PROJE DETAYI
İ’LAYI KELİMETULLAH [1] DAVASI CİHAD VE ŞEHADET
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
يَا أَيُّهَا النَّبِيُّ جَاهِدِ الْكُفَّارَ وَالْمُنَافِقِينَ وَاغْلُظْ عَلَيْهِمْ وَمَأْوَاهُمْ جَهَنَّمُ وَبِئْسَ الْمَصِيرُ
“Ey Peygamber! Kâfirlere ve münafıklara karşı cihad et, onlara karşı sert davran. Onların varacakları yer cehennemdir. O ne kötü bir varış yeridir!”[2]
Pek Muhterem Müslümanlar!
Hangimizin daha güzel amel işleyeceğini sınamak için, bizi hayat ve ölümle yeryüzüne gönderen”[3] Rabbimize kulluğun en güzelini sunabilmek, bütün kuvvet ve kudretimizle O’nun Yolunun neferleri olabilmek bir Müslüman olarak, en ulvî gayemiz olmalıdır. Otlar ya da başka varlıklar gibi, sıradan bir yaşantı, Müslümanın şiarı olmamalıdır. Öldüğünde, kıyamet gününe kadar kapanmayacak bir Amel Defterine (Döner Sermaye) sahip olmanın, nesilden nesile geçecek salih bir amel işleme derdinde ve cehdinde olmalıdır, Cenneti arzulayan Müslüman.
Bu sohbetimizde sizlere “Cihad ve Mücahid”, “Şehadet ve Şehid” kavramlarından yola çıkarak, “18 Mart Çanakkale Zaferi”mizi kazanan ruhu anlatmaya çalışacağım.
Rabbim anlamayı ve yaşamayı hepimize nasip etsin. Amin!
Kıymetli Müminler!
Bizim için en güzel örnek olan Efendimiz sav döneminden başlayarak, Ashab-ı Kiram, Ümmetin Büyüklerinden ve Ecdadımızın Hayatlarından örnekler sunmaya çalışacağım.
Amacımız, “Ölürsek Şehit, Kalırsak Gazioluruz.” inancıyla Âleme hükmetmiş, nizam ve intizam vermiş ecdadımızın iman ve ihlâsını, dava ve cihadını, sadakat ve dirayetini tahlil ve tahkik ederek, onların doğruları üzerinden, yanlışa sapmadan, İ’layı Kelimetullah davasının bir eri olabilmektir.
Her bir Mümin, Allah’ın cc Dinine yardım edip, İslam Ordusu’nun bir neferi olmakla izzet bulacağını, aksi durumda ebedi bir zilletin mahkumu olunacağını bilmelidir.
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِن تَنصُرُوا اللَّهَ يَنصُرْكُمْ وَيُثَبِّتْ أَقْدَامَكُمْ
“Ey iman edenler! Eğer siz Allah'a (Allah'ın dinine) yardım ederseniz O da size yardım eder, ayaklarınızı kaydırmaz.”[4]
مَن كَانَ يُرِيدُ الْعِزَّةَ فَلِلَّهِ الْعِزَّةُ جَمِيعًا إِلَيْهِ يَصْعَدُ الْكَلِمُ الطَّيِّبُ وَالْعَمَلُ الصَّالِحُ يَرْفَعُهُ وَالَّذِينَ يَمْكُرُونَ السَّيِّئَاتِ لَهُمْ عَذَابٌ شَدِيدٌ وَمَكْرُ أُوْلَئِكَ هُوَ يَبُورُ
“Kim izzet/itibar ve şeref istiyorsa, bilsin ki, izzet/itibar ve şerefin hepsi Allah'ındır. O'na ancak güzel sözler yükselir (ulaşır). Onları da Allah'a amel-i sâlih ulaştırır. Kötülüklerle tuzak kuranlara gelince, onlar için çetin bir azap vardır ve onların tuzağı boşa gider.”[5]
Allah cc katında izzet ve şeref arayan Ecdadımız, Ameli Salih olan Cihadı asla terk etmemiş, İslam Kardeşliğini ön planda tutarak, Allah’ı Rasülün’ü ve İman Edenleri dostlar edinmişlerdir. Çünkü Müslümanın izzet ve şerefi bu dostluğa bağlıdır. Yoksa Münafıklarayapılan;
الَّذِينَ يَتَّخِذُونَ الْكَافِرِينَ أَوْلِيَاء مِن دُونِ الْمُؤْمِنِينَ أَيَبْتَغُونَ عِندَهُمُ الْعِزَّةَ فَإِنَّ العِزَّةَ لِلّهِ جَمِيعًا
“Mü'minleri bırakıp da kafirleri dost edinen o (münafık)kimseler, Onların (kafirler) katında izzet/itibar ve şeref mi arıyorlar? Halbuki bütün izzet ve şeref Allah'a aittir.”[6] İlahi ikazına riayet etmeyi, imani bir düstur, var oluş sebebi olarak anlamış, izzet ve şerefin aynı zamanda Küffara ve zalimlere karşı koymayabağlı olduğunu, aksi takdirde;
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوَاْ إِن تُطِيعُواْ فَرِيقًا مِّنَ الَّذِينَ أُوتُواْ الْكِتَابَ يَرُدُّوكُم بَعْدَ إِيمَانِكُمْ كَافِرِينَ
“Ey iman edenler! Kendilerine kitap verilen (Yahudi ve Hristiyan)lerden bir guruba uyarsanız imanınızdan sonra sizi yeniden küfre çevirirler.”[7]Ayeti Celile’sinde gösterilen tehlikenin kendileri için de geçerli olacağını asla göz ardı etmemişlerdir.
Kıymetli Müminler!
Hz. Adem’le başlayıp Asrı saadetle kemale eren“İ’layı Kelimetullah Davası”, Tevhid Mücadelesi, Efendimiz sav ve Ashabı Kiram’dan sonra, Emeviler, Abbasiler, Selçuklular ve Osmanlılarla dünyaya nizam ve intizam, barış ve huzur getirmiş, insanlığın tamamına nefes aldırmış, mümini kafir’den, mazlumu zalimden, kafiri kafirden korumuştur.[8]
İspanya’dan/Endülüs’ten Japonya’ya, Senegal’den Endonezya’ya, Çin’den Balkanlar’a, Yemen’den Hindistan’a, Etiyopya’dan Kazakistan’a kadar dünyanın dört bir yanında Tevhidin bayrağını dalgalandıran Ceddimiz, Şeytan ve Taraftarları ile onların işbirlikçi Münafık yandaşlarına nefes aldırmamış, her daim onları mağlup etmiştir.
İşte bu sebepledir ki; bütün gayretlerine rağmen bu İslâm milleti karşısında muvaffak olamayan Haçlı küffar milletleri taktik değiştirmiş, gayesine sinsi metodlarla ulaşmanın yollarını denemiş, yaklaşık üç yüz yıldır da bu yönde büyük çalışmalar yapmışlar ve maalesef çok büyük mesafeler katetmişlerdir.
Eğer bizler kendi dinimizin “yaşanması” ve “yayılması” faaliyeti olan “Kardeşlik ve Ümmet”, “Tebliğ ve Cihad” bilincimizi terk edersek, bir zaman sonra kendi neslimizin de Dininden uzaklaştığını göreceğiz.[9] Afrikalıların, “Batılılar bize geldiklerinden, onların incili bizimse topraplarımız vardı. Zamanla elimize incili verdiler topraklarımızı aldılar” sözü bu gerçeğin isbatı için yeterde artar bile.
Kafir ve Münafıkların Müslümanlar Üzerindeki İfsad ve Fitne Faaliyetleri:
Kıymetli Müminler!
Ümmeti Muhammed üzerinde oynanan ifsad Faaliyetlerini genel olarak iki başlık altında toplayacak olursak;
1- İçe Dönük/Dahili/Yerel İfsad Faaliyetleri:
Yukarıda da zikrettiğimiz ifsad faaliyetleri yerel olarak, Siyasal, Ekonomik, Dini ve Kültür/Medeniyet, Ferdi ve Sosyal alanlarda hızla devam etmektedir. Bunların en etkilisi ırkçılık, Mezhep farklılıkları ve politik ayrıştırma faaliyetlerini (sağcı-solcu, Radikal-muhafazakâr) de hesaba kattığımızda Ümmetin gelecekten beklentisi hiç de iç açıcı görünmemektedir.
2- Dışa Dönük/Harici/Genel İfsad Faaliyetleri:
Buna ilave olarak din anlayışındaki farklılaştırma, “Dinler Arası Dialog”, “Medeniyetler İttifakı”, “Bop”, “Avrupa Birliği”gibi, bu Ümmetidininden, aslından geçmişinden koparma ve bölüp–parçalama faaliyetleri de hızla devam etmektedir.
Aziz Müminler!
Bugün bu ifsad faaliyetleri maalesef bazı Müslüman milletlerinde müttefiki bulunduğu, NATO, BM, AB, Çok Uluslu Şirketler, gibi fesad odakları tarafından çok daha etkin ve organize bir şekilde devam ettirilmektedir.[10] Allah ve Rasülünün hükümlerine tabi olup “Ümmet Bilinci” ve “İslam Birliğini” oluşturmadan, “İslam Kardeşliğini” tesis etmeden, şer odaklarının bu ifsad ve fitne faaliyetlerine karşı koyabilmek mümkün değildir.
Müslümanların dünya malına düşkünlüğü, seküler ve hukuku olmayan bir din anlayışına sapmaları da, bu yıkım projesine ilave edildiğinde, Müslümanların bu gün içine düştükleri yerel ve genel çıkmazların, fitne ve fesadların, aralarındaki savaşların ve kâfir milletler karşısında zelil ve hakir duruma düşmelerinin sebepleri de kendiliğinden ortaya çıkacaktadır.
Kıymetli Müminler!
Konunun daha iyi anlaşılması için yukarıda zikrettiğimiz ifsad faaliyetlerinden bazısına kısa kısa örnekler vermekte fayda olacaktır.
Alman Der Spiegel Dergisi‘nde, Fransız düşünür Bernard Henri Levy‘nin bir yazısı yayınlandı. Levy, bu yazısında, İslam aydınlanmasında din adamlarına büyük görev düştüğünü belirterek şöyle diyor: ‘‘Hıristiyan ve Yahudi din adamları yüzyıllarca önce nasıl kendi kutsal kitap ve yazılarını gözden geçirip onunla hesaplaştıysa, şimdi de kendi kutsal kitapları üzerinde çalışma sırası İslam bilginlerinde.’’
Mesela hıristiyanlığı kabul ettirmek için II. Vatikan Konsili`nde kararlaştırılan bir papaz siyaseti olan “Dinler Arası Dialog” fesadı ile örneklerimize başlayalım.
Papa Jean Paul, "Kurtarıcı Misyon" adlı genelgesinde bu
durumu, bakın, nasıl açıklıyor:
"Dinlerarası Diyalog, kilisenin bütün insanları kiliseye döndürme
amaçlı misyonunun bir parçasıdır. Karşılıklı bilgilenme ve anlayışı
zenginleştirme vâsıtası ve metodu olarak diyalog, misyona zıt
değildir. Esasen misyon ve misyonun şekilleriyle diyalog arasında
özel bir bağ vardır.Bu misyon aslında Mesih`i ve İncil`i bilmeyenlere ve
diğer dinlere mensup olanlara yöneliktir."[11]
Nitekim, Vatikan’ın 1999 yılında yayınladığı; “Towards a pastoral approach to culture” adlı bir kitapta esas maksatlarını açıkca şöyle ifade etmekteler:
“Bütün insanlar İsaya (as) döndürülmeli, bütün insanlar vaftiz olarak Kilisede birleşmeli ve onun vücudu olan Kiliseye girmelidir. Yollar, usuller, metotlar değişir; ama hedef hiç değişmez: Nihai maksadımız, bütün insanları Hıristiyanlık dinine sokmaktır.” [12]
- Papa 16. Benedict, Hem İslama Küfreder, Hem Camide Dua Eder[13]
Papa, Almanyaya yaptığı ziyaretinde, 200 binden fazla bir kalabalık kitle önünde yaptığı konuşmada, İslamın mukaddes kitabına hiç müracaat etmeden, Peygamberimiz Hz. Muhammed SAS’in o konudaki açıklamalarına bakmadan, 14. asırda zamanın Bizans imparatoru ile İranlı bir aydın Müslüman arasında geçtiği iddia edilen konuşmayı nakletmekle yetinmiş. İmparator demiş ki: “Muhammed’in getirdiği yeni bir şey var mı, göster bana? Dini kılıçla yayma emri gibi kötü ve insanlık dışı şey dışında hiç bir şey gösteremezsin.” Papa, İranlı Müslümanın ne cevap verdiğine de değinmemiş.
Aynı Papa, Sultan Ahmet Camisinde
Ayasofya’dan bir araçla Sultanahmet Camii’ne gelen Papa, cami kapısında ayakkabılarını çıkardıktan sonra giydiği bir terlikle camiyi gezdi. Papa, Sultanahmet’i gezerken ”ziyaretimin en yüksek mertebesi burası.” dedi.
Kıbleye yönelerek dua etti.
Papa 16. Benedict, Sultanahmet Camii’ni ziyareti esnasında kıbleye dönüp el bağlayarak Allah’a dua etti. Camiye girişinde ayakkabılarını çıkartan Papa, yaklaşık 25 dakika boyunca camiyi gezdi. İstanbul Müftüsü Mustafa Çağrıcı rehberliğinde camiyi gezen 16. Benedict, Çağrıcı’nın “30-40 saniye bir huzur duruşunda bulunalım” daveti üzerine kıbleye yönelerek Allah’ın huzurunda dua etti. Papa’nın bu önemli anın ardından, hakkı olmasına rağmen haç çıkarmaması ‘önemli bir hassasiyet’ olarak yorumlandı. Birçok televizyon tarafından canlı yayınlanan Papa’nın müftü ile yan yana dua edişini, yabancı haber ajansları flaş haber olarak geçti.
- İngiliz Başbakanı Gladstone’nin Kuranı Kerim Hakkındaki Sözleri:[14]
1882 yılında Mısır Meselesinden dolayı zamanın Başbakanı olan Gladstone, Kur’anı bir eline alarak Avâm Kamerasında şöyle demiştir: “As long as this Quran is in the hands of Muslims, Europe shall not be able to control the East = Bu Kur’an Müslümanların elinde oldukça, Avrupa Doğuyu yani İslâm âlemini kontrol altına alamayacaktır.”
Bir görüşe göre de Avâm Kamerasında yaptığı konuşmasında, Müslümanlara yönelik sert ifadelerde bulunmuş, Kur’an-ı Kerimi kasdederek “Bu lanet kitabın takipçileri oldukça Avrupa’ya barış gelmeyecektir = As long as there were followers of this accursed book, Europe would know no peace” diyecek kadar küstahlaşarak, İslama olan düşmanlığının da şiddetini ortaya koymuştur.
Yani bu Kafir: “Allah’ın “Alemlere Rahmet olarak gönderdim” dediği Peygamberine vahyettiği Kuran ile, İnsanların arasını açıp, Kuran ve Sünnet Kalkanını onların ellerinden alıp, İman ve Cihad kanatlarını kırmadan bu insanları köleleştirmemiz mümkün görünmemektedir. Yani, Müslümanların gönüllerini çoşturan şehadet aşkını ve bileklerine güç veren cihad kılıcını ellerinden almadıkça bize rahat yok.” Demek istemişti. Elbette bu kanaatinde pek de yanılmış sayılmıyordu.
Birinci Dünya Savaşında İngilizler KUDÜS’ ü işgal edince, cephede beraber savaştığımız Almanya- Avusturya askerleri bayram yapmışlardır. Sebebi sorulduğunda: “Hz. İsa’nın doğduğu mukaddes Kudüs Hıristiyanların eline geçti“ diye cevap vermişlerdir.[15]
Misyoner-Casus Teşkilatı Başkanı, Osmanlı Devletinde görev yapan misyoner Hampher’e: “Eğer sen İslam ülkelerinde Sünni-Şii kavgasını başlatabilirsen, Büyük Britanya’ya en büyük hizmeti yapmış olacaksın “ demiştir.[16]
İngilizlerin Şii-Sünni (Osmanlı-İran ) ihtilafına ne kadar önem verdiklerini misyoner Hampher ‘den dinleyelim:
“Bir gün misyoner toplantısında, “Bu Müslümanlarda zerre kadar akıl olsa, asırlar önce geçmiş olan Sünni-Şii ihtilafını kaldırır, onları mazide bırakır, ittifak kurarak birleşirler“ dedim, başkan hemen sözümü keserek! “Senin görevin bu ihtilaf ateşini körüklemektir; Müslümanlar’ın nasıl birleşeceğini göstermek değil!” dedi[17].
1935 Senesinde Kudüs’te toplanan misyonerler konferansında, misyoner teşkilatı başkanı Samaul Zouimer, açılış konuşmasında şunları söylüyor :
“ Sizden Müslümanları Hrıstiyan yapmanızı istemiyorum. Sizin asıl göreviniz Müslümanları İslam’dan uzaklaştırmaktır. Doğumundan ölümüne kadar boynuna haç takmasınlar, kiliseye gitmesiler, vaftiz olmasınlar ama Hrıstiyan gibi yaşasınlar. Bunu çağdaşlık adı altında temin edebilirsiniz. Onları Allah’ı ve peygamberlerini tanımaz bir kişi haline getirin. Müslüman milletleri ayakta tutan ahlak, haya, iffet duygularından koparın. Eğer bunda başarılı olursanız, İslam Ülkelerinin sömürge haline gelmesi için fetih yollarını açan ileri karakollar kurmuş olursunuz. Sevk etmeye çalıştığınız yolda yürümeleri için, İslam ülkelerindeki bütün beyinleri buna göre hazırlamanız gerekir. Bu ise Müslümanları dinlerinden uzaklaştırmaktan başka bir yolla mümkün değildir.
Eğer siz onlardan Allah ve peygamber tanımaz bir nesil hazırlarsanız, büyük işlerle ve ülkülerle uğraşmazlar. Rahatı, tembelliği, parayı ve nefsini sever, arzularını ve isteklerini tatmin için her çareye başvururlar. Hatta öyle hale gelirler ki, şehvet ve arzuları hayatlarının tek hedefi olar. Bir şey öğrenirse arzu ve isteklerine ulaşmak için öğrenir. Malını şehveti için harcar, en büyük makama gelse de nefis, arzu ve şehvetinin esiridir. Bu uğurda her şeyini feda eder. Ve onları Emperyalist siyasetimiz için satın almak kolay olur.
Ey misyonerler! Ancak Müslümanları bu hale getirdiğiniz zaman görevinizi başarılı bir şekilde tamamlamış olursunuz.”[18]
Şu Hadisi Şerifi yeri gelmişken bir hatırlayalım:
عَنْ أبي هُرَيْرَةَ * أن رَسُولَ اللَّهِ * قال : بَادِرُوا بالأ عمال فِتَنا كَقِطَعِ اللَّيْلِ الْمُظْلِمِ يُصْبِحُ الرَّجُلُ مُؤْمِنًا وَيُمْسِي كَافِرًا أوَ يُمْسِي مُؤْمِنًا وَيُصْبِحُ كَافِرًا, يَبِيعُ دِينَهُ بِعَرَضٍ مِنَ الدُّنْيَا.
Ebû Hureyre ra’den rivayet edildiğine göre Rasûlullah sav şöyle buyurmuştur: “Hayırlı ve iyi ameller hususunda acele ediniz. Zira yakın bir zamanda karanlık geceler gibi bir takım fitneler ortalığı kaplayacaktır. O zaman kişi mü’min olarak sabahlar, kafir olarak geceler. Mü’min olarak gecelerse kafir olarak sabaha çıkar, dinini basit dünyalığa satıverir.”[19]
Muhterem Müslümanlar!
Yukarıda verdiğimiz örneklerden çıkardığımız sonucu, daha önce de zikrettiğimiz Ali İmran Suresinin 100. Âyeti Kerimesi ile özetleyelim:
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوَاْ إِن تُطِيعُواْ فَرِيقًا مِّنَ الَّذِينَ أُوتُواْ الْكِتَابَ يَرُدُّوكُم بَعْدَ إِيمَانِكُمْ كَافِرِينَ
“Ey o bütün iman edenler! eğer o kitab verilenlerden her hangi bir fırkaya uyarsanız sizi imanınızdan sonra çevirirler kâfir ederler.”
Bu husustaki diğer bir İlâhi ikaz da şöyledir:
وَلَن تَرْضَى عَنكَ الْيَهُودُ وَلاَ النَّصَارَى حَتَّى تَتَّبِعَ مِلَّتَهُمْ قُلْ إِنَّ هُدَى اللّهِ هُوَ الْهُدَى وَلَئِنِ اتَّبَعْتَ أَهْوَاءهُم بَعْدَ الَّذِي جَاءكَ مِنَ الْعِلْمِ مَا لَكَ مِنَ اللّهِ مِن وَلِيٍّ وَلاَ نَصِيرٍ
“Ne Yahudiler, ne Hıristiyanlar sen onların dînine uyuncaya kadar asla senden hoşnud olmaz (lar). De ki: «Allahın hidâyet (yolu olan İslâm yok mu? İşte) doğru yolun ta kendisi odur». Eğer (vahy ile) sana gelen (bunca) ilimden sonra (bilfarz) onların hevâ (ve heves) lerine uyacak olursan, andolsun, senin için Allahdan (başka koruyacak) ne hakıykî, bir dost, ne de hakıykî bir yardımcı yokdur.”[20]
Muhterem Müslümanlar!
Bir gün Ashabı ile sohbet ederken Efendimiz sav, Ümmetinin bu günkü halini, bakın bize nasıl haber vermiştir: "Pek yakında aç insanların sofralara üşüştüğü gibi diğer milletler sizin üzerinize üşüşecekler. Birisi ‘Biz az olduğumuz için mi böyle olacak yâ Rasûlallah?’ deyince Efendimiz ‘Bilakis siz o gün çok olacaksınız. Fakat sel sularının sürüklediği çer-çöp kabilinden değersiz kimseler haline geleceksiniz. Allah, düşmanlarınızın kalbinden sizin heybet ve saygınlığınızı giderecek ve sizin kalplerinize "Vehn" koyacak.’ Birisi Vehn nedir, Yâ Rasûlallah! deyince Râsûlallah: ‘Dünya sevgisi ve ölüm korkusudur”[21]
Kıymetli Dostlar!
Ecdadımızın muazzam bir medeniyet kurup, dünyanın en güçlü ve en zengin topluluğu oldukları halde zamanla bu güç ve zenginliklerini kaybetmelerinin, topraklarının düşmanlarca yağmalanmasının, aziz iken zelil, zengin iken fakir olmalarının baş sebebi, Müslümanların Kuran ve Sünnetten uzaklaşarak kalitesizleşmesidir.
Müslümanlar başlangıçta sayıca azdılar, fakat kaliteliydiler. Bu sayede imparatorlukları dize getirdiler. Bizans ve Sasani gibi Küfür Medeniyetlerinin merkezlerini yıktılar.
Kısa zamanda Afrika'yı fethettiler. İspanya'ya, oradan Fransa içlerine kadar ulaşıp dünyanın hâkim gücü oldular. Bu güç zalim değil, âdildi.
Fakat zamanla inançları, heyecanları, şahsiyetleri aşındı. Ahiret yerine dünyayı ön plana çıkardılar. Önden gidenleri savaşa, düğüne gider gibi giderlerken, arkadan gelenler ise ölümden korkar oldular.
- Emevîler İspanya'da tam bir İslam egemenliği kurmuşlardı. Ancak zamanla, başa geçen hükümdarlar cihadı bıraktı ve saraylarda sefa sürmeye başladılar. Taht kavgaları ve sevdaları, kardeşkanının dökülmesi sebebiyle yıkım dönemi başladı.
Avrupalılar büyük bir taarruzla Endülüs Emevilerini Batı Avrupa bölgesinden çıkarırlar. Son Endülüs Halifesi Endülüs’ten ayrılırken hıçkırıklara boğulur ve ağlar. Annesi ise “Ağla ağla! Dün erkekler gibi savaşmayan bugün kadınlar gibi ağlar” der.
Muhammed İkbal'in de belirttiği gibi; "Yüce Kâbe'nin ahalisi ortadan kayboldu. Sanki yeniden dirilmemecesine öldüler. Zenginlikleri fakirlik oldu ve şerefli devletleri tilki ve kurtların hücumuna uğradı. Onlar Muhammed sav’in mirasını ihmal ettiler. Putları yıkanlar gitti. Bunlar ise onları tekrar diktiler! Babaları İbrahim idi. Lâkin oğulları arasında Âzerleri görüyorum. Yazıklar olsun! Aşkın cinneti kalmadı artık. Müslümanların damarlarında kan kalmadı artık. Namazlarına bak, safları eğri, secdeleri huzursuz, çünkü içten gelen ilahi ateş kalmadı artık."[22]
Aziz ve Pek Muhterem Müminler!
Yukarıda zikrettiğimiz Ayeti Kerimeler istikametinde, kendine yol haritası çizen Ceddimiz, Allah’ın Son Dinine tabi olmayı en ulvi gaye edinmiş, Kuran ve sünnete hizmet ederek izzet bulmuş, İ’layı Kelimetullah uğrunda canını ortaya koymuştur. Bu sebepledir ki yüce Allah da onlara “yürü yâ kulum” deyip, Cihan devletini nasip etmiştir.
Ne zaman ki, Analar kundakdaki yavrularına;
Uyu yavrum yine şimşek çakıyor
Şehid baban gelmiş bize bakıyor
Yarasından kızıl kanlar akıyor
O yarayı dur bağlıyayım ninni
Sen ağlama ben ağlayayım ninni. Diye “Cihad Ninnileri” ile yetiştirmeyi terkedip,
Dandinidandini dasdana,
Danalar girmiş bostana,
Kov bostancı danayı,
Yemesin lahanayı. gibi ninnilerle avutmaya ve uyutmaya başladılar, işte o ninnilerle yetişen neslimiz, İslam Davasından uzaklaştı, Cihad Şarkıları söylemeyi terk etti ve dillerinden Tekbir sesleri düştü. Cenneti esas mesken bilmek yerine dünyaya aldanan, Müslümanları kardeş bilmek yerine kafirleri dost edinen, heva ve heveslerini, istek ve arzularını ilah edinen bir nesil yetişti. İşte böylece, ölümden korkan, şehidliğe yabancı, küfür karşısında selam duran, kafirlere benzemeyi çağdaşlık ve medeniyet zanneden bir millet haline geldik.
Kıymetli Dostlar!
Ecdadımız ne güzel söylemiş; “Gâvur’dan dost, domuzdan post olmaz” diye. Rabbim onlara rahmetiyle muamele eylesin.
Sakın ha!“Kafirler bize bir şey yapamaz”,“Köprüyü geçene kadar eşeğe dayı diyeceksin” gibi sözlerle kendimizi kandırmayalım. Allah’a dayanmadan O’na güvenmeden, O’na itaat etmeden, Küfür ve Şeytanla baş edeceğini zannedenlere, Özelde Efendimize, genelde ise bütün Müminlere hitaben, şu Ayeti Kerime Allah’ın bir uyarısıdır.
وَإِن كَادُواْ لَيَفْتِنُونَكَ عَنِ الَّذِي أَوْحَيْنَا إِلَيْكَ لِتفْتَرِيَ عَلَيْنَا غَيْرَهُ وَإِذًا لاَّتَّخَذُوكَ خَلِيلاً
“Ey Muhammed, müşrikler az kalsın seni, indirdiğimiz vahiyden ayırıp adımıza başka sözler uydurmanı sağlıyorlardı, eğer bunu başarabilselerdi, seni dost edineceklerdi.”[23]
وَلَوْلاَ أَن ثَبَّتْنَاكَ لَقَدْ كِدتَّ تَرْكَنُ إِلَيْهِمْ شَيْئًا قَلِيلاً
“Eğer sana direnme gücü vermeseydik, azıcık onlara yanaşmak üzereydin.”[24]
إِذاً لَّأَذَقْنَاكَ ضِعْفَ الْحَيَاةِ وَضِعْفَ الْمَمَاتِ ثُمَّ لاَ تَجِدُ لَكَ عَلَيْنَا نَصِيرًا
“Eğer onlara yanaşsaydın sana dünya hayatının ve ölüm ötesinin azabını katlayarak tattırırdık da bize karşı kendine yardım edebilecek hiç kimse bulamazdın.”[25]
Her gün Yatsı Namazlarından sonra okuduğumuz “Amener Rasülünün” son cümlelerini hatırlayalım;
أَنتَ مَوْلاَنَا فَانصُرْنَا عَلَى الْقَوْمِ الْكَافِرِينَ
“… Sen bizim mevlâmızsın. Artık kâfirler olan kavim üzerine bizlere nusret ver.”[26]
Muhterem Kardeşlerim!
Şu yeryüzüne bir bakalım. Âdem as’dan beri sayısız devletler kurulmuş ve yıkılmışlar. Her bir devlete de yön veren muhakkak ki bir din olmuştur. Tarihte Dini olmayan ateist hiçbir devlete ya da medeniyete rastlanmamaktadır. Hak ya da batıl, mutlaka bir din ve inanç üzerine inşa edilmiştir, devletler ve medeniyetler.
- Ve yine hiçbir devlet yoktur ki yeryüzünde uğruna kan dökülmeden, bedel ödenmeden bir yer bir millete yurt, ülke ya da vatan olsun.
Allah cc, Ahir Zaman insanlığı için din olarak İslamı seçmiş ve sadece O Dine ittibadan, Onun Hükümleriyle yapılan amel, iş ve eylemlerden razı olacağını kesin olarak ilan etmiştir. Aşağıda vereceğimiz Âyeti Kerimelerde olduğu gibi:
… الْيَوْمَ يَئِسَ الَّذِينَ كَفَرُواْ مِن دِينِكُمْ فَلاَ تَخْشَوْهُمْ وَاخْشَوْنِ الْيَوْمَ أَكْمَلْتُ لَكُمْ دِينَكُمْ وَأَتْمَمْتُ عَلَيْكُمْ نِعْمَتِي وَرَضِيتُ لَكُمُ الإِسْلاَمَ دِينًا
“…Bu gün, kafirler dininizden çıkmanızdan ümitlerini kesmişlerdir, onlardan korkmayın, benden korkun. Bugün sizin dininizi kemale erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve size din olarak İslamiyet’i beğendim…”[27]
إِنَّ الدِّينَ عِندَ اللّهِ الإِسْلاَمُ وَمَا اخْتَلَفَ الَّذِينَ أُوْتُواْ الْكِتَابَ إِلاَّ مِن بَعْدِ مَا جَاءهُمُ الْعِلْمُ بَغْيًا بَيْنَهُمْ وَمَن يَكْفُرْ بِآيَاتِ اللّهِ فَإِنَّ اللّهِ سَرِيعُ الْحِسَابِ
“Allah katında geçerli olan din İslâm'dır. Kitap verilenler, kendilerine bilgi geldikten sonra karşılıklı ihtirasları yüzünden anlaşmazlığa düştüler. (Ey İman Eden Kullarım! Sizden) Kim (kafirler gibi) Allah'ın ayetlerini inkar ederse bilsin ki, Allah'ın hesaplaşması çok çabuktur.”[28]
وَمَن يَبْتَغِ غَيْرَ الإِسْلاَمِ دِينًا فَلَن يُقْبَلَ مِنْهُ وَهُوَ فِي الآخِرَةِ مِنَ الْخَاسِرِينَ
“Kim, İslâm'dan başka bir din ararsa, bilsin ki kendisinden (böyle bir din) asla kabul edilmeyecek ve o, ahirette ziyan edenlerden olacaktır.”[29]
Ey Rabbim!
Ümmeti Muhammede Kuran ve Sünnete tabi olmayı, Mümin Kardeşlerine karşı merhametli, Küfür ehline karşı izzetli ve güçlü olmayı nasip eyle! Amin.
Aziz Müminler!
İnsanoğluna bahşedilen nimetlerin başında “Hayat Nimeti”gelmektedir. İslamın emir ve yasaklarındaki hikmeti, Ulemabeş temel sebebe dayandırmışlardır. Bunlar “Genel Makāsıd” kısmına dahil olan, hayat (can), nesil (nesep, ırz), akıl, mal ve dinin korunması şeklinde özetlenir ve literatürde “Zarûriyyât-I Hamse, Makāsıd-I Hamse, Külliyyât-I Hams” gibi adlarla anılır.
İnsanın imtihan sebebidir, hayat. Diğer bütün nimetler kişinin o ömür (hayat) nimetini değerlendirebilmesi, bereketlendirebilmesi, Rıza-i Bari’ye erişebilmesi için bir takviyedir.
“Hayat”ı kişinin hem kendi şahsında hem de başkalarına karşı dokunulmaz kılan, koruma altına alan yüce Allah cc, onu ancakkendi rızası uğrunda feda edilmesine rıza göstermiş ve teşvik etmiştir.
İşte biz, hayatı (canı) Allah yolunda feda etmeye, “Şehadet”, edene “Şehid”, bu uğurda yapılan bütün gayretlere “Cihad” bu yolda olan nefere de “Mücahid” diyoruz.
Kıymetli Müslümanlar!
Bir Müslüman, Uhud’da, Hamza olup Cennete gülümsemeden, Musab olup, Allah Rasülünün fedaisi olmadan, Mutede 100 bin kişilik Hristiyan Rum Ordusu karşısında Cafer-i Tayyar olup Cennete uçmadan, Malazgirt’te Alpaslan olup inanışının şahlanışını yaşamadan, Murad Hüdâvendigâr olup Kosova’dan Cennete geçmeden, Yıldırım olup Niğbolu’da bir kılıç gibi Haçlıları yere sermeden, Ulubatlı Hasan olup İstanbul’u fethetmeden, “Ya ben bizansı alırım ya Bizans beni alır” diyen, Sultan Fatih olup atını denize sürmeden, Kanuni olup şanlı ordularıyla Avrupa’nın içlerine yürümeden, Seyit çavuş olup 215 okka/270 kiloluk mermiyi “Ya Allah”diye diye namluya sürmeden, Ne cihadı anlayabilir, ne Şehidliği ne de Şehadeti.