PROJE DETAYI
الْعَالَمِينَ
وَالصَّلَاةُ وَالسَّلَامُ عَلَى رَسُولِنَا مُحَمَّدٍ وَعَلَى آلِهِ
وَصَحْبِهِ اَجْمَعِينَ
صَلُّوا عَلَى رَسُولِنَا مُحَمَّدٍ
صَلُّوا عَلَى طَبي۪بِ قُلُوبِنَا مُحَمَّدٍ
صَلُّوا عَلَى شَفي۪عِ ذُنُوبِنَا مُحَمَّدٍ
رَبِّ اشْرَحْ لِى صَدْرِى وَيَسِّرْ لِى اَمْرِى
وَاحْلُلْ عُقْدَةً مِنْ لِسَانِى يَفْقَهُوا قَوْلِى
وَاُفَوِّضُ اَمْرِي اِلَي اللَّهِ * اِنَّ اللَّهِ بَصِيرٌ بِالْعِبَادِ
سُبْحَانَكَ لَاعِلْمَ لَنَا اِلَّا مَا عَلَّمْتَنَا اِنَّكَ اَنْتَ الْعَلي۪مُ الْحَكي۪مُ
سُبْحَانَكَ لاَ فَهْمَ لَنَا اِلَّا مَا فَهَّمْتَنَا اِنَّكَ اَنْتَ الْجَوَادُ الْكَري۪مُ
اَعُوذُ بِاللَّهِ مِـنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيــمِ
بِسْــــمِ اللَّهِ الرَّحْمَـنِ الرَّحِيـمِ
خُذِ الْعَفْوَ وَأْمُرْ بِالْعُرْفِ وَأَعْرِضْ عَنِ الْجَاهِلِينَ
صَدَقَ اللَّهُ الْعَظِيمْ
وَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّي اللَّهُ عَلَيْهِ وَ سَلَّمْ
سَبَقَتْرَحْمَتِىعَلَىغَضَبِى
صَدَقَ رَسُولُ اللَّهِ فِيمَا قَالْ اَوْ كَمَا قَالْ
Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamd, Peygamberimiz sav’e, ailesine ve ashabına Salât ve selâm olsun. Allah‘ın rahmeti, bereketi sağlık ve selameti bütün Müminlerin üzerine olsun.
Ey Rabbim! Göğsümü ferah eyle, işimi kolaylaştır. Dilimin bağını çöz de sözümü anlasınlar. Ben işimi Allaha bırakıyorum. Şüphesiz Allah kullarını görür.
Ya Rabbi! Seni noksan sıfatlardan tenzih ederim. Senin bize öğrettiğinin dışında bizim ilmimiz yoktur. Şüphesiz Sen, her şeyi en iyi bilen, her işi hikmetli olansın.
Ya Rabbi! Seni noksan sıfatlardan tenzih ederim.Senin bize gerçeği anlattığının dışında bizim anlama imkânımız yoktur. Şüphesiz Sen, çok cömertsin ve çok ikram sahibisin.
Pek kıymetli Müminler!
Bu günkü sohbetimizde;
Empati eski tabiri ile diğergamlık nedir?
Af ve Merhamet nedir?
Merhamet Toplumu”nu nasıl oluşturabiliriz ? sorularına cevap arayacağız.
Empati / Diğergamlik Ne Demektir?
Bu kavramla sohbetimize başlayalım.
Rabbim cümlemize Hakk ve Hakikatı anlayabilmeyi ve anladıkları ile amel edebilmeyi nasip eylesin. Amin.
Empati / Diğergamlik / Îsar:
Bir insanın, kendisini karşısındaki insanın yerine koyarak, onun duygularını, düşüncelerini, sevinçlerini, nefretlerini, hülasa bütün maddi ve manevi hallerini anlaması ve yaşamasıdır. Bunun neticesinde İhtiyacı olduğu halde, kardeşini tercih ederek, bir Mümin’in gerekeni yapmasına da Îsar diyoruz.
Peygamberimizin sav ifadesiyle;
{لا يُؤْمِنُ أَحَدُكُمْ حَتَّى يُحِبَّ لأَخِيهِ مَا يُحِبُّ لِنَفْسِهِ}
“Sizden biriniz kendisi için istediğini Müslüman kardeşi için de istemedikçe (kâmil manada) iman etmiş olamaz.” [1]
Kur'an'daki zirve ifâdesiyle;
وَالَّذِينَ تَبَوَّؤُوا الدَّارَ وَالْإِيمَانَ مِن قَبْلِهِمْ يُحِبُّونَ مَنْ هَاجَرَ إِلَيْهِمْ وَلَا يَجِدُونَ فِي صُدُورِهِمْ حَاجَةً مِّمَّا أُوتُوا وَيُؤْثِرُونَ عَلَى أَنفُسِهِمْ وَلَوْ كَانَ بِهِمْ خَصَاصَةٌ وَمَن يُوقَ شُحَّ نَفْسِهِ فَأُوْلَئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ
"Daha önceden Medine'yi yurt edinmiş ve gönüllerine imanı yerleştirmiş olan kimseler, kendilerine göç edip gelenleri severler ve onlara verilenlerden dolayı içlerinde bir rahatsızlık hissetmezler. Kendileri muhtaç içinde bulunsalar bile onları kendilerine tercih ederler. Kim nefsinin cimriliğinden korunursa, işte onlar kurtuluşa erenlerdir." (Haşr, 59/9)
Allah Rasûlü'nün sav ve Ashâbının hayatlarında bu diğergamlığın ne derece yüksek olduğunu görüyoruz. Toplumu bir vücûd, bir organizma; fertleri de organizmanın organ ve hücreleri gibi gören Allah Rasûlü, toplum kesimlerinde ekonomik bir uçurumun olmamasına özen gösterir; henüz zarûriyâtını karşılayamamış ve özellikle suffa ashâbı varken hâciyât ve hele hele tahsiniyyât peşinde koşmaya asla izin vermezdi.
Zaruriyyat :Yaşamak için gerekli olan maddi manevi şeyler
Haciyyat :İnsan yaşamını kolaylaştıran rahatlatan şeyler
Tahsiniyyat :İnsan için keyif veren lüks hahat.
Peygamber Efendimizin, kendisinden hizmetçi isteyen kızına cevabı:
Özellikle âilesi, eşleri ve çocuklarını bu konuda kötü örnek olmamaları için uyarırdı. Nitekim kızı Fâtıma'nın rah ev işlerinde kendisine yardımcı olarak bir hizmetçi istediği zaman verdiği cevap, bugünün Müslümanlarına Nebevi bir Işıktır. Buyurmuştur ki:
"Kızım, ehl-i suffeyi açlıktan kıvranır bir halde bırakarak size hizmetçi veremem. Henüz onların maîşetlerini temin edemedim. Bu esirleri satıp ashâb-ı suffanın ihtiyâcını karşılamayı düşünüyorum." (İbn Hanbel, I, 106)
Peygamberimizin Sav Dünyalık İsteyen Eşlerine Karşı Tavrı:
Eşlerinin kendisinden zinet eşyâsı talebi ona çok dokunmuş ve onları yirmi dokuz gün süreyle, yanlarına gitmemek ve câmide yatmak sûretiyle
îlâ [2] etmişti. Nihâyet Ahzâb sûresindeki ilgili âyet (33/28-29) nâzil olunca ilişkiler normale dönmüştü. Eşleri ashâb-ı suffanın ihtiyâcına rağmen böyle bir talepte bulunmaktan Allah ve Rasûlü'nü tercih ederek vazgeçmişlerdi. Böylece onlar, eşleri ve önderleri Efendimiz'in model kimliğine tâbi olmuşlar; genelde fakir sahâbîlerin özelde suffalıların sıkıntısını paylaşmışlardı. Bu tavır bir bakıma sıkıntıdaki insanların yüreklerinde bir eziklik duymalarını engelleyen diğergâmlık tavrıydı.
ASHABI KİRAMIN BU KONUDAKİ ÖRNEKLİĞİ:
Ailesinin Yemeğini Misafire ikram Eden Sahabi;
Suffa Ashâbından dermanı kesilen biri bir gün gelip Rasûlullah'a halini arzetti. Peygamberimiz de onu zevcelerine gönderdi. Müminlerin anneleri, "evimizde sudan başka bir şey yok" diye Efendimize sav haber yolladılar. Bunun üzerine Allah Rasûlü sav: "Kim bu açı yemeğine ortak eder?" diye ashâbına sordu. Ensar'dan bir kişi ayağa kalkıp: "Ben" dedi ve suffalı misâfiri alıp evine götürdü. Evinde eşinden "çocuklarının yiyeceğinden başka bir şey bulunmadığını" öğrendi. Sofrayı kurup lâmbayı yaktıktan sonra yemeği sofraya koydular, Yemeğe başlayınca ev sâhibi kandili düzeltiyormuş gibi yaparak ışığı söndürdü. Sâdece misâfirin yemesi için ortamı kararttı. Karı koca yiyormuş gibi yaptılar. Misâfir güzelce karnını doyurdu. Onlar ve çocukları ise aç sabahladılar. Sabah olunca ev sâhibi Allah Rasûlü'nün sav yanına gittiğinde ona buyurdu ki: "Bu gece Allah sizin hareketinizden memnûn oldu ve hakkınızda şöyle buyuruldu:
وَالَّذِينَ تَبَوَّؤُوا الدَّارَ وَالْإِيمَانَ مِن قَبْلِهِمْ يُحِبُّونَ مَنْ هَاجَرَ إِلَيْهِمْ وَلَا يَجِدُونَ فِي صُدُورِهِمْ حَاجَةً مِّمَّا أُوتُوا وَيُؤْثِرُونَ عَلَى أَنفُسِهِمْ وَلَوْ كَانَ بِهِمْ خَصَاصَةٌ وَمَن يُوقَ شُحَّ نَفْسِهِ فَأُوْلَئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ
“Daha önceden Medine'yi yurt edinmiş ve gönüllerine imanı yerleştirmiş olan kimseler, kendilerine göç edip gelenleri severler ve onlara verilenlerden dolayı içlerinde bir rahatsızlık hissetmezler. Kendileri muhtaç olsalar bile onları (Kardeşlerini) kendilerinden üstün tutarlar. Kim nefsinin cimriliğinden korunursa, işte onlar kurtuluşa erenlerdir." (Haşr, 59/9)
İbn Ömer’in ra Diğergamlığı;
Bir defasında İbn Ömer'in canı balık istemişti. Hanımı çok nefis bir balık pişirdi. Tam sofraya oturacakları sırada kapıya bir dilenci geldi. Kokusunu aldığı balığı istedi. İbn Ömer derhal balığın dilenciye verilmesini istedi. Hanımı dilenciye para ve başka şeyler verip râzı edelim, dediyse de ona bir türlü balığı yediremedi. Neticede balığı dilenciye verdiler. (İbn Sa'd, Tabaket IV, 165)
Haris bin Hişam ra’ın Diğergamlığı
Sahabelerden Haris bin Hişam ra, Peygamber Efendimiz’in sav vefatından sonra halife seçilen Hz. Ebu Bekir ra döneminde, Suriye ve Bizans üzerine yapılan seferlere katıldı. Tüm mal varlığını da bu seferler için tahsis etti. Ecnadeyn Savaşı'na katıldığı gibi, savaş sırasında İslam Ordusunun sancağını taşıma şerefine nail oldu. Katıldığı diğer bir savaş da Fihl Savaşı'dır. Bir rivayete göre, 639 yılında meydana gelen bir veba salgını sırasında vefat etti.
Haris'in vefatıyla ilgili diğer bir rivayete göre ise; Yermük Savaşı sırasında ağır şekilde yaralanmıştı. Yaralılar arasında dolaşan Hz. Huzeyfe’den su istedi. Suyu tam içeceği sırada, kendisi gibi yaralı olan İkrime bin Ebi Cehil'in ra su istediğini duydu. Suyu içmeyerek İkrime'ye götürmelerini işaret etti. İkrime de tam suyu içeceği sırada, Ayyaş bin Ebi Rebia'nın ra su isteyen sesi duyuldu. O da içmeden suyu götürmelerini istedi. Ancak, bu sonuncuya su ulaşıncaya kadar şehit düştü. Suyu götüren Sahabe geri dönüp diğerlerine vermek istediyse de bunlar da suyu içemeden şehit düşmüşlerdi.
Hülasa Diğergamlık/Empati, her halükârda karşındaki olabilme sanatıdır. Bu da ancak büyük düşünenlerin maharetidir.
Aziz Müslümanlar!
Gelelim Af’a;
Afv Ne Demektir?
Sözlükte “yok etmek, silip süpürmek; fazlalık, artık”
gibi mânalara gelen
afv, bir ahlâk ve hukuk terimi olarak genellikle,
“kötülük ve haksızlık edeni, suç veya günah işleyeni bağışlama, cezalandırmaktan vazgeçme” anlamlarında kullanılmaktadır.
[3]
Akıl ve teennîden çok, duygularının etkileriyle davranma eğiliminde olan Câhiliye toplumunda kötülüğü kötülükle karşılamak genel bir uygulama idi. Bunun aksine davranış, çoğunlukla zayıflık ve acz işareti sayıldığından, insanlar aftan ziyade cezalandırma yolunu seçerlerdi. Buna karşılık Kur’ân-ı Kerîm’ve Hadisi Şeriflerde Allah’ın cc affediciliği ve mağfireti çeşitli vesilelerle ifade edilerek, “Affın ilâhî bir sıfat ve yüksek bir ahlâkî meziyet olduğu“ kesin olarak ortaya konmaktadır.
Aziz Müslümanlara!
Peki Merhamet Ne Demektir ? (المرحمة)
Sözlükte “Acımak, şefkat göstermek” anlamında masdar, “Acıma duygusu, bu duygunun etkisiyle yapılan iyilik, lutuf” anlamında da isim olarak kullanılan merhamet ve aynı mânadaki “rahmet” kelimeleri öncelikle Allah’ın bütün yaratılmışlara yönelik lutuf ve ihsanlarını ifade etmekte, bunun yanında insanlarda bulunan, onları hemcinslerinin ve diğer canlıların sıkıntıları karşısında duyarlı olmaya ve yardım etmeye sevkeden acıma duygusunu belirtmektedir.
Kaynaklarımızda merhamet kavramı genellikle rahmet kelimesiyle ifade edilir. Ancak Türkçe’de merhamet hem Allah’a hem insanlara, rahmet ise özellikle Allah’a nisbet edilerek kullanılır.
Gazâlî ra, bir kimseye gerçek anlamda merhametli denilebilmesi, dolayısıyla acıma duygusunun ahlâkî bir değer taşıması için, onun acıdığı kişinin ihtiyacını gücü ölçüsünde karşılaması, bunu da hür iradesiyle yapması gerektiğini belirtir.
[4]
Hemen bütün tariflerinde acıma, yufka yüreklilik (rikkatü’l-kalb), ilgi ve şefkat (teattuf, in‘itâf), elem duyma (teellüm) gibi kavramlarla psikolojik yönüne vurgu yapılan merhamet, insanlar arasındaki duygu birliğinin, dayanışma ve paylaşmanın başta gelen âmillerinden sayılmaktadır.
Evlât sevgisi, ana babaya saygı ve itaat, sıla-i rahim, yaşlılara, yoksullara, hastalara, sakatlara, yetimlere, kimsesizlere yardım etme gibi erdemlerin merhamet duygusunun yansımaları olduğu kabul edilmektedir.
Merhamet kavramına insanlara nisbet edildiğinde duygusal bir anlam yüklenirken,
Allah’a nisbet edildiğinde O’nun fiilî sıfatı olarak kabul edilmesi, dolayısıyla Allah hakkında duygusal mânada değil O’nun
yarattıklarına in‘am ve ihsanı, af ve mağfireti olarak anlaşılması gerektiğine dikkat çekilmekte, buna gerekçe olarak da duyguların değişkenliği ve bu yönüyle beşerî birer kusur sayılması gösterilmektedir.
[5]
Merhameti, İlahi ve beşeri sıfat olarak iki ayrı halde görüyoruz:
Merhamet, Allah’a nisbetle İnam, İhsan, Mağfiret olarak İlahi Sıfattır.
Merhamet, İnsan’a nisbetle Duygusallık değişkenlik gösterdiğinden Beşeri Zaaftır.
Afv Ve Merhametin Kaynaği Nedir?
Muhterem Müminler!
Allah’ın cc
rahmân ve
rahîm isimleri açıklanırken evrendeki bütün oluşlar gibi, insanlardaki merhamet duygusunun da Allah’ın insanlığa lutfu olduğu belirtilir.
[6]
Yani
şefkat ve
merhamet gibi duygular, Allah’ın insanların içine koyduğu birer iyilik melekesi olup, asıl amaç muhtaç ve çaresizlere yardım edip sıkıntılarını gidermektir. Bu açıdan bakıldığında, bir kimseye acıyan kişi, eğer bu acımanın verdiği elemden kendisini kurtarmak ve rahatlamak için ona yardım ederse, merhamette kemale ulaşmış sayılmaz; çünkü
merhamette kemal, kişinin kendisini değil muhtaç ve çaresiz olanı rahata kavuşturmayı amaçlamasıdır.
[7] Böylece Merhametin kaynağı olan Rabbimizin de rızasına ulaşılmış olur.
Rabbimiz cc Kuranı Kerimde şöyle buyurmaktadır:
فَبِمَا رَحْمَةٍ مِّنَ اللّهِ لِنتَ لَهُمْ وَلَوْ كُنتَ فَظًّا غَلِيظَ الْقَلْبِ لاَنفَضُّواْ مِنْ حَوْلِكَ فَاعْفُ عَنْهُمْ وَاسْتَغْفِرْ لَهُمْ
وَشَاوِرْهُمْ فِي الأَمْرِ فَإِذَا عَزَمْتَ فَتَوَكَّلْ عَلَى اللّهِ
إِنَّ اللّهَ يُحِبُّ الْمُتَوَكِّلِينَ
“Allah’ın rahmeti sayesinde sen onlara karşı yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın, onlar senin etrafından dağılıp giderlerdi. Artık sen onları affet. Onlar için Allah’tan bağışlama dile. İş konusunda onlarla müşavere et. Bir kere de karar verip azmettin mi, artık Allah’a tevekkül et. Şüphesiz Allah, tevekkül edenleri sever
.” [8]
Bu Ayeti Kerimenin Uhut Savaşı neticesinde nazil olduğunu düşündüğümüzde, Rasülullah sav’in en zor şartlarda bile MERHAMETİ Ashabından esirgemediğini, hatta kendisini öldürmek ve Allah’ın Dinini yok etmek niyetiyle gelen düşmanlarına bile, üstü başı kanlı haldeyken,
-“Ya Rab! Benim kavmim bilmiyor, sen onları bağışla.” diye dua edişini de hatırladığımızda, O’nun merhamet etmedeki cömertliğini daha iyi kavramış oluyoruz.
Bu Ayeti kerimede, Resûlullah’ın insanlara karşı merhametli oluşu
“Allah’tan bir rahmet” olarak değerlendirilmektedir.
[9]
Allah Rasülü bu Merhametini, Risaleti boyunca bir terbiye ve tebliği metodu olarak kullanmış ve neticesini de 23 yıl gibi kısa bir sürede, Allah‘ın cc izniyle almıştır.
Bu hususta sevgili Peygamberimiz sav de şöyle buyurmuşlardır:
"Allah, arz ve semayı yarattığı gün, yüz rahmet yarattı. Her bir rahmet göklerle yer arasını dolduracak kadardır. Ondan yeryüzüne tek bir rahmet indirmiştir. İşte anne, yavrusuna bununla şefkat eder. Vahşi hayvanlar ve kuşlar birbirlerine bununla merhamet ederler. Kıyamet günü geldiği vakit Allah, rahmetine bunu da ilâve ederek (tekrar yüze) tamamlayacaktır." (Müslim)
Bu Ayeti Kerimeler ve Hadisi Şerifler ışığında Merhametin kaynağının ALLAH cc olduğunu anlıyoruz.
Peygamberimiz Ve Merhamet
Yüreklerinde Merhamet Taşıyan Aziz Cemaat!
Bir kişi ile başlayan İslam davasını başarıya ulaştıran en önemli amillerden birisi de Efendimiz sav’in Merhametidir. Konumuzun sonunda bununla alakalı örnekler vereceğiz inşaallah.
Müminler için bir ahlâk örneği olarak gösterilen Hz. Peygamber’e sav, özellikle çevresindeki yoksul ve kimsesizlere merhametli davranması, onları incitmekten sakınması, „
Sıkıntılarını giderme imkânı bulamadığı durumlarda bile, güzel bir sözle gönüllerini alması öğütlenmiş,“
[10] aksine davranarak zengin müşrikleri memnun etmek için fakir müminleri yanından kovması halinde „
zalimlerden olacağı“ uyarısında bulunulmuştur.
[11]
Zengin müşrikler kendilerini üstün gördüklerinden, Efendimiz onlara İslamı anlatırken, Fakirlerin yanlarında olmalarından rahatsız oluyorlardı da Efendimize sav, ‘bu fakirleri yanından kov da, bize anlatacaklarını öyle anlat‘ diyorlardı.
Allahü Teala Tevbe Suresinde, Habibinin sav “Müminlere karşı engin merhametini ve düşkünlüğünü“ tasvir ederken,
لَقَدْ جَاءكُمْ رَسُولٌ مِّنْ أَنفُسِكُمْ عَزِيزٌ عَلَيْهِ مَا عَنِتُّمْ حَرِيصٌ عَلَيْكُم بِالْمُؤْمِنِينَ رَؤُوفٌ رَّحِيم
‘‘Andolsun, size kendi içinizden öyle bir peygamber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya düşmeniz ona çok ağır gelir. O, size çok düşkün, mü’minlere karşı da çok şefkatli ve merhametlidir.‘‘
[12] buyurmuştur.
Yukarıda zikrettiğimiz Haşr Suresinin, 59/9. Ayetini düşündüğümüzde, Bu benzetme, aynı zamanda müslümanlar için bir MERHAMET ABİDESİ ortaya koymaktadır. Neden diye bir soru soracak olsak, İlahî bir ses işitir kulaklarımız:
وَمَا أَرْسَلْنَاكَ إِلَّا رَحْمَةً لِّلْعَالَمِينَ
‘‘(Ey Muhammed!) Biz Seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik
.’’
[13] buyrularak, Efendimizin sav’in gönderiliş sebebidir, onun bütün alemlere rahmet oluşu.
Değerli Kardeşlerim!
Hz. Peygamber sav Efendimiz, biz ümmetine hatta bütün insanlığa olan merhametini bakın nasıl tarif ediyor? Gelin gönül dünyamızda bir yolculuk yapalım da, O’nun huzurundaymış gibi O’nun sesine kulak verelim:
"Benim misalimle sizin misaliniz, şu temsile benzer: Bir adam var ateş yakmış. Ateş etrafı aydınlatınca pervaneler (gece kelebekleri) ve aydınlığı seven bir kısım hayvanlar bu ateşe kendilerini atmaya başlarlar. Adamcağız onları kurtarmaya (mani olmaya) çalışır. Ancak hayvanlar galebe çalarak çoklukla ateşe atılırlar. Ben (tıpkı o adam gibi) ateşe düşmemeniz için belinizden yakalıyorum, ancak siz ateşe koşuyorsunuz." [14]
Sevgili Peygamberimiz sav ’in tebliğideki başarısı, onun davranışlarındaki inceliğe, yumuşak kalpli olmasına bağlanmış ve kendisine bağışlayıcı olması öğütlenmiştir. (bk. Âl-i İmrân 3/159). Bu sebeple bütün İslâm eğitimcileri af ve müsamahayı eğitimin vazgeçilmez metotları arasında göstermişlerdir.
Sohbetimizin başında okuduğum Araf Suresinin 199. Ayeti Celilesinde Rabbimiz, Peygamberimize hitaben:
خُذِ الْعَفْوَ وَأْمُرْ بِالْعُرْفِ وَأَعْرِضْ عَنِ الْجَاهِلِينَ
‘’Sen af yolunu tut, iyiliği emret ve cahillerden yüz çevir.
’’ [15] buyurarak
, cehalet ve cahillerle nasıl bir münasebet kuracağımız Peggamberimiz üzerinden bizlere öğretilmektedir.
Yani Müslümanlar, Peygamber Efendimiz‘e sav tavsiye edilen bu eğitim Metodunu, birer TEBLİĞ ERİ olduklarından dolayı kullanmalıdırlar.
Nedir Bu İlahi Tebliği Metodu?
1- Af ve Merhamet yolunu seçmek,
2- İyiliğin muallimi ve takipcisi olmak,
3- Cehalet ve Cahillere prim vermemek.
Rabbimizin yukarıda sıfatlarını zikrettiği Peygamberimizin, Afv ve merhametine bir örnek verecek olursak, O’nun Taif seferinden dönüşünde kendisini taşlayan Taif Halkına ve Uhut Savaşında kendini öldürmeye ahdetmiş düşmanlarına bile bedduadan uzak durarak, yaptıkları o veciz dualarıdır.
NEYDİ O DUA?
Allahım! Kuvvetimin za'fa uğradığını, çaresizliğimi, halkın gözünde hor ve hakir görüldüğümü ancak sana arz ederim. Ey merhametlilerin en merhametlisi, herkesin zayıf görüp de dalına bindiği biçarelerin Rabbi sensin, İlâhî, huysuz ve yüzsüz bir düşmanın eline beni düşürmeyecek, hatta hayâtımın dizginlerini eline verdiğim akrabamdan bir dosta bile bırakmayacak kadar bana merhametlisin.
Ya Rabb! Eğer bana karşı gazablı değilsen, çektiğim belâ ve sıkıntılara hiç aldırmam, fakat senin esirgeyiciliğin bunları da göstermeyecek kadar geniştir.
Ya Rabb! Gazabına uğramaktan, rızandan mahrum kalmaktan, senin karanlıkları aydınlatan, din ve dünya işlerini dengeleyen nuruna sığınırım. Razı oluncaya kadar işte affını diliyorum. Bütün kuvvet ve kudret ancak seninledir..."
Özetle O sav diyordu ki:
« اللَّهمَّ اغْفِرْ لِقَوْمي فإِنَّهُمْ لا يعْلمُونَ
“Ey Allahım! Kavmimi bağışla, çünkü onlar bilmiyorlar.”[16]
Aziz Cemaat!
Şimdi de İnsan ve Af-Merhamet kavramını incelemeye çalışalım.
İnsan Ve Merhamet
Bazı âyet ve Hadisi Şeriflerde merhamet kavramı insanlar arasındaki acıma duygusunu ve bu duygudan kaynaklanan iyiliği ifade etmektedir.
İnsanlara Karşı Merhametli Olmak;
Kuranı Kerimde
, Resûlullah’ın ve müminlerin birbirlerine karşı merhametli, inkârcılara karşı sert ve tavizsiz oldukları,
[17]
Allah’ın, karı-koca arasına derin bir sevgi ve merhamet koyduğu
[18] bildirilmekte,
Evlâtlara, yaşlı ana babalarının üzerlerine merhamet kanatlarını germeleri emredilmektedir.
[19]
Hadisi Şeriflerde de, rahmet ve merhamet hem Allah’ın kullarına olan lutuf ve ihsanı, hem de insanların birbirlerine ve diğer canlılara karşı şefkat, ilgi ve yardımları için kullanılmaktadır.
Mekke döneminin ilk yıllarında zenginlik, asalet gibi maddî ve dünyevî imkânların en yüksek değer ölçüsü olarak kabul edildiği, âciz ve kimsesizlere karşı ilgisizlik ve acımasızlığın hüküm sürdüğü bir ortamda inen âyet ve sûrelerde, ağırlıklı olarak Allah’ın birliği, kudreti ve lutufkârlığı ile âhiret konularının yanında nesep, servet ve sosyal statü farkı gözetmeden herkese karşı sevgi ve merhamet duygularıyla yaklaşmayı, bilhassa yoksulları ve kimsesizleri koruyup gözetmeyi, nihayet toplumda bir merhamet ve sevgi ahlâkı geliştirmeyi hedefleyen hükümler geniş yer tutar.
Bu dönemde nâzil olan Beled sûresinde Müminlerin özellikleri,
ثُمَّ كَانَ مِنَ الَّذِينَ آمَنُوا وَتَوَاصَوْا بِالصَّبْرِ وَتَوَاصَوْا بِالْمَرْحَمَةِ
“Yetimi ve yoksulu doyurmak, iman edip birbirine sabrı ve merhameti tavsiye edenlerden olmak“
[20] şeklinde sıralanmıştır.
Pek çok âyette de, kimsesiz ve çaresizler karşısında ilgisiz kalanlar, acımasız davrananlar
, [21]
Haksız yollarla yetimlerin mallarını yiyenler
, [22]
Kız çocuklarından utanç duyanlar
, [23]
Ve onları acımasızca öldürenler,
[24]
“Allah’ın doyurmadığını biz mi doyuracağız?”
[25] diyenler, ağır şekilde eleştirilmiştir.
Resûlullah sav, “
Müminleri birbirini sevmekte, birbirine acımakta, organlarından biri hastalandığında diğerlerinin de bu yüzden elem çekip uykusuz kaldığı vücuda“ benzetmiştir.
[26]
Hiçbir zaman çocuklarını öpmediklerini söyleyenlere,
“Allah kalplerinizden merhamet duygusunu çekip almışsa ben ne yapabilirim?” diyerek üzüntüsünü belirtmiş,
[27]
Müslümanların her alanda ilişkilerini sevgi, merhamet, yardımlaşma ve dayanışma yönünde geliştirmelerini, sıkıntılarını paylaşmalarını emretmiştir.
[28]
Hayvanlara Karşı Merhametli Olmak;
Aynı duyarlılığı hayvanlar konusunda da gösteren Allah Rasülü sav,
“Zor durumdaki bir hayvanı kurtaran kişinin bu sayede cenneti hak ettiğini“ [29],
“Bir hayvanı ölüme terkedenin de cehennemlik olduğunu“ [30] beyan ederken,
Atış tâlimi yaparken canlı hayvanı hedef alanları lânetlemiştir. [31]
Kiymetli Müslümanlar!
Bütün bu anlattıklarımızdan islâmiyet’in bir merhamet dini olduğunu da orta yere koymuş oluyoruz.
Hz. Peygamber sav de “Allah, muhakkak surette kötülüğü affeden kişiyi aziz kılar” (Müsned, II, 235, 238) buyurmuştur.
Buradaki aziz kelimesinin Arapça’da hem “şerefli”, hem de “güçlü” anlamına geldiği göz önüne alınırsa bu hadiste affın faydasının oldukça geniş tutulduğu sonucuna varılabilir.
Affetmek, İslâm’da bütün faziletlerin temelini teşkil eden
takvâya en yakın meziyettir.
[32]
… وَلَوْلَا فَضْلُ اللَّهِ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَتُهُ مَا زَكَا مِنكُم مِّنْ أَحَدٍ أَبَدًا وَلَكِنَّ اللَّهَ يُزَكِّي مَن يَشَاء وَاللَّهُ سَمِيعٌ عَلِيمٌ
“… Eğer üstünüzde Allah'ın lütuf ve merhameti olmasaydı, içinizden hiçbir kimse asla temize çıkamazdı. Fakat Allah dilediğini arındırır. Allah işitir ve bilir.“
[33]
Bu sebeple Kur’anda Müslümanlar bu fazilete çağırılırken,
وَلَا يَأْتَلِ أُوْلُوا الْفَضْلِ مِنكُمْ وَالسَّعَةِ أَن يُؤْتُوا أُوْلِي الْقُرْبَى وَالْمَسَاكِينَ وَالْمُهَاجِرِينَ فِي سَبِيلِ اللَّهِ وَلْيَعْفُوا وَلْيَصْفَحُوا أَلَا تُحِبُّونَ أَن يَغْفِرَ اللَّهُ لَكُمْ وَاللَّهُ غَفُورٌ رَّحِيمٌ
“İçinizden varlık ve servet sahibi kimseler yakınlarına, düşkünlere ve Allah yolunda hicret edenlere (kendi mallarından bir şey) vermeyeceklerine yemin etmesinler. Onlar affetsinler, vazgeçip iyi muamelede bulunsunlar. Allah’ın sizi bağışlamasını arzu etmez misiniz? Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” (Nûr 24/22) buyurulmaktadır.
Bu Ayeti Kerimenin nuzül sebebine baktığımızda, Hz. Ebu Bekir Efendimiz hakkında indiğini görüyoruz. Hz. Ebu Bekirin madden desteklediği akrabalarından birisi, İfk Hadisesinde, Münafıklar Hz. Aişe Annemize iftira attıklarında, o şahıs da Annemiz hakkında, münafıklar gibi ileri geri konuşmuş, bunun üzerine Ebu Bekir (ra) o kişiye bir daha yardım etmeyeceğine dair yemin etmişti.
Ancak Ayeti Celile ile uyarılan Ebu Bekr ra, eskiden olduğu gibi yine yardım etmeye devam etmiştir. Çünkü Efendimiz de o kişileri affetmiş ve olgun Müminlere de şu tarihi mesajını vermiştir:
- عَنْ جَرِيرِ بْنِ عَبْدِ اللهِقال : قال رسولُ الله:
مَنْ لاَ يَرْحَمِ النَّاسَ لاَ يَرْحَمْهُ اللهُ.
Cerir ibni Abdullah ra’den bize aktarıldığına göre Rasulullah sav şöyle buyurdu.
“İnsanlara merhamet etmeyen kimseye Allah’da merhamet etmez.” [34]
“Merhamet etmeyene merhamet edilmez” [35]
Allah‘In Cc Affinın Sınırları
Pek kıymetli Kardeşlerim!
Allah cc’ın affı kimler içindir?
Allah her günah işleyen kulunu bağışlar mı?
Af ile ilgi Selef âlimleriyle daha sonraki bütün Ehl-i sünnet mensupları, hem aklî hem de naklî deliller göstererek, Allah’ın şirk ve küfür dışındaki bütün günahları dilerse bağışlayacağını kabul etmişlerdir.
إِنَّ اللّهَ لاَ يَغْفِرُ أَن يُشْرَكَ بِهِ وَيَغْفِرُ مَا دُونَ ذَلِكَ لِمَن يَشَاء وَمَن يُشْرِكْ بِاللّهِ فَقَدْ ضَلَّ ضَلاَلاً بَعِيدًا
‘‘Şüphesiz Allah, kendisine ortak koşulmasını bağışlamaz. Bunun dışındaki günahları, dilediği kimseler için bağışlar. Allah’a ortak koşan, kuşkusuz, derin bir sapıklığa düşmüştür.‘‘ (Nisa Suresi 4/116.)
وَمَن لَّمْ يُؤْمِن بِاللَّهِ وَرَسُولِهِ فَإِنَّا أَعْتَدْنَا لِلْكَافِرِينَ سَعِيرًا
‘‘Kim Allah’a ve Peygambere inanmazsa bilsin ki, şüphesiz biz, inkârcılar için alevli bir ateş hazırladık.’’ (Fetih Suresi 48/1.)
فَاعْتَرَفُوا بِذَنبِهِمْ فَسُحْقًا لِّأَصْحَابِ السَّعِيرِ
‘’İşte böylece günahlarını itiraf ederler. Artık alevli ateştekiler Allah’ın rahmetinden uzak olsun!’’ (Mülk Suresi 67/11.)
قُلْ يَا عِبَادِيَ الَّذِينَ أَسْرَفُوا عَلَى أَنفُسِهِمْ لَا تَقْنَطُوا مِن رَّحْمَةِ اللَّهِ إِنَّ اللَّهَ يَغْفِرُ الذُّنُوبَ جَمِيعًا إِنَّهُ هُوَ الْغَفُورُ الرَّحِيمُ
“De ki: Ey kendi nefisleri aleyhine haddi aşan kullarım! Allah'ın rahmetinden ümit kesmeyin! Çünkü Allah bütün günahları bağışlar. Şüphesiz ki O, çok bağışlayan, çok esirgeyendir.” (Zumer, 39/53)
Bu Ayeti Kerimeler ışığında;
‘‘Allahın af ve mağfiretinin küfür ve şirkten uzak duran, bütün Ehli İmanı kapsadığını söyleyebiliriz.
ÖZET
Kıymetli Müminler!
Konumuzu özetleyecek olursak, afv ve merhametin kaynağının, bizi yaratan, yaşatan ve vermiş olduğu bütün nimetlerden hesaba çekecek olan Allah cc olduğunu bilmemiz gerekir.
Uhud Savaşında Amcası Hz. Hamzayı şehid eden Hz. Vahşi ve Ebu Sufyanın hanımı Hz. Hind‘i Aff eden Efendimiz sav bu hususta bizim için en mükemmel örnektir.
وَرَحْمَتِي وَسِعَتْ كُلَّ شَيْءٍ فَسَأَكْتُبُهَا لِلَّذِينَ يَتَّقُونَ وَيُؤْتُونَ الزَّكَاةَ وَالَّذِينَ هُم بِآيَاتِنَا يُؤْمِنُونَ
‘’…Rahmetim ise her şeyi kapsamıştır. Onu, bana karşı gelmekten sakınanlara, zekâtı verenlere ve âyetlerimize inananlara yazacağım.” (Araf Suresi 7/156.)
وَسَارِعُوا اِلٰى مَغْفِرَةٍ مِنْ رَبِّكُمْ وَجَنَّةٍ عَرْضُهَا السَّمٰوَاتُ وَالْاَرْضُ
اُعِدَّتْ لِلْمُتَّقٖينَ
اَلَّذٖينَ يُنْفِقُونَ فِى السَّرَّاءِ وَالضَّرَّاءِ وَالْكَاظِمٖينَ الْغَيْظَ وَالْعَافٖينَ
عَنِ النَّاسِ وَاللّٰهُ يُحِبُّ الْمُحْسِنٖينَ
“Gerek bollukta gerekse darlıkta mallarından hayra harcayanlara, kin ve öfkelerini bastıranlara ve insanları affedenlere genişliği gökler ve yer kadar olan bir cennet vaad edilmektedir“ (Âl-i İmrân 3/133-134).
Aziz Müminler!
Af Ve Merhamette Ufuk Açan Sahabe,
Ulbe b. Zeyd ra Tebuk Savaşı İçin Yaptığı Tasadduk
Af ve Merhamette enginler gibi olan, Allah Rasülü Efendimizin övgüsüne mazhar olan sahabe Efendilerimizden biri olan, Ulbe bin Zeyd ra Efendimizin hayatından bir kesit sunarak sohbetimi bitiriyorum.
Hicret’in 9. yılıydı... Rumlar Müslümanları tamamen ortadan kaldırmak için 40 bin kişilik bir ordu hazırlamışlardı. Peygamberimiz sav bunu haber alınca hemen hazırlığa başladı.
Hava çok sıcaktı. Hasat mevsimiydi. Üstelik kıtlık da vardı. Böyle iken birkaç kişi hariç bütün Müslümanlar bu orduya iştirak ettiler. Ellerinden gelen maddi manevi desteği yapmaktan geri durmadılar.
Katılmayanlardan bir kısmı vardı ki, bunların hiçbir mazereti yoktu. Fakat bazıları bu orduya sırf maddi imkânsızlıkları sebebiyle iştirak edememişlerdi. İşte Tebük Seferi’nden bu sebeple geri kalanlardan biri de Ulbe bin Zeyd’di ra.
Hz. Ulbe fakirdi. Yol azığı ve binek temin edememişti. Fakat bu sefere katılmaya can atıyordu. Kendisi gibi olan arkadaşlarıyla Resûlullah’ın sav huzuruna çıktı. Üzgündü, gözü yaşlıydı. Resûlullah’tan kendisine binek temin etmesi ricasında bulundu. Peygamberimiz sav,
-“Sizi bindirecek bir şey bulamıyorum.” deyince gözyaşları içerisinde geri döndü. Biraz sonra da bu durumda olanları rahatlatan Tevbe Sûresinin, 92. âyet-i kerimesi nazil oldu.
“Şu kimseler üzerine de cihada katılmadıkları için bir günah yoktur ki, sana her gelişlerinde ‘Sizi bindirecek bir şey bulamadım.’ derdin. Onlar da cihat için harcayacak bir şey bulamamanın üzüntüsüyle gözleri yaşla dolu olarak dönerlerdi.”
[36]
Hz. Ulbe, o gece uyuyamadı. Kalktı, bir müddet namaz kıldıktan sonra şöyle dua etti:
Böyle bir duayı ancak yüreğini Allah’a adamış büyük adamlar yapabilirdi.
“Allah’ım, cihadı emrettin, bizi ona teşvik ettin. Ama ne bende, ne de Resûlünde sav beni savaşa hazırlayacak imkân yoktur. Allah’ım! Ben de sadaka olarak, malıma, canıma, şeref ve haysiyetime tecavüz eden, bana hakaret eden bütün Müslümanları affediyorum.”
Dua bu!
Ben ne yapabilirim ki?
Elimden ne gelir?
Diyen Müslümanlara en güzel örnek.
Ertesi sabah Peygamberimiz sav,
“Bu gece herkesi affederek tasaddukta bulunan kimse ayağa kalksın.” buyurdu. Kimse kalkmadı. Resûlullah sav sözünü tekrarladı. Bu defa Hz. Ulbe kalktı ve “Benim yâ Resûlallah.” dedi. Peygamberimiz onu müjdeleyerek şöyle buyurdu:
“Seni müjdelerim! Allah’a yemin ederim ki, yaptığın bu bağış, kabul edilen sadakalar arasına kaydedilmiştir.” [37]
Hz. Ulbe bu müjdeye çok sevindi. Böylece hâlis niyetinin mükâfatını görmüş ve bizlere de ‘Müslüman kardeşini affetmenin bile Allah cc katında kabul olunan bir tasadduk olduğunu öğretmiş oldu.
DUA
«اللَّهُمَّ إِنِّي أَسْأَلُكَ الْهُدَى وَالتُّقَى وَالْعَفَافَ والْغِنَى » رَوَاهُ مُسْلِمٌ.
İbni Mes’ud ra’den rivayet edildiğine göre,
Efendimiz sav şöyle dua ederdi:
“Allahım! Senden hidâyet, takvâ, iffet ve gönül zenginliği dilerim.”[38]
الَلهُمَ اغفِر لِقَومي فَإنهُم لا يَعْلَمُونَ .
“Allahım kavmimi bağışla çünkü onlar doğruyu bilmiyorlar” [39]
Yine Aişe (Allah Ondan razı olsun) şöyle demiştir: "Ey Allah'ın Rasulü, Kadir gecesinin hangi gece olduğunu bilecek olursam o gece ne diyeyim?" diye sordum.
اللَّهُمَّ إنَّكَ عَفُوّ تُحِبُّ العَفْوَ فَاعْفُ عنِّي .
"Allahim Sen Çok Affedicisin, Affetmeyi Seversin, Beni De Affet" diye dua et buyurdular.b
[40] AMİN!
والحمد لله رب العالمين
Gayret Bizden;
Tevfik, Alemlerin Rabbi,
Bir Ve Mülkünde Ortağı Olmayan,
Hüküm Ve Hikmet Sahibi
Allah cc’dendir.
Yaşar Kapkara
Vezirköprü
Aralık 2014
Kaynaklar:
Diyanet Kuranı Kerim Meali
İslam Ansiklopedisi
Riyazüs Salihin
Dipnotlar:
[1] (Buhârî, Îman, 7; Müslim, îman, 71-72) veya,
[2] Îlâ; kişinin zaman belirtmeden veya dört ayı aşan bir zaman belirterek karısıyla cinsî münâsebette bulunmayacağına yemin etmesidir. Bakara Sûresi'nin 226-227. âyetiyle belirlenmiştir:
[3] bk. Râgıb el-İsfahânî, ez-Zerîa, s. 344; Lisânü’l-Arab, “afv”md.
[4] (el-Maķśadü’l-esnâ, s. 38).
[5] (Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât, “rĥm” md.; Tehânevî, I, 588; Gazzâlî, s. 38-39).
[6] (Bk. Fahreddin er-Râzî, Mefâtîĥu’l-ġayb, I, 166-171; Levâmiu’l-Beyyinât, s. 119).
[7] (Gazzâlî, s. 39; Fahreddin er-Râzî, LevâmiǾu’l-beyyinât, s. 119).
[11] En‘âm 6/52; Kehf 18/28; Abese 80/1-4).
[13] Enbiya Suresi 21/107)
[20] (Beled Suresi 90/5-17)
[21] (meselâ bk. el-Fecr 89/17-26; el-Leyl 92/7-11; el-Mâun 107/1-7),
[26] (Buhârî, “Edeb”, 27; Müslim, “Birr”, 66).
[27] (Buhârî, “Edeb”, 18; Müslim, “Feżâǿil”, 164),
[28] (Bk. Buhârî, “Îmân”, 7, “Mežâlim”, 3, “Edeb”, 57; Müslim, “Źikir”, 38, “Birr”, 32, 58; Tirmizî, “Birr”, 18).
[29] (Müsned, II, 375; Buhârî, “Mežâlim”, 23, “Enbiyâǿ”, 54; Müslim, “Selâm”, 153-155),
[30] (Müsned, II, 159, 261, 317; Buhârî, “Bedǿü’l-ħalķ”, 16, “Enbiyâǿ”, 54; Müslim, “Küsûf”, 9, “Tevbe”, 25, “Selâm”, 151-152, “Birr”, 133-135)
[31] (Buhârî, “
Źebâǿiĥ”, 25; Müslim, “Śayd”, 58, 60).
[32] (bk. el-Bakara 2/237).
[34] (Buhari, Edeb 18, Müslim, Fezail 66)
[35] (Buhârî, “Edeb”, 18; Müslim, “Feżâǿil”, 65)
[37] İsâbe, 2: 500; Üsdü’l-Gàbe, 4: 10; el-Bidâye, 5: 5.
[39] (Buhari, Enbiya 54, Müslim, Cihad 105)
[40] (Tirmizi, Deavat, 84)