Kullarını Davet Eder

Beraat Gecesi ile alakalı olarak Efendimiz sav şu haberi vermektedir.
Hz. Ali ra anlatıyor,
Rasûlullah sav buyurdular ki:

عَنْ عَلِيِّ بْنِ أَبِي طَالِبٍ، قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ:" إِذَا كَانَتْ لَيْلَةُ النِّصْفِ مِنْ شَعْبَانَ، فَقُومُوا لَيْلَهَا، وَصُومُوا نَهَارَهَا، فَإِنَّ اللهَ عَزَّ وَجَلَّ يَنْزِلُ فِيهَا، لِغُرُوبِ الشَّمْسِ إِلَى السَّمَاءِ الدُّنْيَا، فَيَقُولُ: " أَلَا مُسْتَغْفِرٌ، فَأَغْفِرَ لَهُ؟ أَلَا مُسْتَرْزِقٌ، فَأَرْزُقَهُ؟ أَلَا مُبْتَلًى، فَأُعَافِيَهُ؟ " أَلَا كَذَا، حَتَّى يَطْلُعَ الْفَجْرُ "
“Şaban ayının 15. gecesi olduğu zaman gecesinde namaz kılın, gündüzünde de oruç tutun. Çünkü Allah Teâla, o gün, güneşin batmasıyla, dünya semasına iner ve şöyle der: "Bana istiğfar eden yok mu mağfiret edeyim.! (Tevbe eden yok mu, tevbesini kabul edeyim!) Benden rızık isteyen yok mu rızık vereyim!, belaya maruz kalan yok mu afiyet vereyim!... şöyle olan yok mu, böyle olan yok mu?... ona da istediğini vereyim" der. Bu hal fecrin sökmesine kadar devam eder. ”

Af ve Rahmet Pazarında Neler Var?

Günahlara karşı Tevbelerin Kabülü
Hata ve Kusurlara karşı Mağfiret Mücdesi
Geçim Sıkıntılarına karşı Rızıkın Bereketlenmesi
Bela ve Musibetlere karşı Esenlik ve Âfiyet

Hz. Aişe rah şöyle anlatıyor:

عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ: فَقَدْتُ النَّبِيَّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ ذَاتَ لَيْلَةٍ، فَخَرَجْتُ أَطْلُبُهُ، فَإِذَا هُوَ بِالْبَقِيعِ رَافِعٌ رَأْسَهُ إِلَى السَّمَاءِ. فَقَالَ: «يَا عَائِشَةُ: أَكُنْتِ تَخَافِينَ أَنْ يَحِيفَ اللَّهُ عَلَيْكِ وَرَسُولُهُ؟» قَالَتْ، قَدْ قُلْتُ: وَمَا بِي ذَلِكَ، وَلَكِنِّي ظَنَنْتُ أَنَّكَ أَتَيْتَ بَعْضَ نِسَائِكَ، فَقَالَ: «إِنَّ اللَّهَ تَعَالَى يَنْزِلُ لَيْلَةَ النِّصْفِ مِنْ شَعْبَانَ إِلَى السَّمَاءِ الدُّنْيَا، فَيَغْفِرُ لِأَكْثَرَ مِنْ عَدَدِ شَعَرِ غَنَمِ كَلْبٍ»‏

“Bir gece Allah Resûlü sav’i kaybettim. Dışarı çıkıp aramaya başladım. Bir de baktım ki Cennet’ul Bakî’de başını göğe kaldırmış duâ ediyor.
Beni görünce şöyle dedi:
-“Ey Aişe! Allah ve Rasûlü’nün sana haksızlık yapacağından ve zulmedeceğinden mi korktun?”
-“Ben, senin diğer hanımlarından birisinin yanına gittiğini zannettim.” dediğimde:
-“Allah Teâlâ Şaban ayının on beşinci gecesi dünya semasına iner ve Kelb kabilesinin koyunlarından daha fazla koyunun tüyleri kadar sayıda kimseyi bağışlar.”

Allah cc’nün Beraat Pazarının Nasipsizleri Var mıdır?

Ebu Musa el-Eşari ra’den,

”إِنَّ اللَّهَ لَيَطَّلِعُ فِي لَيْلَةِ النِّصْفِ مِنْ شَعْبَانَ، فَيَغْفِرُ لِجَمِيعِ خَلْقِهِ إِلَّا لِمُشْرِكٍ أَوْ مُشَاحِنٍ"
Peygamberimiz sav şöyle buyuruyor:
“Muhakkak ki Allah, Şaban ayının 15. Gecesi bütün yarattıklarına nazar eder ve kendisine şirk koşan ile birbirine düşman olanlar [müşahin /kindar bencil] hariç, herkesi affeder.”

Abdüllah İbni Ömer ra’den,

حديث عَبْدِ اللهِ بْنِ عَمْرٍو، أَنَّ رَسُولَ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ: يَطَّلِعُ اللهُ عَزَّ وَجَلَّ إِلَى خَلْقِهِ لَيْلَةَ النِّصْفِ مِنْ شَعْبَانَ فَيَغْفِرُ لِعِبَادِهِ إِلَّا لِاثْنَيْنِ: مُشَاحِنٍ، وَقَاتِلِ نَفْسٍ ”
“Muhakkak ki Allah, Şaban ayının 15. Gecesi kullarını, Müşahin (Müslümanlara düşman olan /kindar benciller) ve Haksız yere Cana kıyanlar hariç, herkesi affeder.”

Diğer bir hadiste de şöyle buyruluyor:
أتانِي جِبرائِيلُ عليه السَّلامُ فقال : هذه لَيلَةُ النِّصفِ من شعبانَ ، وللهِ فيها عُتَقَاءُ من النارِ بِعدَدِ شُعُورِ غَنَمِ بَنِي كَلْبٍ ، ولا يَنظرُ اللهُ فيها إلى مُشرِكٍ ، ولا إلى مُشاحِنٍ ، ولا إلى قاطِعِ رَحِمٍ ، ولا إلى مُسْبِلِ ، ولا إلى عاقٍّ لِوالِدَيْهِ ، ولا إلى مُدْمِنِ خَمْرٍ ، فَذَكَرَ الحدِيثَ بِطُولِهِ
“Bu gece Şaban’ın onbeşinci gecesidir. Allah Teâlâ bu gecede Beni Kelb kabilesinin koyunlarının tüyleri sayısınca insanları Cehennem’den kurtarır. Ancak Allah şu kimselerin yüzüne bakmaz;
 Kendisine şirk koşanların,
 Müslümanlara karşı kin ve düşmanlık besleyenlerin,
 Akrabaları ile münasebeti kesenlerin,
 Gururlu ve kibirlilerin,
 Ana-babasına asî olanların,
 İçki içmeye devam edenlerin yüzüne bakmaz.”

Nasipsizler

Aziz Müminler, Kıymetli Gençler!

Yukarıda zikrettiğimiz ve Peygamber Efendimiz sav’in diğer bazı uyarılarını biraraya getirdiğimizde şu kişilerin Allah’ın Affından ve Rahmetinden Nasipsiz olacaklarını söyleyebiliriz:
• Şirk Koşanlar,
• Kul Hakkı Yiyenler,
• Zalimin Zulmünü Onaylayanlar,
• Ana-Babasına Asilik Edenler,
• Kahinlik Ve Büyücülük Yapanlar, Bu Günkü Medya Gücü
• Faizi Yayan Ve Yiyenler,
• Müşahin’ler, Müslümanlara Kindarlık Edenler,
• Müslümana Kibirli Olanlar,
• Zina Edenler,
• İçki İçenler,
• Haksız Yere Kan Dökenler.

Kardeşlerim!

Gelin bir de En’am Sûresi 151. Âyetine kulak verelim.

قُلْ تَعَالَوْا اَتْلُ مَا حَرَّمَ رَبُّكُمْ عَلَيْكُمْ اَلَّا تُشْرِكُوا بِه۪ شَيْـًٔاۜ وَبِالْوَالِدَيْنِ اِحْسَانًاۚ وَلَا تَقْتُلُٓوا اَوْلَادَكُمْ مِنْ اِمْلَاقٍۜ نَحْنُ نَرْزُقُكُمْ وَاِيَّاهُمْۚ وَلَا تَقْرَبُوا الْفَوَاحِشَ مَا ظَهَرَ مِنْهَا وَمَا بَطَنَۚ وَلَا تَقْتُلُوا النَّفْسَ الَّت۪ي حَرَّمَ اللّٰهُ اِلَّا بِالْحَقِّۜ ذٰلِكُمْ وَصّٰيكُمْ بِه۪ لَعَلَّكُمْ تَعْقِلُونَ
“De ki: “Geliniz size Rabbinizin haram ettiği şeyi ben okuyayım: O’na hiçbir şeyi ortak/denk tutmayın, anaya babaya da iyilik edin, fakirlik (korkusun)dan çocuklarınızı (hiçbir şekilde) öldürmeyin. Biz, sizin de onların da rızkını veririz. ‘Zinanın ve her türlü kötülüğün’ açığına da gizlisine de yaklaşmayın. Allah’ın haram ettiği canı (hukukça) geçerli sayılan bir hak olmadıkça öldürmeyin.” İşte (Allah), düşünesiniz (aklınızı kullanasınız) diye size bunları emretti.” (En’am 6/151)

Aziz Müminler!

Yukarıdaki Hadisi Şeriflerde “Nasipsizler” olarak zikrettiğimiz grup ve Âyeti Kerimedeki “Haramlar” içerisinden, günümüz İnsanını en çok etkileyen üç grup hakkında kısa da olsa bir şeyler söyleyelim.

1- Müşrik’ler : Allah’ın cc Hakkını Korumayanlar
2- Anne-Baba Âsî’leri : Anne-Baba Hakkını Korumayanlar
3- Müşâhin’ler : Kalplerinin Hukukunu Korumayanlar Kindarlar

Üç Hastalığın Üç İlacı

Nefsin Ve Allah’ın Haklarının Korunması için Tevhid
Aile Haklarının Korunması için Valideyne Hürmet
İslam Toplumunun Haklarının Korunması için Merhamet ve Sevgi

1- MÜŞRİKLER: NEFSİN VE ALLAHIN HAKKINI KORUMAYANLAR

Bir insanın imanının makbül olması için, şirkten arınmış, El Ahad olan yüce Allahın Vahdet sıfatının gereğine uygun olmasına bağlıdır.

Makbül İman, Yüce Allahın Varlığına inanmakla birlikte, Zati Sıfatlarına da tam manasıyla teslim olmakla mümkündür.

Allah’ın tek Yaratan olduğuna iman ettiğimiz gibi tek Yöneten olması gerektiğine de iman ediyor muyuz?

Rızkı yaratanın Allah olduğuna inandığımız gibi maaşı verdirenin de Allah olduğuna şeksiz iman ediyor muyuz?
İnsanı ve Olayları yaratanın Allah olduğuna inandığımız gibi Hüküm ve kararında Allaha ait olduğuna iman ediyor muyuz?

Bu ve buna benzer sorularla varmaya çalıştığımız şey TEVHİD AKİDESİ’dir. Rabbimiz İhlas Sûresinin ilk Âyetinde “Deki O Allah Ahad’ır,” buyurmaktadır.

Yine Lokman as’ın dilinden;
وَاِذْ قَالَ لُقْمٰنُ لِابْنِه۪ وَهُوَ يَعِظُهُ يَا بُنَيَّ لَا تُشْرِكْ بِاللّٰهِۜ اِنَّ الشِّرْكَ لَظُلْمٌ عَظ۪يمٌ
“Lokman, oğluna öğüt vererek: Yavrucuğum! Allah'a ortak koşma! Doğrusu şirk, büyük bir zulümdür, demişti,” denilerek “Şirk’in zulüm olduğu beyan edilmektedir. Halbuki Allah zülmü de zalimleri de hiç sevmez.


Aziz Kardeşlerim!

Her bir Müslümanın, Namazdan, Oruçtan, Hacdan, Zekattan hatta Cihaddan da daha önce yapması gereken ilk vazifesi, Kalbindeki İmanı Tevhid ile İnşâ etmesidir.

Tevhidi olmayanın İbadeti de olmaz. Hülasa İman ve Amellerimizin Kabülü Tevhidin İkamesine bağlıdır.

Tevhid Şirkin zıddıdır.

Hangi Konularda Tevhidi Yaşamamız Gereklidir?

Yaratmada Tevhid
Hükümde Tevhid
İbadette Tevhid
Kullukta Tevhid
Takvada Tevhid
Duada Tevhid
Rızıkta Tevhid
Şükürde Tevhid
Sevgide Tevhid
Dostlukta Tevhid
Düşmanlıkta Tevhid
Korkuda Tevhid
Ümitte Tevhid
Mülkte Tevhid
Mesajda Tevhid

2- AİLENİN/ANA-BABANIN HAK VE HUKUKUNU KORUMAYANLAR

Bugün Ümmetin Evlatlarının Hakkını koruyamadığı ikinci husus ise Ana-Babaların haklarıdır.

Bir Müslümanın hayatında Allaha Halis İmandan sonra gelen Salih Amel, Ana-Babaya İyilik/İhsandır.

Kuran ve Sünnete Baktığımızda Ana-Baba Hukukuna riayet, Cennetin Anahtarı olarak beyan edilmiştir.

وَقَضٰى رَبُّكَ اَلَّا تَعْبُدُٓوا اِلَّٓا اِيَّاهُ وَبِالْوَالِدَيْنِ اِحْسَانًاۜ اِمَّا يَبْلُغَنَّ عِنْدَكَ الْكِبَرَ اَحَدُهُمَٓا اَوْ كِلَاهُمَا فَلَا تَقُلْ لَهُمَٓا اُفٍّ وَلَا تَنْهَرْهُمَا وَقُلْ لَهُمَا قَوْلًا كَر۪يمًا
“Rabbin, kendisinden başkasına kulluk etmemenizi ve anaya babaya ihsanı (iyiliği ve güzel davranmayı) emretti. Eğer onlardan biri veya her ikisi senin yanında ihtiyarlığa erişirlerse, onlara “öf” (bile) deme! Onları azarlama ve onlara çok nazik (ve tatlı) söz söyle.” (İsra, 17/23), [krş. 9/113; 31/14]

وَاخْفِضْ لَهُمَا جَنَاحَ الذُّلِّ مِنَ الرَّحْمَةِ وَقُلْ رَبِّ ارْحَمْهُمَا كَمَا رَبَّيَان۪ي صَغ۪يرًاۜ

“Onlara merhametten dolayı alçak gönüllülük kanadını indir ve: “Ey Rabbim! (Bunlar) küçükken beni (acıyıp) yetiştirdikleri gibi (sen de şimdi) onlara acı (ve esirge).” de.” (İsra, 17/24)

Ana-Babadan ikisi yada birisi hayatta iseler, Allah rızası için hizmetlerini yaparak ve Dualarını alarak, Cennete kolay girmenin fırsatı bileceğiz.

Eğer Vefat etmişlerse, onlar için Dua ve İstiğfar ederek, Sadakalar vererek Amel Defterlerinin açık kalmasını sağlayıp, Peygamber sav’in Müjdesine erişen Ebeveyn olmalarına vesile olmak.

Kıymetli Cennet Gençleri!

Yeri gelmişken Efendimiz sav’in şu Uyarısına kulak verelim:
Peygamber Efendimiz sav bir keresinde minbere çıkarken, Bir adım çıktı, "âmin..."; bir adım daha çıktı, "âmin..."; bir adım daha çıktı, "âmin... her adımda "âmin dedi"
Hutbesi bittikten sonra: "Yâ Rasûlallah! Minbere çıktığınız zaman 'âmin' dediniz, her adımınızda bunu neden söylediniz?" diyerek sebebini sordular.
Buyurdu ki sav: "Cebrail as üç dua etti, ben de onlara “amin” dedim.

-Birisi: Cebrail as: 'Annesine, babasına veya sadece onlardan birine ulaşmış bir evlat, (onlara güzel hizmet edip, onların hayır duasını alıp) cenneti kazanamadıysa, ona yazıklar olsun/burnu yerde sürtünsün!' dedi, ben de “amin” dedim.”

-İkincisi: "Cebrail as: 'Sen peygamber olarak bir insanın yanında anıldığın zaman, sana salat-ü selâm getirmezse; ona yazıklar olsun!.. Onun burnu yere sürünsün!' dedi. Ben de ona “amin” dedim."

-Üçüncüsü: "Cebrail as: 'Ramazana eriştiği halde bir insan, buna Ramazanın feyzinden, bereketinden istifade edememiş, Ramazan gelmiş geçmiş de hâlâ Allah'ın mağfiret ettiği bir kul olamamışsa, Allah'ın affını, mağfiretini kazanamamışsa; yazıklar olsun o kula!.. Burnu yerde sürtsün!' diye dua etti. Ben de ona amin dedim.”

Kıymetli Gençler!

Bu konuda birkaç Hadisi Şerifi daha zikrederek diğer Maddeye geçebiliriz.

رِضَى الرَّبِّ في رِضَى الْـوَالِدِ وَسَخَطُ الرَّبِّ في سَخَطِ الْـوَالِدِ
“Allah’ın rızası, (anne ve) babanın rızasındadır. Allah’ın öfkesi de (anne) babanın öfkesindedir.” (Tirmizî, Birr, 3)

Başka bir Hadisinde Efendimiz sav buyurur ki:

‏عَنْ ‏ ‏أَبِي الدَّرْدَاءِ ‏ ‏أَنَّ رَجُلًا أَتَاهُ فَقَالَ إِنَّ ‏ ‏لِيَ امْرَأَةً وَإِنَّ أُمِّي تَأْمُرُنِي بِطَلَاقِهَا قَالَ ‏ ‏أَبُو الدَّرْدَاءِ ‏ ‏سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ ‏ ‏صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ ‏ ‏يَقُولُ ‏* ‏الْوَالِدُ أَوْسَطُ أَبْوَابِ الْجَنَّةِ فَإِنْ شِئْتَ فَأَضِعْ ذَلِكَ الْبَابَ أَوْ احْفَظْهُ ‏ ‏قَالَ ‏ ‏ابْنُ أَبِي عُمَرَ ‏ ‏رُبَّمَا قَالَ ‏ ‏سُفْيَانُ ‏ ‏إِنَّ أُمِّي وَرُبَّمَا قَالَ أَبِي ‏ ‏وَهَذَا ‏ ‏حَدِيثٌ صَحِيحٌ ‏ ‏وَأَبُو عَبْدِ الرَّحْمَنِ السُّلَمِيُّ ‏ ‏اسْمُهُ ‏ ‏عَبْدُ اللَّهِ بْنُ حَبِيبٍ ‏

Ebû’d Derdâ ra’den rivâyetle,
Bir adam Ebû’d Derdâ ra’ya gelerek ona şöyle dedi: Bir hanımım var annem (veya Babam) onu boşamamı emrediyor ne yapmalıyım? Ebû’d Derdâ dedi ki: Rasûlullah sav’den işittim şöyle diyordu:
“Baba Cennet kapılarının en hayırlısından Cennete girmeye sebeptir. Sen onların hakkını yerine getirmemekle o kapıyı kaybet veya onları hoşnut etmekle o kapıyı koru, elde etmeye çalış.”

Hz. Peygamber sav, mühim bir îkaz ve ihtar mâhiyetinde şöyle buyurmuştur:
“Anne ve babasına veya onlardan sadece birine yaşlılık günlerinde yetişip de cennete giremeyen kimse perişan olsun, perişan olsun, perişan olsun!” (Müslim, Birr, 9, 10)

Hazret-i Ayşe şöyle nakleder:
“Resûlullah’a bir kişi geldi. Yanında da yaşlı bir zât vardı.
Allah Resûlü sav:
«–Ey filân! Yanındaki kimdir?» diye sordu.
O kişi:
«–Babamdır.» cevâbını verdi.
Bunun üzerine Hz. Peygamber şu îkazda bulundu:
«–Onun önünde yürüme, ondan evvel oturma, onu ismiyle çağırma ve ona hakâret ettirme!» (Heysemî, VIII, 137)
Vaktiyle bir sahâbî, Allah Resûlü’nün huzûruna geldi ve:
“–Ana ve babamı geride ağlar durumda bıraktım ve hicret etmek üzere sana bey’at etmeye geldim.” dedi.
Efendimiz sav bu zâta şu mânidâr cevâbı verdi:
“–Hemen onların yanına dön! Onları ağlattığın gibi yüzlerini tekrar güldür!”

Kıymetli Müminler!

Gelelim dikkat edeceğimiz üçüncü hususa.

3- KALPLERİNİN HUKUKUNU KORUMAYANLAR KİNDARLAR

Kindarlık dindarlığın hasmıdır.
Kindarlık İslam Toplumunu yıkan Şeytani hastalıktır.
Zalimlerden başkasına kin beslemek caiz değildir.
Dindarlık da Kindarlık da Allahın Rızasına eriştirirse Makbül bir tutum olur.

ÖRNEK OLAY

Enes bin Mâlik ra’den,

Rasûl-i Ekrem sav ile beraber oturuyorduk.
Buyurdular ki:
“Şimdi yanınıza cennetlik bir adam gelecektir.”
Bir de baktık ki Ensâr’dan, abdest suyu sakalından damlayan ve ayakkabılarını sol eline asmış bir adam çıkageldi.
Ertesi gün olunca Rasûl-i Ekrem sav yine evvelki gibi söyledi. Bu adam yine önceki gibi çıkageldi.
Üçüncü gün olunca Rasûl-i Ekrem sav Efendimiz yine aynı sözü tekrar etti ve yine aynı adam ilk hâliyle geldi. Rasûl-i Ekrem sav kalkınca Abdullah bin Amr ra, o adamı takip etti ve ona:
“Ben babamla münâkaşa ettim, üç gün onun yanına gitmeyeceğime yemin ettim. Bu zaman zarfında beni evinde misafir eder misin?” dedi. Adam da kabul etti.
Daha sonra olanları, Abdullah bin Amr ra şöyle anlattı:
“Üç geceyi onunla bir arada geçirdim. Fakat gece boyunca uzun uzun ibadet ettiğini görmedim. Ancak fecre kadar, zaman zaman uyanıp zikretti ve tekbir getirdi. Onun hayırdan başka bir şey söylediğini de işitmedim. Üç gün geçince sanki onun amelini küçümser gibi oldum ve dedim ki:
«Ey Allâh’ın kulu! Babamla aramda bir ihtilâf yoktur. Fakat Rasûl-i Ekrem’in senin için üç kere; “Şimdi yanınıza cennetlik bir adam gelecektir.” buyurduğunu işittim. Üç defa da sen çıkageldin. Ne gibi ameller işlediğini öğrenmek için senin yanında kalmak ve seni örnek almak istedim. Fakat senin büyük bir amel işlediğini de görmedim. Seni Rasûlullâh’ın söylediği mertebeye ulaştıran amel nedir?»
O zât:
«Şu gördüğünden başkası değildir.» dedi.
Fakat ben ayrılmak için döndüğümde ardımdan seslenerek dedi ki:
«Evet, benim amelim, senin gördüğünden başkası değildir. Ancak ben Müslümanlardan hiç kimseye karşı kalbimde en ufak bir kin tutmam ve Allâh’ın verdiği herhangi bir nîmet ve hayırdan dolayı da kimseye aslâ hased etmem.»
Bunun üzerine:
«İşte seni o dereceye ulaştıran bu hâlindir.» dedim.” (Ahmed, III, 166)

ÖRNEK OLAY

Ebû Dücâne ra

Müslümanların büyük sıkıntılara düştüğü Uhud Savaşında paniğe kapılmayıp Hz. Peygamber’in etrafında toplanan otuz sahâbîden ve ölüm biatı yapan sekiz kişiden biri de Ebû Dücâne idi. Muhtemelen savaşın başında Hz. Peygamber elindeki kılıcı göstererek onu kendisinden kimin almak istediğini sordu. Bunun üzerine herkes elini uzatarak kılıcı almak istedi. Fakat, “Bunun hakkını kim verir?” deyince herkes elini geri çekti. Ebû Dücâne ise onun hakkının ne olduğunu sordu. “Kırılıncaya kadar düşmana çalmak” cevabını alınca, “Onun hakkını ben veririm yâ Resûlellah!” diyerek kılıcı aldı ve bundan duyduğu sevinci dile getiren irticâlî şiirler söyleyerek düşman saflarına daldı. Bu olaydan sonra kendisine “iki kılıçlı” anlamında “Zü’s-seyfeyn” lakabı verildi. Bu gazvede Hz. Peygamber’in dişinin kırıldığı ve etrafının sarıldığı bir sırada Ebû Dücâne vücuduyla bir kalkan gibi onu korudu. Kendisini öldürmeye ant içen Abdullah b. Humeyd’i karşılayıp öldürdü. Hz. Peygamber ona, “Allahım! Hareşe’nin oğlundan ben nasıl razı isem sen de razı ol” diye dua etti.

Huneyn Gazvesi’nde Hz. Peygamber’in etrafı Hevâzinli müşriklerle sarıldığında onun yanında savaşanlardan biri yine Ebû Dücâne idi.

Ebû Dücâne çok güçlü ve cesur bir insandı. Bununla gururlanır ve kendisine mahsus bir eda ile yürürdü. Hz. Peygamber’in onun bu tavrını beğenmediği anlaşılmakta, fakat düşman saflarına girişini gördükten sonra, “Allah bu yürüyüşü yalnız bu durumlarda sever” dediği bilinmektedir.

Ebû Dücâne en çok iki ameline güvendiğini söylerdi. Bunlardan biri kendini ilgilendirmeyen söze karışmaması, diğeri de kalbinde Müslümanlara karşı kötü bir duygu beslememesiydi.

Aziz Müslümanlar!

ÖZET

BU GECEDE GÖZDEN GEÇİRİP, YILLIK PROĞRAM YAPMAMIZ GEREKEN AMELLERİMİZ NELERDİR?

 Allah’ı Çokça Zikretmek
 Oruç Tutmak
 Kaza Namazı ve Nafile Namaz Kılmak
 Kur’an-ı Kerim Okumak
 Tevbe İstiğfar Etmek
 Salavat Getirmek
 Hamd Etmek ve Şükür Halinde Bulunmak
 Sabır Kontrolü
 Sadaka Vermek
 Dua Etmek
Aişe rah’den,
Rasulullah sav şöyle buyurdu:
“Herkim bizim şu işimizde, (dinimizde) ondan olmayan bir şeyi ihdas ederse o, ondan reddolunmuştur!”

Allah’ı Çokça Zikretmek

Kıymetli Kardeşlerim!

Zikr Nedir?

Zikr : “Allah’ı cc anmak ve unutmamak suretiyle gafletten ve nisyandan kurtuluş” anlamında kullanılır.

Zikr : Dil veya kalp ya da her ikisiyle beraber yapılır; bu ise ya unutulan bir şeyi hatırlama ya da hatırda olanı muhafaza etme şeklinde olur.

Zikr : Genel olarak Allah’ı cc düşünmek, anmak ve anlamaktır, hatırında tutmaktır.

Zikrin zıddı Gaflettir.

Kur’an’da türevleriyle birlikte birçok âyette geçen zikir Allah’ı dille hamd, tesbih ve tekbir şekliyle övmek; nimetlerini anmak, bunları kalple hissetmek ve tefekkür etmek; kulluğun gereklerini akıl, beden ve mal ile yerine getirmek; namaz kılmak, dua ve istiğfarda bulunmak, kevnî âyetler üzerinde düşünmek şeklindeki mânalarının yanı sıra Kur’an, önceki kutsal kitaplar, levh-i mahfûz, vahiy, ilim, haber, beyan, ikaz, nasihat, şeref, ayıp ve unutmanın zıddı gibi anlamlarda da kullanılmıştır.

Allah’ın cc rızasını düşünerek niyetlendiğimiz ve yaptığımız ve gazabını düşünerek de kaçındığımız her şey, her hal, her durum zikrin kapsamı içindedir.
وَاذْكُرْ رَبَّكَ ف۪ي نَفْسِكَ تَضَرُّعًا وَخ۪يفَةً وَدُونَ الْجَهْرِ مِنَ الْقَوْلِ بِالْغُدُوِّ وَالْاٰصَالِوَلَا تَكُنْ مِنَ الْغَافِل۪ينَ
“Rabbini, içinden yalvararak, korkarak, yüksek olmayan (hafif) bir sesle sabah ve akşam zikret/an, gafillerden olma!” (A’râf, 7/205)

Oruç Tutmak

Hz. Ayşe rah Efendimizin orucu ile alakalı şöyle söylemiştir:
“Resulullah hiçbir ayda, Şâban ayında tuttuğu oruçtan daha fazla oruç tutmazdı. Şâban ayının tamamını oruçlu geçirirdi.”
Başka bir rivayette,
“Pek az bir kısmı hariç, Şâban ayını baştan sona oruçlu geçirirdi.” denilmektedir.

Allah Resulünün Şaban ayında çok oruç tutması Üsâme b. Zeyd'in de dikkatinden kaçmamıştı. Bir gün:
– Yâ Resûlallah! Başka aylarda Şaban ayındaki kadar çok oruç tuttuğunu görmedim. Bunun sebebi nedir? diye sordu.
Efendimiz sav:
– “Şaban ayı, Recep ile Ramazan arasında kalan bir ay olduğu için insanlar onun hakkında gafil davranıyor. Hâlbuki bu ay amellerin âlemlerin Rabbine yükseldiği aydır. Amelim Rabbimin katına yükselirken elbette oruçlu olmak isterim”, buyurdu.

Kaza Namazı ve Nafile Namaz Kılmak
Kur’an-ı Kerim Okumak
Ebû Ümâme ra, ben Rasûlullah sav’i;
"اقْرَؤُا القُرْآنَ ،فَإِنَّهُ يَأتِي يَوْمَ الْقِيَامَةِ شَفِيعًا لِأَصْحَابِهِ" رواه مسلم
"Kur an okuyunuz. Çünkü Kur an, kıyamet gününde kendisini okuyanlara şefaatçi olarak gelecektir" buyururken işittim, demiştir.”

Tevbe İstiğfar Etmek

Allahü Teala şöyle buyuruyor:

قُلْ يَا عِبَادِيَ الَّذينَ اَسْرَفُوا عَلٰٓى اَنْفُسِهِمْ لَا تَقْنَطُوا مِنْ رَحْمَةِ اللّٰهِ اِنَّ اللّٰهَ يَغْفِرُ الذُّنُوبَ جَميعاً اِنَّهُ هُوَ الْغَفُورُ الرَّحيمُ ﴿٥٣﴾ وَاَنيبُٓوا اِلٰى رَبِّكُمْ وَاَسْلِمُوا لَهُ مِنْ قَبْلِ اَنْ يَأْتِيَكُمُ الْعَذَابُ ثُمَّ لَا تُنْصَرُونَ ﴿٥٤﴾
“De ki: Ey kendi nefisleri aleyhine haddi aşan kullarım! Allah'ın rahmetinden ümit kesmeyin! Çünkü Allah bütün günahları bağışlar. Şüphesiz ki O, çok bağışlayan, çok esirgeyendir. Size azap gelip çatmadan önce Rabbinize dönün, O'na teslim olun, sonra size yardım edilmez.” (Zümer Sûresi, 53-54)

وَتُوبُٓوا اِلَى اللّٰهِ جَميعاً اَيُّهَ الْمُؤْمِنُونَ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ
"...Ey müminler! Hep birden Allah'a tevbe ediniz ki kurtuluşa eresiniz." (Nûr; 31)

يَٓا اَيُّهَا الَّذينَ اٰمَنُوا تُوبُٓوا اِلَى اللّٰهِ تَوْبَةً نَصُوحاًۜ عَسٰى رَبُّكُمْ اَنْ يُكَفِّرَ عَنْكُمْ سَيِّـَٔاتِكُمْ
“Ey iman edenler! Tam ve kesin (örnek olacak) bir tevbe ile Allah’a yönelin.[4] (Böyle yaparsanız) umulur ki Rabbiniz sizin kötülüklerinizi örter ve sizi alt tarafından ırmaklar akan cennetlere koyar. O gün Allah, Peygamberi(’ni) ve onunla beraber olan mü’minleri utandırmayacaktır. Onların nuru (o gün Sırât’ta) önlerinde ve sağlarında koşacak (aydınlatacak)tır. (Mü’minlerin nurları birbirlerinden farklı olduklarından) diyecekler ki: “Ey Rabbimiz! Bizim nurumuzu tamamla (cennete kadar devam ettir, söndürme) ve bizi bağışla, doğrusu sen her şeye kâdirsin.”

Bu tevbeye, “Nasûh Tevbesi” denilir ki bir daha asla günaha dönmemek ve bunu asla arzu etmemek üzere yapılan tevbedir.

Hasan-ı Basrî şöyle der:
“Tevbe, günaha kin tutmak ve her hatırına geldikçe istiğfâr etmektir.”

Tevbenin Altı Şartı Olduğu Açıklanmıştır:

1. Geçmiş günahlardan pişmanlık.
2. Terkedilen farzları yapmak.
3. Kul haklarını yerine getirmek.
4. Hasımlarla helalleşmek.
5. Bir daha günaha dönmemek.
6. Nefsini mâsiyet içinde terbiye ettiği gibi, Allah’a itaatle de eğitmek (Beydâvî).

Peygamber Efendimiz sav Günde Yetmiş Defa Tövbe Ederdi.

عَنِ أبي هُرَيْرَةَرضي الله عنه : سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يَقُولُ: «وَاللَّهِ إِنِّي لَأَسْتَغْفِرُ اللَّهَ وَأَتُوبُ إِلَيْهِ فِي اليَوْمِ أَكْثَرَ مِنْ سَبْعِينَ مَرَّةً»
Ebû Hureyre ra,
Rasûlullah sav’i şöyle buyururken işittiğini söylemiştir:
“Allah’a yemin ederim ki; ben günde yetmiş defadan fazla Allah’tan beni bağışlamasını diler ve tevbe ederim.” (Buhârî, Deavât 3)

عَنْ الْأَغَرِّ بْنِ يَسَارٍ رضي الله عنه قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللهِ صلى الله عليه وسلم: " يَا أَيُّهَا النَّاسُ ، تُوبُوا إِلَى اللهِ وَاسْتَغْفِرُوهُ، فَإِنِّي أَتُوبُ إِلَى اللهِ وَأَسْتَغْفِرُهُ فِي كُلَّ يَوْمٍ مِائَةَ مَرَّةٍ "
Eğâr ibn Yesâr el Müzenî ra’den,
Rasûlullah sav şöyle buyurmuşlardır:
“Ey insanlar Allah’a tevbe edin O’ndan affedilmenizi isteyiniz, çünkü ben Ona günde yüz defa tevbe ederim.” (Müslim, Zikir 42)

«التَّائِبُ مِنَ الذَّنْبِ كَمَنْ لَا ذَنْبَ لَهُ»
Abdullah İbn Mes'ud ra anlatıyor:
"Rasûlullah sav buyurdular ki:
"Tevbe eden, o günahı işlememiş gibidir."

Salavat Getirmek

“Şüphesiz ki Allâh ve melekleri, Peygamber’e çokça salât ederler. Ey müminler! Siz de O’na salavât getirin ve tam bir teslimiyetle selâm verin!” (el-Ahzâb, 56)

Übey bin Kâb ra diyor ki:
Peygamber Efendimiz sav’e:
«– Yâ Resûlallâh! Ben sana çok salavât ediyorum. Acaba bunu ne kadar yapmam gerekir?» diye sordum.
«– Dilediğin kadar yap.» buyurdu.
«– Duâlarımın dörtte birini salavât’a ayırsam uygun olur mu?» diye sordum.
«– Dilediğin kadarını ayır. Ama daha fazla yaparsan senin için hayırlı olur.» buyurdu.
«– Öyleyse duâmın yarısını salavât’a ayırayım.» dedim.
«– Dilediğin kadar yap. Ama daha fazla yaparsan senin için hayırlı olur.» buyurdu.
Ben yine:
«– Şu hâlde üçte ikisi yeter mi?» diye sordum.
«– İstediğin kadar. Ama artırırsan senin için iyi olur.» buyurdu.
«– Öyleyse duâya ayırdığım zamanın hepsinde sana salavât getirsem nasıl olur?» deyince:
«– O takdirde Allâh bütün sıkıntılarını giderir ve günahlarını bağışlar.» buyurdu.”

Hamd Etmek ve Şükür Halinde Bulunmak

Bu kısa fani dünya hayatında Müslümanın hayatının her safhası, her alanı Hamd ve Şükür ile ibadete dönmelidir.

Onun içindir ki Rabbimiz en mühim ibadetimiz olan Namazın her Rek’atinde Hamd ile başlayan Fatiha Suresini okumamızı istemiştir.

Âyet-İ Kerîmede:
وَتَوَكَّلْ عَلَى الْحَيِّ الَّذ۪ي لَا يَمُوتُ وَسَبِّحْ بِحَمْدِه۪ۜ وَكَفٰى بِه۪ بِذُنُوبِ عِبَادِه۪ خَب۪يرًاۚ
“Hiç ölmeyen, daima diri (Hayy ve Bâkî) olan (Allah’)a güvenip dayan O’nu hamd ile tesbih et. Kullarının günahlarından O’nun haberdar olması yeter.” (Furkân, 25/58) buyrulmaktadır.

وَاِذْ تَاَذَّنَ رَبُّكُمْ لَئِنْ شَكَرْتُمْ لَاَز۪يدَنَّكُمْ وَلَئِنْ كَفَرْتُمْ اِنَّ عَذَاب۪ي لَشَد۪يدٌ
“Hani Rabbiniz, (size) şöyle bildirmişti: “Andolsun ki eğer şükrü yerine getirirseniz, elbette size (nimetimi) artırırım. Eğer nankörlük ederseniz hiç şüphesiz azabım çok çetindir.” (İbrahim, 14/7), [krş. 2/152; 18/29; 47/15]

Allah’a karşı şükrü yerine getirmek; emirlerine itaat, zikir ve verdiğinden vermekle gerçekleşir. Şükrü yerine getirmek, Rabb’ın rahmetinin, şefkat ve iltifatının şükür sahibine yönelmesini sağlar, basireti açar. Şükrü yerine getirmek, nimetleri verenin tanındığına ve kalpteki imanın dinamikliğine işarettir/delildir. Yediğimiz, içtiğimiz helal rızıklar son derece kıymetli bir hazine olduğu halde, şükrü yerine getirmeme/şükürsüzlük, onları, hayvânî zevklerin tatmin edildiği ve sorumluluğu ağır olan nesneler haline getirir.

Şükürsüzlük nankörlüğe, nankörlük ise nimetin er geç elden gitmesine, helak ve azaba sebep olur. [bk. 2/152-153]

وَقَالَ مُوسٰٓى اِنْ تَكْفُرُٓوا اَنْتُمْ وَمَنْ فِي الْاَرْضِ جَم۪يعًاۙ فَاِنَّ اللّٰهَ لَغَنِيٌّ حَم۪يدٌ
“Musa yine dedi ki: “Eğer siz ve yeryüzünde olanların tamamı, toptan nankörlük etseniz bile, şüphesiz ki Allah zengindir (hiçbir şeyinde noksanlık olmaz). O, hakkıyla övülmeye lâyıktır.” (İbrahim, 14/8), [bk. 39/7]

Efendimiz şöyle buyurmuşlardır:
الحَمدُ رأسُ الشُّكرِ، ما شَكَرَ اللهَ عبدٌ لا يَحمَدُهُ

“Hamdetmek, şükrün başıdır, Allah’a hamdetmeyen şükür de etmemektedir.”

(الصَّبرُ نصفُ الإيمانِ واليقينُ الإيمانُ كلُّهُ)
“Sabır İmanın yarısıdır. Yakîn ise İmanın ta kendisidir.” (Kütüb-i Sitte, 9/538)

“İman, iki kısımdır. Yarısı sabırda, yarısı da şükürdedir.”
Sabır Kontrolü

Âyeti Celilede yüce Rabbimiz şöyle buyurur:

وَاسْتَعِينُوا بِالصَّبْرِ وَالصَّلَاةِ ۚ وَإِنَّهَا لَكَبِيرَةٌ إِلَّا عَلَى الْخَاشِعِينَ
“(Ey müslümanlar!) Sabır ve namazla (Allah’tan) yardım isteyin. Şüphesiz bu (şekilde yardım istemek Allah’a) gönülden saygı duyanlardan başkasına zor ve ağır gelir.” (Bakara, 245), [krş. 2/153, 186]

اَمْ حَسِبْتُمْ اَنْ تَدْخُلُوا الْجَنَّةَ وَلَمَّا يَعْلَمِ اللّٰهُ الَّذ۪ينَ جَاهَدُوا مِنْكُمْ وَيَعْلَمَ الصَّابِر۪ينَ
“Yoksa Allah içinizden cihad edenleri belli etmeden, sabredenleri ortaya çıkarmadan cennete gireceğinizi mi sandınız?” (Ali İmran, 3/142)

Ebû Yahyâ Suheyb İbni Sinân ra’dan
Resûlullah sav şöyle buyurdu:

وَعَنْ أبي يَحْيَى صُهَيْبِ بْنِ سِنَانٍ قَالَ: قَالَ رَسُولُ الله ﷺ: عَجَباً لأمْرِ الْمُؤْمِنِ إِنَّ أَمْرَهُ كُلَّهُ لَهُ خَيْرٌ، وَلَيْسَ ذَلِكَ لأِحَدٍ إِلاَّ للْمُؤْمِن: إِنْ أَصَابَتْهُ سَرَّاءُ شَكَرَ فَكَانَ خَيْراً لَهُ، وَإِنْ أَصَابَتْهُ ضَرَّاءُ صَبَرَ فَكَانَ خيْراً لَهُ. رواه مسلم
“Mü’minin durumu gıbta ve hayranlığa değer. Çünkü her hâli kendisi için bir hayır sebebidir. Böylesi bir özellik sadece mü’minde vardır: Sevinecek olsa, şükreder; bu onun için hayır olur. Başına bir belâ gelecek olsa, sabreder; bu da onun için hayır olur.” (Müslim, Zühd 64)

Hz. Ali ra’a İman’dan sorulduğunda:

وسُئِلَ عَنِ الاْءيِمَانِ ، فَقَالَ : الاْءِيمَانُ عَلَى أَرْبَعِ دَعَائِمَ : عَلَى الصَّبْرِ ، والْيَقِينِ ، وَالْعَدْلِ ، وَالْجِهَادِ .
“İman, dört sütun üzerine kuruludur: Sabır, yakin, adalet ve cihad.”

Sadaka Vermek

Efendimiz sav’in tarifi ile tebessüm etmekten maddi yardım etmeye, hayırlı işler yapmaktan kendini kötülükten uzak tutmaya kadar her iş sadaka ibadeti içerisindedir.
Bu konuda da bir iki Hadis Şerifi hatırlamakta fayda olacak
Adiy bin Hâtim ra şöyle anlatır:
“Allah Resûlü sav bir gün:
«‒Kendinizi Cehennem ateşinden koruyunuz!» buyurdular ve mübarek yüzlerini çevirip kendilerini geri çektiler... Bunu üç defa tekrarladılar. O zaman biz, Muhterem Efendimiz’in Cehennem’e bakarak konuştuklarını anladık.
Sonra şöyle buyurdular:
«‒Bir hurmanın yarısıyla bile olsa kendinizi Cehennem ateşinden koruyunuz! Bunu da bu¬lamayan, güzel bir sözle kendini ateşten korusun!»” (Buhârî, Rikāk, 49)

Benzer bir hadîs-i şerîflerinde Resûlullah sav Efendimiz şöyle buyurmuşlardır:
“…Her biriniz mutlakâ Allah Teâlâ’nın huzûrunda durdurulursunuz. Cenâb-ı Hak ile (kul) arasında ne bir perde ne de Allâh’ın kelâmını tercüme ede¬cek bir tercüman bulunmaz.
Allah Teâlâ o kula:
«‒Ben sana mal vermedim mi?» diye sorar.
O da:
«‒Evet, verdin yâ Rabbi!» der.
Sonra Allah Teâlâ:
«‒Ben sana Rasûl göndermedim mi?» diye sorar.
Kul:
«‒Evet, gönderdin yâ Rabbi!» der.
O kimse sağına bakar, Cehennem’den başka bir şey göremez; soluna bakar, Cehennem’den başka bir şey göremez.
O hâlde her biriniz bir hurmanın yarısı ile de olsa Cehennem ateşinden korunsun! Onu da bulamazsa güzel bir sözle kendisini Cehennem ate¬şinden korusun!” (Buhârî, Zekât, 9)

تانِي جِبريلُ عليه السلامُ فقال : هذه لَيلةُ النِّصفِ من شعبانَ ، وللهِ فيها عُتقاءُ من النارِ بِعدَدِ شُعُورِ غَنَمِ بَنِي كَلْبٍ ، ولا يَنظرُ اللهُ فيها إلى مُشرِكٍ ، ولا إلى مُشاحِنٍ ، ولا إلى قاطِعِ رَحِمٍ ، ولا إلى مُسْبِلِ ، ولا إلى عاقٍّ لِوالِدَيْهِ ، ولا إلى مُدْمِنِ خَمْرٍ .
يا مَعشرَ المسلِمينَ ! اتَّقُوا اللهَ ،
وصِلُوا أرْحامَكُمْ ، فإنَّه ليس من ثوابٍ أسْرَعُ من صِلَةِ الرَّحِمِ ،
وإيَّاُكمْ والبَغْيَ ، فإنَّهُ ليس من عُقوبةٍ أسرعُ من عُقوبةِ بَغْيٍ
وإيَّاكمْ وعُقوقَ الوالدَيْنِ ،
فإنَّ رِيحَ الجنةِ يُوجَدُ من مَسيرةِ ألفِ عامٍ ، واللهِ لا يَجدُها عاقٌ ، ولا قاطِعُ رَحِمٍ ، ولا جَارٌّ إزارَهُ خُيلاءَ
إنَّما الكِبرياءُ للهِ ربِّ العالمينَ
Cibril bana geldi ve dedi ki:
“Bu Gece Şaban Ayının ortasıdır. Allah o gecede Kelb kabilesinin koyunlarının tüyleri sayısı miktarınca insanı cehennemden kurtarır. Ancak, Şirk koşanların, Müslümanlara karşı Kin/Düşmanlık besleyenlerin, Akrabalarıyla Bağını koparanların, Kibirlilerin, Ana-Babasına isyankâr olanların ve İçki içmeye devam edenlerin yüzüne bakmaz.”
Peygamberimiz sav devamla dedi ki:
Ey Müslümanlar Topluluğu! Allahtan korkun, Akrabalık bağını koruyun. Çünkü Sıla-i Rahimden daha hızlı/ağır (insana ulaşan) bir sevap yoktur. Zulüm/Haddi aşmaktan da sakının. Çünkü (hiçbir şey) haddi aşmaktan daha ağır/hızlı Allah’ın azabını celbetmez. Ana-Babaya itaatsizlikten sakının. Çünkü cennetin kokusu bin yıl uzaktan alınmasına rağmen, Vallahi hiçbir Ana-babasına asi, akrabalık bağlarını koparanlar ve eteklerini (elbisesini) kibirlenerek yerde sürüyen (Kibir elbisesini giyen) kimse bu kokuyu alamaz. Büyüklenmek ise ancak âlemlerin Rabbi Allah’a mahsustur.” (Buhari, Müslim, Tirmizî)

Dua Etmek

Hazret-i Âişe Vâlidemiz şöyle anlatıyor:

عَنْ عَائِشَةَ رَضِيَ اللهُ عَنْهَا قَالَتْ: فَقَدْتُ النَّبِيَّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ ذَاتَ لَيْلَةٍ , فَظَنَنْتُ أَنَّهُ أَتَى جَارِيَتَهُ , فَالْتَمَسْتُهُ بِيَدِي فَوَقَعَتْ يَدِي عَلَى صُدُورِ قَدَمَيْهِ , وَهُوَ سَاجِدٌ يَقُولُ:
«اللهُمَّ إِنِّي أَعُوذُ بِعَفْوِكَ مِنْ عِقَابِكَ، وَ أَعُوذُ بِرِضَاكَ مِنْ سَخَطِكَ , وَأَعُوذُ بِكَ مِنْكَ ،لَا أُحْصِي ثَنَاءً عَلَيْكَ أَنْتَ كَمَا أَثْنَيْتَ عَلَى نَفْسِكَ»
Bir gece Peygamber sav'i kaybettim. Onun, diğer hanımlarından birinin yanına gittiğini zannettim. Onu aramaya başladım. Ararken elim ayaklarına dokundu. O, secdeye kapanmış, şöyle dua ediyordu:
«Allâh’ım! Azâbından affına sığınıyorum, gazabından rızâna sığınıyorum. Senden yine Sana sığınıyorum. Seni, ben, Senin kendini övdüğün gibi aslâ övemem! Seni, ancak Sen övebilirsin. Zâtına lâyık övgüyü, ancak Sen yaparsın, Allâh’ım!»

Beraat Gecesinin Bizlere Kazandıracakları

 Tevhid İnancımızı Sağlamlaştıralım
 Ana-Baba Duası Alalım
 Kin Necasetinden Kalbimizi Temizleyelim
 Cennet Yolundaki Hedef Ve Heyacanlarımızı Tazeleyelim
 Kuran Ayı Ramaz’a Gönlümüzü Hazırlayalım
 Rasülullah Sav’in Verdikleri İle Yetinip, Sünnete Tam İttiba Etmek

Velhamdülillâhi Rabbil Âlemîn!

Yaşar KAPKARA

Şubat 2024

Vezirköprü


KAYNAKLAR
DİB İslam Ansiklopedisi
Kuran-ı Kerim Meali, Diyanet Vakfı
Kuranı Kerim Meali, Feyzül Furkan
İslam ve İhsan
Sorularla İslamiyet
Muhammed Emin Yıldırım Hoca Efendi, Sohbetlerinden

31 Ocak 2026
Test

Form Gönderimi

Tamam

WhatsApp
Copyright © Sofa İç Mimarlık 2026 | Her Hakkı Saklıdır. ÜCRETSİZ KEŞİF 0312 000 00 00 WHATSAPP HATTI