PROJE DETAYI
Bismillahirrahmanirrahim
Elhamdülillahi Rabbilalemin. Vessalatü Vesselamü ala Rasûlinê Muhammedin Ve ala Âlihî ve Sahbihî Ve Etbaihi ecmain.
Kıymetli Müslümanlar!
Bu günkü sohbetimizde İslamda Ticaret Ahlakı üzerine konuşacağız.
Rabbim hak ve hakikatı anlatmayı, bilmeyi, yaşamayı ve tavsiye etmeyi cümlemize nasip eylesin.
Aziz Kardeşlerim
وَأَن لَّيْسَ لِلْإِنسَانِ إِلَّا مَا سَعَى
“Hakikaten (Allah’ın lütfu ve yapılan bağışlar dışında) insana, kendi çalışmasından başkası yoktur.” (Necm, 53/39)
İslâm Çalışma, helal yollarla kazanç, mal edinme ve helal/meşru yerlere harcama esasına dayanır.
Bu çalışmaya, kendisine dua ve hayır gönderecek evlat ve dostlar kazanmak da dahildir. (Buhârî, “Cenaiz”, 106; “Sayd”, 217).
Müslümanın her işinin Ahiret uzantılı olmasından dolayı, ticareti de anlamadan önce Ahiret hallerini bir kerre daha hatırlamakta fayda olacaktır.
Rabbimiz Haşr Sûresinde şöyle buyurmaktadır:
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اتَّقُوا اللَّهَ وَلْتَنظُرْ نَفْسٌ مَّا قَدَّمَتْ لِغَدٍ وَاتَّقُوا اللَّهَ إِنَّ اللَّهَ خَبِيرٌ بِمَا تَعْمَلُونَ
“Ey iman edenler! Allah’ın emirlerine uygun yaşayın ve herkes yarın için önden ne (yapıp) gönderdiğine baksın. Allah’ın emirlerine aykırı davranmaktan sakının. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.” (Haşr, 59/18)
Hepimizin en büyük sevdası, işimizin nihayeti o dehşetli günde, hani kişinin kendinden başka hiçbir şeyi düşünmediği, sadece nefsi nefsi diye inlediği, elinin altında ne varsa Sevgili mi mal mı arkadaş mı Dost mu yoldaş mı ne varsa hepsini de terk ettiği o günde, ihtiyaç duyduğu en önemli şey hiçbir gölgenin olmadığı o dehşetli zamanlarda, arşın gölgesinde gölgelenebilmektir.
Bu çok büyük bir ödül. Arşın gölgesinde gölgelenebilmek, ne büyük bir bahtiyarlıktır.
Siz biraz daha açın biraz daha olayı yaşamaya çalışın öyle anlayın arşın gölgesinde gölgelenmenin ne demek olduğunu.
Ve böyle bir mükâfat ile karşı karşıya kaldığımız zaman ya da en büyük Hedef ideal olarak o anı o anları beklemediğimiz zaman nasıl bir ödül nasıl bir karşılık olduğunu hiçbir zaman unutmayın.
Hal böyle olunca, bizim en büyük idealimiz, Hesap anında Arşın gölgesinde gölgelenmek, Sıratı Cehennem ateşine düşmeden geçmek, Cennetin yedi kapısından birinden ya da hepsinden girebilmektir.
Bu ne büyük bir İman ne büyük bir Lütuftur.
Peki biz bu mükâfatları elde edebilir miyiz?
Bunun yolu yöntemi var mı?
Bize her şeyin yolunu gösteren, hayatın rehberi olan Peygamber Efendimiz sav işin yoluna ve yöntemine dair de bir şeyler söylüyor.
وعن أبي هريرة قالَ: قالَ رسُولُ اللَّه ﷺ: سَبْعَةٌ يُظِلُّهُمُ اللَّهُ في ظِلِّهِ يَوْمَ لا ظِلَّ إلَّا ظِلُّهُ: إِمامٌ عادِلٌ، وشابٌّ نَشَأَ فِي عِبَادَةِ اللَّه تَعالى، وَرَجُلٌ قَلْبُهُ مُعَلَّقٌ في المَسَاجِدِ، وَرَجُلانِ تَحَابَّا في اللَّه: اجتَمَعا عَلَيهِ، وتَفَرَّقَا عَلَيهِ، وَرَجُلٌ دَعَتْهُ امْرَأَةٌ ذَاتُ مَنْصِبٍ، وَجَمَالٍ فَقَالَ: إِنِّي أَخافُ اللَّه، ورَجُلٌ تَصَدَّقَ بِصَدَقَةٍ فأَخْفَاها، حتَّى لا تَعْلَمَ شِمالُهُ مَا تُنْفِقُ يَمِينهُ، ورَجُلٌ ذَكَرَ اللَّه خالِيًا فَفَاضَتْ عَيْنَاهُ متفقٌ عَلَيْهِ.
Arşın Gölgesinde Gölgelenecek Yedi Zümre:
“Yedi sınıf insan vardır ki, Allah onları hiçbir gölgenin bulunmadığı günde gölgelendirir.
1- Adil bir imam,
2- Gençliğinde ibadet eden kimse,
3- Kalbi camilere bağlı kimse,
4- Allah için muhabbet eden, Allah için buluşup, ayrılan iki kişi,
5- Mevki sahibi güzel bir kadın, çağırdığı zaman, ben Allah’tan korkarım diyen kimse,
6- Sağ elinin verdiği sadakayı, sol eli duymayacak kadar gizli sadaka veren kimse,
7- Tenha yerde Allah’ı anarak gözleri yaşaran kimse .”
Kıymetli Müminler!
Efendimiz sav’in şu güzel beyanı ve müjdesi ile konumuzu canlandıralım.
Bir gün Rasûlullah Efendimiz sav:
“–Allah yolunda çift sadaka veren kimse, Cennetin muhtelif kapılarından:
«–Ey Allah’ın sevgili kulu! Buraya gel, burada hayır ve bereket vardır» diye çağrılır.
-Sürekli namaz kılanlar namaz kapısından, mücâhidler cihad kapısından, oruçlular Reyyân kapısından, sadaka vermeyi sevenler de sadaka kapısından Cennete davet edilirler.”
Ebû Bekir ra:
“–Anam-babam Sana fedâ olsun ey Allâh’ın Rasûlü! Gerçi bu kapıların birinden çağrılan kimsenin diğer kapılardan çağrılmaya ihtiyacı yoktur; lâkin bu kapıların hepsinden birden çağrılacak kimseler de var mıdır?” diye sordu.
Rasûlullah sav:
“–Evet, vardır. Senin de o bahtiyarlardan olacağını ümid ederim.” Buyurdular.
[1]
Ey Bu Cuma Gününün Bahtiyar Müminleri!
Rabbim her birimizi Rabbinin Gölgesinde ikram edilen Cennete de bütün kapılarından girenlerden eylesin. Bu şeref ve izzeti, nimet ve afiyeti hepimize, evladı iyalimize nasip eylesin. Amin!
Efendimiz sav’in beyan buyurduğu şu tabloyu iyilik yapmaya çalışan her Müminin asla unutmaması lazım.
Ebu Hureyre ra’den rivayetle; Efendimiz sav buyurdular ki:
إنَّ أوَّلَ النَّاسِ يُقْضَى يَومَ القِيامَةِ عليه رَجُلٌ اسْتُشْهِدَ، فَأُتِيَ به فَعَرَّفَهُ نِعَمَهُ فَعَرَفَها، قالَ: فَما عَمِلْتَ فيها؟ قالَ: قاتَلْتُ فِيكَ حتَّى اسْتُشْهِدْتُ، قالَ: كَذَبْتَ، ولَكِنَّكَ قاتَلْتَ لأَنْ يُقالَ: جَرِيءٌ، فقَدْ قيلَ، ثُمَّ أُمِرَ به فَسُحِبَ علَى وجْهِهِ حتَّى أُلْقِيَ في النَّارِ، ورَجُلٌ تَعَلَّمَ العِلْمَ، وعَلَّمَهُ وقَرَأَ القُرْآنَ، فَأُتِيَ به فَعَرَّفَهُ نِعَمَهُ فَعَرَفَها، قالَ: فَما عَمِلْتَ فيها؟ قالَ: تَعَلَّمْتُ العِلْمَ، وعَلَّمْتُهُ وقَرَأْتُ فِيكَ القُرْآنَ، قالَ: كَذَبْتَ، ولَكِنَّكَ تَعَلَّمْتَ العِلْمَ لِيُقالَ: عالِمٌ، وقَرَأْتَ القُرْآنَ لِيُقالَ: هو قارِئٌ، فقَدْ قيلَ، ثُمَّ أُمِرَ به فَسُحِبَ علَى وجْهِهِ حتَّى أُلْقِيَ في النَّارِ، ورَجُلٌ وسَّعَ اللَّهُ عليه، وأَعْطاهُ مِن أصْنافِ المالِ كُلِّهِ، فَأُتِيَ به فَعَرَّفَهُ نِعَمَهُ فَعَرَفَها، قالَ: فَما عَمِلْتَ فيها؟ قالَ: ما تَرَكْتُ مِن سَبِيلٍ تُحِبُّ أنْ يُنْفَقَ فيها إلَّا أنْفَقْتُ فيها لَكَ، قالَ: كَذَبْتَ، ولَكِنَّكَ فَعَلْتَ لِيُقالَ: هو جَوادٌ، فقَدْ قيلَ، ثُمَّ أُمِرَ به فَسُحِبَ علَى وجْهِهِ، ثُمَّ أُلْقِيَ في النَّارِ». [صحيح] – [رواه مسلم]
«Kıyamet günü hesabı ilk görülecek kişi, şehit düşmüş bir kimse olup huzura getirilir. Allah Teâlâ ona verdiği nimetleri hatırlatır, o da hatırlar ve bunlara kavuştuğunu itiraf eder. Cenâb–ı Hak: Peki, bunlara karşılık ne yaptın? Buyurur. Kul: Şehit düşünceye kadar senin uğrunda cihad ettim, diye cevap verir.
Cenâb–ı Hak: Yalan söylüyorsun. Sen, “babayiğit adam” desinler diye savaştın, o da denildi, buyurur. Sonra emrolunur da o kişi yüzüstü cehenneme atılır.
Bu defa ilim öğrenmiş, öğretmiş ve Kur‘an okumuş bir kişi huzura getirilir. Allah ona da verdiği nimetleri hatırlatır. O da hatırlar ve itiraf eder. Ona da: Peki, bu nimetlere karşılık ne yaptın? Diye sorar. İlim öğrendim, öğrettim ve senin rızân için Kur’an okudum, cevabını verir.
Yalan söylüyorsun. Sen “âlim” desinler diye ilim öğrendin, “ne güzel okuyor” desinler diye Kur’an okudun. Bunlar da senin hakkında söylendi, buyurur. Sonra emrolunur, o da yüzüstü cehenneme atılır.
(Daha sonra) Allah’ın kendisine her çeşit mal ve imkân verdiği bir kişi getirilir. Allah verdiği nimetleri ona da hatırlatır. Hatırlar ve itiraf eder. Peki ya sen bu nimetlere karşılık ne yaptın? Buyurur. Verilmesini sevdiğin, razı olduğun hiç bir yerden esirgemedim, sadece senin rızânı kazanmak için verdim, harcadım, der.
Yalan söylüyorsun. Halbuki sen, bütün yaptıklarını “ne cömert adam” desinler diye yaptın. Bu da senin için zaten söylendi, buyurur. Emrolunur, bu da yüzüstü cehenneme atılır.»
Her İşin Neticesi Niyyet Ve Samimiyete Bağlıdır.
Niyetleri en iyi bilen Allah’dır.
Rabbim Niyetlerimizi halis, amellerimizi makbul eylesin. AMİN!
ÖRNEK OLAY
Fudayl bin İyad’ın (r. Aleyh) Mektupları
Kuşeyrî’nin verdiği bilgiye göre Fudayl gençliğinde Merv ile (diğer bir rivayette Serahs) Ebîverd arasında eşkıyalık yapan bir çetenin reisiydi. Ancak basit şeylere tenezzül etmeyen mert bir kişiliğe sahipti.
Âşık olduğu câriyenin evine girmek için duvara tırmandığı bir sırada içeride Kur’an okunuyordu. Bu arada duyduğu,
أَلَمْ يَأْنِ لِلَّذِينَ آمَنُوا أَن تَخْشَعَ قُلُوبُهُمْ لِذِكْرِ اللَّهِ وَمَا نَزَلَ مِنَ الْحَقِّ وَلَا يَكُونُوا كَالَّذِينَ أُوتُوا الْكِتَابَ مِن قَبْلُ فَطَالَ عَلَيْهِمُ الْأَمَدُ فَقَسَتْ قُلُوبُهُمْ وَكَثِيرٌ مِّنْهُمْ فَاسِقُونَ
“İman edenlerin Allah’ı anma ve hak olarak inen (Kur’an)
a karşı kalplerinin ürpermesi/saygıyla yumuşaması zamanı gelmedi mi? (Mü’minler,)
sakın bundan önce kendilerine kitap verilip de (onunla alakayı keserek)
üzerlerinden uzun zaman geçmiş, kalpleri artık katılaşmış kimseler gibi olmasınlar. Çünkü onlardan çoğu (Allah’ın emrinden çıkmış)
fâsık (olmuş)
lardır.[2] meâlindeki âyetten çok etkilendi ve,
“Evet yâ Rabbi, o an geldi” diyerek oradan ayrıldı. Yaptıklarına tövbe edip kendini tamamen ibadete verdi (er-Risâle, s. 57).
Daha sonra memleketini terkederek Kûfe’ye gitti; burada Ebû Hanîfe, Süfyân es-Sevrî ve A‘meş gibi âlimlerin meclislerine devam etti; otuz yıl ilim ve ibadetle meşgul oldu. 187 yılının Muharrem ayında (Ocak 803) Mekke’de vefat etti.
Selef-i Sahihin’in örnek şahsiyetlerinden olan Fudayl bin İyad’ın ra ibadetin tadını alması sebebiyle onunla aynı zamanda yaşayan iki âlime birer mektup yazarak onları nefis tezkiyesine davet etmiştir. Bu mektupların cevapları dikkat çekicidir ve âlimlerin birbirlerine karşı üslupları örnek alınması gereken güzel örneklerdendir.
Ø Abdullah İ Mübarek’e R. Aleyh Yazdığı Mektubun Birkaç Cümlesi;
“… Sen Tarsus’a cihad için gideceğine gelip benim gibi Mekke’de kendini ibadete versene, dışarı ile çok ilgileniyorsun biraz da kendi nefsinle ilgilensene …”
Ø İmam Malike’ de (r. Aleyh) yazdığı mektubun bir bölümü:
“… Ey İmam, sen çok ilimle başkalarına ders vermek ile fetvalarla uğraşıp zamanın büyük bir kısmını dışarıdakilere harcıyorsun, yerinde olsam ara verir kendimi ibadete veririm …”
Ø Abdullah İbni Mübarek’in (r. Aleyh) cevabı yazdığı şu şiir ile
“Ey Haremeyn’in âbidi:
Eğer bizleri görseydin şüphesiz ibadetle oyalandığını bilirdin.
Kimilerinin gözleri gözyaşları ile dolarken bizim boğazlarımız kanlarımız ile boyanır,
Bazılarının atı boş işlerde yorulurken bizim atlarımız günün sabahında yorulur,
Misk ve güzel kokularının meltemi size, atlarımızın çıkardığı toz ve duman bize,
Şüphesiz Nebimizin sözü bize ulaşmıştır,
Onun her sözü doğrudur ve onlarda yalan yoktur,
O dedi ki: “Allah yolunda koşan atların çıkardığı toz ile mücahidin burnundaki toz cehennemin ateşinin dumanı ile asla buluşmaz”,
Aramızda konuşan Allah’ın kitabıdır, şehitler ölü değildir,
Bu yalanlanamaz bir hakikattir.”
Mektubu getiren anlatıyor;
“Mektubu okudu, başladı yüksek sesle ağlamaya ve sonrada şöyle dedi:”
“Ey Abu Abdurrahman,” sana nasihat vermek istedim asıl sen bana nasihat ettin.”
Ø İmam Malik’in (r. Aleyh) cevabı:
“Allah seni tüm hayırlı işlerde muvaffak kılsın,
Unutma şüphesiz O kulları arasında rızıkları taksim eder,
Ancak rızık sadece mallardan ve eşyalardan oluşmaz,
Allah kimi kullarına infakı sevdirir, onlar da infak ederler,
Kimi kullarına cihadı sevdirir, onlar bir ömür at üstünde cihad ederler,
Kimi kullarına ibadeti sevdirir, onlar için en güzel şey de ibadet etmek olur,
Kimi kullarına da ilmi sevdirir, onlarda bütün ömrünü ilim yolunda geçirirler,
Böyle yapmakla Allah her kulunu bir yolda istihdam eder,
Onlar da o İstihdam-ı İlahiye’ye uygun olarak hareket ederler,
Farzları yaptıktan sonra nafilelerini hangi yönde istihdam etmişse o yönde çoğaltır,
Allah da bundan razı ve memnun olur.
Bundan dolayı ey imam! Kimseyi kınama,
Allah neyi sevdirmiş ise, sen onu vesile kılarak Allah’a yakınlaşmaya çalış,
Bize de karışma.”
İmam Malik’in mektubunu okur, ağlar ve “işte âlimin nasihati” der.
[3]
Kıymetli dostlar!
Yukarıda zikredilen duruma nasıl yaparsak düşmeyiz diye Efendimiz sav’e sorduğumuzda, bize şu müjdeli haberi veriyor:
İbni Mesut’tan ra rivayet edildiğine göre
Nebî sav şöyle buyurdu:
“Ancak iki kişiye gıpta edilir:
Allah’ın verdiği malı hak yolunda harcamayı başaran kimse.
Allah’ın kendisine verdiği ilim ve hikmet ile yerli yerince hükmeden ve onu başkalarına öğreten kimse.”[4]
Rabbimiz;
الَّذِينَ يُنفِقُونَ أَمْوَالَهُم بِاللَّيْلِ وَالنَّهَارِ سِرًّا وَعَلاَنِيَةً فَلَهُمْ أَجْرُهُمْ عِندَ رَبِّهِمْ وَلاَ خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلاَ هُمْ يَحْزَنُونَ
“Mallarını gece ve gündüz, gizli ve açık hayra sarf edenler var ya, onların mükâfatları Rableri katındadır. Onlara korku yoktur, üzüntü de çekmezler.” (Bakara, 2/274) buyurmuştur.
Sohbetimizin başında zikrettiğimiz;
وَأَن لَّيْسَ لِلْإِنسَانِ إِلَّا مَا سَعَى
“Hakikaten (Allah’ın lütfu ve yapılan bağışlar dışında) insana, kendi çalışmasından başkası yoktur.” (Necm, 53/39) Âyeti Kerimesini bir kere daha düşünelim.
Efendimiz sav de:
قال النَّبيُّ صلَّى اللهُ عليه وسلَّمَ: «ما أكَلَ أحدٌ طعامًا قطُّ خَيرًا مِن أنْ يَأكُلَ مِن عَملِ يَدِه، وإنَّ نَبيَّ اللهِ داودَ عليه السَّلامُ، كان يَأكُلُ مِن عَملِ يَدِه» رواهُ البُخاريُّ.
“Hiç kimse elinin emeğinden daha hayırlı bir yiyecek asla yememiştir. Allah’ın Peygamberi Davut as da kendi elinin emeğini yerdi.”[5]
ÖRNEK OLAY
Avuçları Nasırlı Muaz
Muaz İbni Cemel ra (603-639)
Akabe Biatı’nda daha 18 yaşındayken Müslüman olmuştu. 36 yıl yaşayacak böyle bir hayatın altında da imzası olacak. O Muaz ra ki, Kıyamet Günü de Âlimlerin imamıdır.
Resulullah sav Onun için şunu söylüyor:
“Kıyamet günü alimler ümmetlerinin önünde olacaklar ama Muaz ra bütün alimlerden bir ok atımlık mesafede daha önde olacak”.
Hz. Muâz, Şam’a gitti ve Hicret’in 18. Yılında 38 yaşındayken vebadan vefat etti. Vefatının iyice yaklaştığını hissettiği sıralarda şöyle diyordu:
“Merhaba ey ölüm!
Merhaba fakirlik zamanımda gelen sevgili ziyaretçi!
“Yâ Rabbi!
Benim Senden korktuğumu Sen biliyorsun. Dünyayı ve sonu gelmez arzuların tatminini istemedim. Irmakların akışı, ağaç yapraklarının hışırtısı benim alakamı çekmedi. Bunları Sen biliyorsun, yâ Rabbi!”
Hz. Muâz bu sözlerinden sonra ağlamaya başlamıştı. Etrafında bulunanlar, “Sen ki, Resûlullah’ın bir sahabisisin, sen ki bu kadar fazilete sahipsin; böyle nasıl ağlıyorsun?!” dediler. Onlara şöyle cevap verdi:
“Siz benim, ölümden korktuğum veya dünyayı terk ettiğim için ağladığımı mı zannediyorsunuz? Ben öldükten sonra hangi tarafa [cennete veya cehenneme] gideceğimden emin olamadığım için ağlıyorum!”
[6]
İlim öğrenmekten ve Müslümanların işlerini yapmaktan arda kalan zamanlarda da, kimseye muhtaç olamamak için de çalışıp çabalamıştır.
Efendimiz sav Muaz ra’ı çok sevdiği için onu bazen ziyaret eder, ona moral verirdi.
Yine böyle bir ziyaret sırasında Efendimiz sav tarlada çalışan Muaz ra’ın yanına uğramış, onunla musfaha etmek için ellerini Muaza ra uzattığında Muaz ra ellerinş Peygamber efendimize vermemişti.
Allah Rasulü sav: “- Neden ellerini vermiyorsun Muaz” dediğinde;
Muaz ra : “-Ya Resulallah, Ellerim çalışmaktan nasırlaştı. Böyle nasırlı ellerimi senin ellerine sürüp de seni incitmek istemedim. Onun için Ellerimi senden esirgedim.
Allah Rasülü sav:
“-Uzat o ellerini uzat, ey Muaz,” demiş ve Muaz’ın ra nasırlı o iki elinin içine iki öpücük kondurmuştur. Sonra o elleri kaldırmıştır ve:
“İşte bu eller Allah ve Rasulünün sevdiği ellerdir. Bu eller Allah ve Rasulünün memur ve razı olduğu ellerdir” diye, hem onu takdir etmiş, hem de Muaz ra üzerinden alın teri ile helal kazanç yolunda emek sarfeden, çalışıp-çabalayan ve yorulan bütün Müminleri müjdelemiştir.
Alın Terini Kutsal Bilen Kıymetli Müminler!
Şu altın kuralı hiç unutmayalım.
Peygamberler as ve Muttakiler “dinden konuşur, ama (Dini sermaye ederek) dinden geçinmezler.
Aziz Müslüman!
Ka’b İbn Iyâd ra şöyle demiştir:
Allah Rasûlü sav’i şöyle buyururken işittim:
عن كعب بن عياض رضي الله عنه قال: سمعت رسول الله صلى الله عليه وسلم يقول: إِنَّ لِكُلِّ أُمَّةٍ فتنةً، وفِتنَةُ أُمَّتي المَالُ»
«Her ümmetin bir fitnesi (imtihanı) vardır. Benim ümmetimin fitnesi ise maldır.» [7]
Bir yerde ticaretin oluşması için alınıp satılabilen, bir ürünün, bir şeyin, bir malın olması gerekir.
Peki Mal nedir?
“Mâl” çoğulu “emvâl” Arap dilinde “mâlik olunan her türlü şey” anlamında olup Türkçe’ye de bu mânasıyla geçmiştir.
Yine “Mal” kelimesi tekil olarak kullanıldığında “servet, mal varlığının aktif kısmı, özel mülkiyet hakkı” gibi anlamlara gelirken, çoğulu olan “emvâl” kelimesi “muâmelât alanındaki malî ilişkiler” anlamında mal varlığı hukukunu, kul haklarını, devlete ait bütün gelirleri ifade eder.
Hanefîler’in mal tanımında örfî ve tabii unsurlar ön plandadır. Meselâ Mecelle’nin,
“Tab‘-ı insanî mâil olup da vakt-i hâcet için iddihâr olunabilen şeydir” (md. 126) biçimindeki tanımına göre mal, “insanın tabiatı icabı kendisine bir ihtiyaç ve istek duyduğu ve lüzumu olduğunda kullanılmak üzere doğrudan saklanıp korunması mümkün olan şeydir” (Hamevî, IV, 5; Ali Haydar, I, 228).
Peki Ticaret nedir?
Kısaca bir de Ticaretin tarifine bakalım:
“Ticaret”, kâr amaçlı mal mübadelesidir.
Bu mesleğin mensubuna “tâcir” çoğuluna da “tüccâr” denir.
Bir ücret karşılığında mal alım satımı yapılabildiği gibi mal hükmünde olmayan, iş, emek, maharet, hak, … gibi mubah olan şeylerde de karşılıklı güven ve rızaya dayanan şeylerin ticareti yapılabilir.
Bir Müslüman için haram olan şeylerin alım-satımı, üretim-dağıtımı, vs haramdır.
Her Müslümanın kazancının haramlarını ve helallerini, işinin esas ve usüllerini bilmesi üzerine farzdır.
Sevgili Peygamberimiz as Ticaretle Alakalı Birkaç Hadisi Şeriflerine Bir Kulak Verelim:
عَنْ أَبِي حَمْزَةَ عَنْ الْحَسَنِ عَنْ أَبِي سَعِيدٍ عَنْ النَّبِيِّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وعلى آله وَسَلَّمَ قَالَ التَّاجِرُ الصَّدُوقُ الْأَمِينُ مَعَ النَّبِيِّينَ وَالصِّدِّيقِينَ وَالشُّهَدَاءِ
Hz. Peygamber sav:
“Güvenilir, dürüst Müslüman tâcir peygamberler, sıddîklar ve şehidlerle beraberdir.” [8]
Hadisi Şerifin bir diğer rivayetinde:
“Emin ve doğruluktan ayrılmayan ticaret ehli (ayette sırat-ı müstakim ashabı olarak zikredilen)
peygamberler, sıddıklar, şehitler ve Sâlihlerle beraberdir.”[9]
Hz. Peygamber’e sav, “En faziletli kazanç hangisidir?” diye sorulduğunda
“O, “Helâl / Makbûl bir alış veriş ve kişinin el emeğiyle kazandığıdır.” Diyerek cevap vermiştir. (İbn Hanbel, III, 467)
“Rızkın onda dokuzu ticarettedir.”[10]
Ebû Hüreyre ra’den rivayet edildiğine göre
Resûlullah sav şöyle buyurdu:
“Sizden herhangi birinizin sırtına bir bağ odun yüklenip satması, herhangi bir kişiden dilenmesinden hayırlıdır. O da ya verir, yahud vermez.”[11]
- الَّلهمَّ باركْ لأمَّتي في بُكُورِها
“Allah’ım! Ümmetim için (günün)
erken vakitlerini bereketli kıl!”[12]
مَنْ غَشَّـنَا فَلَيْس مِنَّا
“…Bizi aldatan, bizden değildir.”[13]
“Muhakkak Allah’tan korkan, iyilik yapan ve doğru olanlar dışındaki tâcirler kıyamet günü fâcirler olarak diriltilecektir.”[14]
“Kusurunu söylemeden bir malı satan kimse, daima Allah’ın gazabı altındadır ve melekler o adamın Allah’ın rahmetinden uzak kalmasını dilerler”[15]
“Bir malı satın almak istediğin zaman, sana (istediğin mal) verilse de verilmese de almak istediğin fiyatı söyle. Bir malı satmak istediğinde, versen de vermesen de gerçekte satmak istediğin fiyatı söyle.”[16]
“Müşteri kızıştırmayınız. Bir kimse kardeşinin satışı üzerine satış yapmasın. Din kardeşinin dünürlüğü üzerine dünür göndermesin. Bir kadın, din kardeşi bir kadının çanağındaki nimeti kendi kabına doldurmak için onun boşanmasını istemesin.” [17]
“Rasûlullah sav, pazarcıların yolda karşılanmasını, şehirlinin köylünün malını satmasını, bir kadının, evleneceği erkeğe din kardeşi bir kadını boşamayı şart koşmasını, bir kimsenin din kardeşinin pazarlığı üzerine pazarlıkta bulunmasını, müşteri kızıştırmayı ve satılık hayvanın sütünü sağmayıp memesinde biriktirmeyi yasakladı.”[18]
Bu Hadisi Şeriftlerden Alacaklarımız:
§ Dürüst ve güvenilir Tüccar, servet kazanırken Cenneti de kazanır.
§ Cennetin dört büyük rütbelileri “Peygamberler, sıddıklar, şehitler ve Sâlihler” arasına girer.
§ En sevap kazanç, kişinin emeği ile kazandığıdır.
§ Rızkın çokluğu ticarettendir.
§ Erken işe başlayan Peygamber sav’in bereket duasını almış olur.
§ Şehirlinin köylüye ve üreticiye ücretle simsarlık etmesi yasaklanmıştır.
§ Bilerek ve isteyerek aldatan, Müslüman değil iyi bir Münafıktır.
§ Yalancı, hileci ve kötü tüccar kıyamet günü kötülerle haşr edilir.
§ Müşteri kızıştırmak ve bir mala rağbeti artırmak için hile yoluna baş vurmak câiz değildir.
§ Satış üzerine satış yapmak ve araya girerek bitmiş pazarlığı bozmak dinimizde yasaklanmıştır.
§ Dünür üzerine dünür göndermek haramdır.
§ Bir kadının, kendisiyle evlenmek isteyen bir erkeğe, nikâhında olan hanımını boşamayı şart koşması câiz değildir.
§ Satışa arz edilecek bir hayvanın sütünü sağmayıp memesinde biriktirerek alıcıyı aldatmak yasaklanmıştır.
Böyle hileli satışlardan, alıcının dönme hakkı vardır.
Kıymetli Müslümanlar!
Rasülullah sav Medine Pazarını Kuruyor[19]
Bir insan olan Hz. Peygamber sav de iktisadi bağımsızlığın önemini muhakkak ki çok iyi biliyordu. Allah’ın inayeti ve bu tecrübelerin kazandırdığı feraset ile hicretine müteakip, ilk iş olarak siyasi ve iktisadi yönden -şartların elverdiği ölçüde hatta şartları zorlayarak- mümkün mertebe güçlü bir devlet tesis etmeyi hedef almıştı. Allah Rasulü’nün, sav devletleşmenin önemli olmasından dolayı, Medine’ye gelişi ile beraber üç önemli kurumu tesis ettiği söylenebilir. Bu kurumlar, cami, Pazar ve vakıftır.
Müslümanlar asla ‘Arapların mallarından ne kapsak kardır; bu hususta mesul ve günahkâr olmayız. Çünkü hak yolda değiller…’ zihniyetine sahip Yahudilerin insafına terk edilemezdi (…)
İlk iş müstakil bir Pazar kurmaktı. Hz. Peygamber sav Nebit ve Benî Kaynukā pazarlarına giderek birtakım incelemelerde bulundu ve “Bu asla sizin pazarınız olamaz.” Buyurdu.
Sonra ileride (Medine pazarı adını alan) bu pazara döndü, etrafını dolaştı ve “(İşte) sizin pazarınız budur; bu (Pazar) daraltılmayacak ve buradan vergi alınmayacaktır.”
[20] diye buyurdu. “Tecrübeli bir tacir olan Hz. Peygamber sav Pazar vergisi almadığı takdirde satıcıların yeni pazarı tercih edeceklerini biliyordu muhakkak. Zira kâr arzusu ticaretin en önemli dürtüsüdür ve vergisiz kazanç daha fazla kâr demektir. Ayrıca verginin kalkması, maliyetleri azaltacağından, buna paralel olarak fiyatlar da düşme eğilimi gösterecekti. Tabiatıyla, diğer pazarlara nisbetle düşük fiyatlarla işlem gören mamuller daha fazla müşteri çekecektir.”
[21]
Hz. Peygamber sav kendi kurdurduğu pazarla bir taraftan mevcut Pazar anlayışına alternatif ve rakip olmak isterken bir taraftan da kendisinin getirdiği mesajları burada uygulayarak insanlara ulaştırmak istemiştir.”
[22]
Aynı zamanda Medine pazarı, Müslümanların İslami kaideler çerçevesinde ticaret yapabilmelerine olanak sağladığı gibi, ticaret yoluyla dışa bağımlılıktan kurtulabilme imkânına da fırsat sağlamıştır.
Medine Pazaryerlerinin Kabristanlık yanında kurulması da ayrıca üzerinde ciddi ciddi düşünülmesi gereken bir durumdur.
ÖRNEK OLAY
Peygamberimizin Ticareti Teşviki
Efendimizin Sahabeyi Kiramı Ticarete teşvik edişini anlatan çok güzel bir olay.
Gelin hep beraber Medine günlerine gidelim ve Fakir bir Sahabi ve Efendimiz arasında geçen şu olayı ibretle izleyelim.
Ensardan bir zat kendisine gelerek bir şeyler isteyince Hz. Peygamber: “Evinde hiçbir şeyin yok mu” diye sordu.
Adam: “Bir kısmını giydiğimiz bir kısmını da yaygı olarak kullandığımız bir bez/çul gibi bir şey ve su içtiğimiz bir bardak var” dedi.
Hz. Peygamber: “Onları bana getir” buyurdu. Adam getirdi.
Hz. Peygamber onları eline alıp yanındakilere:
“Bunları satın alacak var mı” diye sordu.
Sahabeden birisi:
“Ben bir dirheme alayım” deyince,
Hz. Peygamber: “Daha fazla veren yok mu?”diye sordu.
Bir başka sahabi: “Ben iki dirheme alayım” dedi.
Hz. Peygamber malı ona verip iki dirhemi aldıktan sonra o dilenene şunu söyledi:
“Şu iki dirhemi al. Birisiyle yiyecek satın al evine götür. Bir dirheme de bir balta al bana getir.”
Adam Hz. Peygamber’in dediği gibi yaptı ve baltayı alıp kendisine getirdi.
Hz. Peygamber baltaya kendi elleriyle bir sap takarak buyurdular ki:
“Bu baltayı al. Odun kes ve sat. Seni on beş gün görmeyeyim.”
Adam buna uydu ve on beş gün sonra on dirhem biriktirmiş olarak geldi.
Bunun üzerine Hz. Peygamber sav:
“Onun bir kısmıyla yiyecek, bir kısmıyla giyecek satın al” dedikten sonra şu uyarıyı yaptı:
“İşte bu kıyamet günü dilencilik lekesi ile Allah’ın huzuruna çıkmandan hayırlıdır. Dilencilik ancak üç kişi için düşünülebilir:
Ø Fakr-u zaruret içinde bulunan,
Ø Ağır borç yükü altında ezilmiş gariban,
Ø
Izdırap verici kan bedeli (diyet) ödemek durumunda kalan kişi.”[23]
Bu olay el emeğine verilen değerin de bir ifadesidir.
Balık vermekten, balık tutmayı öğretmek daha hayırlıdır.
Kıymetli Müslümanlar!
“Hacdan dönünce ticaretle uğraşılmaz.” Diye Maalesef Müslümanlar arasına sokulmuş cahilane bir inanış var.
Bu şeytani yalana kanan bazı Müslümanlar da hem hacca geç gitmek hem de hac dönüşünde Peygamberimizin sav de mesleği olan ticaretten uzaklaşıyor.
İyi bir Müslümanın en mühim özelliklerinden biri de üreten insan olmasıdır.
Mal üretir.
Ürün üretir.
Heyecan üretir.
Fikir üretir.
Çözüm üretir.
Huzur üretir.
Cesaret üretir.
Hayır adına her şeyi üretir.
Ta ki Cennette Rabbi ile Selamlaşana kadar hep üretir.
O bilir ki;
“İki günü eşit olan zarardadır.”
Rivayet, bazı kaynaklarda şöyledir:
مَنِ اِسْتَوَى يَوْمَاهُ فَهُوَ مَغْبُونٌ وَ مَنْ كَانَ غَدُهُ شَرّاً فَهُوَ مَلْعُونٌ وَ مَنْ لَمْ يَتَفَقَّدِ اَلنُّقْصَانَ فِي عَمَلِهِ كَانَ اَلنُّقْصَانُ فِي عَقْلِهِ وَ مَنْ كَانَ نُقْصَانٌ فِي عَمَلِهِ وَ عَقْلِهِ فَالْمَوْتُ خَيْرٌ لَهُ مِنْ حَيَاتِهِ.
“İki günü birbirine eşit olan aldanmıştır. Bugünü dününden kötü olan lanetlenmiştir. Artmayan eksilir. Eksilen için ise ölüm daha hayırlıdır. Cennet’i arzulayan hayırlı işlere koşsun. Cehennem ateşinden korkup çekinen, şehvani işlere uzak olsun. Dünyada zühd içinde yaşayan kimseye musibetlere karşı sabretmek kolay gelir.”[24]
Zahid Kimdir?
• İmam Muhammed eş-Şeybanî: “Zahidlik mağarada olmaz evladım.
•Zahidlik, çarşıda, pazarda, insanların içerisinde alırken, satarken olur.”
•Süfyân b. Uyeyne: “Eğer o adam elinden o yüz dirhem çıktığı zaman yüreğinde hiçbir sıkıntı duymuyorsa, o parası on bin dirhem olunca da sevincinden uykusu kaçmıyorsa, o adam zahiddir.”
Çalışan ve Üreten kıymetli Müminler!
أَنَّ عُمَرَ بْنَ الْخَطَّابِ، لَقِيَ نَاسًا مِنْ أَهْلِ الْيَمَنِ، فَقَالَ: مَنْ أَنْتُمْ؟ قَالُوا: نَحْنُ الْمُتَوَكِّلُونَ. قَالَ: بَلْ أَنْتُمُ الْمُتَّكِلُونَ، إِنَّمَا «الْمُتَوَكِّلُ الَّذِي يُلْقِي حَبَّهُ فِي الْأَرْضِ، وَيَتَوَكَّلُ عَلَى اللَّهِ»
Hz. Ömer ra boşta gezen bir gruba: “Siz necisiniz?” diye sorunca onlar da: “Biz mütevekkilleriz.” Demişler.
Bunun üzerine Hz. Ömer ra:
“Hayır, siz mütevekkil değil, müttekilûnsünüz. Mütevekkil, tohumu ektikten sonra Allah’a tevekkül edendir.”[25] buyurarak tevekkülden ne anlaşılması gerektiğini ortaya koymuştur.
ÖZET
Tüm peygamberler, dinden konuşmuş, ama asla dinden geçinmemişlerdir.
Ahlaklı mümin Tüccar şu hali şiar edinir:
El kârda, gönül yarda olmalı…
Ticari Ahlakın Beş Temel Esası
1-Sağlam bir akidenin inşası
2- Ticari hukukun derinlemesine öğrenilmesi
Hz. Ömer: “Bizim çarşımızda, dinde belli bir derinliği olmayan kimselerden başkası alış-veriş yapmasın.”
3- Sadık ve salih dostların edinilmesi
4- Allah’ın, yapılan ticarete ortak edilmesi
“Aziz ve Celil olan Allah buyurdu ki:
‘İki ortaktan birisi diğerine ihanet etmediği müddetçe ben onların üçüncü ortağıyım. Eğer birisi diğerine ihanet ederse, ben aralarından çıkarım.”[26]
5- Bir hakikat olan ölümün sürekli hatırda tutulması
Kıymetli Müminler!
İslam Ahlak ve Ahkamı ile ticaret yapan Müslüman tüccarlar seyesinde Endonezya’ya, Malezya’ya Tayland’a İslam girmiştir.
Anadolunun İslamlaşmasındaki en önemli öncül sebepler de yine Müslüman tüccarların dürüstlüğü olmuştur.
Ticaret Ahlakına Sahip Müslüman Şu Hususlara Dikkat Etmelidir
Emir Ve Tavsiye Edilenler
Doğruluk Ve Dürüstlük
Helal Ve Temiz Olanla Meşguliyet
Üretim
Ölçü ve tartının tam yapılması
Yeteri kadar Tüketme
Ticaret Teşvik
Borç verme sadaka sayılmış
Kolaylık
Zekat
Cömertlik
Sadaka
İnfak
Vakıf
Dünya-Ahiret Dengeli Kazanç
Haram Ve Yasaklananlar
Yalan ve Hile
Haramdan kazanmak
Harama harcamak
Faiz
Lüks
İsraf
Rüşvet
Rant
Şans Oyunları
Hırsızlık
İhtikar, Stokçuluk, Karaborsacılık
Gasp
Dilencilik
Kapitalizm, Dünya
Kıymetli Müslümanlar!
Netice olarak İslâm, hem dünya ve âhiret saadeti için helal yolla çalışmayı, kazanmayı ve harcamayı tavsiye etmektedir.
“Allah’ın sana verdiği (her türlü) şeyde âhiret yurdunu da ara. Dünyadan (helalinden olarak) nasibini de unutma! Allah’ın sana iyilik ettiği gibi sen de iyilik et. (Emirlerine muhalefet ederek) yeryüzünde bozgunculuk (yapmayı) isteme! Çünkü Allah bozguncuları sevmez.” (Kasas, 28/77)
Ya dünyalık işlerimizde ve ticaretimizde Müslüman ahlakı ile hareket eder, haddi aşmadan dengeli bir yaşam sürer aynı zamanda Cenneti de satın almış oluruz.
Ya da, haram helal ver Allahım. Bu kulun afiyetle yer Allahım, deyip aynı zamanda Cehennem Ateşini de satın alanlardan oluruz.
اللَّهُمَّ إنِّي أعُوذُ بكَ مِنَ العَجْزِ والكَسَلِ، والجُبْنِ والهَرَمِ، وأَعُوذُ بكَ مِن فِتْنَةِ المَحْيا والمَماتِ، وأَعُوذُ بكَ مِن عَذابِ القَبْرِ.
“Allah’ım acizlikten, tembellikten, korkaklıktan, elden ayaktan düşmekten ve cimrilikten sana sığınırım. Ölümün ve hayatın sana fitnesinden, kabir azabından sana sığınırım.”[27]
Velhamdulillahi Rabbil Âlemin, el-Fâtihah.
Kaynaklar
Diyanet İşleri Başkanlığı
Diyanet İslam Ansiklopedisi
Feyzül Furkan Kuran Meali
Riyazüs Salihin
Bazı Sohbet Siteleri
Sorularla İslamiyet
Muhammed Emin Yıldırım Hocanın Sohbetlerinden
Yaşar Kapkara
2023 Vezirköprü
DİPNOTLAR
[1] (Buhârî, Savm 4, Ashâbu’n-Nebî 5; Müslim, Zekât 85, 86)
[3] Muhammed Emin Yıldırım Hocanın Siyer Vakfı’nda “Büyüklerin Dünyası” başlığı altında yapmış olduğu programlardan “Fudayl b. İyaz” programı videosundan alıntıdır.
[4] (Buhârî, İlim 15, Zekât 5, Ahkâm 3, Temennî 5, İ’tisâm 13, Tevhîd 45; Müslim, Müsâfirîn 268)
[6] Üsdü’l-Gàbe, 4: 377-378.
[7] [Sahih Hadis] – [Tirmizî rivayet etmiştir – Nesâî rivayet etmiştir – Ahmed rivayet etmiştir]
[8] (Müsned, III, 437; İbn Mâce, “Ticârât”, 1; Tirmizî, “Büyûʿ”, 4);
[10] (İbn Hacer el-Askalânî, VII, 352)
[11] Buhârî, Zekât 50, 53; Müslim, Zekât 106. Ayrıca bk. Tirmizî, Zekât 28
[12] (İbn Hanbel, I, 153)
[14] (Müsned, III, 428, 444; İbn Mâce, “Ticârât”, 3; Tirmizî, “Büyûʿ”, 4; Dârimî, “Büyûʿ”, 7)
[15] İbn. Mace , Büyû: 45
[16] (İbn Mâce, Ticâret, 29)
[17] (bk. Buhârî, Büyû‘ 64, 70; Müslim, Nikâh 51-56, Büyû‘ 11, 12; Nesâî, Büyû‘ 16)
[18] (bk. Müslim, a.g.e.)
[20] Lütfi Bergen, Medeniyet, Mgv Yayınları, Ankara, 2014, S. 201
[21] Vecdi Akyüz, Bütün Yönleriyle Asr-I Saadette İslam 3. Cilt, Ensar Yayınları, İstanbul, 2007, S.330
[22] Lütfi Bergen, Medeniyet, Mgv Yayınları, Ankara, 2014, S. 202
[23] Ebû Dâvûd, “Zekât”, 26; İbn Mâce, “Ticârât”, 25.
[24] Bkz. El-Firdevs, III, 611, Ebu Bekir Sifil Hoca Efendi, Milli Gazete, 31 Ocak 2010
[25] İbn Ebi’d-Dunyâ: Kitâb Et-Tevekkül (1987), s. 45, H.No: 10. Râvîleri güvenilirdir; Ayrıca bkz. Beyhakî: Şu’abu’l-îmân (2003), 2/429 tâlîken
[26] (Ebû Davud, Büyû, 26; Beyhakî, es-Sünenü’l-Kübrâ, c. 6, s. 78)
[27] (Müslim, Zikir, dua, tevbe ve istiğfar,