PROJE DETAYI
OKU ! اقْرَأْ
بسم الله الرحمن الرحيم
الحمد لله رب العلمين والصلاة والسلام على سيدنا محمد الصادق الوعد الأمين
Aziz Müminler!
Okumak, Allah'ın Peygamberine sav ilk emri olduğu gibi aynı zamanda Müminler için de hem bir emir hem de bir ibadettir.
Peygamberimize gelen ilk vahiyde;
ٱقۡرَأۡ بِٱسۡمِ رَبِّكَ ٱلَّذِى خَلَقَ (١) خَلَقَ ٱلۡإِنسَـٰنَ مِنۡ عَلَقٍ (٢) ٱقۡرَأۡ وَرَبُّكَ ٱلۡأَكۡرَمُ (٣) ٱلَّذِى عَلَّمَ بِٱلۡقَلَمِ (٤) عَلَّمَ ٱلۡإِنسَـٰنَ مَا لَمۡ يَعۡلَمۡ (٥)
“Oku yaratan Rabbinin adıyla oku! (1) * O insanı bir kan pıhtısından yarattı. (2) * Oku, Rabbin nihayetsiz kerem sahibidir, (3) * ki o, kalemle yazı yazmayı öğretendir. (4) * İnsana bilmediğini o öğretti. (5)’’[1]
Diğer bir Âyeti Celile’de:
اتْلُ مَا أُوحِيَ إِلَيْكَ مِنَ الْكِتَابِ وَأَقِمِ الصَّلَاةَ إِنَّ الصَّلَاةَ تَنْهَى عَنِ الْفَحْشَاء وَالْمُنكَرِ وَلَذِكْرُ اللَّهِ أَكْبَرُ وَاللَّهُ يَعْلَمُ مَا تَصْنَعُونَ
“(Resûlüm!) Sana vahyedilen Kitab'ı oku ve namazı kıl. Muhakkak ki, namaz, hayâsızlıktan ve kötülükten alıkoyar. Allah'ı anmak elbette (ibadetlerin) en büyüğüdür. Allah yaptıklarınızı bilir,”[2] buyrulur.
فَإِذَا قَرَأْتَ الْقُرْآنَ فَاسْتَعِذْ بِاللّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ
“İmdi Kur'an okuduğun vakıt evvelâ o recîm Şeytandan Allaha sığın.” [3]
“OKUMAK”
Kıymetli dostlar!
Okumak daha küçükten başlar. Ninni çağlarında bebeklere kitap okunarak büyütülmeli. Peygamber ve İslam büyüklerinin hayatları ninni halinde okunarak, çocukların gözleri ve gönülleri kitapla terbiye edilmeli.
Yaramazlık yapan çocuklarını, ne idiğü belirsiz müzik ve çizgi filmlerle avutan ve sakinleştiren ana-babalar, maalesef yarınları için birer suç makinesi yetiştirdiklerinin farkında değiller.
Kitapla terbiye edilip büyüyen çocuklar, yetiştirilen gençler, evlilik çeyizlerinden kitabı, Mobilyalarından da kitaplığı eksik etmeyeceklerdir.
Kaç ana-baba evlendirdiği çocuğunun çeyizine kitap, mobilyasına da kitaplık alıyor?
Var mı içimizde bu hassasiyette sorumluluk sahibi, okumaya duyarlı, mübarek ve muhterem insanlar.
Kıymetli Dostlar!
Düğün Mobilyaları içerisinde mutlaka bir kitaplık da ilave edilmeli. Evimizin bir köşesinde küçük de olsa bir kütüphane oluşturmalıyız.
Filmin olduğu yerde asla ilm olmayacaktır. TV’lerin evlerin en merkezi yerini işgal ettiği bir ailede, ne kitaba, ne kitaplığa ve ne de okumaya asla yer olmayacaktır.
Kitapları; vitrin süsü olarak değil, en faydalı dost ve arkadaş olarak bilmeliyiz.
Kitap okumaya, ekmeğe, suya ihtiyaç duyduğumuz kadar muhtacız. Çünkü insan öğrenmek üzere yaratıl- mış bir varlıktır.
Kıymetli Müslümanlar!
Mevzumuza milletimizin okumaya olan ilgi ve alakasının bir fotoğrafına bakarak başlayalım.
ÜLKELERİN OKUMA İSTATİSTİĞİ:[4]
Kültür Bakalığınca yapılan istatistiklere göre ise;
Bir yılda basılan “kitap çeşidi” ülkelere göre şöyledir:
ABD 85.121
Japonya 42.217
İngiltere 64.761
Almanya 64.761
Türkiye 6.151
Gazete okuyanların nüfusa oranları şöyledir:
Japonya % 62
Almanya % 48
Türkiye % 5
Türkiyedeki kahvehane ve Halk Kütüphane sayılarının kıyaslaması ise şöyledir: [5]
Ülke Nüfusu: 75,600,000
Kütüphane sayısı: 1118
Kahvehane sayısı: 600.000
Buna göre;
67620 kişiye 1 kütüphane düşerken,
126 kişiye 1 kahvehane düşmektedir.
Kişi Başına Düşen Yıllık Okunan Kitap Sayısı:
Japonya’da kişi başına düşen kitap sayısı yılda 25, Fransa’da 7, Türkiye’de ise yılda 12 bin 89 kişiye 1 kitap düşüyor.
Ülkelerdeki “Sürekli Kitap Okuyanların” Nüfusa Oranları:
Japonya % 14
ABD % 12
Almanya % 11
İngiltere % 11
Türkiye % 0,01
Ülkelere Göre “Çocukların Kitap Okuma” Oranları:
Türk çocukları kitap okuma konusunda çoğu Afrika Ülkelerinin gerisinde kalmış durumdadır. Toplumun;
Japonya’da % 14 ü,
Amerika’da % 12 si,
İngiltere’de %21i,
Fransa’da %21i düzenli kitap okurken
Türkiye ‘de 10.000 kişide 1 kişi düzenli kitap okuyor.
Üniversitelerin Durumu:
Dünya’da ki en iyi 500 üniversite sıralamasında Türkiye‘deki üniversiteler yine en son sıralarda yer almaktadır.[6]
BİR BAŞKA İSTATİSTİK
Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK), “kitap okuma” araştırması utandıran bir gerçeği gözler önüne serdi.
Raporda, Türkiye’nin “kitap okumada” dünya ülkeleri arasında 86. sırada yer aldığı belirtildi.
Araştırmada bireylerin kitap okuma süreleri de incelendi. Buna göre, her bir kişi, Türkiye’de günde;
6 saat televizyon izlemeye,
3 saat internet kullanmaya ve
1 dakika kitap okumaya zaman ayrılmaktadır. Bu da bir kişinin bir yıl boyunca sadece 6 saat (günde bir dakika) kitap okuduğunu göstermektedir.
Kitap, insanların ihtiyaç listesinde 235. sırada yer almaktadır.
Okunan Kitapların Türü
Araştırmada hangi tür kitapları okudukları sorusuna katılımcıların yüzde 65’i aşk, yüzde 24’ü siyasi, yüzde 13’ü de düşünce kitapları olarak yanıt verdi. Kişisel gelişim kitaplarını okuyanların oranı ise yüzde 7 oldu.
2013’te 4 Bin 293 E-Kitap Yayınlandı
Kitap okumada sınıfta kalan Türkiye’de 2013 yılında 42 bin 655 kitap yayımlandı. Araştırmada bireylerin elektronik ortamda kitap okumayı tercih ettiği görüldü. Bu durumun elektronik kitaplarda (DVD, VCD, CD) yüzde 37 artış yaşanmasına neden olduğu açıklandı. 2012 yılında 2 bin 986 elektronik kitap yayımlanırken, 2013’te bu rakam 4 bin 293’e ulaştı.[7]
BAŞKA BİR HABER[8]
Televizyon izlemek daha kolay ve ucuz. Ancak daha ileriye dönük üretkenliğimizi olumsuz etkilemekte. Kitap okumak ileri dönük üretkenliğimizi artırmaktadır.” dedi. Enerji ve Tabii Bakanı Taner Yıldız, Kayseri’de İl Milli Eğitim Müdürlüğü’nün yeni hizmet binasının açılış törenine katıldı. Bakan Yıldız, burada yaptığı konuşmada kitap okumanın önemini vurguladı.
12 BİN KİŞİYE 1 KİTAP
Bakan Yıldız, şunları söyledi; “Türkiye’deki okuma oranlar çok düşük. Günde 6 saat kadar televizyon izleyen 3 saat kadar internete giren bir ülke haline geldik. Bunun hiçbir şekilde mazereti olamaz. Toplam nüfusu 7 milyon olan Azerbaycan’ın kitapları 100 bin tiraj ile basılırken Türkiye’de bu 3 bin civarında. Gelişmiş ülkelerde ayrılan para daha fazla. Japonya’da kişi başına yılda 25 kitap düşüyor. Türkiye’de ise 12 bin kişiye bir kitap düşüyor. Öğretmenler bu manada öğretmenler tavsiyede bulunmalı. Televizyon izlemek daha ucuz ama ileriye dönük üretkenliğimizi etkileyen bir faaliyet. Buradaki binamızın muhtevasıyla bu işi gerçekleştirmelidir.”
Aziz Müminler!
İki Türlü “Okuma” vardır:
1- Kıraat
2- Tilavet
İnsanlık için, Allah’ın İki Türlü de “Okunacak Kitap”ı Vardır:
1- Kevni/Kâinat Kitabı/Ayetleri
2- Metluv (Okunan)/Şer’i Kitabı/Ayetleri.
Peki bu iki şekilde yapılan “OKUMA” hangi şey üzerinde ve niçin olacaktır?
Şimdi bu konuları sırası ile açıklamaya çalışalım.
Kıymetli Müminler!
Kuranı Kerimde geçen “okumak” anlamına gelen “kıraat ile tilavet” çok karıştırılır. Kişi için en faydalı olan okuma şekli kıraat’tır. Kıraat, sesli veya sessiz, anlayarak okumaktır. K.Kerimde ilk gelen emir “ikra’ =oku” emridir. Burada sadece “oku” denmiş, ne okuyacağı zikredilmemiştir. Dolayısıyla bu okuma emrine okunabilecek her şey girer.
Kâinat kitabı “tilavet” olunamaz ancak “kıraat” edilebilir. Halbu ki sözlü kitap hem kıraat edilebilir ve hem de tilavet edilebilir. Onun için ilk gelen emir “utlu= tilavet et” değil, “ikra’ =kıraat et” emridir. Okumada asıl olan da kırattır.
Tilavet, başkalarına duyurmak için gereklidir. Tilavette sesli okumak şarttır, sesli olmayan hiçbir okuma tilavet sayılmaz.
Kıraatte ise sesli okumak şart değildir, yeter ki okuduğunun manasını anlasın, ne demek istediğini kavrayabilsin. Örneğin karşımızda duran bir manzarayı yada bir resmi tilavet edemeyiz ancak kıraat edebiliriz.
Demek oluyor ki kıraatta asıl olan manasını keşfetmektir, sesli veya sessiz olması önemli değildir.
Tilavette de asıl olan sesli telaffuzdur, sesli olmayan hiçbir okuma tilavet sayılmaz. Bir kimse bir metni hem sesli okur ve hem de manasını kavrarsa kıraat etmiş olur. Örneğin bir kimse K.Kerimi manasını anlayarak sesli olarak okursa hem kendisi kıraat etmiş ve hem de tilavetiyle başkalarının da istifadesine sunmuş olur.
Kıymetli Müslümanlar!
Okumak, yazmak ve ezberlemek ilmin başı ve şartıdır. Din ve dünya işlerinde ilerlemenin, Ahlak ve Medeniyet Şehirleri kurmanın yolu, “Okuma” gemisiyle, İlim Deryasında, yazma ve ezberleme seferleri yaparak, cehalet dalgalarına karşı mücadele etmek, Allah’ın izniyle, huzur ve barış limanlarına ulaşabilmek ve bu seferlerin bereket ve nimetini imanın ve insanlığın istifadesine sunabilmekten geçer.
Allah’ın okunacak ayetlerinin iki çeşit olduğunu söylemiştik. Kısaca bunları da izah edelim:
1- Kevni/Kainat Kitabı/Ayetleri: Bu ayetler Allah ın yaratığı her şeyi ifade eder.
Örneğin: Güneş, ay, yıldızlar, madenler, insanlar, hayvanlar, bitkiler, sular, çiçekler, nehirler, denizler, meyveler, otlar, dağlar, ovalar, bitkiler, gündüz, gece, ay, yıl, v.s. bunların hepside Allah’ın cc birer Kevni ayetleridir. Kısacası kâinatla ilgili olan her şey birer Kevni ayettir.
2- Metluv/Şer’i Kitabı/Ayetlerdir: Allah-u Teala’nın Rasullerine bildirdiği vahiy ve şeriatleridir.
Örneğin: Kur’an’ı Kerim ve içindeki hükümler ve Rasulullah sav’in sünnetidir. Yani, taat, ibadet, helal, haram, iman, küfür, şirk, iyilik, kötülük, cennet ve cehennemi bildiren ayetlerdir. Vahiyle bildirilen bu ayetlere aynı zamanda “şer’i ayetler” de denilir.
1- KEVNİ AYETLERİ/ALEMİ OKUMAK
Kur'ân-ı Kerîm, "yaş, kuru her şey"i[9] ya açıkça, ya işaret ve remiz hâlinde, ya ayrıntılı, ya öz olarak veya teşbih, temsil ve mecaz gibi anlatım yollarıyla ihtiva eder. Bilimler; tabiatı ve eşyayı kendi adlarına, manâ ve isimleriyle ele almalarına ve 'nasıl' sorusu üzerinde yoğunlaşmalarına karşılık, Kur'ân-ı Kerîm, tabiata Allah adına ve 'niçin' sorusu çerçevesinde temas eder.
Kuran-ı Kerim, insanın akıl ve idrakine kainatın eşsiz güzelliğini, ilahi dengesi ve nizamını sunar. Buradan yaratıcının kudret ve azametini keşfedip, O’na yönelmesini ister.
Bu konuda, En'am suresi 74-79. Ayetler arası, İbrahim as’ın hayatından örnek verir.
۞ وَإِذۡ قَالَ إِبۡرَٲهِيمُ لِأَبِيهِ ءَازَرَ أَتَتَّخِذُ أَصۡنَامًا ءَالِهَةًۖ إِنِّىٓ أَرَٮٰكَ وَقَوۡمَكَ فِى ضَلَـٰلٍ۬ مُّبِينٍ۬ (٧٤)
“İbrahim, babası Âzer'e demişti ki: "Sen putları tanrı mı ediniyorsun? Doğrusu ben seni ve kavmini açık bir sapıklık içinde görüyorum."[10]
وَكَذَٲلِكَ نُرِىٓ إِبۡرَٲهِيمَ مَلَكُوتَ ٱلسَّمَـٰوَٲتِ وَٱلۡأَرۡضِ وَلِيَكُونَ مِنَ ٱلۡمُوقِنِينَ (٧٥)
“Böylece biz İbrahim'e göklerin ve yerin melekûtunu (muhteşem varlıklarını) gösteriyorduk ki, kesin inananlardan olsun.”[11]
فَلَمَّا جَنَّ عَلَيۡهِ ٱلَّيۡلُ رَءَا كَوۡكَبً۬اۖ قَالَ هَـٰذَا رَبِّىۖ فَلَمَّآ أَفَلَ قَالَ لَآ أُحِبُّ ٱلۡأَفِلِينَ (٧٦)
“Üzerine gece bastırınca, bir yıldız gördü: "Rabb'im budur." dedi. Yıldız batınca da:" Ben batanları sevmem."dedi.”[12]
فَلَمَّا رَءَا ٱلۡقَمَرَ بَازِغً۬ا قَالَ هَـٰذَا رَبِّىۖ فَلَمَّآ أَفَلَ قَالَ لَٮِٕن لَّمۡ يَہۡدِنِى رَبِّى لَأَڪُونَنَّ مِنَ ٱلۡقَوۡمِ ٱلضَّآلِّينَ (٧٧)
“Ay'ı doğarken gördü: "Rabb'im budur." dedi. O da batınca: "Yemin ederim ki, Rabbim bana doğru yolu göstermeseydi, elbette sapıklığa düşen topluluktan olurdum." dedi.”[13]
فَلَمَّا رَءَا ٱلشَّمۡسَ بَازِغَةً۬ قَالَ هَـٰذَا رَبِّى هَـٰذَآ أَڪۡبَرُۖ فَلَمَّآ أَفَلَتۡ قَالَ يَـٰقَوۡمِ إِنِّى بَرِىٓءٌ۬ مِّمَّا تُشۡرِكُونَ (٧٨)
Güneş'i doğarken görünce: "Rabb'im budur, bu hepsinden büyük." dedi. O da batınca dedi ki: "Ey kavmim! Ben sizin (Allah'a) ortak koştuğunuz şeylerden uzağım." (En’am, 6/78.)
إِنِّى وَجَّهۡتُ وَجۡهِىَ لِلَّذِى فَطَرَ ٱلسَّمَـٰوَٲتِ وَٱلۡأَرۡضَ حَنِيفً۬اۖ وَمَآ أَنَا۟ مِنَ ٱلۡمُشۡرِكِينَ (٧٩)
"Ben yüzümü tamamen, gökleri ve yeri yoktan var edene çevirdim ve artık ben asla Allah'a ortak koşanlardan değilim." [14]
Aziz Müminler!
Kevni Âyetleri Okuma konusunda bir kaç örnek verecek olursak; [15]
RÜZGÂRLARIN AŞILAMASI:
وَأَرْسَلْنَا الرِّيَاحَ لَوَاقِحَ فَأَنزَلْنَا مِنَ السَّمَاء مَاء فَأَسْقَيْنَاكُمُوهُ وَمَا أَنتُمْ لَهُ بِخَازِنِينَ
"Aşılayıcı olarak rüzgârlar gönderdik de; derken gökten yağmur indirip onunla sizi suladık. (Yoksa) o suyu hazinelerde depolayan da sizler değilsiniz."[16]
GÜNEŞ VE AY
وَجَعَلْنَا اللَّيْلَ وَالنَّهَارَ آيَتَيْنِ فَمَحَوْنَا آيَةَ اللَّيْلِ وَجَعَلْنَا آيَةَ النَّهَارِ مُبْصِرَةً لِتَبْتَغُواْ فَضْلاً مِّن رَّبِّكُمْ وَلِتَعْلَمُواْ عَدَدَ السِّنِينَ وَالْحِسَابَ وَكُلَّ شَيْءٍ فَصَّلْنَاهُ تَفْصِيلاً
"Biz gece ve gündüzü kudretimizi gösteren iki delil kıldık. Gece delili Ay'ı sildik, gündüz delili Güneş'i aydınlatıcı yaptık ki, hem Rabb'inizin lütfedeceği nimetlerin peşine düşesiniz, hem de yılların sayısını ve hesabı bilesiniz. Biz her şeyi açık açık bildirdik."[17]
هُوَ الَّذِي جَعَلَ الشَّمْسَ ضِيَاء وَالْقَمَرَ نُورًا وَقَدَّرَهُ مَنَازِلَ لِتَعْلَمُواْ عَدَدَ السِّنِينَ وَالْحِسَابَ مَا خَلَقَ اللّهُ ذَلِكَ إِلاَّ بِالْحَقِّ يُفَصِّلُ الآيَاتِ لِقَوْمٍ يَعْلَمُونَ
"Güneşi ışıklı, ayı da parlak kılan, yılların sayısını ve hesabı bilmeniz için ona (aya) birtakım menziller takdir eden O’dur. Allah bunları, ancak bir gerçeğe (ve hikmete) binaen yaratmıştır. O, bilen bir kavme âyetlerini açıklamaktadır."[18]
KÂİNATIN YARATILIŞI
أَوَلَمْ يَرَ الَّذِينَ كَفَرُوا أَنَّ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ كَانَتَا رَتْقًا فَفَتَقْنَاهُمَا وَجَعَلْنَا مِنَ الْمَاء كُلَّ شَيْءٍ حَيٍّ أَفَلَا يُؤْمِنُونَ
"Hakkı, inkâr edenler görüp bilmediler mi ki, göklerle yer bitişik (bir bütün) idi onları Biz ayırdık, hayatı olan her şeyi sudan yaptık. Hâlâ inanmayacaklar mı?"[19]
GÖKLERİN YÜKSELTİLMESİ
اللّهُ الَّذِي رَفَعَ السَّمَاوَاتِ بِغَيْرِ عَمَدٍ تَرَوْنَهَا …
"Allah O'dur ki gökleri, sizin de görüp durduğunuz gibi, direksiz yükseltti… "[20]
Nitekim Kur'an-ı Kerim'de:
وَتِلْكَ الْاَمْثَالُ نَضْرِبُهَا لِلنَّاسِ وَمَا يَعْقِلُهَا اِلَّاالْعَالِمُونَ
"İşte biz, bu temsilleri insanlar için getiriyoruz, fakat onları ancak bilgi sahibi olanlar düşünüp anlayabilir."[21] buyurulmuştur.
Bütün bu misallerle Rabbimiz Teala, eserlerine bakaraktan, insanlığı kendisine imana ve kulluğa davet etmektedir.
KURAN VE SÜNNETİ OKUMAK
Değerli Mü’minler!
Allah cc’ın bizler için “أُتْلُ / Oku” emrine nereden başlayacağız?
Neyi, nasıl ve niçin okuyacağız?
Ki bu tilavet bizim için ibadet olsun.
Okumaya/Tilavete “Yaradan’ın Sözü” ile başlamak en doğru ve en güzel başlangıç olsa gerek. O’nun Kitabı ile, O’nun eserleri ile. Böylece eserini okuduğumuz eser sahibini daha yakından tanıyalım ve O’na olan iman ve itimadımız daha çok artsın.
يَـٰٓأَهۡلَ ٱلۡڪِتَـٰبِ قَدۡ جَآءَڪُمۡ رَسُولُنَا يُبَيِّنُ لَكُمۡ ڪَثِيرً۬ا مِّمَّا ڪُنتُمۡ تُخۡفُونَ مِنَ ٱلۡڪِتَـٰبِ وَيَعۡفُواْ عَن ڪَثِيرٍ۬ۚ قَدۡ جَآءَڪُم مِّنَ ٱللَّهِ نُورٌ۬ وَڪِتَـٰبٌ۬ مُّبِينٌ۬ (١٥)
"Ey ehl-i kitap! Resûlümüz size Kitap`tan gizlemekte olduğunuz birçok şeyi açıklamak üzere geldi; birçok (kusurunuzu) da affediyor. Gerçekten size Allah`tan bir nur, apaçık bir kitap geldi.”[22]
Efendimiz sav Kuran’ın Tilavetini Müminlerin gönüllerini aydınlatan bir nur olarak tarif etmiş ve bu nur ile;
"Evlerinizi namaz ve Kur'an tilâvetiyle aydınlatın!"[23] buyurmuştur.
Peygamberimiz sav meclisteki sahabelere ayrı ayrı iltifatta bulundu ve onları ikişer ikişer kardeş yaptı. Kendisinin geride kaldığını hisseden Hz. Ali ra, Resulullah sav’in kendisine gücendiğinden şüpheye düşüp üzüldü ve bunu ona açtı. Peygamberimiz sav:
“Seni sona bırakmakla kendime kardeş yapmak istedim. Senin, benim yanımdaki konumun, Harun’nun Musa’nın yanındaki konumu gibidir (şu var ki benden sonra peygamber gelmeyecektir) ve sen benim varisimsin.” diye cevap verdi.
Ali ra “Ya Resulellah! Senden miras alacağım şey nedir?” diye sorunca,
“Peygamberlerin bıraktıkları miras türü şey” diye cevap verdi.“Senden önceki peygamberler ne gibi şeyleri miras bırakmışlar?” sorusuna da
“Onlar Allah’ın kitabını ve peygamberlerinin sünnetini...”[24] diye cevap verdi.
Ebu Hüreyre’den ra nakledildiğine göre Peygamberimiz sav şöyle buyurdu:
“Size iki şey bırakıyorum. (Bunlara tutunursanız) asla delalete düşmezsiniz: Allah’ın kitabı ve sünnetim. Bu ikisi (kıyamette) havza kadar ayrılmadan beraberce geleceklerdir.”[25]
Kıymetli Dostlar!
İnsanlar genel olarak şu üç sebeple Kuranı okurlar
Üç sebepten Kuran-ı Kerim okunur.
1) Kur'ân'ı Yüzünden Okumak
2) Kur'ân'ı Anlamak
3) Kur'ân'ı Yaşamak
Allahü Teala Kuran-ı okuma hususunda Efendimiz’e sav ve O’nun üzerinden de biz Müslümanlara;
… وَرَتِّلِ الْقُرْآنَ تَرْتِيلًا
“Ve Kur'an’ı tertil ile (yavaş yavaş güzel güzel) oku.” [26] diye emretmiştir.
Rabbimiz cc’nün Kuran’ın okunmasında ölçü olarak beyan ettiği “tertil” ne manaya gelmektedir?
“Tertil” ; Bir metni yavaş yavaş, her harfin edasının, nazmının ve manasının hakkını vererek okumaktır. Daha ilk surelerde Hz. Peygamber'e tertilin tavsiye edilmesi çok önemlidir.
Tertilde mana ve hikmeti düşünerek okuma vardır. Söz ve telaffuz söz konusu olduğu zaman tertil, tane tane, yavaş yavaş karşıdakinin anlayabilmesine imkân vererek konuşmak anlamındadır.
Tertilin, lafız ve mana bütünlüğünü yansıtacak şekilde, yerine göre şiddetli, yerine göre yumuşak bir üslupla, tecvid kaidelerine uyarak; manayı karşıdakilere hissettirecek şekilde okumak olduğunu, ilgili ayetin tefsirinde, Merhum Elmalılı Hamdi Yazır’dan öğreniyoruz.
Nitekim Efendimiz ayetleri okurken manalarına göre sesini yükseltir ya da kısardı. Müşriklerle ilgili tehdit ayetlerini yüksek ve sert bir ses tonu ile okurdu. Cehennem ayetlerini tertil ederken korku ve haşyet titremeleri sesine hâkim olurdu. Cennetle ilgili ayetlerde ise, sevinç ve müjde ses tonundan anlaşılabilirdi. Soru ile biten ayetlere hafif sesle cevap verdiği olurdu.
Herkese akıl verilmiş ve bu kitap da hepimize gönderilmiştir, anlayamayacağımız bir kitapla Rabbimiz bizi mükellef tutmaz. Bir Müslüman anlamadığı bir konu olursa başkalarına sorabilir ama o söyledi diye yine de kendi akıl süzgecinden geçirmeden kabul etmesi doğru olmaz. Bu, neye benzer? Kendi mumunu söndürüp başkasının mumunun arkasına düşmeye benzer.
Kıymetli Dostlar!
وَاعْتَصِمُواْ بِحَبْلِ اللّهِ جَمِيعًا وَلاَ تَفَرَّقُواْ وَاذْكُرُواْ نِعْمَةَ اللّهِ عَلَيْكُمْ إِذْ كُنتُمْ أَعْدَاء فَأَلَّفَ بَيْنَ قُلُوبِكُمْ فَأَصْبَحْتُم بِنِعْمَتِهِ إِخْوَانًا وَكُنتُمْ عَلَىَ شَفَا حُفْرَةٍ مِّنَ النَّارِ فَأَنقَذَكُم مِّنْهَا كَذَلِكَ يُبَيِّنُ اللّهُ لَكُمْ آيَاتِهِ لَعَلَّكُمْ تَهْتَدُونَ
“Hep birlikte Allah'ın ipine (İslâm'a) sımsıkı yapışın; parçalanmayın. Allah'ın size olan nimetini hatırlayın: Hani siz birbirinize düşman kişiler idiniz de O, gönüllerinizi birleştirmişti ve O'nun nimeti sayesinde kardeş kimseler olmuştunuz. Yine siz bir ateş çukurunun tam kenarında iken oradan da sizi O kurtarmıştı. İşte Allah size âyetlerini böyle açıklar ki doğru yolu bulasınız.”[27]
… وَمَا آتَاكُمُ الرَّسُولُ فَخُذُوهُ وَمَا نَهَاكُمْ عَنْهُ فَانتَهُوا وَاتَّقُوا اللَّهَ إِنَّ اللَّهَ شَدِيدُ الْعِقَابِ
“Peygamber size ne verdiyse onu alın, size ne yasakladıysa ondan da sakının. Allah'tan korkun. Çünkü Allah'ın azabı çetindir.”[28]
"Ey Muhammed! Bu, Allah'ın izniyle insanları karanlıklardan nûra çıkarman için sana indirdiğimiz Kitaptır."[29]
"Sizi karanlıklardan nura çıkarmak için kulu Muhammed'e apaçık âyetler indiren O'dur.”[30] âyetiyle de karanlıklardan nûra çıkarma özelliğine işaret edilmektedir.
Kur'an insanlık târihinin en büyük inkılâbını gerçekleştirmiş Câhiliyye toplumundan insanlığın mefâhiri önderler çıkarmıştır. İnsanlığa insanlık değerini vermiş ve bugünün yükselen değerleri eşitlik ve hürriyet ilkelerinin ilk seslendiricisi olmuştur.
"Katımızdan bir kitap indirdik; kim ondan yüz çevirirse bilsin ki kıyâmet günün bir günah yükü yüklenecektir;[31]
"Böylece Allah dünya ve âhiret konusunda düşünesiniz diye size âyetlerini açıklar.” [32]
"Düşünen millet için âyetleri böyle uzun uzadıya açıklıyoruz." [33]
Yukarıda zikrettiğimiz âyetler özelde müslümanların; genelde topyekün insanlığın Kur'an'ı anlama görev ve sorumluluklarına işâret etmektedir.
"Biz anlayasınız diye Arapça bir Kur'an indirdik."[34]
Bu Âyeti Kerimeyi düşünürken, Arapçayı bilen bir millete geldiğini düşünmek ve ona göre tefekkür etmek lazımdır.
Ana Dili Arapça olmayan Milletlerin Kur'an'ı anlamak için tefsirini okumak, sünnetteki uygulamalarını görmek ve islâmî tatbîkattan haberdar olmaları gerekmektedir. Yani Mushaf’ın Arapça Metnini okumak sonra da meâli mûtâlaa ve ardından tefsir ve sünnet bilgisi ile Kuran bilgilerini zenginleştirmeleri gerekmektedir.
Hz. Osman'ın şu sözü Kur'an ile olan ilgiyi teşvik etmektedir: "Seven sevgilisinin kelâmından doymaz". Kur'an sevgiliden gelen bir mektupsa onu okumak, anlamak, sonra da istenileni yapmak sevenin sevdiğine bir vefa borcu, kulluk borcudur.
Dünyada Yabancı Dil Öğretilmeyen bir Üniversite yoktur. Neden her Üniversitede en az bir yabancı dil öğretimi şarttır? Çünkü, değer verdiğimiz ya da korktuğumuz, dünyayı şekillendiren, yöneten ve yönlendiren ilim, kültür, sanat ve medeniyet gibi olgulardan faydalanmak ya da onların şerrinden korunmak için.
Kuran sadece insanoğlunun dirileri için ve onları daima diri tutmak için indirilmiş Hayy olan Allah’ın Kitabıdır.
وَمَا عَلَّمۡنَـٰهُ ٱلشِّعۡرَ وَمَا يَنۢبَغِى لَهُ ۥۤۚ إِنۡ هُوَ إِلَّا ذِكۡرٌ۬ وَقُرۡءَانٌ۬ مُّبِينٌ۬ (٦٩) لِّيُنذِرَ مَن كَانَ حَيًّ۬ا وَيَحِقَّ ٱلۡقَوۡلُ عَلَى ٱلۡكَـٰفِرِينَ (٧٠)
“Biz ona (Peygamber`e) şiir öğretmedik. Zaten ona yaraşmazdı da. Onun söyledikleri, ancak Allah`tan gelmiş bir öğüt ve apaçık bir Kur`an`dır.”[35] * “Diri olanları uyarsın ve kafirler cezayı hak etsinler diye.”[36]
Nitekim Akif;
Kâh açar bakarız nazm-ı celîlin yaprağına
Kâh üfler geçeriz bir ölünün toprağına
İnmemiştir hele Kur'an şunu hakkıyla bilin
Ne mezarlıkta okunmak ne de fal bakmak için, ifâdeleriyle bu gerçeği anlatır.
Kıymetli Dostlar!
Biz Müslümanların Kur'an'ı Kerime karşı görevlerinden biri de insanlığı O’nun hidayet nuruyla tanıştırmaktır. Allah Teâlâ bu görevi öncelikle Peygamberimiz'in omuzlarına yüklemiştir.
"Sana Kitabı, ayrılığa düştükleri şeyleri onlara açıklaman için, inanan kimselere de doğru yol rehberi ve rahmet olarak indirdik."[37]
Kur'an’ı Kerimin ana konularını incelendiğinde, O’nun muhtevâsında “iman”, “ibâdet”, “ahlâk”, “ahkâm”, “muâmelât”, “ukubât”, “âhiret hayatı” ve “kıssalar” … gibi insanı ve toplumu ilgilendiren ayetlerin ön plana çıktığı görülecektir.
İLMİN/BİLGİNİN KAYNAĞI NEDİR?
Kıymetli Müminler!
İlmin kaynağının ne olduğu hakkında Kuran’a baktığımızda, İnsanoğlunun ilminin başlangıcını da öğrenmiş olacağız. Okul kitaplarında anlatılan ilk insanların mağara insanı olması, cehalet içerisinde olması, okuma-yazma bilmemesi gibi gerçeği yansıtmayan yanlışların hakikatını Kuran-ı Kerimden öğrenelim.
Konu ile ilgili olarak Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurulur:
وَإِذۡ قَالَ رَبُّكَ لِلۡمَلَـٰٓٮِٕكَةِ إِنِّى جَاعِلٌ۬ فِى ٱلۡأَرۡضِ خَلِيفَةً۬ۖ قَالُوٓاْ أَتَجۡعَلُ فِيہَا مَن يُفۡسِدُ فِيہَا وَيَسۡفِكُ ٱلدِّمَآءَ وَنَحۡنُ نُسَبِّحُ بِحَمۡدِكَ وَنُقَدِّسُ لَكَۖ قَالَ إِنِّىٓ أَعۡلَمُ مَا لَا تَعۡلَمُونَ (٣٠)وَعَلَّمَ ءَادَمَ ٱلۡأَسۡمَآءَ كُلَّهَا ثُمَّ عَرَضَہُمۡ عَلَى ٱلۡمَلَـٰٓٮِٕكَةِ فَقَالَ أَنۢبِـُٔونِى بِأَسۡمَآءِ هَـٰٓؤُلَآءِ إِن كُنتُمۡ صَـٰدِقِينَ (٣١) قَالُواْ سُبۡحَـٰنَكَ لَا عِلۡمَ لَنَآ إِلَّا مَا عَلَّمۡتَنَآۖ إِنَّكَ أَنتَ ٱلۡعَلِيمُ ٱلۡحَكِيمُ (٣٢) قَالَ يَـٰٓـَٔادَمُ أَنۢبِئۡهُم بِأَسۡمَآٮِٕہِمۡۖ فَلَمَّآ أَنۢبَأَهُم بِأَسۡمَآٮِٕہِمۡ قَالَ أَلَمۡ أَقُل لَّكُمۡ إِنِّىٓ أَعۡلَمُ غَيۡبَ ٱلسَّمَـٰوَٲتِ وَٱلۡأَرۡضِ وَأَعۡلَمُ مَا تُبۡدُونَ وَمَا كُنتُمۡ تَكۡتُمُونَ (٣٣)
"(Ey Muhammed) Şu zamanı hatırla ki, Rabbin meleklere; "Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım" demişti. (Melekler): "Orada bozgunculuk yapacak ve kan dökecek birini mi yaratacaksınız? Oysa biz seni överek tesbih ediyor ve seni takdis ediyoruz" dediler. (Rabbin): "Ben sizin bilmediklerinizi bilirim" dedi. Adem'e bütün isimleri öğretti. Sonra onları da meleklere gösterip: "Haydi sözünüzde doğru iseniz bana şunları isimleri ile haber verin." buyurdu. (Melekler): Rabbimiz, seni noksan sıfatlardan tenzih ederiz, bizim senin bize öğrettiğinden başka bir bilgimiz yoktur. Şüphesiz Sen, bilensin, hakimsin." dediler (Allah): "Ey Âdem, bunlara, onları isimleri ile haber ver" buyurdu. Bu emir üzerine Âdem, onlara, isimleri ile onları haber verince, (Allah): "Ben size, göklerin ve yerin gayblarını bilirim, sizin açıkladığınızı da içinizde sakladığınızı da bilirim dememiş miydim?"[38] buyurdu.
Görülüyor ki, Allah Teâlâ Hz. Âdem'i halife olarak yaratmış ve durumu melekleri ile istişare eder gibi onlara bildirmiştir. Onların, yeryüzüne kendilerinin halife olmasını istemeleri üzerine, Hz. Âdem'i bilgilendirmiş ve bu bilgi sayasinde onu halife tayin ettiğini onlara da kabul ettirmiştir.
İLİM TEŞVİK EDİLMİŞTİR
Kıymetli Müslümanlar!
Okumanın neticesinde ilim ve irfan, kültür ve medeniyetler oluşur.
Peygamberimiz sav buyurdular ki;
"Hikmet ve ilim mü'minin yitik malıdır, onu nerede bulursa alır."[39]
"İlim Çin'de (Çin gibi uzak bir yerde) de olsa alınız."[40]
Bilindiği üzere, İslâm'da ilk savaş, Bedir savaşıdır. Bu savaşı Müslümanlar kazanmıştır. Bu savaşta esirler de alınmıştır. Peygamberimiz sav arkadaşlarına danıştıktan sonra, esirlerin fidye karşılığında serbest bırakılmalarını emretmiştir.
Ancak fidye verecek durumda olmayanlardan her birinin on Müslüman’a okuma-yazma öğretmeleri halinde onların da serbest kalacağını bildirmiştir.[41] Zeyd b. Sabit ra, bu şekilde okuma-yazma öğrenenlerdendir.
Ecdadımız dini ilimlere olduğu kadar müsbet ilimlere de önem vermişlerdir. Çünkü Kur'an sadece dini ilimleri değil, diğer ilimleri de tavsiye etmiştir.
Öyle İse Değerli Kardeşlerim!
Dinimiz ve dünyamız için gerekli olan bilgileri öğrenmeli, bu konuda çocuklarımızı yetiştirmeliyiz. Ecdadımız, sadece dinî ilimlerde değil, diğer ilimlerde de zamanlarına göre ileri gitmiş; müsbet ilimlerin temellerini atmışlardı. Bizler de onlar gibi dinimizin emir ve tavsiyelerine kulak vererek, evlatlarımızın iyi yetişmelerine özen göstermeliyiz. Onlara mal miras bırakmak yerine, malımızı, onların bilgi sahibi olmaları için harcayıp, ilim miras bırakmalıyız. Bu yol ise, Peygamberlerin sünnetlerindendir.
Bugünkü teknolojinin, ilmin ürünü olduğunda şüphe yoktur. Dinimizin ilim tahsil etmeye neden bu kadar önem verdiği daha iyi anlaşılmaktadır.
وَأَعِدُّواْ لَهُم مَّا اسْتَطَعْتُم مِّن قُوَّةٍ وَمِن رِّبَاطِ الْخَيْلِ تُرْهِبُونَ بِهِ عَدْوَّ اللّهِ وَعَدُوَّكُمْ وَآخَرِينَ مِن دُونِهِمْ لاَ تَعْلَمُونَهُمُ اللّهُ يَعْلَمُهُمْ وَمَا تُنفِقُواْ مِن شَيْءٍ فِي سَبِيلِ اللّهِ يُوَفَّ إِلَيْكُمْ وَأَنتُمْ لاَ تُظْلَمُونَ
“Onlara (düşmanlara) karşı gücünüz yettiği kadar kuvvet ve cihad için bağlanıp beslenen atlar hazırlayın, onunla Allah'ın düşmanını, sizin düşmanınızı ve onlardan başka sizin bilmediğiniz, Allah'ın bildiği (düşman) kimseleri korkutursunuz. Allah yolunda ne harcarsanız size eksiksiz ödenir, siz asla haksızlığa uğratılmazsınız.”[42]
Aziz Müminler!
Ayeti Kerimede geçen “Kuvvet”in ne manaya geldiği Efendimiz sav’e sorulduğunda; "Kuvvet atmaktır" buyurmuş ve bunu üç defa tekrarlamıştır.
Bu uyarısı ile Efendimiz, bulunduğumuz asırda en etkili silah hangisi ise onu hazırlamamızın gerektiği bildiriliyor. Bu da ancak bilgi ile mümkündür. Müslümanlar kendi atom Mühendislerini, makine mühendislerini, kendi Bilgisayar Mühendislerini yetiştirip, bilim ve teknikteki altyapı ve her türlü gereksinimlerini kendileri yapamadığı müddetçe, dinen ve ahlaken de kaybetmeye mecburdurlar.
Hz. Ömer ra: “Bir makâm ve mevkîye getirilmeden evvel fakîh olunuz yani derin ve geniş bir ilim sahibi olunuz!” buyurmuş; İmâm Buhârî Hazretleri bu sözün ardından şöyle buyurur: “Bir makam ve mevkîye getirildikten sonra da dînî ilimleri derinlemesine öğrenmeye devam ediniz! Zira Peygamber sav Efendimiz’in ashâb-ı kirâmı, ileri yaşlarında ilim öğrendiler!” [43]
Yaşayışına yön vermek ve başkalarına öğretmek için ilim öğrenen kimse Allah yolundadır ve Allah'ın hoşnut olduğu bir işle meşgul demektir.
Bakınız Hz. Ali ne güzel söylüyor: "İlim maldan hayırlıdır. Çünkü malı sen koruyacaksın, halbuki ilim seni korur. İlim hâkim, mal mahkumdur. Mal harcamakla azalır, ilim harcamakla çoğalır."[44]
Hasan-ı Basri hazretleri de “Eğer ilim olmasaydı, insanlar hayvandan farksız olurdu.”[45] Gerçeğini dillendirirken, aklı olmayanın dini yoktur, mükellef değildir. Hükmünü de teyid etmiş oluyordu.
Yine Hasanı Basri hazretlerinin: “Ahmaklardan ne kadar uzak durulursa, Allah’a cc o kadar yaklaşılır. Akıllı kimselerle ne kadar beraber olunursa, Allahın dini o kadar güçlenir.”[46] Sözü hakikatın tâ kendisidir.
Pek Kıymetli Müminler!
Efendimiz sav buyurdular ki:
عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مَسْعُودٍ , قَالَ : قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ :" لا حَسَدَ إِلا فِي اثْنَتَيْنِ: رَجُلٌ آتَاهُ اللَّهُ مَالا فَسَلَّطَهُ عَلَى هَلَكَتِهِ فِي حَقٍّ , وَرَجُلٌ آتَاهُ اللَّهُ حِكْمَةً فَهُوَ يَقْضِي بِهَا وَيُعَلِّمُهَا "
Abdullah bin Mesʻûd ra, Rasûlullah Efendimiz’in sav şöyle buyurduklarını haber vermiştir: “İki (haslet sâhibin)den başkasına hased olmaz. Bunlar da Allah tarafından kendisine mal ihsân olunup da onu hak yolunda infâk eden kişi ile kendisine hikmet ihsân olunup onunla hükmeden ve onu taʻlîm eden kimsedir.”[47]
Kur'an-ı Kerim'de:
يُؤْتِى الْحِكْمَةَ مَنْ يَشَاءُ وَمَنْ يُؤْتَ الْحِكْمَةَ فَقَدْ اُوتِىَ خَيْرًا كَثيرًا وَمَا يَذَّكَّرُ اِلَّا اُولُوا الْاَلْبَابِ
"Allah hikmeti dilediğine verir. Kime hikmet verilmiş ise ona çok hayır verilmiş demektir Ancak akıl sahipleri düşünüp ibret alır." )Bakara, 2/ 269. (buyurulmuştur.
Hikmet: yararlı olan bilgi demektir. İnsanlığa yararlı olan bilgi, ona sahip olan için elbette bir üstünlük vesilesidir.
İlim Dünyalık Elde Etmek İçin Öğrenilmemeli
Hz. Peygamber sav “fayda vermeyen ilimden Allah’a sığınırım” dediği gibi, ilmi gizlemenin vebalinin oldukça ağır olduğunu haber vermiştir: “Bir kimseye bildiği bir konu sorulduğunda cevap vermezse, kıyamet gününde ağzına ateşten bir gem vurulur.”
Peygamberimiz sav; “İlmi ile amel etmeyen ve onu başkalarına öğretmeyen kimse, düz ve kaypak bir toprağa benzer. Üzerine yağan yağmuru emmediği ve üstünde de tutmadığı için, ne kendisi yağan yağmurdan yararlanıyor ne de başkalarına yararlı olur.”[48]
Ayrıca ilim süfli emellere ve insanlığın zararına kullanılmak üzere öğrenilemez. Bu niyetlerle ilim öğrenenler için Hz. Peygamber sav şöyle buyurmuştur: “Kim kendisinde Allah’ın rızası aranan bir ilmi sadece dünyalığa sahip olmak için öğrenirse, o kimse kıyamet gününde cennetin kokusunu bile duyamaz.”[49]
CAHİLLERDEN UZAK DURMAK
Aziz Mü’minler!
Allah cc okumayı övmüş cahilliği ise yermiştir.
أَمَّنْ هُوَ قَانِتٌ آنَاء اللَّيْلِ سَاجِدًا وَقَائِمًا يَحْذَرُ الْآخِرَةَ وَيَرْجُو رَحْمَةَ رَبِّهِ قُلْ هَلْ يَسْتَوِي الَّذِينَ يَعْلَمُونَ وَالَّذِينَ لَا يَعْلَمُونَ إِنَّمَا يَتَذَكَّرُ أُوْلُوا الْأَلْبَابِ
“Yoksa geceleyin secde ederek ve kıyamda durarak ibadet eden, ahiretten çekinen ve Rabbinin rahmetini dileyen kimse (o inkarcı gibi) midir? (Resûlüm!) De ki: Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Doğrusu ancak akıl sahipleri bunları hakkıyla düşünür.?”[50]
وَإِن كَانَ كَبُرَ عَلَيْكَ إِعْرَاضُهُمْ فَإِنِ اسْتَطَعْتَ أَن تَبْتَغِيَ نَفَقًا فِي الأَرْضِ أَوْ سُلَّمًا فِي السَّمَاء فَتَأْتِيَهُم بِآيَةٍ وَلَوْ شَاء اللّهُ لَجَمَعَهُمْ عَلَى الْهُدَى فَلاَ تَكُونَنَّ مِنَ الْجَاهِلِينَ
“Eğer onların yüz çevirmesi sana ağır geldi ise, yapabilirsen yerin içine inebileceğin bir tünel ya da göğe çıkabileceğin bir merdiven ara ki onlara bir mucize getiresin! Allah dileseydi, elbette onları hidayet üzerinde toplayıp birleştirirdi, o halde sakın cahillerden olma!”[51]
خُذِ الْعَفْوَ وَأْمُرْ بِالْعُرْفِ وَأَعْرِضْ عَنِ الْجَاهِلِينَ
“(Resûlüm!) Sen af yolunu tut, iyiliği emret ve cahillerden yüz çevir.”[52] Buyurarak okumanın ve okuyanın önemine dikkatlerimizi çekerek cahillerden ve cehaletten uzak durmamız emredilmiştir.
KAYNAKLAR:
Kuran-ı Kerim Meali, Diyanet Vakfı,
Riyazüs Salihin, İlmin Fazileti Babı, 241. Bölüm
Kur'an'ı Okumak ve Anlamak, Prof. Dr. Hasan Kâmil Yılmaz, 2000 - Haziran, Sayı: 172, Sayfa: 009,
Diyanet Aylık Dergi (haber) Eylül – 2005,
[1] (Alak, /1-5)
[2] (Ankebut, 29/45)
[3] (Nahl, 16/98)
[4] Cengiz Korkmaz, 08. Mart. 2015, Ülkücü Medya İnternet Sitesi; http://www.ulkucumedya.com/okuyan-bir-turkiye-istiyoruz-yedi-renk-oykuler.html
[5] Ensar Tuna Alatürk – Bursa, 3 Nisan 2014 tarihli Zaman Gazetesi.
[6] http://www.ozetkitap.com/tr/bunlari-biliyor-musunuz/
[7] Fatma Eren - Bugün Gazetesi
[8] Milli Gazete, Tarih: 30.03.2015
[9] وَعِندَهُ مَفَاتِحُ الْغَيْبِ لاَ يَعْلَمُهَا إِلاَّ هُوَ وَيَعْلَمُ مَا فِي الْبَرِّ وَالْبَحْرِ وَمَا تَسْقُطُ مِن وَرَقَةٍ إِلاَّ يَعْلَمُهَا وَلاَ حَبَّةٍ فِي ظُلُمَاتِ الأَرْضِ وَلاَ رَطْبٍ وَلاَ يَابِسٍ إِلاَّ فِي كِتَابٍ مُّبِينٍ “Gaybın anahtarları O'nun katındadır, onları ancak O bilir. Karada ve denizde olanı bilir. Düşen yaprağı, yerin karanlıkla- rında olan taneyi, yaşı kuruyu ki apaçık Kitap'tadır ancak O bilir.” (En’am,6/59)
[10] (En’am, 6/74.)
[11] (En’am, 6/75.)
[12] (En’am, 6/76.)
[13] (En’am, 6/77.)
[14] (En’am, 6/79.)
[15] İbrahim Hilmi Karslı, "Kur'ân'ın Bilimsel Tefsiri Üzerine Bazı Mülahazalar", Diyanet İlmi Dergi, Cilt: 46, Sayı: 3, s.81, 82.
[16] (Hicr, 15/22)
[17] (İsrâ, 17/12)
[18] (Yûnus, 10/5)
[19] (Enbiya, 21/30)
[20] (Ra'd, 13/2)
[21] (Ankebût, 29/43.)
[22] (Mâide, 5/15)
[23] (İbn Mâce, İkâme, 186)
[24] (bk. Taberanî,-el-Kebîr/Şamile, 5/163).
[25] (Hâkim,1/93).
[26] (Müzzemmil, 73/4)
[27] (Âli İmrân, 3/103)
[28] (Haşr, 59/7)
[29] (İbrâhim, 14/1)
[30] (Hadîd, 57/9)
[31] (Tâhâ, 20/100)
[32] (Bakara, 2/219)
[33] (Yûnus, 10/24)
[34] (Yûsuf, 12/2)
[35] (Yasin, 36/69)
[36] (Yasin, 36/70)
[37] (Nahl, 16/64)
[38] (Bakara, 30-33.)
[39] (Tirmizî, İlm, 19.)
[40] (Feyzu'l-Kadir, c. 1, s. 542.)
[41] (İslâm Tarihi, Asrı Saadet, İstanbul, 1921, c. 1, s. 346)
[42] (Enfal, 8/60)
[43] (Buhârî, İlm, 15)
[44] (İhyauUlûmi'd-Dîn, İstanbul, 1312, c. 1, s.7)
[45] Kader Risalesi ve Şerhi, M. İslamoğlu, sayfa: 52
[46] Kader Risalesi ve Şerhi, M. İslamoğlu, sayfa: 54
[47] (Buhari, İlim 15)
[48] (Buhârî, İlm, 15.)
[49] (Ebû Dâvûd, “İlim”, 12/3664)
[50] (Zümer, 39/9)
[51] (En’am, 6/35)
[52] (A’raf, 7/199)