PROJE DETAYI
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطاَنِ الرَّجِيمِ
بِسْــــــمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم
اَلْحَمْدُ ِللهِ رَبِّ العَالَمِينَ 0 وَ الصَّلاَةُ وَ السَّلاَمُ عَلَى رَسُولِنَا مُحَمَّدٍ وَ ﺁلِهِ وَ صَحْبِهِ اَجْمَعِينْ
Kıymetli Kardeşlerim!
Bu günkü sohbetimizde “Makasıd-üş Şeria” yada “Makasıd-ı Hamse” diye isimlendirdiğimiz bir mevzuyu anlatmaya çalışacağım.
Rabbim Hakkı bilmeyi, anlamayı, inanmayı ve yaşayıp savunmayı hepimize nasip ve müyesser eylesin. Amin!
Rabbimizin inzal buyurduğu bütün dinlerin ve gönderdiği Peygamberlerin tesis etmeye çalıştığı şey Yaratan ve yaşatan Allah’ın kurallarıyla Dünyayı emniyetli kılma mücadelesidir.
Yani Dinin gayesi, insana dünyada varlık sebebini unutturmadan ve şeytanın oyuncağı olup küfür ve nifak bataklığında değersizleşmeden, Ehseni Tegvîm ve Mükerrem yaradılışı korumaktır.
Kuranı Kerim ve Hadisi Şeriflerdeki Mübahlar, Yasaklar ve Emirlerin ana gayesi, İnsanı, Dünya İmtihanında Sırat-ı Müstegim üzere yaşatmak ve Ademoğlunun Asli Vatanı olan Cennete ulaştırmaktır.
Özetle, Fani ve Zararlı olandan uzaklaşma ve Ebedi ve faydalı olana yapışmak.
Verilen Fetvalar, çıkarılan kanunlar ve yapılan düzenlemelerin hepsi bu beş esasın korunmasına yöneliktir.
Makâsîd-üş Şerîatil İslêmiyye
Allaha Ait Olanın Korunması İnsana Ait olanın Korunması
1 Dinin Muhafazası حفظ الدين
2 Canın Muhafazası حفظ النفس
3 Malın Muhafazası حفظ المال
4 Aklın Muhafazası حفظ العقل
5 Neslin Muhafazası حفظ النسل
İslam Şeriatının bu Beş Temel Maksadını icra etmek hem Müslüman ferdin hem de Müslümanların Devletinin üzerine farzdır.
Ebü'l-A‘ver Saîd İbni Zeyd İbni Amr İbni Nüfeyl ra'den,
Resûlullah sav şöyle buyurdu:
قَالَ: سمِعت رسُول اللَّهِ ﷺ يقولُ: منْ قُتِل دُونَ مالِهِ فهُو شَهيدٌ، ومنْ قُتلَ دُونَ دمِهِ فهُو شهيدٌ، وَمَنْ قُتِل دُونَ دِينِهِ فَهو شهيدٌ، ومنْ قُتِل دُونَ أهْلِهِ فهُو شهيدٌ
"Malı uğrunda öldürülen şehittir; kanı uğrunda öldürülen şehittir; dini uğrunda öldürülen şehittir; ailesi uğrunda öldürülen şehittir."
Kıymetli Kardeşlerim!
Bu temel girişten sonra, bu beş temel esası teker teker incelemeye, anlamaya çalışalım.
1- DİNİN MUHAFAZASI
Öncelikle dinin tarifini yapmaya çalışalım.
Din nedir? Din kelimesinin kökü “deyn’dir.
Deyn :“belirli bir zamanda ödenmesi gereken borç”, “hüküm”
Deyyân:“hüküm sahibi”
Din :“âdet, durum; ceza, mükâfat; itaat”; “Ceza ve karşılık, İslâm, örf ve âdet, zül ve inkıyad, hesap, hâkimiyet ve galibiyet, saltanat ve mülkiyet, hüküm ve ferman, makbul ibadet, millet, şeriat, itaat,” manalarına gelmektedir.
Kur’ân-ı Kerîm’de din kelimesi hem ulûhiyyeti hem de ubudiyyeti ifade etmektedir. Buna göre,
Din :“hâlik ve mâbud olan Allah’a nisbetle “hâkim olma, itaat altına alma, hesaba çekme, ceza-mükâfat verme”;
mahlûk ve âbid olan kula nisbetle “boyun eğme, aczini anlama, teslim olma, ibadet etme”dir.
Yani, “iki taraf arasındaki münasebeti düzenleyen kanun, nizam ve yoldur.”
Din, akıl sahiplerini peygamberin bildirdiği gerçekleri benimsemeye çağıran ilâhî bir kanundur”
Din, akıl sahibi insanları kendi tercihleriyle bizzat hayırlı olan şeylere götüren ilâhî bir kanundur.”
Din, akıl sahiplerini kendi iradeleriyle şimdiki halde (dünyada) salâha, gelecekte (âhirette) felâha sevkeden, Allah tarafından konulmuş bir kanundur.”
Din, “kaynağı itibariyle Allah’a, tebliği yönünden peygambere, uygulanması bakımından da ümmete nisbet edilir.
Aziz Müslümanlar!
Yukarıdaki tanımlardan da anlayacağımız gibi, İslam, kanunlar ve kurallar, hüküm ve nizam, düzen ve ahlak dinidir.
Dinin bu tariflerinden sonra dinin korunması nasıl olacak, bu konuya açıklık getirmeye çalışalım. Öncelikle Din denilince İslam Dinini anlayacağız.
Çünkü Rabbimiz Teala Hz. Buyuruyor ki:
اِنَّ الدّ۪ينَ عِنْدَ اللّٰهِ الْاِسْلَامُ۠
“Allah katında kabul gören din İslâmdır. …….” (Ali İmran, 3/19)
لَا إِكْرَاهَ فِي الدِّينِ ۖ قَد تَّبَيَّنَ الرُّشْدُ مِنَ الْغَيِّ ۚ فَمَن يَكْفُرْ بِالطَّاغُوتِ وَيُؤْمِن بِاللَّهِ فَقَدِ اسْتَمْسَكَ بِالْعُرْوَةِ الْوُثْقَىٰ لَا انفِصَامَ لَهَا ۗ وَاللَّهُ سَمِيعٌ عَلِيمٌ
“Dinde zorlama yoktur. Şüphesiz, doğruluk (rüşd) sapıklıktan apaçık ayrılmıştır. Artık kim tağutu inkar eder Allah'a inanırsa, o, sapasağlam bir kulpa yapışmıştır; bunun kopması yoktur. Allah, işitendir, bilendir.” (Bakara, 2/256)
Din Sevgidir
وَلَا تَسْتَوِي الْحَسَنَةُ وَلَا السَّيِّئَةُۜ اِدْفَعْ بِالَّت۪ي هِيَ اَحْسَنُ فَاِذَا الَّذ۪ي بَيْنَكَ وَبَيْنَهُ عَدَاوَةٌ كَاَنَّهُ وَلِيٌّ حَم۪يمٌ
"İyilikle kötülük eşit olmaz. Sen, en güzel bir tarzda(kötülüğü) uzaklaştır; o zaman, (görürsün ki) seninle onun arasında düşmanlık bulunan kimse sanki sıcak bir dost (un) oluvermiştir." (Fussilet, 41/34)
اُدْعُ اِلٰى سَب۪يلِ رَبِّكَ بِالْحِكْمَةِ وَالْمَوْعِظَةِ الْحَسَنَةِ وَجَادِلْهُمْ بِالَّت۪ي هِيَ اَحْسَنُۜ اِنَّ رَبَّكَ هُوَ اَعْلَمُ بِمَنْ ضَلَّ عَنْ سَب۪يلِه۪ وَهُوَ اَعْلَمُ
“(Rasûlüm!) Sen Rabbinin yoluna hikmet ve güzel öğütle çağır ve onlarla en güzel şekilde mücadele et. Rabbin, kendi yolundan sapanları en iyi bilendir ve O, hidâyete erenleri de hakkıyla bilir.” (en-Nahl, 125)
Aziz Kardeşlerim!
Daha önce de dediğimiz gibi Din, insan hayatına tam olarak yön vermekte, en ufak bir boşluğa yer bırakmamaktadır. Meseleler ya Kuran-ı Kerim ve Sünnetle ya da bu iki kaynağa dayandırılaraktan düzenlenir veya çözüme kavuşturulur.
İki Temel Kaynak: Kuran ve Sünnet
Peygamber Efendimiz sav buyurdular ki:
قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّي اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: تَرَكْتُ فِيكُمْ أَمْرَيْنِ لَنْ تَضِلُّوا مَا تَمَسَّكْتُمْ بِهِمَا كِتَابَ اللَّهِ وَسُنَّةَ نَبِيِّهِ.
“Size iki şey bırakıyorum. Onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız: Bunlar, Allah’ın Kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.”
Kuran ve Sünnetin Temel Konuları Nelerdir?
İman :İmanın Şartlar
İbadetler :İbadetlerin ne ve nasıllığı
Muamelat :Alış-veriş, Kiralama, Vasiyet, Miras, Evlenme, ….
Ukubat :Suçlar ve Cezalar,
Kaza/Yargılama :Şahidlik, yemin,
Devlet Millet Hukuku :Adalet, Şura, Maslahat, Yardımlaşma, Koruma, …
Devletler Hukuku :1-Zımmiler, 2-Müste’men/Vizeliler, 3- Muharipler, Fey, Gani
Vaad ve Vaid :Müjdeleme ve Uyarma
Ahlak
Öğüt ve Nasihatlar
Bilimsel Hatırlatmalar
Kıssalar
Dualar
Gaibden Haberler
Kıymetli Müslümanlar!
Konumuzla alakalı bazı Âyet ve Hadisleri hatırlayalım.
Rabbimiz Teala buyuruyor ki:
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا اسْتَج۪يبُوا لِلّٰهِ وَلِلرَّسُولِ اِذَا دَعَاكُمْ لِمَا يُحْي۪يكُمْۚ وَاعْلَمُٓوا اَنَّ اللّٰهَ يَحُولُ بَيْنَ الْمَرْءِ وَقَلْبِه۪ وَاَنَّهُٓ اِلَيْهِ تُحْشَرُونَ
“Ey iman edenler! Allah ve Rasûlü, sizi hayat verecek şeylere çağırdığı zaman, mutlaka bu çağrıya icabet edin! Bilesiniz ki, Allah kişi ile kalbi arasına girer. Yine bilesiniz ki, hepiniz Allah’ın huzurunda toplanacaksınız.” (Enfâl, 8/24)
Allah’ın İndirdikleri ile Amel Etmek
وَمَنْ لَمْ يَحْكُمْ بِمَٓا اَنْزَلَ اللّٰهُ فَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْكَافِرُونَ
“… Kim Allah’ın indirdiği ile hükmetmezse işte onlar kâfirlerin ta kendileridir.”
Allaha ve Rasülüne İtaat, Müslüman İdarecilere de Şartlı İtaat
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اَط۪يعُوا اللّٰهَ وَاَط۪يعُوا الرَّسُولَ وَاُو۬لِي الْاَمْرِ مِنْكُمْۚ فَاِنْ تَنَازَعْتُمْ ف۪ي شَيْءٍ فَرُدُّوهُ اِلَى اللّٰهِ وَالرَّسُولِ اِنْ كُنْتُمْ تُؤْمِنُونَ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِۜ ذٰلِكَ خَيْرٌ وَاَحْسَنُ تَأْو۪يلًا۟
“Ey iman edenler, Allah'a itaat edin; Rasüle itaat edin ve sizden olan emir sahiplerine de. Eğer bir şeyde anlaşmazlığa düşerseniz, artık onu Allah'a ve elçisine döndürün. Şayet Allah'a ve ahiret gününe iman ediyorsanız. Bu, hayırlı ve sonuç bakımından daha güzeldir.” (Nisa, 4/59)
وَمَا كَانَ لِمُؤْمِنٍ وَلَا مُؤْمِنَةٍ اِذَا قَضَى اللّٰهُ وَرَسُولُهُٓ اَمْراً اَنْ يَكُونَ لَهُمُ الْخِيَرَةُ مِنْ اَمْرِهِمْؕ وَمَنْ يَعْصِ اللّٰهَ وَرَسُولَهُ فَقَدْ ضَلَّ ضَلَالاً مُبٖيناً ﴿٣٦
“Allah ve Resûlü bir iş hakkında hüküm verdikleri zaman, hiçbir mü’min erkek ve mü’mine kadın için kendi işlerini seçme hakları yoktur. Kim Allah’a ve Rasûlüne karşı gelirse, şüphesiz ki, o, apaçık bir dalâlete düşmüştür” (Ahzâb, 33/36)
فَلاَ وَرَبِّكَ لاَ يُؤْمِنُونَ حَتَّىَ يُحَكِّمُوكَ فِيمَا شَجَرَ بَيْنَهُمْ ثُمَّ لاَ يَجِدُواْ فِي أَنفُسِهِمْ حَرَجًا مِّمَّا قَضَيْتَ وَيُسَلِّمُواْ تَسْلِيمًا
“Rabbin hakkı için, onlar, aralarında ihtilâf ettikleri şeylerde (Resûlüm) seni hakem yapıp sonra da verdiğin hükümden içlerinde hiçbir darlık duymadan (onu) tam bir teslimiyetle kabullenmedikçe, îman etmiş olmazlar.” (Nisâ, 4/65).
وَمَا يَنطِقُ عَنِ الْهَوَى }2{ إِنْ هُوَ إِلَّا وَحْيٌ يُوحَى}3
“O (Peygamber), kendi hevasından konuşmaz. O, ancak kendisine (Allah tarafından) bildirilen bir vahiydir.” (Necm 53/3,4)
Allah Sevgisinin Geçerliliği Rasülullaha Tabi Olmakla Mümkündür
قُلْ إِن كُنتُمْ تُحِبُّونَ اللّهَ فَاتَّبِعُونِي يُحْبِبْكُمُ اللّهُ وَيَغْفِرْ لَكُمْ ذُنُوبَكُمْ وَاللّهُ غَفُورٌ رَّحِيمٌ
“(Resûlüm), şöyle de: Eğer siz Allah’ı seviyorsanız, bana uyun ki, Allah da sizleri sevsin ve günahlarınızı bağışlasın” (Al-i İmrân, 3/31)
Kıymetli Müminler!
Kuran-ı Kerim ve Sünnet’te var olan hükümler aşık ve netse, buna uymak duruma göre Farz, Vacip, Sünnet, Mubah, Mekruh yada Haramdır.
Şüpheli Şeylerden Sakınma
Peki Hükümler açık ve net değilse, bir müslüman bu konuda nasıl karar vermelidir.
عَنْ أَبِي عَبْدِ اللَّهِ النُّعْمَانِ بْنِ بَشِيرٍ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُمَا، قَالَ: سَمِعْت رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه و سلم يَقُولُ: "إنَّ الْحَلَالَ بَيِّنٌ، وَإِنَّ الْحَرَامَ بَيِّنٌ، وَبَيْنَهُمَا أُمُورٌ مُشْتَبِهَاتٌ لَا يَعْلَمُهُنَّ كَثِيرٌ مِنْ النَّاسِ، فَمَنْ اتَّقَى الشُّبُهَاتِ فَقْد اسْتَبْرَأَ لِدِينِهِ وَعِرْضِهِ، وَمَنْ وَقَعَ فِي الشُّبُهَاتِ وَقَعَ فِي الْحَرَامِ، كَالرَّاعِي يَرْعَى حَوْلَ الْحِمَى يُوشِكُ أَنْ يَرْتَعَ فِيهِ، أَلَا وَإِنَّ لِكُلِّ مَلِكٍ حِمًى، أَلَا وَإِنَّ حِمَى اللَّهِ مَحَارِمُهُ، أَلَا وَإِنَّ فِي الْجَسَدِ مُضْغَةً إذَا صَلَحَتْ صَلَحَ الْجَسَدُ كُلُّهُ، وَإذَا فَسَدَتْ فَسَدَ الْجَسَدُ كُلُّهُ، أَلَا وَهِيَ الْقَلْبُ"
Numân bin Beşîr ra’den, rivayetle,
Rasülullah sav buyurdular ki:
“Helâl olan şeyler belli, haram olan şeyler bellidir. Bu ikisi arasında, birçok kimsenin bilmediği şüpheli hususlar vardır.
Kim şüpheli şeylerden sakınırsa, dinini ve ırzını korumuş olur. Kim de şüphelileri işlerse, zamanla harama düşer. Aynen sürüsünü başkasına ait bir arâzinin etrafında otlatan çoban gibi ki, onun bu arâziye girme tehlikesi vardır.
Dikkat edin! Her sultanın girilmesi yasak bir arâzisi vardır. Unutmayın ki, Allah’ın yasak arâzisi de haram kıldığı şeylerdir. Şunu iyi bilin ki, insan vücudunda küçücük bir et parçası vardır. Eğer bu sâlih olursa, bütün vücut sâlih olur. Eğer o bozulursa, bütün vücut bozulur. İşte bu et parçası kalptir.”
Hz. Ömer ra, şöyle söylemiştir:
“Biz, faize düşme korkusu ile on helalden dokuzunu terk ettik.”
Ebû Sa’lebe el-Huşenî Cürsûm İbni Nâşir ra’den,
Resûlullah sav şöyle buyurdu:
“Allah Teâlâ bazı şeyleri farz kıldı, onları ihmal etmeyin. Bazı günahlara yaklaşılmaması için sınırlar koydu, o sınırları aşmayın. Bazı şeyleri haram kıldı, o haramları çiğnemeyin. Bazı şeyleri de unuttuğu için değil size olan merhameti sebebiyle dile getirmedi, onları da araştırıp kurcalamayın.”
Bu konudaki bir başka Hadisi Şerifte Efendimiz sav:
“Seni şüpheye düşüreni bırak, seni şüpheye düşürmeyene bak. Çünkü sıdk (doğruluk), kalbe rahatlık verir. Kizb (yalan) ise, kalpte şüphe uyandırır.”
Mümin Ancak Allahın Dinine Sarılmakla Ayakta Durabilir
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اِنْ تَنْصُرُوا اللّٰهَ يَنْصُرْكُمْ وَيُثَبِّتْ اَقْدَامَكُمْ
“Ey iman edenler, eğer siz Allah'a (Allah adına İslama ve müslümanlara) yardım ederseniz, O da size yardım eder ve sizin ayaklarınızı sağlamlaştırır.”
Bidat ve Hurafelerden Kaçının
وَأَنَّ هَذَا صِرَاطِي مُسْتَقِيمًا فَاتَّبِعُوهُ وَلاَ تَتَّبِعُواْ السُّبُلَ فَتَفَرَّقَ بِكُمْ عَن سَبِيلِهِ ذَلِكُمْ وَصَّاكُم بِهِ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ
“Şüphesiz bu, benim dosdoğru yolumdur. Buna uyun. (Başka) yollara uymayın. Zira o yollar sizi Allah'ın yolundan ayırır. İşte sakınmanız için Allah size bunları emretti.”
قال رسُولُ اللَّهِ صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم : «. . . فَإِنَّ خَيْرَ الْحَدِيثَ كِتَابُ اللَّهِ ، وَخَيْرَ الْهَدْىِ هَدْيُ مُحَمِّدٍ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّمَ ، وَشَرَّ الأُمُورِ مُحْدَثَاتُهَا وكُلَّ بِدْعَةٍ ضَلَالَةٌ»
“Peygamber Efendimiz sav şöyle buyuruyor:
“Sözün en hayırlısı Allah’ın kitabıdır. Yolların en hayırlısı Muhammed‘in sav yoludur. İşlerin en kötüsü, sonradan ortaya çıkarılmış olan bid’atlardır. Her bid’at dalâlettir, sapıklıktır.” Müslim, Cum’a, 43.
“Kim dinimizden olmayan bir şeyi ihdas ederse, (uydurursa) O reddedilir, bir kimse dinimize uymayan bir amel yaparsa, O kabul edilmez”
Kıymetli Müslümanlar!
Dinin korunması hususunda İslam toplumunun her kesimine farklı görevler düşmektedir.
Müslüman Alimler, çağın getirdiği yeni sorunlara Kuran ve Sünnet çizgisinde yeni çözüm yolları ararken, Yöneticiler de yaptıkları yeni yasaları, Alimlerin fetvalarına göre çıkaracak, toplumun her kesimi de bu kanun ve yasalara titizlikle uymaya çalışacak ki böylece toplumda adalet, emniyet ve huzur olsun. Aksi takdirde toplum, zulüm, fitne ve fesaddan kurtulamayacaktır.
Dinin Korunmasında İslamın Tedbirleri
Allah Katında Din İslamdır, İslamın Şartı da İmandır
Dinde Zorlama Yoktur, Gayri Müslimler için
Din Sevgidir
Dünya Hayatının Merkezine Kuran ve Sünneti Koymak
İbadetlere Önem vermek
Tahrifattan Uzak Durmak
Bidat ve Hurafelerden Uzak Durmak
2- CANIN MUHAFAZASI
Kıymetli Müslümanlar!
Yaratılış İtibarı ile İnsan Mükerremdir
وَلَقَدْ كَرَّمْنَا بَنِي آدَمَ وَحَمَلْنَاهُمْ فِي الْبَرِّ وَالْبَحْرِ وَرَزَقْنَاهُم مِّنَ الطَّيِّبَاتِ وَفَضَّلْنَاهُمْ عَلَى كَثِيرٍ مِّمَّنْ خَلَقْنَا تَفْضِيلاً
“Biz, hakikaten insanoğlunu şan ve şeref sahibi kıldık. Onları, (çeşitli nakil vasıtaları ile) karada ve denizde taşıdık; kendilerine güzel güzel rızıklar verdik; yine onları, yarattıklarımızın birçoğundan cidden üstün kıldık.” (İsra, 17/70)
Öldürmek Büyük Günahtır
مَن قَتَلَ نَفْساً بِغَيْرِ نَفْسٍ أَوْ فَسَادٍ فِي الأَرْضِ فَكَأَنَّمَا قَتَلَ النَّاسَ جَمِيعاً وَمَنْ أَحْيَاهَا فَكَأَنَّمَا أَحْيَا النَّاسَ جَمِيعاً
“Kim bir insanı bir can karşılığı veya yeryüzünde bir bozgunculuk çıkarmak karşılığı olmaksızın öldürürse o sanki bütün insanları öldürmüştür. Her kim de birini (hayatını kurtararak) yaşatırsa sanki bütün insanları yaşatmıştır” (Maide, 5/32)
وَمَن يَقْتُلْ مُؤْمِنًا مُّتَعَمِّدًا فَجَزَآؤُهُ جَهَنَّمُ خَالِدًا فِيهَا وَغَضِبَ اللّهُ عَلَيْهِ وَلَعَنَهُ وَأَعَدَّ لَهُ عَذَابًا عَظِيمًا
“Kim bir mü’mini kasten öldürürse, cezası, içinde ebedî kalacağı cehennemdir. Allah ona gazap etmiş, lânet etmiş ve onun için büyük bir azap hazırlamıştır.” (Nisâ, 4/93)
عَنْ أَبِي بَكْرَةَ رَضِيَ اللهُ عنهُ قَالَ: قَالَ رَسُولُ الله صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَعلى آلِهِ وَصَحْبِهِ وَسَلَّمَ: «إِذَا تَوَاجَهَ الْمُسْلِمَانِ بِسَيْفَيْهِمَا فَالْقَاتِلُ وَالْمَقْتُولُ فِي النَّارِ» قَالَ: فَقُلْتُ: أَوْ قِيلَ: يَا رَسُولَ الله، هَذَا الْقَاتِلُ، فَمَا بَالُ الْمَقْتُولِ؟ قَالَ: «إِنَّهُ قَدْ أَرَادَ قَتْلَ صَاحِبِهِ».
““İki Müslüman birbirine kılıç çekerse, öldüren de öldürülen de cehenneme gider." (Ebu Bekre der ki:) ‘Ey Allah’ın Resulü! Kâtili anladık da, ya maktul niçin cehenneme gider?’ dedim. “Çünkü, o da -bütün gücüyle- arkadaşını öldürmek için çaba gösteriyordu.” diye buyurdu.”
Hz. Peygamber sav Vedâ haccında bütün Müslümanlara hitaben,
وَعَنْ أَبِي بَكْرَةَ; - رضى الله عنه - أَنَّ اَلنَّبِيَّ - صلى الله عليه وسلم -قَالَ: فِي خُطْبَتِهِ يَوْمَ اَلنَّحْرِ بِمِنًى {إِنَّ دِمَاءَكُمْ وَأَمْوَالَكُمْ [ وَأَعْرَاضَكُمْ ] عَلَيْكُمْ حَرَامٌ, كَحُرْمَةِ يَوْمِكُمْ هَذَا، فِي بَلَدِكُمْ هَذَا، فِي شَهْرِكُمْ هَذَا } مُتَّفَقٌ عَلَيْهِ
“Bugün, bu ay ve bu belde nasıl kutsal ise, canlarınız, mallarınız ve ırzlarınız da öylesine kutsaldır, her türlü tecâvüzden korunmuştur;” buyurmuştur.
Peygamber sav Veda Hutbesinde:
عَنْ سُلَيْمَانَ بْنِ عَمْرٍو عَنْ أَبِيهِ قَالَ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فِي حَجَّةِ الْوَدَاعِ يَقُولُ أَلَا إِنَّ كُلَّ رِبًا مِنْ رِبَا الْجَاهِلِيَّةِ مَوْضُوعٌ لَكُمْ رُءُوسُ أَمْوَالِكُمْ لَا تَظْلِمُونَ وَلَا تُظْلَمُونَ أَلَا وَإِنَّ كُلَّ دَمٍ مِنْ دَمِ الْجَاهِلِيَّةِ مَوْضُوعٌ وَأَوَّلُ دَمٍ أَضَعُ مِنْهَا دَمُ الْحَارِثِ بْنِ عَبْدِ الْمُطَّلِبِ كَانَ مُسْتَرْضِعًا فِي بَنِي لَيْثٍ فَقَتَلَتْهُ هُذَيْلٌ قَالَ اللَّهُمَّ هَلْ بَلَّغْتُ قَالُوا نَعَمْ ثَلَاثَ مَرَّاتٍ قَالَ اللَّهُمَّ اشْهَدْ ثَلَاثَ مَرَّاتٍ
“Ashabım!
Dikkat ediniz, Cahiliyeden kalma bütün âdetler kaldırılmıştır, ayağımın altındadır. Cahiliye devrinde güdülen kan dâvâları da tamamen kaldırılmıştır. Kaldırdığım ilk kan dâvâsı, Abdülmuttalib'in torunu İyas bin Rabia'nın kan dâvâsıdır. Haris, Beni Leys kabilesinde çocuğuna süt annesi aramakta idi. Onu Huzeyl öldürdü.
Hz. Peygamber sav devamla şöyle dedi; "Ey ALLAH'ım! Tebliğ ettim mi?"
Sahabiler üç kerre; Evet, dediler.
Rasulullah sav da üç sefer:
"ALLAH'ım, şahid ol" dedi.”
وعن عبد اللّه بن عمروبن العاص قال: قَالَ رَسُولُ اللّهِ صلى الله عليه وسلم: وَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ لقَتْلُ الْمُؤْمِنِ أعْظَمُ عِنْدَ اللّهِ مِنْ زَوَالِ الدُّنْيَا.
“Büreyde ra rivayet ettiğine göre
Hz. Peygamber buyurmuştur ki:
“Bir mü’minin öldürülmesi, Allah katında dünyanın yok olmasından daha büyük (bir günah)tır.”
Allah Resûlü'nün,
كُلُّ الْمُسْلِمِ عَلَى الْمُسْلِمِ حَرَامٌ دَمُهُ وَمَالُهُ وَعِرْضُهُ
“...Her Müslüman'ın bir başka Müslüman'a kanı, malı ve ırzı (şeref ve namusu) haramdır.”
Süleyman b. Amr b. Ahvas ra’dan,
Resûlullah sav ile birlikte Veda Haccı’na katılan babası şöyle anlatmıştır:
“Hz. Peygamber Veda Haccı’nda yaptığı konuşmasında önce Allah’a hamdedip O’nu övdü, vaaz ve nasihat etti. Ardından şöyle buyurdu:
‘...Bilesiniz ki! Kişi ancak kendi suçundan dolayı cezalandırılır. Baba evlâdının suçundan, evlât da babasının suçundan dolayı cezalandırılmaz.’”
Kısas, Diyet Af
Ebû Şürayh el-Huzâî ra’den nakledildiğine göre,
Hz. Peygamber sav şöyle buyurmuştur:
“Cinayet veya yaralanma gibi bir cürüme maruz kalan kişi (ya da velîsi) şu üç şeyden birini seçer: Ya (hukukun eliyle suça denk bir müeyyide yani) kısas ister ya affeder ya da diyet alır. Dördüncü bir şey isterse onu engelleyin. Kim de bundan sonra sınırı aşarsa onun için acı verici bir azap vardır.”
Vâil b. Hucr ra’den,
“Hz. Peygamber’in sav yanındaydım. Boynundan kayış ile bağlanmış bir katil getirildi.
Resûlullah sav maktulün velîsini çağırdı ve ona şöyle dedi:
“Affeder misin?’
Adam, ‘Hayır.’ dedi.
Resûlullah sav, ‘Diyet alır mısın?’ dedi.
Adam yine,
‘Hayır.’ dedi.
Resûlullah sav,
‘Öldürecek misin?’ dedi.
Adam, ‘Evet.’ diye cevap verdi.
Bunun üzerine Resûlullah sav, ‘Onu götür.’ buyurdu.
Adam arkasını dönmüş giderken tekrar,
‘Onu affeder misin?’ dedi.
Adam,
‘Hayır.’ dedi. Resûlullah bu sefer,
‘Diyet alır mısın?’ diye sordu. Adam yine, ‘Hayır.’ dedi.
Resûlullah sav, ‘Öldürecek misin?’ dedi.
Adam, ‘Evet.’ diye cevap verdi.
Resûlullah sav yine, ‘Onu götür.’ buyurdu.
Aynı söyleşi dördüncü sefer yaşandığında Resûlullah sav şöyle buyurdu:
‘Dinle! Sen onu affedersen, o katil hem kendi günahını hem de maktulün günahını yüklenir.’ Bunu duyan adam, katili affetti.”
Ayeti Celilede buyruldu ki:
وَلَكُمْ فِي الْقِصَاصِ حَيٰوةٌ يَٓا اُو۬لِي الْاَلْبَابِ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ ﴿١٧٩
“Kısasta sizin için hayat vardır, ey akıl sahipleri, umulur ki sakınırsınız.”
Bir başka Âyeti Kerimede de:
“Ey iman edenler! Öldürülenler hakkında size kısas farz kılındı. Hüre karşı hür, köleye karşı köle, kadına karşı kadın kısas edilir. Ancak öldüren kimse, kardeşi (öldürenin vârisi, velisi) tarafından affedilirse, aklın ve dinin gereklerine uygun yol izlemek ve güzellikle diyet ödemek gerekir. Bu, Rabbinizden bir hafifletme ve rahmettir. Bundan sonra tecâvüzde bulunana elem dolu bir azap vardır.” (Bakara, 2/178)
Yine Buyruldu ki:
“Haklı bir sebep olmadıkça, Allah’ın öldürülmesini haram kıldığı cana kıymayın. Kim haksız yere öldürülürse, biz onun velisine yetki vermişizdir. Ancak o da (kısas yoluyla) öldürmede meşru ölçüleri aşmasın. Çünkü kendisine yardım edilmiştir.”
Üç Durumda Müslüman Öldürülmesi Caizdir:
عَنِ ابْنِ مَسْعُودٍ رَضِيَ اللهُ عَنْهُ قَالَ: قَالَ رَسُوْلُ اللهِ: (لاَ يَحِلُّ دَمُ امْرِئٍ مُسْلِمٍ إِلاَّ بإِحْدَى ثَلاثٍ: الثَّيِّبُ الزَّانِيْ، وَالنَّفْسُ بِالنَّفْسِ، وَالتَّاركُ لِدِيْنِهِ المُفَارِقُ للجمَاعَةِ) رَوَاهُ اْلبُخَارِي وَمُسْلِمٌ
“Müslüman bir kimsenin kanının dökülmesi ancak şu üç şeyle helal olur: Evli olup zina eden, haksız yere bir kimseyi öldüren ve dinini terk edip cemaatten (İslam camiasından) ayrılan kimse.”
İntihar
Kıymetli Kardeşlerim!
Yeri gelmişken, intihar etmekle de alakalı uyarıcı ve açıklayıcı söz söylemek yerinde olacak.
Bu dünya dertlerin sıkıntıların mücadelelerin cirit attığı bir yerdir. Bu dünya virüslerin hiç yok edilemediği bir sistemle çalışır.
O halde bu dünyada hiçbir Mümin sürekli dertsiz, sıkıntısız bir hayatı ümit etmemeli. Çünkü burası bir imtihan alanıdır. Dertlerin biri biter diğeri başlar. Ta ki Azrail as emaneti almaya gelene kadar.
Durum böyle olunca, bu imtihan sürecini imanla, sabırla, birbirimize kol kanat gererek, birbirimizin umudu olarak birlikte atlatacağız.
Stres ve sıkıntılar içinde boğulmak yok. Bitmek ve tükenmek yok. Durmak ve dönmek yok.
“Allah var, gam yok.”
Bir büyüğümüzün dediği gibi
“İman varsa, İmkan da vardır.”
Aziz Müslüman!
Kendinden daha akıllı, daha olgun, daha bilgili, daha ahlaklı biri ile istişare et.
Dua et, dua al.
Dünyanın bütün bela ve musibetlerinin seni kuşattığını düşündüğünde, Rasülullah sav ve Onun Ashabı ra ile Mekke Sokaklarında, Taifde, Hicret yolunda, Bedirde, Uhutda, Hendekde Tebuk Gazvesinde, onlarla olduğunu düşün.
Seni uçuran Gençliğinden, pofpoflayan arkadaşlarından, kibre sevkeden malından makamından, Uyutucu ilaçlardan, sarhoş eden içkilerden, gözlerinin önünü dumanlandıran sigaradan, sıkıntını artıran işlerden uzak duracaksın.
İslâm Dininin temel amaçlarının başında gelen “canın korunması” ilkesinin bir sonucu olarak, kişinin haksız yere başkasını öldürmesi gibi, kendi canına kıyması (intihar) da kesin biçimde yasaklanmıştır.
Hz. Ebu Hüreyre ra anlatıyor,
Resulullah sav buyurdular ki:
عن أبِى هريرة رَضِيَ اللّهُ عَنْه قال: قَالَ رَسولُ اللّهِ: مَنْ تَردّى مِنْ جَبَلٍ فقَتَلَ نَفْسَهُ فَهُوَ في نَارِ جَهَنّمَ يَتَرَدَّى فِيهَا خَالِداً مُخَلّداً فيهَا أبَداً، وَمَنْ تَحَسَّى سُمّاً فَقَتَلَ نَفْسَهُ فَسُمُّهُ في يَدِهِ يَتَحَسّاهُ في نَارِ جَهَنّمَ خَالِداً مُخَلّداً فيهَا أبَداً، وَمَنْ قَتَلَ نَفْسَهُ بِحَدِيدَةٍ، فَحَدِيدَتُهُ فِي يَدِهِ يتَوَجّأُ بِهَا في بَطْنِهِ فِي نَارِ جَهَنّمَ خَالِداً مُخَلّداً فِيهَا أبَداً.
“Kim kendisini dağdan atarak intihar ederse o cehennemlik olur. Orada ebedî olarak kendini dağdan atar. Kim zehir içerek intihar ederse, cehennem ateşinin içinde elinde zehir olduğu halde ebedî olarak ondan içer. Kim de kendisine demir saplayarak intihar ederse, cehennemde ebedî olarak o demiri karnına saplar.”
Mümin Dünya ve İçindekilerden Üstündür
Şu hadisi Şerifi derin derin tefekkür etmeliyiz.
Suheyb b. Sinân Rûmî ra'dan,
عَنْ صُهَيْبٍ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: عَجَبًا لِأَمْرِ الْمُؤْمِنِ إِنَّ أَمْرَهُ كُلَّهُ خَيْرٌ وَلَيْسَ ذَاكَ لِأَحَدٍ إِلَّا لِلْمُؤْمِنِ إِنْ أَصَابَتْهُ سَرَّاءُ شَكَرَ فَكَانَ خَيْرًا لَهُ وَإِنْ أَصَابَتْهُ ضَرَّاءُ صَبَرَ فَكَانَ خَيْرًا لَهُ
Rasûlullah sav şöyle buyurmuştur:
«Mü’minin hayranlık verici bir hali vardır ki, onun her işi hayırdır. Bu hal, müminden başka hiç kimsede bulunmaz. Eğer bir genişliğe (nimete) kavuşursa şükreder ve bu onun için bir hayır olur. Eğer bir darlığa (musibete) uğrarsa sabreder ve bu da onun için bir hayır olur.»
Canın Korunmasında İslamın Öngördüğü Tedbirler
Haksız yere bir cana kıymanın yasaklanması
Kan Davalarının yasaklanması
Beden ve Ruh Sağlığın korunmasının emredilmesi,
Yeme-İçmede Helal ve Haramlara dikkat etmek
İş güvenliğine dikkat etmek, gereken tedbirleri almak
Kullanılan Makine, Araç-gereçlerin bakım ve emniyetine dikkat etmek
Takat ve tahammülün üzerinde çalışmamak, Tûlü Emelden Uzak Durmak
İntiharın yasaklanması
3– MALIN MUHAFAZASI
Aziz Müminler!
Sohbetimizin üçüncü bölümü Malın Korunması hakkında olacak. Necm Sûresi 39. Âyeti Kerime ile konumuza devam edebiliriz.
İslam Üretimi Teşvik Eder
وَأَن لَّيْسَ لِلْإِنسَانِ إِلَّا مَا سَعَى
“Bilsin ki insan için kendi çalışmasından başka bir şey yoktur” (Necm, 53/39)
ÖRNEK OLAY (Rasülullah sav’in Öptüğü El)
Hicretin 9. yılı idi. Peygamber Efendimiz sav Bizans üzerine yaptığı Tebük seferinden dönmekteydi. Medineli Müslümanlar, İslâm ordusunu karşılamak için şehrin dışına kadar çıkmışlardı. Herkeste bir sevinç ve bayram havası vardı. Peygamberimiz sav’i ve İslâm ordusunu karşılayanlar arasında büyük sahâbe Muâz bin Cebel Hazretleri de bulunuyordu. Hazret-i Muaz ra, bir özründen dolayı Tebük gazâsına katılamamıştı. Resûlüllah Efendimiz sav, kendisini karşılamaya gelen Müslümanların tebriklerini kabul etti. Bu arada Hazret-i Muaz ra ile de el sıkışmıştı. Fakat Muaz ra`ın elleri herkesinden farklıydı. Sertleşmiş, nasırlaşmıştı.
Peygamberimiz sav:
"Yâ Muaz, ellerinin sertliği nedendir? Bu pütürlük ve nasırlar nasıl oldu?" diye sormaktan kendini alamadı.
Hz. Muâz ra, elinin sertliği ile Hz. Peygamber sav`i rahatsız ettiğini zannetmişti. Özür dilercesine, bu vaziyetinin sebebini açıklamaya başladı:
"Ey Allah`ın Resûlü!
Ben çoluk çocuğumun rızkını kazanmak ve nafakasını te`min etmek için uğraşıyorum. Ellerimden destere, keser, kazma, kürek, çekiç hiç düşmüyor. Bu yüzden ellerimin yumuşaklığı gitti, bu şekilde sertleşip nasırlaştı."
Bu söz üzerine âlemlere rahmet olarak gönderilen sevgili Peygamberimiz sav, Muâz Hazretlerinin alnını (bir rivâyette ellerini tutarak avuç içlerini) öptü ve:
"Bu eller Allah ve Rasülünün sevdiği ellerdir. Bu ellere cehennem ateşi dokunmaz." buyurdu.
Bir de Şu Hadîs-i Şerîfe bakalım:
"Günahlar içinde bâzı günahlar vardır ki onlara ne namaz, ne oruç, ne hac, ne de umre keffaret olabilir. Onlara yalnızca maişetini te`min için çekilen sıkıntılar, katlanılan zorluklar keffaret olur."
ÖRNEK DUA
Ashabı Kiram ra hazeratının duaları:
Allahım!
Eğer benim canımı senin yolunda cihad ederken, şehadet üzere almayacaksan, çoluk çocuğumun maişetini kazanırken al.!
ÖRNEK OLAY
Balık Tutmayı Öğreten Peygamber
Enes ra den gelen bir rivayet şöyledir,
Ensâr'dan biri Resûl-i Ekrem'e gelerek:
"Ya Resûlallah, bana Müsaade et de dileneyim," dedi.
Resûl-i Ekrem:
"Neyin var?" diye sordu.
Adam:
"Bir çul parçası bir de kırık çanağım var," dedi.
Resûl-i Ekrem sav:
"Onları bana getir," buyurdu. Adam aldı geldi. Resûl-i Ekrem bunları açık artırmaya çıkardı. Birisi bir dirhem verdi.
Resûl-i Ek¬rem sav:
"Bir dirhemden fazla veren yok mu?" diye sordu. Nihayet bun¬ları iki dirheme sattı ve adama:
"Git; bir dirhem ile çocuklarına ekmek al, diğer dirhem ile bir balta ve bir de ip al gel," buyurdu. Adam gitti, balta ile ipi aldı geldi. Resûl-i Ekrem sav kendi eli ile baltanın sapını yaptı ve adama:
"Şimdi git, odun topla ve sat; on beş gün bana görünme," buyur¬du. Adam gitti ve on beş gün sonra Resûl-i Ekrem'e geldi:
"Ya Resûlallah, onbeş gün ailemi geçindirdim ve işte on dir¬hem de kazandım ve bunlarla evimin ihtiyacını gördüm, gerekli eş¬yaları da aldım," dedi.
Bunun üzerine Resûl-i Ekrem:
"Senin böyle yapman, kıyamet günü alnında dilencilik dam¬gası olduğu halde gelmeden daha hayırlıdır. Dilencilik ancak üç şey ile olur: Son derece yoksulluk, büyük borç ve yanlışlıkla öldürmenin cezası olan diyettir." buyurdu.
Dinimiz Ticaret Dışında Malların Yasal Düzenlemelerle El Değiştirmesini Yasaklar
يَا أَيُّهَا الَّذِينَآمَنُواْ لاَ تَأْكُلُواْ أَمْوَالَكُمْ بَيْنَكُمْ بِالْبَاطِلِ إِلاَّ أَنتَكُونَ تِجَارَةً عَن تَرَاضٍ مِّنكُمْ وَلاَ تَقْتُلُواْ أَنفُسَكُمْإِنَّ اللّهَ كَانَ بِكُمْ رَحِيماً
“Ey iman edenler! Karşılıklı rızaya dayanan ticaret olması hali müstesna mallarınızı batıl (haksız ve haram yollar) ile aranızda (alıp vererek) yemeyin Ve kendinizi öldürmeyin Şüphesiz Allah sizi esirgeyecektir” (Nisa, 4/29)
Kıymetli Müslümanlar!
Ebû Saîd'den ra nakledildiğine göre,
Peygamberimiz sav şöyle buyurdu:
عَنْ أَبِى سَعِيدٍ عَنِ النَّبِيِّ (صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَ سَلَّمْ) قَالَ: “التَّاجِرُ الصَّدُوقُ الأَمِينُ، مَعَ النَّبِيِّينَ وَالصِّدِّيقِينَ وَالشُّهَدَاءِ.”
“Dürüst ve güvenilir tüccar, peygamberler, sıddîklar (dosdoğru kimseler) ve şehitlerle beraberdir.”
سَمَّاعُونَ لِلْكَذِبِ اَكَّالُونَ لِلسُّحْتِۜ فَاِنْ جَٓاؤُ۫كَ فَاحْكُمْ بَيْنَهُمْ اَوْ اَعْرِضْ عَنْهُمْۚ وَاِنْ تُعْرِضْ عَنْهُمْ فَلَنْ يَضُرُّوكَ شَيْـٔاًۜ وَاِنْ حَكَمْتَ فَاحْكُمْ بَيْنَهُمْ بِالْقِسْطِۜ اِنَّ اللّٰهَ يُحِبُّ الْمُقْسِط۪ينَ
"Hep yalana kulak verir, durmadan haram yerler. Sana gelirlerse, ister aralarında hüküm ver, ister onlardan yüz çevir. Eğer onlardan yüz çevirirsen sana hiçbir zarar veremezler. Ve eğer hüküm verirsen, aralarında adaletle hükmet. Allah âdil olanları sever.” (Mâide, 5/42)
Gasp
عن عائشة رضي الله عنها عن النبي صلى الله عليه وسلم قال: «مَنْ ظَلَم قِيدَ شِبْرٍ مِن الأرْضِ؛ طُوِّقَهُ مِن سَبْعِ أَرَضِين
“Kim bir karış toprağı gasp ederse Allah kıyamet gününde onu yedi kat yerden kafasına geçirir”
Hırsızlık
وَالسَّارِقُ وَالسَّارِقَةُ فَاقْطَعُٓوا اَيْدِيَهُمَا جَزَٓاءً بِمَا كَسَبَا نَكَالًا مِنَ اللّٰهِۜ وَاللّٰهُ عَز۪يزٌحَك۪يمٌ
“Hırsız erkek ve hırsız kadının, (çalıp) kazandıklarına bir karşılık, Allah'tan, 'tekrarı önleyen bir ceza' olmak üzere ellerini kesin. Allah üstün ve güçlü olandır, hüküm ve hikmet sahibidir.” (Maide, 5/38)
Rüşvet
عَنْ أَبِى هُرَيْرَةَ قَالَ: لَعَنَ رَسُولُ اللَّهِ (صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَ سَلَّمْ) اَلرَّاشِى وَالْمُرْتَشِى فِى الْحُكْمِ.
Ebû Hüreyre ra şöyle demiştir:
Allah Rasülü sav dedi ki:
“Allah’ın lâneti, hüküm/yönetimde rüşvet alan ve rüşvet veren üzerine olsun.”
عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرٍو قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ (صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَ سَلَّمْ) : “لَعْنَةُ اللَّهِ عَلَى الرَّاشِى وَالْمُرْتَشِى.”
Abdullah b. Amr'ın ra naklettiğine göre,
Resûlullah sav şöyle buyurmuştur:
“Allah'ın lâneti, rüşvet verenin ve rüşvet alanın üzerinedir.”
Sevbân ra’dan
“Rasulullah sav, rüşvet verene, rüşvet alana ve rüşvete yardım edene yani ikisi arasında gidip gelene lânet etti.”
الرَّاشِى وَالْمُرْتَشِى في النار
“Rüşvet alanda verende Cehennemdedir”
Kazancın Haram yada Helal Olmasının Önemsiz Olacağı Zamanlar
عَنْ أَبِى هُرَيْرَةَ (رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ) عَنِ النَّبِيِّ (صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَ سَلَّمْ) قَالَ: “يَأْتِى عَلَى النَّاسِ زَمَانٌ لاَ يُبَالِى الْمَرْءُ مَا أَخَذَ مِنْهُ، أَمِنَ الْحَلاَلِ أَمْ مِنَ الْحَرَامِ؟”
Ebû Hüreyre'den ra nakledildiğine göre,
Hz. Peygamber sav şöyle buyurmuştur:
“İnsanlar öyle bir zamana erişecek ki, kişi malını helâlden mi yoksa haramdan mı elde ettiğine aldırmayacak!”
Yetkili ve İmza Sahibi Kişilerin Hediye Kabul Etmesi
قال النبي ﷺ: (مَنِ اسْتَعْمَلْنَاهُ عَلَى عَمَلٍ فَرَزَقْنَاهُ رِزْقًا، فَمَا أَخَذَ بَعْدَ ذَلِكَ فَهُوَ غُلُولٌ
“Biz, kimi bir işe görevlendirip de maişetini temin edersek, onun ondan sonra aldığı ihanet lokmasıdır.” (Ebu Davud)
Faiz
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ اتَّقُواْ اللّهَ وَذَرُواْ مَا بَقِيَ مِنَ الرِّبَا إِن كُنتُم مُّؤْمِنِينَ
“Ey iman edenler! Allah'tan sakının ve eğer inanmışsanız faizden artakalanı bırakın”
اَلَّذ۪ينَ يَأْكُلُونَ الرِّبٰوا لَا يَقُومُونَ اِلَّا كَمَا يَقُومُ الَّذ۪ي يَتَخَبَّطُهُ الشَّيْطَانُ مِنَ الْمَسِّۜ ذٰلِكَ بِاَنَّهُمْ قَالُٓوا اِنَّمَا الْبَيْعُ مِثْلُ الرِّبٰواۢ وَاَحَلَّ اللّٰهُ الْبَيْعَ وَحَرَّمَ الرِّبٰواۜ فَمَنْ جَٓاءَهُ مَوْعِظَةٌ مِنْ رَبِّه۪ فَانْتَهٰى فَلَهُ مَا سَلَفَۜ وَاَمْرُهُٓ اِلَى اللّٰهِۜ وَمَنْ عَادَ فَاُو۬لٰٓئِكَ اَصْحَابُ النَّارِۚ هُمْ ف۪يهَا خَالِدُونَ
“Faiz yiyenler ancak şeytanın çarparak sersemlettiği kimse gibi kalkarlar. Bunun sebebi onların, “Alım satım da ancak faiz gibidir” demeleridir. Hâlbuki Allah alım satımı helâl, faizi ise haram kılmıştır. Artık kime Allah’tan bir öğüt erişir de faizciliği bırakırsa geçmişteki kendisinindir, durumunun takdiri Allah’a aittir. Kim de yine faizciliğe dönerse işte bunlar orada devamlı kalmak üzere cehennemliklerdir.”
Sadaka Malı Artırır.
يَمْحَقُ اللّٰهُ الرِّبٰوا وَيُرْبِي الصَّدَقَاتِۜ وَاللّٰهُ لَا يُحِبُّ كُلَّ كَفَّارٍ اَث۪يمٍ
“Allah faizi tüketir (Faiz karışan malın bereketini giderir), sadakaları ise bereketlendirir. Allah küfürde ve günahta ısrar eden hiç kimseyi sevmez.”
Efendimiz sav:
“Allah faiz malını mahveder, sadakaları ise artırır (bereketlendirir)” buyurmaktadır.”
Mal-Kan-Din-Aile Kutsaldır
قَالَ: سمِعت رسُول اللَّهِ ﷺ يقولُ: منْ قُتِل دُونَ مالِهِ فهُو شَهيدٌ، ومنْ قُتلَ دُونَ دمِهِ فهُو شهيدٌ، وَمَنْ قُتِل دُونَ دِينِهِ فَهو شهيدٌ، ومنْ قُتِل دُونَ أهْلِهِ فهُو شهيدٌ
Ebü'l-A‘ver Saîd İbni Zeyd İbni Amr İbni Nüfeyl ra'den,
Resûlullah sav şöyle buyurdu:
"Malı uğrunda öldürülen şehittir; kanı uğrunda öldürülen şehittir; dini uğrunda öldürülen şehittir; ailesi uğrunda öldürülen şehittir."
İsraf – Tebzir
İsrâf: Genel olarak inanç, söz ve davranışta dinin, akıl veya örfün uygun gördüğü ölçülerin dışına çıkmayı, özellikle mal veya imkânları meşrû olmayan amaçlar için saçıp savurmayı ifade eder.
İsrâf: Kişinin kendine ait veya sorumluluğu altındaki mal ve imkânları gereksiz yere harcamasını ifade etmektedir.
Cürcânî; Para ve mal hususunda, “değersiz bir amaç uğruna fazla mal harcamak, harcamada haddi aşmak, meşrû bir konuda harcanması gerekli olan ölçüden fazlasını harcamak” gibi manalara gelir.
Tebzîr: “Allah’ın verdiği malı isyan sayılan yerlere harcamak” şeklinde açıklamıştır.
Buna göre,
İsraf : Doğru yerlere de olsa haddinden fazla harcamaktır,
Tebzîr : Miktarı ne olursa olsun yanlış yerlere harcamada bulunmaktır.
يَا بَن۪ٓي اٰدَمَ خُذُوا ز۪ينَتَكُمْ عِنْدَ كُلِّ مَسْجِدٍ وَكُلُوا وَاشْرَبُوا وَلَا تُسْرِفُواۚ اِنَّهُ لَا يُحِبُّ الْمُسْرِف۪ينَ۟
“Ey Ademoğulları, her mescid yanında ziynetlerinizi takının. Yiyin, için ve israf etmeyin. Çünkü O, israf edenleri sevmez.” (Araf, 7/31)
وَالَّذ۪ينَ اِذَٓا اَنْفَقُوا لَمْ يُسْرِفُوا وَلَمْ يَقْتُرُوا وَكَانَ بَيْنَ ذٰلِكَ قَوَاماً
“Onlar, harcadıklarında ne israf ne de cimrilik ederler. Onların harcamaları, bu ikisi arası dengeli bir harcamadır.” (Furkan, 25/67)
وَلَا تَجْعَلْ يَدَكَ مَغْلُولَةً اِلٰى عُنُقِكَ وَلَا تَبْسُطْهَا كُلَّ الْبَسْطِ فَتَقْعُدَ مَلُومًا مَحْسُورًا
“Eli boynuna bağlıymış gibi cimri olma! Elini büsbütün açıp israfa da kaçma!”
Sadaka Vermek
وعن أبي هُريرة قَالَ: قالَ رَسُول اللَّه ﷺ: مَا مِنْ يَوْمٍ يُصبِحُ العِبادُ فِيهِ إِلَّا مَلَكَانِ يَنْزِلانِ، فَيَقُولُ أَحَدُهُمَا: اللَّهُمَّ أَعْطِ مُنْفِقًا خَلَفًا، وَيَقُولُ الآخَرُ: اللَّهُمَّ أَعْطِ مُمْسِكًا تَلَفًا
Ebû Hüreyre ra’den rivayet edildiğine göre
Resûlullah sav şöyle buyurdu:
“Her sabah iki melek iner. Biri:
-Ya Rabb! İnfak edene malının karşılığını (halef) ver, der. Diğeri de:
-Ya Rabb!. Cimrilik edenin malını telef et, diye dua eder.”
Nehirden Abdest Alırken de İsraf Yok
(وَيُكْرَهُ الْإِسْرَافُ فِي الْمَاءِ وَلَوْ عَلَى نَهْرٍ جَارٍ) لِحَدِيثِ ابْنِ عُمَرَ «أَنَّ النَّبِيَّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ - مَرَّ عَلَى سَعْدٍ وَهُوَ يَتَوَضَّأُ فَقَالَ: مَا هَذَا السَّرَفُ؟ فَقَالَ: أَفِي الْوُضُوءِ إسْرَافٌ؟ قَالَ: نَعَمْ وَإِنْ كُنْتَ عَلَى نَهْرٍ جَارٍ
“Bir defasında Hz. Peygamber sav Sa’d ra’e uğradı. Sa’d ra bu esnada abdest alıyordu. Resûlullah sav, (onun suyu aşırı kullandığını görünce); "Bu israf nedir?" diye sordu. Sa’d ra de, "Abdestte de israf olur mu?" dediğinde
Hz. Peygamber sav de “Evet, hatta akmakta olan bir nehirde abdest alsan bile...” şeklinde cevap verdi.
Tebzir (“Saçıp/Savurma”)
Rabbimiz buyuruyor ki:
وَآتِ ذَا الْقُرْبَى حَقَّهُ وَالْمِسْكِينَ وَابْنَ السَّبِيلِ وَلاَ تُبَذِّرْ تَبْذِيرًا 0 إِنَّ الْمُبَذِّرِينَ كَانُواْ إِخْوَانَ الشَّيَاطِينِ وَكَانَ الشَّيْطَانُ لِرَبِّهِ كَفُورًا
“Akrabaya, yoksula ve yolda kalmış yolcuya haklarını ver, fakat saçıp savurma. Çünkü saçıp savuranlar şeytanların kardeşleri olmuşlardır. Şeytan ise Rabbine karşı çok nankörlük etmiştir.” (İsra Suresi, 26, 27)
Borcun Ağırlığı
Abdullah b. Amr b. Âs ra’tan nakledildiğine göre,
Hz. Peygamber sav şöyle buyurmuştur:
“Allah yolunda ölmek, borç dışında her şeye kefaret olur!” (Müslim, İmâre, 120)
Ebû Hüreyre ra’nin naklettiğine göre,
Resûlullah sav şöyle buyurmuştur:
“Ödeme güçlüğü çeken borçluya zaman tanıyan ya da alacağını bağışlayan kimseyi Allah, kendisininkinden başka hiçbir gölgenin (himayenin) olmadığı kıyamet gününde arşının gölgesinde gölgelendirecektir (özel olarak himaye edecektir).”
Ebû Hüreyre ra’den nakledildiğine göre,
Resûlullah sav şöyle buyurmuştur:
“Maddî imkânı olan kişinin borcunu bekletmesi zulümdür. Biriniz (alacağının ödenmesi için) durumu iyi olan birine havale edildiğinde, bunu kabul etsin.”
Ebû Hüreyre’den ra nakledildiğine göre,
Hz. Peygamber sav şöyle buyurmuştur:
“Kim insanların mallarını geri ödeme niyetiyle alırsa Allah onun ödemesini kolaylaştırır. Kim de bir malı tüketip (geri ödememek) niyeti ile alırsa Allah da onu(n malını) telef eder.” (Buhârî, İstikrâz, 2)
Ebû Hüreyre’nin ra naklettiğine göre,
Hz. Peygamber sav şöyle buyurmuştur:
“Sizin en hayırlınız, borcunu en iyi şekilde ödeyeninizdir.” (Buhârî, Vekâlet, 5)
Borçlunun Duası
عَنْ عَلِىٍّ رَضِىَ اللَّهُ عَنْهُ: أَنَّ مُكَاتَباً جَاءَهُ فَقَالَ: إِنِّى قَدْ عَجَزْتُ عَنْ كِتَابَتِى؛ فَأَعِنِّى. قَالَ: أَلاَ أُعَلِّمُكَ كَلِمَاتٍ عَلَّمَنِيهِنَّ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لَوْ كَانَ عَلَيْكَ مِثْلُ جَبَلِ صِيرٍ دَيْناً أَدَّاهُ اللَّهُ عَنْكَ؟ قَالَ: « قُلِ:
اللَّهُمَّ اكْفِنِى بِحَلاَلِكَ عَنْ حَرَامِكَ، وَأَغْنِنِى بِفَضْلِكَ عَمَّنْ سِوَاكَ »
Hz. Ali ra’den rivayet edildiğine göre anlaşmalı bir köle ona gelerek:
- Borcumu ödeyecek gücüm yok, bana yardım et, dedi.
O da: - Resûlullah sav’in bana öğrettiği duayı ben de sana öğreteyim mi? Bunu okumaya devam ettiğin takdirde üzerinde dağ gibi borç olsa bile Allah Teâlâ onu ödemene yardım eder.
Şöyle dua et dedi:
Allahım! Bana helâl rızık nasib ederek haramlardan koru! Lutfunla beni senden başkasına muhtaç etme!” (Tirmizî, Daavât 111)
Kelam Ekollerine Göre Halifenin/Devlet Başkanının Görevleri
[[[Malın idâre edilmesi, ekonomik denetimi sağlamak, dolayısıyla hazine kontrölü ve hak sahiplerinin me’murların maaşlarının âdil bir şekilde düzenlenmesini sağlamak başkanın sorumluluğundadır.
İslâm, meşru yolla şahsi mülkiyeti esas bir hak olarak tanır. Çalmak, gasp, yağma gibi gayr-i meşru kazançlar haramdır.
Başkasına ait bir malı zor kullanarak almak anlamına gelen gasp yasaktır. Rüşveti yok etmek başkanın görevleri arasındadır.
Gerek devlet başkanı ve gerekse diğer görevliler devlet malı üzerinde istedikleri gibi tasarruf edemez ve tayin edilen maaştan başka bir şeyi mülküne geçiremez.
Bunun adı İslâmi literatürde “gulûl”dür.
Başkan, kendiliğinden ve zarûretsiz vergi koyamaz. Devletin zarurî giderleri için vergiyi de ancak şûrâ’nın kararıyla koyabilir. Halka ağır vergiler yükletmek ve mecburi hizmetlere tabi tutmak zulümdür, bu da sosyal hayatın düzenini bozar, halkın çalışma duygu, şevkini öldürür. Âlimler, devlet başkanı olarak tayin edilecek şahsın yönetim ve halkın maddi-manevi menfaatleri konusunda bilgilerle mücehhez olması gerektiği hususunda ittifak etmişlerdir. ]]]
Malın Korunmasında İslamın Öngördüğü Tedbirler
Üretimin Artırılması
Enflasyon
İthalat ve İhracatta Döviz Belasından Kurtulmak
Hırsızlığın Yasaklanması
Gaspın Yasaklanması
Kumarın Yasaklanması
Faizin Yasaklanması
Sadakanın Teşviki
Rüşvetin Yasaklanması
İsraf ve Savurganlığın Yasaklanması
Borçlanmaktan Kaçınmak, (Efendimiz sav Borçluların Cenaze Namazını kıldırmazdı !)
Ekonomik Yapılar
Kapitalizm İslam Sosyalizm
Var Mülkiyet, Faiz, Kar, Enflasyon Mülkiyet, Kar, Zekat, Sadaka Faiz
Yok Zekat, Sadaka Faiz, Enflasyon Mülkiyet
4– AKLIN MUHAFAZASI
Kıymetli Müslümanlar!
Dünya hayatında İnsan adına ne varsa hepsi akıl ile değer kazanır, akıl ile ölçülür, akıl ile kayda alınır.
Halk arasında dolaşan şu söz ne kadar da muhteşemdir:
“Aklı olmayanın dini de olmaz.”
Rabbimiz buyurdu ki:
الَّذِينَ يَسْتَمِعُونَ الْقَوْلَ فَيَتَّبِعُونَ أَحْسَنَهُ أُوْلَئِكَ الَّذِينَ هَدَاهُمُ اللَّهُ وَأُوْلَئِكَ هُمْ أُوْلُوا الْأَلْبَابِ
“Ki onlar, sözü işitirler ve en güzeline uyarlar. İşte onlar, Allah'ın kendilerini hidayete erdirdiği kimselerdir ve onlar, temiz akıl sahipleridir.” (Zümer, 39/18)
Üç kişiden Sorumlulk Kaldırıldı
Efendimiz sav Efendimiz:
عَنْ عَلِيٍّ، عَلَيْهِ السَّلاَمُ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " رُفِعَ الْقَلَمُ عَنْ ثَلاَثَةٍ عَنِ النَّائِمِ حَتَّى يَسْتَيْقِظَ وَعَنِ الصَّبِيِّ حَتَّى يَحْتَلِمَ وَعَنِ الْمَجْنُونِ حَتَّى يَعْقِلَ "
Ali ra'dan rivayet edildiğine göre,
Nebî sav şöyle buyurmuştur:
“Üç kişiden kalem kaldırılmıştır; uyanıncaya kadar uyuyandan, buluğa erinceye kadar çocuktan ve akıllanıncaya kadar akıl hastasından.” ( Sunan Abi Dawud 4403)
İçki
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ إِنَّمَا الْخَمْرُ وَالْمَيْسِرُ وَالأَنصَابُ وَالأَزْلاَمُ رِجْسٌمِّنْ عَمَلِ الشَّيْطَانِ فَاجْتَنِبُوهُ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ
"Ey iman edenler! İçki kumar dikili taşlar fal okları ancak şeytanın amelinden birer pisliktir. Onun için bunlardan kaçının ki kurtuluşaa eresiniz” (Maide, 5/90)
إِنَّمَا يُرِيدُ الشَّيْطَانُ أَن يُوقِعَ بَيْنَكُمُ الْعَدَاوَةَ وَالْبَغْضَاء فِي الْخَمْرِ وَالْمَيْسِرِ وَيَصُدَّكُمْ عَن ذِكْرِ اللّهِ وَعَنِ الصَّلاَةِ فَهَلْ أَنتُم مُّنتَهُونَ
“Gerçekten şeytan, içki ve kumarla aranıza düşmanlık ve kin düşürmek, sizi, Allah'ı anmaktan ve namazdan alıkoymak ister. Artık vazgeçtiniz değil mi?” (Maide, 5/91)
Kıymetli Müminler!
İslâm ulemâsının büyük ekseriyetine göre azı veya çoğu sarhoşluk veren her içki âyette geçen "hamr" mefhûmuna dâhildir ve haramdır.
Bir soru üzerine Resûlullah sav'in:
عَنِ ابْنِ عُمَرَ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ: كُلُّ مُسْكِرٍ خَمْرٌ، وَكُلُّ مُسْكِرٍ حَرَامٌ.
“Her sarhoşluk veren şey hamrdır (şarap), her hamr da haramdır.”
عن جابر بن عبدالله -رضي الله عنهما- قال: قال رسول الله ﷺ «مَا أَسْكَرَ كَثِيرُهُ، فَقَلِيلُهُ حَرَامٌ»
"Çoğu sarhoşluk veren şeyin azı da haramdır.”
Sarhoş Edici Şeyler ve İlgilileri Lanetlenmiştir.
عن ابْنِ عُمَرَ قال قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ : ( لَعَنَ اللَّهُ الْخَمْرَ وَشَارِبَهَا وَسَاقِيَهَا وَبَائِعَهَا وَمُبْتَاعَهَا وَعَاصِرَهَا وَمُعْتَصِرَهَا وَحَامِلَهَا وَالْمَحْمُولَةَ إِلَيْهِ
"Allah içkiye, içene, satana, satın alana, sıkana, sıktırana, onu taşıyana, taşıtana, içene, (parasını yiyene) lanet etsin."
Günah İşleyen Müslümana Lanet Edilmez
Ömer ra naklediyor:
“Rasulullah sav zamanında Abdullah isminde “el-hımâr" lakabıyla meşhur birisi vardı; sık sık Rasulullah sav’ı güldürürdü. Bir defasında içki içtiği için Efendimiz sav onu cezalandırmıştı. Başka bir defasında yine içki yüzünden huzura getirildi; Efendimiz as emretti, yine ceza uygulandı. Onun bu şekilde birkaç defa cezalandırıldığını gören birisi: “Allah ona lânet etsin! Ne kadar da çok içki içiyor." diye lânet okudu.
Bunu duyan Rasulullah sav:
“Ona lânet etmeyin! Vallahi o Allah ve Rasulünü seviyor." buyurdu.
Alkol İlaç Değildir
Birisi, Rasûl-i Ekrem sav'e şarabı sordu.
O sav de onu menetti. Soran,
Adam: "Ben onu yalnızca ilaç ve tedâvi için yapıyorum" deyince de:
Rasülullah sav:
"O ilaç değil, derttir" buyurdu.
Esrar, Afyon
Değerli kardeşimiz,
Sarhoşluk veren katı, sıvı, toz yada başka durumdaki her uyuşturucu haramdır. Esrar, afyon gibileri uyuşturucular daha şiddetli haramdır. Zira bunlar içeni sadece sarhoş etmekle kalmıyor, aklî yeteneklerini zedeliyor, ruhî dengesini bozuyor, normal insanlıktan çıkarıp müzmin ve felçli hasta haline sokuyor. Esrar ve afyonun meydana getirdiği bu feci neticelere bakınca, haramlıklarının şaraptan da ileri derece olduğu, müsaade ve müsamahaya asla lâyık olmadığı kesinlikle anlaşılıyor.
Son dönemde Kimyasal karışımlarla elde edilen, bağımlılık yapan uyuşturucu maddelerin de üretimi, tüketimi, alamı, satımı, servisi, yolunu açmak, kullanımını kolaylaştırmak, ilan etmek, reklamını yapmak, …, vs, haramdır.
Aklın Korunmasında İslamın Öngördüğü Tedbirler
Sarhoş edici Şeylerin yasaklanması
Her Türlü Uyuşturucunun Yasaklanması
Haram İçecekler Tedavi Etmez
Esrar Eroin gibi Maddeler Şaraptan daha Tehlikelidir, Cezası da ona göre olmalı
5– NESLİN MUHAFAZASI:
Kıymetli Kardeşlerim!
Aile Nedir?
Devlet Binasının en küçük bütün maddesidir. Devleti canlı tutan, varlık sebebidir.
İnsanlığın Hz. Adem Babamız ve Hz. Havva Anamızla Ebedilik yurdu olan Cennette başlayan Aile Yuvaları, şeytanın onlara sağdan yaklaşması sonucu fani Dünya toprağına taşınmış, bir süreye kadar da burada değişik imtihanlardan geçerek, durumlarına göre ya Cennet yada Cehennem olarak devam edip gidecektir.
Ne mutlu o insana ki, Âdem babasının Tövbesini idrak ederek Hâtemen Nebî olan Hz. Peygamberin sav sünnetine sarılarak evlenip çoğalacak ve Rasülullahın ve Rabbinin öğüdüne iman ve itaat ederek İlahi Rızaya mazhar salih bir kul oluyor.
Bu hususta Rabbimiz cc:
وَأَنكِحُوا الْأَيَامَى مِنكُمْ وَالصَّالِحِينَ مِنْ عِبَادِكُمْ وَإِمَائِكُمْ إِن يَكُونُوا فُقَرَاء يُغْنِهِمُ اللَّهُ مِن فَضْلِهِ وَاللَّهُ وَاسِعٌ عَلِيمٌ
“Aranızdaki bekârları, kölelerinizden ve cariyelerinizden elverişli olanları evlendirin. Eğer bunlar fakir iseler, Allah kendi lütfu ile onları zenginleştirir. Allah, (lütfu) geniş olan ve (her şeyi) bilendir.” (Nur, 24/32)
Bu konudaki birkaç Hadisi Şerifte Peygamber Efendimiz sav de:
النِّكَاحُ مِنْ سُنَّتِى فَمَنْ لَمْ يَعْمَلْ بِسُنَّتِى فَلَيْسَ مِنِّى وَتَزَوَّجُوا فَإِنِّى مُكَاثِرٌ بِكُمُ الأُمَمَ.
“Nikâh benim sünnetimdendir. Kim benim sünnetimi uygulamazsa benden değildir. Evleniniz, ben diğer ümmetlere karşı sizin çokluğunuzla övünürüm,” buyurmuşlardır.
مَنِ اسْتَطَاعَ مِنْكُمُ الْبَاءَةَ فَلْيَتَزَوَّجْ فَإِنَّهُ أَغَضُّ لِلْبَصَرِ وَأَحْصَنُ لِلْفَرْجِ
“Evlenmeye gücü yetenler evlensin. Çünkü evlenmek, gözü haramdan çevirmek ve iffeti korumak için en iyi yoldur.” (Müslim, Nikâh, 3)
Kıymetli Müminler!
Evlatlarımızın Cesetlerini koruyup kolladığımız, besleyip büyüttüğümüz gibi ruhlarını da besleyip büyütmeli, küfür ve ahlaksızlıklara karşı koruyup kollamalıyız.
Rabbimiz bir ayetinde neslin korunması ile ilgili şöyle buyurur:
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا قُوا أَنفُسَكُمْ وَأَهْلِيكُمْ نَارًا وَقُودُهَا النَّاسُ وَالْحِجَارَةُ
“Ey müminler! Kendinizi ve ailenizi yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun. (Tahrim, 66/6)
Efendimiz sav buyurdular ki:
“Hepiniz yöneticisiniz ve hepiniz yönettiklerinizden sorumlusunuz. Devlet başkanı yöneticidir. Erkek, aile fertlerinin yöneticisidir. Kadın, eşinin ve evinin yöneticisidir. Hepiniz yöneticisiniz ve hepiniz yönettiklerinizden sorumlusunuz”.
Rasûlüllah sav bu hususta şöyle buyurmuştur:
“Hiçbir baba çocuğuna güzel ahlâktan daha hayırlı bir mîras bırakmamıştır.”
Diğer bir Hadisi şerifte:
أَكْرِمُوا أَوْلاَدَكُمْ وَأَحْسِنُوا أَدَبَهُمْ
“Çocuklarınıza ikramda bulunun; onlara güzel bir terbiye verin.”
Kur'an-ı Kerim'de Rabbimiz şöyle buyurur:
وَمِنْ آيَاتِهِ أَنْ خَلَقَ لَكُم مِّنْ أَنفُسِكُمْ أَزْوَاجًا لِّتَسْكُنُوا إِلَيْهَا وَجَعَلَ بَيْنَكُم مَّوَدَّةً وَرَحْمَةً إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَاتٍ لِّقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ
“İçinizden kendileriyle huzura kavuşacağınız eşler yaratıp aranızda muhabbet ve rahmet var etmesi O’nun varlığının delillerindendir. Bunda düşünenler için dersler vardır.” (Rûm, 30/21)
Kıymetli Gençler!
Her bir Müslüman şunu çok iyi bilmeli ki, ahir zamanı yaşadığımız bu çağda Nesilleri korumanın o kadar da kolay olmayacağı aşikardır.
Yüce Allah bu hususta bir ayette şöyle buyuruyor:
وَاعْلَمُواْ أَنَّمَا أَمْوَالُكُمْ وَأَوْلاَدُكُمْ فِتْنَةٌ وَأَنَّ اللّهَ عِندَهُ أَجْرٌ عَظِيمٌ
“Biliniz ki mallarınız ve çocuklarınız birer imtihan vesilesidir. Büyük mükâfat ise Allah katındadır. (Enfal, 8/28)
Başka bir ayette şöyle buyrulmaktadır:
قُل لِّلْمُؤْمِنِينَ يَغُضُّوا مِنْ أَبْصَارِهِمْ وَيَحْفَظُوا فُرُوجَهُمْ ذَلِكَ أَزْكَى لَهُمْ إِنَّ اللَّهَ خَبِيرٌ بِمَا يَصْنَعُونَ
“(Resûlüm!) Mümin erkeklere söyle: Gözlerini (harama bakmaktan) sakınsınlar, iffetlerini de korusunlar! Çünkü bu, kendileri için daha temiz bir davranıştır.”
وَلاَ تَقْرَبُواْ الزِّنَى إِنَّهُ كَانَ فَاحِشَةً وَسَاء سَبِيلاً
“Zinâya yaklaşmayın. Zira o, bir hayâsızlıktır ve çok kötü bir yoldur.” (İsra, 17/32)
Aziz Müminler!
Kadının asli vatanı olan yuvasından koparılıp, Para kazanan ve kazandıran mertebeye düşürülmesiyle maalesef Aile dediğimiz küçük devletimiz yıkılmıştır. Halbuki kadın evinin sultanı, toplumun da annesiydi.
Kadın, küçük devlet olan ailesini, çocuklarının anneliğini terkedeli, toplum annesiz çocuklar tarafından istilaya uğramış, büyük devlet de yıkılmaya yüz tutmuştur.
Cennete aday analar, kendisine teklif edilen dünya karşısında evinde eşine hanım, evlatlarına ana olmaya razı olacak kadınlardır.
Gençlerimizi Bekleyen Zamanın Çağdaş Yüzlü Özgürlükç Şeytanın Tehlike Ve Tuzakları
İman Ve Ahlaktan Uzaklaşmak
Deizm Ve Ateizm
Fani Ve Sahte Olanı Yüceltme Baki Ve Asıl Olanı İtibarsız Görme
Zevk Ve Eğlence
Eğlenceyi Hakikat, Hakikatı Eğlence Zannetme
İsraf Ve Şöhret
Tembellik Ve Hayal
Hedefsizlik Ve Değersizlik
Özgürlük Ve Bağımlılık
Sosyal Medya Köleliği ve Kaos Kamplarına Dikkat
Değerliyi Değersiz, Değersizi Değerli Görme
Yakını Uzak Uzağı Yakın Görme Hastalığı
Dostu Düşman, Düşmanı Dost Belleme
Neslin Korunmasında İslamın Öngördüğü Tedbirler
Evlilik/Nikah İle Aile Teşvik Edilmiş
Zina, Fuhuş, Flört, İhtilat Yasaklandı
Evlatlar Yetiştirilecek
Zamanın Tuzaklarına Karşı Uyanık Olmak
ÖZET
Kıymetli Müslümanlar!
Allahtan, göz nuru hayırlı evlatlar isteyen biz Müslümanların, nesillerimiz üzerinde, Şeytan gibi, zamanın Firavunlarının da bir hesabı olduğunu bilmek ve tedbirler almak zorundayız. Zamanın her türlü fitnelerine karşı uyanık olmalı ve teyakkuzda bulunmalıyız.
Rabbimiz Teala bu firavunları şöyle haber veriyor:
وَاِذَا تَوَلّٰى سَعٰى فِي الْاَرْضِ لِيُفْسِدَ ف۪يهَا وَيُهْلِكَ الْحَرْثَ وَالنَّسْلَۜ وَاللّٰهُ لَا يُحِبُّ الْفَسَادَ
“O, iş başına geçti mi (ya da sırtını çevirip gitti mi) yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya, ekini ve nesli helak etmeye çaba harcar. Allah ise, bozgunculuğu sevmez.”
Önce sevgi ve merhamet dili ile evlatlarımızın gönüllerine hitap edip buralarda İman Bahçeleri hazırlamalıyız. Daha sonra da kulaklarına ve akıllarına hitap ederek İslam Binaları inşa etmeliyiz.
Kıymetli Müslümanlar!
Hayırlı Nesiller Yetiştirmek için hep beraber, gönülden diyelim ki:
وَالَّذِينَ يَقُولُونَ رَبَّنَا هَبْ لَنَا مِنْ أَزْوَاجِنَا وَذُرِّيَّاتِنَا قُرَّةَ أَعْيُنٍ وَاجْعَلْنَا لِلْمُتَّقِينَ إِمَاماً
“Onlar: "Rabbimiz! Bize eşlerimizden ve çocuklarımızdan gözümüzün aydınlığı olacak evlatlar ihsan et ve bizi, Allah'a karşı gelmekten sakınanlara önder eyle” derler.” (Furkan, 25/74)
Enilhamdü Lillahi Rabbil Alemin!
Kaynaklar
DİB İslam Ansiklopedisi
Sorularla İslamiyet
İslam ve İhsan
Yaşar KAPKARA
Vezirköprü 2023