PROJE DETAYI
بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
كُلُّ نَفْسٍ ذَائِقَةُ الْمَوْتِ وَنَبْلُوكُم بِالشَّرِّ وَالْخَيْرِ فِتْنَةً وَإِلَيْنَا تُرْجَعُونَ
Değerli Müslümanlar!
Bu günkü sohbetimizde sizlere, ölümle başlayıp, haşr vaktine kadar sürecek olan Kabir Hayatında diğer bir deyişle Berzah Aleminden bahsedeceğim.
Rabbim bana hayır ve bereketle anlatmayı ve her birimize de hayrı yaşamayı nasip etsin.
Aziz Cemaat!
Allahü Taala yaşadığımız bu dünya hayatını bakın biz insanlar için nasıl tarif ediyor:
وَمَا هَذِهِ الْحَيَاةُ الدُّنْيَا إِلَّا لَهْوٌ وَلَعِبٌ وَإِنَّ الدَّارَ الْآخِرَةَ لَهِيَ الْحَيَوَانُ لَوْ كَانُوا يَعْلَمُونَ
“Bu dünya hayatı sadece bir eğlenceden, bir oyundan ibarettir. Ahiret yurduna (oradaki hayata) gelince, işte asıl yaşama odur. Keşke bilmiş olsalardı!”[1]
Evet! Yüce Rabbimiz cc, bu Ayeti Kerimede, eğer insan yaradılış gayesini bilmez, dünyanın geçici olduğunu unutur ise, onun için dünya hayatı,bir oyun ve eğlenceden ibarettir. Ancak yaradılış gayesini bilen bir insan içinse, asıl yurdun ahret yurdu olduğu, dünyanın, asıl yurt için bir hazırlık mekânı olduğu konusunda bizleri uyarmaktadır. Sohbetimizin başında okumuş olduğumuz Ayeti Kerime’de ise, insana bir kez daha “Ey İnsan sen ölümlüsün” diye uyarıda bulunulmakta ve;
كُلُّ نَفْسٍ ذَائِقَةُ الْمَوْتِ وَنَبْلُوكُم بِالشَّرِّ وَالْخَيْرِ فِتْنَةً وَإِلَيْنَا تُرْجَعُونَ
“Her canlı ölümü tadıcıdır. Biz, sizi hem şerle hem de hayırla imtihan edip sınarız. Sonunda da Bizim huzurumuza getirileceksiniz.”[2]Denilmektedir.
Nedir Kabir Âlemi?
Dünya hayatının sona ermesiyle başlayan ahiret âleminin ruhlar için ilk durağı ya da bekleme salonudur. Berzah Âlemi diye de adlandırılır.
Efendimiz sav ise şöyle tarif etmiştir:
"Kabir, âhiret duraklarının ilkidir. Bir kimse eğer o duraktan kurtulursa sonraki durakları daha kolay geçer. Kurtulamazsa, sonrakileri geçmek daha zor olacaktır"[3]
Kabir Hayatı, insanın dünyadaki bedeni için değil, Allah’ın cc “…ona kendi ruhundan üflemiştir…”[4]dediği“İnsan Ruhu” için vardır. Bu sebepten Kabir Alemi’ni, toprağın altına gömülmek anlamında düşünmemek gerekir. Kişi ister denizde boğulup kalsın, ister balıklar yesin, ister yanarak kül olsun ve külleri etrafa saçılsın, isterse toprağa gömülsün hiç fark etmez,ölen insanlar, her halde kabir hayatını yaşamaktadırlar.
Aşağıdaki Âyet ve Hadisi Şeriflere baktığımızda Kabir Hayatının varlığının hak olduğunu görüyoruz.
Yine Fatır Suresinde de Kabir Hayatının varlığından bahsedilmekte ve:
وَمَا أَنتَ بِمُسْمِعٍ مَّن فِي الْقُبُورِ
“… Sen ise kabirlerde olanlara işittirecek değilsin.”[5] denilmektedir.
Kabir Alemi Hakkında (Gaybi) Haberler
Kıymetli Müminler!
Yasin Suresi 51 ve 52. Ayeti Kerimelere baktığımızda, Yüce Rabbimiz:
وَنُفِخَ فِي الصُّورِ فَإِذَا هُم مِّنَ الْأَجْدَاثِ إِلَى رَبِّهِمْ يَنسِلُونَ
“Sur'a üfürülmüştür; böylece onlar kabirlerinden (diriltilip) Rablerine doğru (dalgalar halinde) süzülüp-giderler.”
قَالُوا يَا وَيْلَنَا مَن بَعَثَنَا مِن مَّرْقَدِنَا هَذَا مَا وَعَدَ الرَّحْمَنُ وَصَدَقَ الْمُرْسَلُونَ
(İşte o zaman:) Eyvah, eyvah! Bizi kabrimizden kim kaldırdı? Bu, Rahmân'ın vâdettiğidir. Peygamberler gerçekten doğru söylemişler! derler.”[6] Buyurarak, kıyamet günü diriltilen inkârcı insanların
“Bizi kabrimizden kim kaldırdı?” diyecekleri yani kabir hayatında haberdar olacaklarında bahsedilmekte.
Ayetin bu kısmında zikredilen husus Peygamber Efendimizin hadislerinde nasıl bildirilmiştir.
Aşağıdaki Hadisi Şerif bize, yukarıdaki Ayette geçen “Kabir Hayatında” neler yaşanacağından bahsetmektedir.
Rasûlullah sav şöyle buyurdu: “Sizden biriniz veya ölü, kabre konulunca mavi gözlü simsiyah iki melek ona gelir onlardan birine münker diğerine nekîr denilir. O iki melek,ölüye şöyle derler: Bu Muhammed sav denilen adam hakkında ne dersin? O kimse ise ölmeden önce söylediğini aynen tekrar ederek: ‘O Allah’ın kulu ve Rasûlüdür. Ben şehâdet ederim ki Allah’tan başka gerçek ilah yoktur. Muhammed’de onun kulu ve elçisidir.’ O iki melek derler ki: ‘Senin böyle söyleyeceğini biliyorduk.’ Sonra o kabir yetmiş arşın kadar genişletilir ve aydınlık hale getirilir ve rahatça yat uyu burada denilir. O kimse ‘bu durumu benim aileme dönüp haber verebilir miyim?’ Deyince o iki melek; ‘gelin güvey gibi rahatça uyu gelin güveyi olan kimseyi ailesinden en çok sevdiği kimse uyandırır derler.’ O kişi o kabirde mahşer için diriltilinceye kadar rahat rahat uyur.
O kabre konulan kimse münafık ise Muhammed sav hakkında sorulan soruya; ‘İnsanların,O’nun için peygamber dediklerini duydum, bende aynen öyle söyledim, gerçek midir? değil midir? Bilemiyorum’ diyecek. Bunun üzerine o iki melek; ‘senin böyle söyleyeceğini biliyorduk’ derler. Kabre, ‘sıkıştır onu’ denilir, kabirde onu sıkıştırır da kaburga kemikleri yerlerinden oynar. Allah, mahşer günü uyandırıncaya kadar,ona böylece azab etmeye devam eder.”[7]
Firavun Ailesine Kabir Azabı
Aziz Müslümanlar!
Mümin Suresi 46. Ayete baktığımızda suda boğup da aleme ibret olsun diye cesedini yok etmediği Firavun ve ailesinin de kabir azabından bahsedildiğini görüyoruz.
النَّارُ يُعْرَضُونَ عَلَيْهَا غُدُوًّا وَعَشِيًّا وَيَوْمَ تَقُومُ السَّاعَةُ أَدْخِلُوا آلَ فِرْعَوْنَ أَشَدَّ الْعَذَابِ
“Onlar sabah akşam o ateşe sokulurlar. Kıyametin kopacağı gün de: Firavun ailesini azabın en çetinine sokun (denilecek)!”[8]
Ayeti Kerimede iki ayrı zamandan bahsedilmektedir. İkincisi Kıyamet günü olunca onların azabın en şiddetlisine sokulacağından bahsedilyor. İlk bölümde ise kıyamet gününden önce inkârcıların ruhlarının her gün sabah akşam cehenneme sokulacağından bahsedilmektedir. Ayetin bu ilk bölümü bize Kabir hayatının varlığından ve inkârcılar için, azap ve sıkıntı olacağından haber verilmiş, kabir azabının varlığına delil olarak gösterilmiştir.[9]
Bir diğer Hadisi Şerifte deEfendimiz sav:
“Ben, kabir azabından, ateş azabınızdan, hayât ve ölüm imtihan ve şiddetlerinden ve Deccâl Mesîh fitnesinden sana sığınırım.”[10] diye dua etmiştir.
Hz. Âişe Validemiz, Peygamberimize sav, kabir azabını sormuş. O da sav: "Evet, kabir azabı (hakktır, vardır)" buyurmuştur.
Âişe: “Ben bundan sonra Rasûlullah'ın hiçbir namaz kılıp da kabir azabından Allah'a sığınmayı terkettiğini görmedim, demiştir.”[11]
İbn Ömer ra’den rivâyete göre, Rasûlullah sav şöyle buyurmuştur:
“Bir kimse öldüğü zaman ahiretteki kalacağı yer sabah akşam kendisine gösterilir o kimse Cennetliklerden ise Cennet’ten, Cehennemliklerden ise Cehennem’den olan yeri gösterilir ve ona işte senin oturacağın yer burasıdır, kıyamet günü Allah seni buraya gönderecek denilir.”[12]
Abdullah b. Abbas ra’ın şöyle söylediğini rivayet etmişlerdir: Rasülullah sav iki kabrin yanından geçti ve şöyle buyurdu:
“Bu kabirlerde yatanlar azap görmektedirler. Ama büyük bir şeyden dolayı azap görmüyorlar.” Rasülullah sav daha sonra sözüne şöyle devam etti: “Evet bunlardan birisi, insanlar arasında söz taşırdı. Diğeri ise bevlinden (idrarını üzerine sıçratmaktan) sakınmazdı." [13] dedi ve iki hurma dalı isteyerek her mezara birer tane dikti. Biz: “Bunun onlara faydası olur mu?”” diye sorduk. O’da: “
”Evet, yeşil kaldıkça onların azâbını hafifletir.”” buyurdular.”
Efendimizin sav, Kabrin üzerine yeşil Hurma dikmesi ve “yeşil kaldıkça onların azâbını hafifletir” demesi, “sadakayı cariye” dediğimiz amel defterinin açık olmasına vesile olan hayır ve hasenattır.
Kıymetli Müslümanlar!
Kabirde azabının varlığını ve bu azabı def edecek pek çok hayırlı ameli de Allah Rasülü sav bize haber vermiştir.
Allah Rasülü’nün sav şu Hadisi Şeriflerinden:
“Cuma gündüz ya da Cuma gecesi ölenlerin[14]; “Emri bil ma’ruf nehyi ani’l-münker yapanların” [15]; “Bir gün ve bir gece hudut nöbeti tutmak, gündüzü oruçlu gecesi ibadetli geçirilen bir aydan daha hayırlıdır. Şayet kişi bu nöbet esnasında vazife başında iken ölürse, yapmakta olduğu işin ecri ve sevabı kıyamete kadar devam eder, şehit olarak rızkı da devam eder ve kabirdeki sorgu meleklerinden güven içinde olur.”[16], kabir azabından korunacağına ümit edilir.
Ancak aşağıdaki hadisi Şerif Müslümanın hayırlı amellerinin de işe yaramayacağından bahseder.
Buyurdular ki: “Müminin borcu ödeninceye kadar ruhu borcuna takılıdır.” [17]
Aziz Mümin Müminler!
Kul hakkı çok önemlidir. Aman insanların hak ve hukuklarından uzak duralım. “borçlu olmayı küfre denk tutan”[18] Efendimizin sav, borçlu olmaktan Allaha sığındığı gibi, Borçlu olmaktan Allaha sığınalım ki yaptığımız güzel amellerimiz kabirde de kıyamet günün de bizi Merhamet sahibi Rabbimizin rızasına eriştirsin.
Hz. Fatıma ra annemiz hariç, altı evladını kendi elleriyle toprağa koyan Alemlere Rahmet Efendimiz sav, büyük kızı Hz. Zeyneb ra vefat ettiğinde, kerimesine iç gömlek yapılması için beline bağladığı havlu gibi bir kumaşı (fotasını) çıkarıp yıkayanlara verdi ve namazını da bizzat kendisi kıldırdı.[19] kızının kabrine inen acılı Baba, biraz durduktan sonra, sevinç içinde dışarı çıktı ve “Zeyneb’in zayıflığını düşünüp, ona kabir sıkıntısı ve hararetini hafifletmesi için Yüce Allah’a yalvardım; O da bu dileğimi kabul buyurdu!” dedi.[20]
Allah Rasülü sav, bir gün Abdullah bin Ömer ra’ı tutarak ona şöyle dedi:
كُنْ فيِ الدُّنْياَ كَأَنَّكَ غَرِيبٌ أَوْ عَابِرُ سَبِيلٍ وَعُدَّ نَفْسَكَ فِي أَهْلِ الْقُبوُرِ
“Dünyada bir garip yahut geçip gitmekte olan bir yolcu gibi ol. Asıl ve ebedî vatanın ahirete gideceğine öylesine inan ki, ölmeden önce ölmüş ol ve kendini şimdiden kabir ehlinden say!”[21]
Kıymetli Müminler!
Dünya hayatımızın geçici olduğunu ahret hayatının ise baki olduğunu sohbetimizin başında okuduğumuz Ankebut Suresinin 64. Ayeti Kerimesinde dile getirmiştik.
Ashabı Kiram, Efendimiz sav’e:“Hangi Mü’min en faziletlidir?” sordular. O da sav:
“Ahlakça en güzelleridir!” cevabını verdi. “Pekiyi, Müminlerden hangisi en akıllıdır? diye sorduklarında ise: “Ölümü en çok zikreden ve ölüm gelmezden önce onun için en iyi hazırlığı yapanlardır.”[22] buyurdu.
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اتَّقُوا اللَّهَ وَلْتَنظُرْ نَفْسٌ مَّا قَدَّمَتْ لِغَدٍ وَاتَّقُوا اللَّهَ إِنَّ اللَّهَ خَبِيرٌ بِمَا تَعْمَلُونَ
“Ey iman edenler! Allah'tan korkun ve herkes, yarına ne hazırladığına baksın. Allah'tan korkun, çünkü Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.”[23]
Allah Rasülü sav de:
“Size kabir ziyaretini yasaklamıştım fakat artık ziyarette bulunabilirsiniz. Çünkü bu, kalbi yumuşatır, gözü yaşartır, ölümü ve ahireti hatırlatır.”[24] buyurmuşlardır.
Bu Hadisi Şerifin uygulaması olsa gerek ki, Ecdadımız Kabristanlıkları şehirden uzaklara kurmamış, toplumun önünde giden ilim ehlinin kabirlerini de Ulu Camilerin bahçesine defnetmişler ki, insanlar onlara baksınlar da ibret alsın, ölümden sonrası için hazırlık yapsınlar.
Efendimiz de buyurdular ki:
اَلْكَيِّسُ مَنْ دان نَفْسَهُ , وَعَمِلَ لِمَا بَعْدَ الْمَوْتِ , وَالْعَاجِزُ مَنْ أَتْبَعَ نَفْسَهُ هَوَاهَا, وَتَمَنَّى عَلَى اللَّهِ.
Ebû Ya’lâ Şeddâd ibn Evsra’den rivayet edildiğine göre Peygamber sav şöyle buyurdu:
“Akıllı kişi nefsini hesaba çekerek, nefsine hâkim olup, ölüm sonrası için çalışandır. Âciz ve zayıf kimse ise nefsini arzularının peşine takıp da kurtuluşunu hiçbir iş yapmaksızın Allah beni bağışlar diye hayal kurarak Allah’ tan bekleyen kimsedir.”[25]
Efendimiz’in sav, namazda tahiyyâtı bitirdikten sonra yaptığı ve bize de tavsiye ettiği şu dua ile sohbetimi bitirmek istiyorum: “Allah'ım, cehennemin azâbından ve kabir azâbından, hayat ve ölüm fitnesinden, deccâlin fitnesine uğramaktan sana sığınırım.”[26]
Allah’ım! Hepimizi efendimizin gösterdiği yolda ahireti için çalışıp çabalayanlardan, kıyamet günü de senden ümit ettiğimiz makamlara nail eyle.
وَالْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ
Yaşar Kapkara
Vezirköprü Cezaevi Vaizi
Diğer Vaaz ve Dini Konular için:
www.kapkarayasar.tr.gg
Dipnotlar
[1] (Ankebût, 29/64)
[2] (Enbiyâ, 21/35)
[3]Tirmizî, “Zühd”, 5; İbnMâce, “Zühd”, 32
[4]Secde, 32/9
[5]Fatir, 35/22
[6] Yasin, 36/51-52
[7]Nesâî, Cenaiz: 114; Buhârî, Cenaiz: 86, Tirmizi, Cenaiz 70
[8]Mü’min (Gafir), 40/46
[9]Kur’an Yolu Türkçe Meal ve Tefsir, DİB yayınları, c.IV, s. 663
[10] Buhari, Cenaiz, 86
[11]Buhari, Cenaiz, 86
[12]Buhârî, Cenaiz: 89, Tirmizi, Cenaiz, 70
[13]Buhari, Vudu, 56; Müslim, Taharet, 34; Nesai, Cenaiz, 166; Diğer rivayetler için bkz. Beyhaki, Ebû Bekir Ahmed b. el-Hüseyin, “İsbatüAzabi’l-Kabr ve Suali’l-Melekeyn”, Mektebetü’t-Turas, Kahire trs s. 115
[14]Ahmed 6582, 6646, Tirmizi
[15]el-Hanbeli, İbn Recep, s. 90.
[16]Müslim, İmaret, 163; Ayrıca bkz. Fezailü’l-Cihad, 2; Nesai, Cihad, 39; İbn Mace, Cihad, 7.
[17] Tirmizi, Cenaiz, 74; Ahmed b. Hanbel, c. 2, s. 508; ayrıca bkz. Beyhaki, a.g.e., s. 127.
[18] Nesâî İstiaze 23, Müsned 3/38
[19]İbnSa’d, Tabakat, c. 8, s. 36.
[20]İbn Esir, Üsdü’l-Gabe, c. 8, s. 131.
[21]Tirmizi, Zühd, 25; İbnMace, Zühd, 3; Müsned, 2/24, 41, 131.
[22](İbnuMace, Zühd, 31)
[23](Haşr, 59/18 )
[24](Hâkim, Müstedrek; Beyhakî, es-Sünenül-Kübrâ, -az farkla- Ahmed b. Hanbel, Müsned
[25](Tirmizi, Kıyame, 25; İbnMace, Zühd, 21; Müsned, 4/124)
[26](Müslim, Mesâcid 128-134; EbûDâvûd, Salât 149, 179; Nesâî, Sehv 64)