Peygamberlere İman

Kardeşler!

Bu sohbetimizde İman Esaslarının 4. Olan Peygamberlere İman konusunu anlamaya çalışacağız.

Rabbim hakiki manada İman eden, imanını salih amellerle süsleyen, salih kullarından olmayı hepimize nasip ve müyesser eylesin. Âmîn!

Peygambere İman konusuna başlamadan önce, genel olarak İmanın mahiyetini ve şartlarını kısaca hatırlayalım.

İman Nedir?

İman huzurun teminatı olmalıdır. Müminim dediğimiz halde hala elimizdeki ev, araba, bağ, bahçe, gibi nimetlerle, ailemizle, sağlığımızla, dualarımızla, ibadetlerimizle, şükredecek bir huzura erişememişsek,

Biz gerçekten neyin imanını kalbimizde taşıyoruz?

Biz Peygamber as’ın tarif ettiği huzuru, huzur olarak kabül etmiyor muyuz?

Peygamberimizin sav tarif ettiği huzur tarifi bizi kesmezse, ikna etmezse, onun sav tarif ettiği hangi şey bizim için kurtarıcı bir ölçü olabilir?

O’nun tarif ettiği iman bizi ikna eder mi acaba?

Peygamberin ikna edemediği gönüller, ancak ve anca şeytanın taht kurduğu cehennem yakıtından başka ne işe yarar ki?

Sohbetimizin başında gelin bir kez daha imanımızın beyanı olan ikrarımızı tekrar edelim:

Eşhadü en la ilahe illallah,
Ve Eşhedü Enne Muhammeden Abdühü ve Rasülüh!

Bu güzel şehadetimizden sonra efendimizin öğrettiği iman konusunu anlatmaya geçebiliriz.

İman Nedir?

İman : Güven içinde, korkusuz olmak manasındaki emn (emân) kökünden türeyen bir kelimedir.
İman : Güven duygusu içinde tasdik etme, inanmak, demektir.
İ‘tikād : Sağlamlaştırmak, kesin karar vermek, tasdik etmek, mânasındaki akd kökünden türemiştir.
İ‘tikād : İman, karşılığında kullanılır.
İman : Allah’tan alıp din adına tebliğ ettiği kesinlik kazanan hususlarda peygamberleri tasdik etmek ve onlara inanmak, diye tanımlanır.
Mü’min : Îman esaslarına gereği gibi inanan kimseye denir.
Müslim : İnancının gereğini tam bir teslimiyetle yerine getiren kişi.

Rabbimiz Teâla İman etmemizle alakalı esasları şöyle izah etmiştir.

اٰمَنَ الرَّسُولُ بِمَا اُنْزِلَ اِلَيْهِ مِنْ رَبِّهٖ وَالْمُؤْمِنُونَ كُلٌّ اٰمَنَ بِاللّٰهِ وَمَلٰئِكَتِهٖ وَكُتُبِهٖ وَرُسُلِهٖ لَا نُفَرِّقُ بَيْنَ اَحَدٍ مِنْ رُسُلِهٖ وَقَالُوا سَمِعْنَا وَاَطَعْنَا غُفْرَانَكَ رَبَّنَا وَاِلَيْكَ الْمَصٖيرُ
“(O) Resûl, Rabbinden kendisine indirilen (Kur’an’)a iman etti, mü’minler de (iman ettiler. Onların) her biri Allah’a, meleklerine, kitaplarına ve peygamberlerine iman etti. “O’nun peygamberlerinden hiçbiri arasında (iman bakımından) ayrım yapmayız. …” (Bakara, 2/285)

Peygamberler arasında, ancak derece bakımından üstünlük vardır. Bilinen peygamberlerin birine inanmayan kimse, Allah’a da iman etmiş sayılmaz.

يَا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا اٰمِنُوا بِاللّٰهِ وَرَسُولِهٖ وَالْكِتَابِ الَّذٖى نَزَّلَ عَلٰى رَسُولِهٖ وَالْكِتَابِ الَّذٖى اَنْزَلَ مِنْ قَبْلُ وَمَنْ يَكْفُرْ بِاللّٰهِ وَمَلٰئِكَتِهٖ وَكُتُبِهٖ وَرُسُلِهٖ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِ فَقَدْ ضَلَّ ضَلَالًا بَعٖيدًا
“Ey iman edenler! Allah'a, Peygamberine, Peygamberine indirdiği Kitab'a ve daha önce indirdiği kitaba iman ediniz. Kim Allah'ı, meleklerini, kitaplarını, peygamberlerini ve kıyamet gününü inkâr ederse tam manasıyle sapıtmıştır.” (Nisa, 4/136)

Kıymetli Kardeşler!

İmanın Şartlarını en güzel şekilde anlatan şu Hadisi Şerifi bir kere daha hatırlayalım.

يَا مُحَمَّدُ فَأَخْبِرْنِي عَنِ الإيمان؟ ؟ فَقال رَسُولُ اللَّهِ e: :أن تُؤْمِنَ بِاللَّهِ, وَمَلاَئِكَتِهِ, وَكُتُبِهِ, وَرُسُلِهِ, وَالْيَوْمِ الآخرِ ,وَتُؤْمِنَ بِالْقَدَرِ خَيْرِهِ وَشَرِّهِ.
Ömer ibn Hattâb ra şöyle demiştir:

Bir gün Rasûlullah sav’in yanında bulunduğumuz sırada elbisesi bembeyaz, saçları simsiyah, üzerinde yolculuk belirtisi olmayan ve kimsenin de tanımadığı bir adam çıkageldi. Rasûlullah sav’in karşısına oturdu, dizlerini Peygamber sav’in dizlerine dayadı, ellerini uyluklarına koydu ve şöyle dedi:
Ey Muhammed! bana İslâm’dan haber ver? dedi.
Rasülullah İslamın şartlarını Ona as söyledi……)
Adam şimdi de İman nedir onu bana anlat? dedi.
Rasûlullah sav de:
-Allah’a,
-Meleklerine,
-Kitaplarına,
-Peygamberlerine,
-Ahiret Gününe,
-Kaderin hayır ve şerrine de İman etmendir”…… buyurdu.”
Olayın devamında Cebrail as, Peygamberimiz sav’e İhsan ve Kıyamet Alametlerini de sordu. (Müslim, İman 1);(bak. Diğer Hadisler )

Kesin inanılması gereken esaslar altı tane olup, bunlar kıyamet günü ve kader dışında yukarıdaki âyette ve Cibril hadisi denilen bir hadiste aşağıdaki şekilde sıralanmıştır.

Îmân’ın 6 Esası / Şurûtul Îmân

1. Allah’a İman:
2. Meleklere İman
3. Kitaplara İman
4. Peygamberlere İman
5. Ahiret Gününe İman
6. Kaza Ve Kadere İman

Kardeşler!

İmanı genel olarak hatırladıktan sonra konumuz olan Peygamberlere as İmanın mahiyetini öğrenmeye geçebiliriz.

Peygamber Nedir?

Peygamber : (peygām-ber/peyâm-ber) kelimesi Farsça olup sözlükte “Haber getiren, haber tağıyan ve elçi” demektir.
Peygamber : Eski Türkçe karşılığı yalvaçtır (yalavaç), ancak peygamber kelimesi erken dönemde Türkçe’ye geçip yerleşmiştir.
Peygamber : “Allah'ın kulları arasından seçtiği ve vahiyle şereflendirerek emir ve yasaklarını insanlara ulaştırmak üzere görevlendirdiği elçi”ye Peygamber denir.
Peygamber : Arapça karşılığı “gönderilmiş ve elçi” demek olan Rasül ve Mürsel kelimesi kullanılır.
Rasül : Terim olarak Rasül ve Mürsel, “yeni bir kitap ve yeni bir şeriatla insanlara gönderilen Peygambere” denilir.
Nebî : Allah'ın emir ve yasaklarını insanlara haber veren, fakat yeni bir kitap ve yeni bir şeriatla gönderilmeyip, önceki bir Peygamberin kitap ve şeriatını ümmetine bildirmeye görevli olan peygamberdir.
Rusül : Resulün çoğuludur.
Mürselûn : Mürsel çoğuludur.
Enbiyâ : Nebî'nin çoğuludur.

Kardeşler!

Peygamberlere iman ile alakalı diğer bazı kavramlar da şunlardır:

Bi’set :“Göndermek, yöneltmek; yaratmak” gibi mânalara gelir.
Bi’set :Kur’an’da “peygamberlikle görevlendirmek”, “ilham etmek”, “ölüleri diriltmek”, “uykudan uyandırmak” “musallat kılmak” gibi değişik anlamlarda kullanılmıştır.
Bi’set :Allah’ın, kullarından dilediğini nübüvvet ve risâletle görevlendirmesi demektir.
Vahiy :“hızlı bir şekilde ve gizlice söylemek, işaret etmek, ilham etmek” demektir.
Vahiy :“Allah’ın bir emri, bir hükmü veya bilgiyi peygamberine gizli olarak bildirmesi” demektir
Mûcize :Bir şeye güç yetirememek, anlamında acz kökünden türeyen mûcizin (âciz bırakan) isim şeklidir.
Mûcize :“Âciz kalmak; güçsüz bırakmak” demektir.
Mûcize :Kur’ân-ı Kerîm’de peygamberlerin Allah tarafından gönderilmiş gerçek elçiler olduğunu kanıtlayan hârikulâde olaylar çok defa âyet (âyât) kelimesiyle ifade edilmiştir.
Mûcize :Beyyine, burhân, sultân, hak ve furkān da, Kur’an’da yer yer mûcize anlamında kullanılmıştır.
Mûcize :“Peygamberin elinde ortaya çıkan ve benzeri öğrenim yoluyla meydana getirilemeyen olay” diye tanımlanmıştır.
Ümmet :Sözlükte “yönelmek, kastetmek; öne geçmek, imam olmak” mânalarındaki emm kökünden türemiştir.
Ümmet :Kendilerine peygamber gönderilmiş topluluk, kavim, her kabileden bir grup insan, her canlı cinsi, bütün iyilikleri şahsında toplamış kişi veya kendisine uyulan önder” gibi anlamlara gelir.
Ümmet :Aynı dine inanma, aynı zamanda yaşama veya aynı mekânda bulunma gibi önemli bir unsurda toplanan gruplara denir.
Ümmet :Bir peygamberin gönderildiği toplum, bir nesil, kuşak, hayvanlardan her bir tür, toplumsal din gibi anlamlarda kullanılmıştır.

Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurulur:

وَرُسُلًا قَدْ قَصَصْنَاهُمْ عَلَيْكَ مِنْ قَبْلُ وَرُسُلًا لَمْ نَقْصُصْهُمْ عَلَيْكَ وَكَلَّمَ اللّٰهُ مُوسٰى تَكْلٖيمًا
“Daha önce bazılarını sana anlattığımız, bazılarını da anlatmadığımız peygamberler gönderdik. Allah Musa ile bizzat konuştu" (Nisâ, 4/164)

İlk peygamber, Hz. Âdem; son peygamber ise, Peygamber Efendimiz Muhammed Mustafa sav'dir. Bu ikisi arasında sayısını ancak Allah'ın bildiği kadar peygamberler, gelip geçmiştir.

Kur'an-ı Kerim'de İsmi Geçen 25 Peygamber

Ø Âdem as, İdris as, Nuh as,
Ø Hud as, Salih as,
Ø İbrahim as, Lût as, İsmail as, İshak as, Yakub as, Yusuf as, Eyyub as, Zül-Kifl as, Şuayb as,
Ø Musa as, Harun as, Davud as, Süleyman as, İlyas as, El-Yesa' as, Yunus as, Zekeriyya as, Yahya as, İsa as ve
Ø Muhammed as

Bir de Uzeyr, Lokman ve Zül-Karneyn'in isimleri geçer ki, bu üçünün peygamber mi yoksa velî mi oldukları ihtilaflıdır.

"Biz onlardan her birine âlemlerin üstünde yüksek meziyetler verdik." (En'âm, 6/86)

Peygamberlerden beş tanesi getirdikleri tevhîd dininin yerleşmesi için büyük sıkıntı ve cefalara katlanmaları, üstün irade ve fazîletleri sebebiyle Ulûl-Azm peygamber sayılmışlardır.

Ulul Azm Peygamberleri as Kimlerdir?

Hz. Nuh,
Hz. İbrahim,
Hz. Musa, Hz.
İsa ve
Hz. Muhammed sav'dir. (bk. Ahzâb, 33/7)

Peygamberlerin Kur’an’da Verilen Bazı Özellikleri:

F Yaşadıkları toplumun içinden seçilmiş birer insan olup toplumla aynı dili konuşurlar.
F Hz. Âdem ile Hz. Îsâ dışında her peygamber bir anne babanın çocuğu olarak dünyaya gelmiş, insana has özellikler taşımış, dünya işleriyle meşgul olmuş, her insan gibi sonunda ölmüştür.
F Bütün peygamberler sâdık, dürüst, yaratana saygılı, yaratılmışlara şefkatli kimselerdir.
F Allah’tan vahiy almaları bakımından diğer insanlardan farklılık arzetmekle birlikte Allah yaratmadıkça mûcize gösteremezler, Allah bildirmedikçe gaybı haber veremezler,
F İnsan olarak küçük hatalar (Zelle) işleyebilirler; ancak karar ve temayüllerinde yanılmaları halinde ilâhî uyarıyla karşılaşırlar.
F Peygamberler sâdık rüya ile vahiy almaya başlar.
F Bütün nebîlere mûcizeler verilmiştir, Hz. Muhammed’e verilen en büyük mûcize Kur’an’dır.
F Bütün nebîler anneleri babaları bir olan kardeşler gibidir. Her nebînin ashabı ve havârileri vardır.

Aziz Müminler!

Sadece Hz. Muhammed as’da olup, Diğer Peygamberlerde as olmayan 5 Haslet

Câbir İbn Abdillah ra’ten rivâyete göre
Nebî sav kendisinden önce hiçbir peygambere verilmeyen bu beş hasleti şöyle sıralamıştır:
1. Bir aylık mesafedeki düşmanın kalbine korku salınmakla yardım olundum.
2. Yeryüzü bana mescid ve temiz kılındı, ümmetimden bir kişiye nerede namaz vakti olursa orada namazı kılsın.
3. Bana ganimetler helal kılındı.
4. Her peygamber özel olarak kendi kavmine gönderilirken, ben bütün insanlara gönderildim.
5. Bana şefâat makamı verildi”

Genel Olarak Peygamberlerin Bazı Sıfatları

1. Sıdk : Doğru olmaktır. Peygamberler as kesinlikle yalan söylemezler. Onlar doğru ve dürüst kimselerdir.
2. Emânet : Güvenilir olmaktır. Peygamber güvenilir kimselerdir. Asla emânete hıyanet etmezler.
3. Fetânet : Zeki olmaktır. Bütün peygamberler insanların en akıllılarıdır.
4. İsmet : Günah işlememektir. Peygamberler as, asla günah işlemezler. İnsanlık icabı olabilen bazı küçük hataları "Zelle (ayak kayması)" adını alır ve Allah tarafından uyarılarak düzeltilir.
5. Tebliğ : Bir şeyi veya bir haberi ulaştırmaktır. Peygamberler Allah'tan almış oldukları emirleri ümmetlerine mutlaka ulaştırmışlardır. Hiçbir şeyi gizlememiş ve hiçbir şey de ilâve etmemişlerdir. Yukarıda sayılan sıfatlar da bunu gerektirir.

Aziz Kardeşlerim!

Peygamberlik çalışılarak elde edilecek bir makam değildir. Ancak Allah Teâlâ tarafından dilediği kimseye verilen bir rütbedir. Ayette şöyle buyurulur:
"Onlara bir ayet geldiği zaman, Allah'ın peygamberlerine verilenin aynısı bize de verilmedikçe iman etmeyiz, derler. Allah peygamberlik görevini kime ve nereye vereceğini daha iyi bilir"

Buna göre, peygamberlik kesbî değil vehbîdir. Ancak kadından, köleden ve yalancıdan peygamber çıkmamıştır. Bu sonuncular Sadık, şehid, sâlih olabilirler.

Bugün ahlâksız, hatta inkârcı olan bir kimsenin yarın tevbe ederek, yapacağı güzel ameller sonucu takvâ sahibi, salih bir insan, hatta Allah'ın çok sevdiği bir velî olması mümkündür. Ashâb-ı Kiramdan bunun pek çok örnekleri vardır.

Peygamberlere as Mûcizeler Verilmiştir

1- Hissî Mûcizeler.İnsanların duyularına hitap eden hârikulâde olaylardır. Bunlara tabiatla ilgileri sebebiyle “Kevnî Mûcizeler” de denir. Kur’an’da belirtildiğine göre hissî mûcizeler geçmiş peygamberlerin elinde ortaya çıkmıştır.
F Hz. Sâlih’in devesi,
F Hz. Mûsâ’nın asâsının yılana dönüşmesi ve elinin parıltılı bir ışık vermesi,
F Hz. Îsâ’nın kuş şekline soktuğu çamuru canlandırması, ölüleri diriltmesi, anadan doğma körleri ve alaca hastalığına tutulanları iyileştirmesi, gibi.

Bunlar tabiat kanunlarını aşan ve Allah’ın müdahalesini gösteren ilâhî fiiller olup iradelerini kullananların iman etmesini sağlar.
Hissî mûcizeler peygamberin yaşadığı zaman ve mekânla sınırlıdır. Sonraki nesillerin onları tasdik etmesi haberin bilgi kaynağı olmasıyla gerçekleşir.
İslâm âlimleri, Hz. Muhammed’e verilen en büyük mûcizenin Kur’ân-ı Kerîm olduğu hususunda fikir birliği içindedir, ancak ona hissî mûcizelerin verildiğini de kabul ederler.
Kur’an’da yoruma açık birkaç tanesi dışında Rasûlullah’a nisbet edilen hissî mûcizelerin hiçbiri tevâtür yoluyla sabit olmamıştır.
Bu rivayetlerin hidayet mûcizesinden ziyade İslâm’ı benimsemiş kimseler için itminan verici nitelik taşıdığını söylemek daha isabetli görünmektedir.

2- Haberî Mûcizeler.Peygamberlerin Allah’tan gelen vahye dayanarak verdikleri gayb haberleridir. İsyankâr toplumların başlarına geleceğini önceden bildirdikleri felâketlerin aynen vuku bulması,
F Hz. Îsâ’nın muhataplarının evlerinde ne yiyip ne biriktirdiklerini haber vermesi,
F Resûl-i Ekrem’in Bizanslılar’ın İranlılar’ı savaşta mağlûp edeceğini,

Hz. Ebu Bekir ra’ın (Übey bin Halef İle) İddiaya girmesi
F Kisrânın saltanatının yıkılacağını,
F İslâm dininin doğuda ve batıda yayılacağını bildirmesi bu tür mûcizelerdendir.

3- Aklî Mûcizeler.“Mânevî mûcize” veya “bilgi mûcizesi” diye de anılan bu grup, insanların akıl yürütme gücüne hitap eden ve onları rasyonel kanıtlarla baş başa bırakan gerçeklerden oluşur. Bunlar düşünmekle algılanabilen hususlar olup hissî mûcizelerde görüldüğü gibi belirli bir zaman ve mekânla sınırlı değildir.

Peygamberlerin güvenilir, doğru sözlü, güzel ahlâk sahibi, merhametli olmaları, iyiliği emredip kötülükten sakındırmaları, ilâhî mesajı bizzat uygulayıp insanlara örnek teşkil etmeleri, öğretilerinin erdemli bir toplum için vazgeçilmez ilkeler konumunda bulunması, tebliğ ettikleri vahiy ürünü metnin lafız ve muhteva bakımından erişilmez bir üstünlük taşıması gibi hususlar bu türün kapsamına girer

Mûcizeler Amaçları Bakımından da Üçe Ayrılmıştır.

a) Hidayet Mûcizeleri: Tehaddî şartı çerçevesinde inkârcıların gözü önünde ve onları acze düşürecek şekilde zuhur eden mûcizelerdir. Bu tür mûcizeler insanların kanaatleri üzerinde etkili olup ön yargıdan uzak kimselere fayda verir.

F Hz. Sâlih’in devesi,
F Hz. Mûsâ’nın asâsı ile parıltılı eli,
F Hz. Îsâ’nın şifa mûcizesi ve
F Hz. Muhammed’in Kur’an mûcizesi bunlar arasında sayılır.

Hidayet mûcizeleriyle hitap edilen toplum arasında yakın bir ilişki bulunur. Bu mûcizeler insanları fikir, ilim ve sanat açısından maharet sahibi oldukları sahalarda âciz bırakır; asıl hedefleri de peygamberin doğruluğunu kanıtlamak suretiyle ilâhî mesajın kabulüne zemin hazırlamaktır.

b) Yardım Mûcizeleri: İnananların ihtiyaçlarını gidermeye yönelik olarak zuhur eden ilâhî yardımlardır. Müminlerin yanında ve meydan okuma amacı dışında vuku bulan bu yardımlar hârikulâde bir özelliğe sahip olmakla birlikte klasik anlamda mûcizenin temel niteliklerini taşımaz. Bu tür fevkalâdelikler hemen her peygamberin hayatında görülür ve ona bağlanan müminlerde mânevî bir şevk ve itminan meydana getirir.
Hz. Mûsâ’nın İsrâiloğulları için Allah’ın emriyle kayadan su çıkarması ,
Gökten kudret helvası ve bıldırcın,
Kavminin gölgelenmesi için bulut getirmesi ,
Hz. Îsâ’nın gökten yiyecek dolu bir sofra indirmesi ,
Peygamberimizin sav Hicret için evinden çıkıp, müşriklerin arasından geçip gitmesi,
Sevr Mağarasındaki süre içerisinde, Örümcek ve Güvercin
Bedir ve Hendek gazvelerinde meleklerin müslümanlara yardım etmesi ,
Çeşitli münasebetlerle suyun çoğalması ve yemeğin bereketlenmesi bu türdendir.
Kur’an’da bu nevi hadiseler “Nusret” kelimesiyle ifade edilir.

c) Helâk Mûcizeleri: İnkârda ısrar eden kavimlerin cezalandırılmasına yönelik mûcizelerdir.

Kur’an’daki açıklamalara göre helâk mûcizeleri şiddetli fırtına, korkunç bir gürültü, tûfan, zelzele gibi tabii âfetler tarzında gerçekleştiği gibi ,
Düşmanlar tarafından katledilmek şeklinde de görülmüştür.
Nûh kavminin tûfanla,
Semûd, Âd ve Medyen halkının korkunç bir gürültüyle,
Lût kavminin zelzeleyle,
Firavun ve ordusunun denizde boğulmak suretiyle yok edilmesi bunlardandır.
Peygamberlerin as birçok delil ve mûcizesine rağmen inanmamakta ısrar eden inkârcıların helâk edilmesi Allah’ın süregelen (bk. Sünnetullah) bir kanunudur.
Helâk Mûcizeleri aynı zamanda sonraki nesiller için bir uyarı ve ibret vesilesidir.
Son peygamberin helâk mûcizesi toplumsal bir cezalandırma değil Kureyş’in ileri gelen azılı kâfirlerinin Bedir Savaşı’nda katledilmesi şeklinde olmuştur.
Kur’ân-ı Kerîm’de her millete uyarıcı peygamber gönderildiği ve sözlerine itibar edilmesi için bunların çeşitli kanıtlarla desteklendiği açıklanmıştır. (Yûnus 10/74)

İnsanlar Peygamberlere Neden İhtiyaç Duyarlar?

İnsanların Peygamberlere as olan ihtiyaçlarını genel olarak şöyle sıralayabiliriz:

İnsanlar kendi akıllarıyla, Allah’ın varlığını ve birliğini anlayabilirlerse de bunun ötesinde Allah’a ait yüce sıfatları,
Dünya hayatının ne’liğini, nasıllığını, nihayetini ve ötesini,
Ruh’un, bedenin, faniliğin, ebediliğin, günahın, sevabın, ölümün, hayatın, cennet ve cehennemin ne olduğunu,
Dünya ve ahiret mutluluğuna nasıl kavuşulacağını,
Fikren ve ahlaken yüksek bir medeniyeti nasıl kuracaklarını,
Hangi şeyler faydalı, hangi şeyler zararlı olduğunu öğrenmek,
Fert ile toplumun, zengin ile Fakirin, yaşlı ile gencin, kadın ile erkeğin, iylik ile kötülüğün, zalim ile mazlumun, güçlü ile zayıfın mahiyetini belirlemek, aralarındaki kukukun sınırlarını çizmek ve merhamet çizgisinde buluşturmak da ancak bir Peygamber maharetiyle sağlanabilirdi.
Nasıl ibadet edileceğini,
Ahiretle ilgili durumları,
Bütün bir beşeriyetin hukuk ve mükellefiyet sınırlarını da ancak en iyi şekilde bir Peygamber açıklayabilirdi.
Adaleti nasıl tesis edeceklerini ancak vahiyle terbiye edilen bir peygamberlerden öğrenebilirler.
İnsani zaafların nasıl terbiye edilip, nasıl faziletli bir seviyeye çıkarılacağını,
Fani hayat ve bir sürü imtihanlar arasında nasıl ebediyet yurt için hazırlıklar yapılabileceğini,
İmanın ve ümidin her daim nasıl canlı tutulacağını öğretmek,
İşte Yüce Allah, insanları bu gibi hususlarda terbiye etmek için peygamberler göndermiştir.

Kardeşler!

Peygamberler as, Mübeşşir ve Münzir’dirler

Bütün bu sıraladığımız durumlarla alakalı birkaç Âyeti Kerimeyi hatırlamakta fayda ve fazilet olacak.

“Biz müjdeleyici ve sakındırıcı olarak peygamberler gönderdik ki artık peygamberlerden sonra insanların, Allah’a karşı bir bahaneleri olmasın.” (Nisa, 4/165)

Kur’an’da bu husus şöyle vurgulanmıştır:

كَانَ النَّاسُ اُمَّةً وَاحِدَةً فَبَعَثَ اللّٰهُ النَّبِيّٖنَ مُبَشِّرٖينَ وَمُنْذِرٖينَ وَاَنْزَلَ مَعَهُمُ الْكِتَابَ بِالْحَقِّ لِيَحْكُمَ بَيْنَ النَّاسِ فٖيمَا اخْتَلَفُوا فٖيهِ وَمَا اخْتَلَفَ فٖيهِ اِلَّا الَّذٖينَ اُوتُوهُ مِنْ بَعْدِ مَا جَاءَتْهُمُ الْبَيِّنَاتُ بَغْيًا بَيْنَهُمْ فَهَدَى اللّٰهُ الَّذٖينَ اٰمَنُوا لِمَا اخْتَلَفُوا فٖيهِ مِنَ الْحَقِّ بِاِذْنِهٖ وَاللّٰهُ يَهْدٖى مَنْ يَشَاءُ اِلٰى صِرَاطٍ مُسْتَقٖيمٍ
“İnsanlar tek bir ümmetti. Allah, müjdeciler ve uyarıcılar olarak peygamberler gönderdi ve beraberlerinde, insanların anlaşmazlığa düştükleri şeyler konusunda, aralarında hüküm vermek üzere kitapları hak olarak indirdi. Kendilerine apaçık âyetler geldikten sonra o konuda ancak; kitap verilenler, aralarındaki kıskançlık yüzünden anlaşmazlığa düştüler. Bunun üzerine Allah iman edenleri, kendi izniyle, onların hakkında ayrılığa düştükleri gerçeğe iletti. Allah, dilediğini doğru yola iletir.” (Bakara, 2/213)

Peygamberlerin as Çağrısı Allah’ın cc Vaadi’dir

Dünyadayken Peygamberlerin Yolunu Terk Edenlerin Akibetleri

قَالُوا يَا وَيْلَنَا مَنْ بَعَثَنَا مِنْ مَرْقَدِنَا هٰذَا مَا وَعَدَ الرَّحْمٰنُ وَصَدَقَ الْمُرْسَلُونَ
“(İşte o zaman:) Eyvah, eyvah! Bizi kabrimizden kim kaldırdı? Bu, Rahmân'ın vâdettiğidir. Peygamberler gerçekten doğru söylemişler! derler.” Yasin, 36/52)

Çağrıya Uymayanlar Pişman Olacaklardır

“İşte o gün gerçek mülk (hâkimiyet) Rahmân’ındır. Kâfirler/inkârcılar için o, pek çetin bir gündür.” (Furkan, 25/26)

وَيَوْمَ يَعَضُّ الظَّالِمُ عَلٰى يَدَيْهِ يَقُولُ يَا لَيْتَنِى اتَّخَذْتُ مَعَ الرَّسُولِ سَبٖيلًا
“O gün o (her inkârcı) zalim, ellerini ısırıp: “Keşke ben, peygamberle beraber kurtuluş yolunu tutsaydım.” diyecek.”

“Yazıklar olsun bana! Keşke falanı dost edinmeseydim.”
“Andolsun ki bana o (Kur’an) gelmişken, beni zikirden (Allah’ı anmaktan ve Kur’an’dan) o saptırdı. Zaten şeytan, (darlıkta) insanı yalnız ve yardımcısız bırakandır.” (Furkan, 25/29)

“Peygamber de (şikâyetle): “Yâ Rabbi! Benim kavmim bu Kur’an’ı (okumayı ve hükümlerine uymayı bırakıp hatta menedip onu) terkettiler.” dedi.”

“(Rasûlüm! Sana olduğu gibi) her peygambere aynı şekilde, (onlara uymayan) günahkârlardan bir düşman var ettik. (Ancak dert edinme!) Doğru yolu gösterici ve yardımcı olarak Rabbin sana yeter.”

Demek ki Kur’an’ın ve İslâm’ın hayatına hâkim olmasına karşı, Peygamberlere ve Peygamberimize kendi milletinden düşmanlık yapanlar olduğu gibi, mü’minlere de kendi kavminden düşmanlık yapanlar çıkmış ve çıkacaktır. Fakat mü’minler, batıla karşı sürdürdükleri mücadeleye devam etmeli, onlar karşısında ezilip büzülmemelidirler. Çünkü onların planları boşa çıkacaktır. Hakk’a bağlanan mü’minlere, maddî ve mânevî yardım için Rabbi kâfîdir.

Peygamber Efendimiz Muhammed Mustafa sav

Kıymetli Gençler!

Sohbetimizin bu bölümünde Peygamber Efendimiz sav’in Nübüvvetinin mahiyetini anlamaya çalışalım.

Ancak Efendimiz sav’in Nübüvvetini iyice kavramak için burada birbiri ile iç içe olan şu 4 Hakikatı hatırlamakta fayda olacak.
Nedir bu 4 Hakikat?
Son Din : İslam
Son Kitap : Kuran
Son Peygamber : Muhammed
Son Ümmet : Müminler

Aşağıdaki Hadis-i Şerif bu hakikatı çok güzel açıklamaktadır:

عن أبي سعيد الْخُدْرِي رضي الله عنه أن رسول الله صلى الله عليه وسلم قال: «مَنْ رَضِيَ بالله رَبًّا، وبالإسلام دِيْنًا، وبمحمد رسولًا، وجَبَتْ له الجنة»، فَعَجِبَ لها أبو سعيد، فقال: أَعِدْهَا عَلَيَّ يا رسول الله، فَأَعَادَهَا عليه، ثم قال: «وأُخْرَى يَرْفَعُ الله بها العَبْد مائة دَرَجَة في الجنة، ما بين كل دَرَجَتَينِ كما بين السماء والأرض» قال: وما هي يا رسول الله؟ قال: «الجهاد في سَبِيل الله، الجهاد في سَبِيل الله
Ebû Saîd el-Hudrî ra'den rivayet edildiğine göre,
Rasûlullah sav şöyle buyurdu:
“Rab olarak Allah'a,
Din olarak İslâm'a,
Rasûl olarak Muhammed sav'e inanıp razı olan kimse cenneti hak eder."
Bu söz Ebû Saîd' rain çok hoşuna gitti ve:
–Yâ Resûlallah! Bu sözü bana tekrarlasanız, dedi.
Peygamber Efendimiz sav sözünü tekrarladı; sonra da şöyle buyurdu:
“Bir başka haslet daha vardır ki, onun sayesinde Allah kulunu cennette yüz derece yükseltir. Her bir derecenin arası da yerle gök arası kadardır."”
Ebû Saîd:
–O haslet nedir, yâ Rasûlallah? diye sordu.
Hz. Peygamber sav:
"Allah yolunda cihad, Allah yolunda cihaddır" buyurdu.

O sav Son Peygamberdir

مَا كَانَ مُحَمَّدٌ اَبَا اَحَدٍ مِنْ رِجَالِكُمْ وَلٰكِنْ رَسُولَ اللّٰهِ وَخَاتَمَ النَّبِيّٖنَ وَكَانَ اللّٰهُ بِكُلِّ شَیْءٍ عَلٖيمًا
"Muhammed, adamlarınızdan hiçbirisinin babası değildir; fakat o Allah’ın Resûlü ve peygamberlerin sonuncusudur. Allah, her şeyi hakkıyla bilendir." (Ahzâb, 33/40)

O sav Âlemlere Rahmettir
وَمَا اَرْسَلْنَاكَ اِلَّا رَحْمَةً لِلْعَالَمٖينَ
“Biz seni başka bir maksatla değil, âlemlere rahmet olmak üzere gönderdik" (Enbiyâ, 21/107)

O sav İyi Bir Muallimdir

لَقَدْ مَنَّ اللّٰهُ عَلَى الْمُؤْمِنٖينَ اِذْ بَعَثَ فٖيهِمْ رَسُولًا مِنْ اَنْفُسِهِمْ يَتْلُوا عَلَيْهِمْ اٰيَاتِهٖ وَيُزَكّٖيهِمْ وَيُعَلِّمُهُمُ الْكِتَابَ وَالْحِكْمَةَ وَاِنْ كَانُوا مِنْ قَبْلُ لَفٖى ضَلَالٍ مُبٖينٍ
“Hakikaten Allah, mü’minlere büyük bir lütufta bulundu da: Kendi içlerinden, onlara âyetlerini okuyan, onları (fena huy ve günahlardan) temizleyen ve onlara Kitab’ı, Hikmeti öğreten bir Rasûl gönderdi. Halbuki onlar, bundan önce hiç şüphesiz açık bir sapıklık içinde idiler.” (Âli İmran, 3/164); (bak. )

Hikmet Rasülullah as’ın Sünneti midir?

Hikmet :Derin ve yararlı bilgiler olup işe yaramayan birtakım felsefî nazariyeler değildir. Kendisine hikmet verilen kimse; Kitab’ı, sünneti ve ilgili ilimlerin inceliklerini bilip düşünür, bütün iş ve sorumluluklarını noksansız onlara göre yerine getirir. Nefse uygun düşüncelerden, iş ve hareketlerden bütün günah ve kötülüklerden uzak kalır. İşte bunlar kendisine hayır verilmiş hikmet sahibi kimselerdir. [bk. 3/164, 16/44]

İbni Abbas ra.;
“Helal ve haram ilmi ve Kur’an tefsiri” ile izah etmiştir ki bu da şer‘î ilimleri bilmek demektir.

Hikmet : Allahu Teâlâ’nın Resûlü’ne indirdiği Kur’an’ın hükümlerini, gizli ve ince mânalarını anlama, onu yaşama, onunla hükmetme ve onu uygulama ilmidir; bunu da Rasûlullah sav, sünnetiyle ortaya koymuştur. Kendisi de,
“Şüphesiz bana bir Kitab ve onunla birlikte bir benzeri (açıklama ve uygulama ilmi) verilmiştir.”buyurmuştur.
Ebû Hüreyre ra’den,
Rasûlullah sav:
“İstemeyenler dışında, ümmetimin tamamı Cennet’e girer”buyurdu. Bunun üzerine:
-Ey Allah’ın elçisi, Cennet’e girmeyi kim istemez ki? denildi.
Peygamber Efendimiz sav:
–“Bana itaat edenler Cennet’e girer, bana karşı gelenler Cennet’i istememiş demektir” buyurdu. (Buhârî, İ’tisâm 2)

Rasülullah as’ın Mübeyyin Oluşu

İmrân b. el-Husayn ra'ın (Ö.52/672) bulunduğu bir mecliste, adamın biri:
"Kur'ân'da olandan başkasından bahsetmeyin" deyince,
Hz. İmrân ra:
"Sen akılsız bir adamsın! Öğle namazının (farzının) dört rekat olduğunu, onda kırâatın açıktan olamayacağını, Allah'ın Kitabında gördün mü?" Sonra zekâtı ve benzeri hükümleri sıraladı ve şöyle ilâve etti:
"Bütün bunları Allah'ın Kitâbında açıklanmış olarak buluyor musun? Kitâbullah bunları müphem bırakmıştır. Sünnet de açıklamıştır." deyip, meclisten kovmuştur.
O sav, Adil Bir Hakemdir

وَمَا كَانَ لِمُؤْمِنٍ وَلَا مُؤْمِنَةٍ اِذَا قَضَى اللّٰهُ وَرَسُولُهُ اَمْرًا اَنْ يَكُونَ لَهُمُ الْخِيَرَةُ مِنْ اَمْرِهِمْ وَمَنْ يَعْصِ اللّٰهَ وَرَسُولَهُ فَقَدْ ضَلَّ ضَلَالًا مُبٖينًا
"Allah ve Resûlü, bir işte hüküm verdiği zaman, artık inanmış bir kadın ve erkeğe, o işi kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. Kim Allah'a ve Resûlü'ne karşı gelirse, apaçık bir sapıklığa düşmüş olur" (Ahzâb, 33/36).

اِنَّمَا كَانَ قَوْلَ الْمُؤْمِنٖينَ اِذَا دُعُوا اِلَى اللّٰهِ وَرَسُولِهٖ لِيَحْكُمَ بَيْنَهُمْ اَنْ يَقُولُوا سَمِعْنَا وَاَطَعْنَا وَاُولٰئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ
"Aralarında hükmetmesi için Allah'a ve Resûlü'ne çağrıldıkları zaman inananların sözü ancak: "İşittik ve itâat ettik" demeleridir. İşte saadete eren onlardır" (Nûr, 24/51).

يَا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا اَطٖيعُوا اللّٰهَ وَاَطٖيعُوا الرَّسُولَ وَاُولِى الْاَمْرِ مِنْكُمْ فَاِنْ تَنَازَعْتُمْ فٖى شَیْءٍ فَرُدُّوهُ اِلَى اللّٰهِ وَالرَّسُولِ اِنْ كُنْتُمْ تُؤْمِنُونَ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِ ذٰلِكَ خَيْرٌ وَاَحْسَنُ تَاْوٖيلًا
"Herhangi bir şeyde anlaşmazlığa düşerseniz; -eğer gerçekten Allah'a ve âhiret gününe inanıyorsanız- onu Allah'a ve Resûlü'ne götürün..." (Nisâ, 4/59)

Peygamber sav şöyle buyurmuştur:
“Şunu iyi biliniz ki, bana Kur'an-ı Ke¬rim ile birlikte onun bir benzeri de verilmiştir. (Bu konuda) dikkatli olun; (çünkü) koltu-ğuna kurulan tok bir adamın ‘Size (Hz. Peygamberin sünneti / hadisleri değil) sadece şu Kur'an lazımdır, onda bulduğunuz helali helal, haramı da haram kabul ediniz yeter!’ diyeceği (günler) yakındır...”

Bu hadis-i şerif -farklı nüanslarla- kütübü sitte ve diğer bazı kaynaklarda geçmektedir.

Tirmizî’nin bir rivayeti şöyledir:
"Dikkat edin! Sizden birinizi; emrettiğim veya yasakladığım konulardan birisi kendisine ulaştığında -koltuğuna yaslanmış bir hâlde- ‘bilmiyorum Allah’ın kitabında ne bulursak ona uyarız (hadisleri tanımayız derken)’ bulmayayım."

“Sizden biriniz kibirle koltuğuna yaslanarak, Allah, Kur’an’dakilerden başka bir şeyi haram kılmamıştır mı sanıyor? Gözünüzü açın ki ben de emrettim, hüküm koydum ve yasakladım. Onlar (sayıca) Kur’an’ın misli gibidir. Allah, ehl-i kitap, borçlarını (harac ve cizye) verdikçe, izinsiz evlerine girmenizi, kadınlarını dövmenizi, meyvelerini yemenizi size helal kılmamıştır.”

İslam alimleri bu gibi hadislere dayanarak, Kur’an’da olmayan (en azından açıktan görülmeyen) birçok hükmün Allah Resulünün sav sünnetiyle sabit olduğunu söylemişlerdir.

İmam Şafiî gibi bazı büyük alimler bu hadislere dayanarak
“Hz. Peygamberin sünneti, Kur’an’ın bir tefsiri, bir açıklaması hükmünde olduğunu...” belirtmişlerdir.

Çok açıktır ki, İslam’ın temel esaslarından olan namaz, oruç, hac, zekât gibi vecibelerin hiçbiri Kur’an’da detaylandırılmamıştır. Bu detayların tamamını sünnetten öğreniyoruz. Hz. Peygamber as'in şu hadisleri de bu gerçeğe işaret etmektedir:

“Namazı nasıl kıldığımı gördüyseniz, siz deöyle kılın!”

لِتَأْخُذُوا عَنِّي مَنَاسِكَكُمْ
“"Hac ve umre ile ilgili ibâdetlerinizi benden alın (öğrenin).”

فَلَا وَرَبِّكَ لَا يُؤْمِنُونَ حَتّٰى يُحَكِّمُوكَ فٖيمَا شَجَرَ بَيْنَهُمْ ثُمَّ لَا يَجِدُوا فٖى اَنْفُسِهِمْ حَرَجًا مِمَّا قَضَيْتَ وَيُسَلِّمُوا تَسْلٖيمًا
"Hayır, Rabb'in hakkı için onlar aralarında çıkan çekişmeli işlerde seni hakem yapıp, sonra da senin verdiğin hükme karşı içlerinde bir burukluk duymadan, tam anlamıyla Teslim olmadıkça inanmış olamazlar." (Nisâ, 4/65).

O sav, Vahiy İle Konuşur
وَمَا يَنْطِقُ عَنِ الْهَوٰى * اِنْ هُوَ اِلَّا وَحْيٌ يُوحٰى
“O, kendi hevâsından konuşmaz. Söyledikleri kendisine vahy edilmektedir.” (Necm, 53/3-4)

O sav’e İttiba Allah Sevgisinin Sebebidir

قُلْ اِنْ كُنْتُمْ تُحِبُّونَ اللّٰهَ فَاتَّبِعُونٖى يُحْبِبْكُمُ اللّٰهُ وَيَغْفِرْ لَكُمْ ذُنُوبَكُمْ وَاللّٰهُ غَفُورٌ رَحٖيمٌ
De ki; 'Eğer Allah'ı seviyorsanız bana uyunuz ki, Allah sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Hiç kuşkusuz Allah bağışlayıcı ve esirgeyicidir.'

O sav’e, İtaat Allaha İtaattir

مَنْ يُطِعِ الرَّسُولَ فَقَدْ اَطَاعَ اللّٰهَ وَمَنْ تَوَلّٰى فَمَا اَرْسَلْنَاكَ عَلَيْهِمْ حَفٖيظًا
“Kim peygambere itaat ederse Allah'a itaat etmiş olur. Kim ona sırt çevirirse bilsin ki biz seni onların başına korucu olarak göndermiş değiliz.” (Nisa, 4/80

Hadisi Şeriflerinde Peygamber sav:
“Kim bana itaat ederse, Allah’a itaat etmiş olur. Kim bana isyan ederse, Allah’a isyan etmiş olur. Kim emîre (yetkili yöneticiye) itaat ederse bana itaat etmiş, kim de emîre isyan ederse bana isyan etmiş olur.”

Ancak yöneticiye itaat “Ma’rûf”la sınırlı olup, Ma’siyet emrine itaat, kapsam dışı kalır. (bk. Müslim, İmâre, H.No: 38-42)

O sav, En Güzel Örnektir

لَقَدْ كَانَ لَكُمْ فٖى رَسُولِ اللّٰهِ اُسْوَةٌ حَسَنَةٌ لِمَنْ كَانَ يَرْجُوا اللّٰهَ وَالْيَوْمَ الْاٰخِرَ وَذَكَرَ اللّٰهَ كَثٖيرًا
"Andolsun Allah'ın Resûlünde sizin için -Allah'ı ve âhireti arzu eden ve Allah'ı çok anan kimseler için- (uyulacak) en güzel bir örnek vardır" (Ahzâb, 33/ 21).


O sav, Güzel Ahlak Sahibidir
وَاِنَّكَ لَعَلٰى خُلُقٍ عَظٖيمٍ
“Ve sen elbette yüce bir ahlâk üzeresin. (Kalem, 68/4)

Nitekim Peygamber Efendimiz:
“Ben ancak güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildim.”buyurmuştur.

“Mü’minlerin inanç bakımından en olgunu, ahlâkça en güzel olanıdır

O sav, Müminlere Karşı Çok Şefkat Ve Merhametlidir

لَقَدْ جَاءَكُمْ رَسُولٌ مِنْ اَنْفُسِكُمْ عَزٖيزٌ عَلَيْهِ مَا عَنِتُّمْ حَرٖيصٌ عَلَيْكُمْ بِالْمُؤْمِنٖينَ رَؤُفٌ رَحٖيمٌ
“(Ey insanlar!) Andolsun ki size kendinizden öyle bir peygamber geldi ki, sıkıntıya uğramanız ona çok ağır gelir. Size çok düşkün, mü’minlere karşı çok şefkatli, çok merhametlidir.”

فَاِنْ تَوَلَّوْا فَقُلْ حَسْبِىَ اللّٰهُ لَا اِلٰهَ اِلَّا هُوَ عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ وَهُوَ رَبُّ الْعَرْشِ الْعَظٖيمِ
" (Resûlüm! Sana inanmaktan) yüz çevirirlerse hemen de ki: “Bana Allah yeter. O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur. Ben ancak O’na güvenip dayandım. O, büyük (ve yüce) Arş’ın Rabbidir (sahibidir)." (Tevbe, 9/129)

O sav, Rahmetin Müjdecisi, Azabın da Habercisidir

وَمَا اَرْسَلْنَاكَ اِلَّا كَافَّةً لِلنَّاسِ بَشٖيرًا وَنَذٖيرًا وَلٰكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ
“Biz seni bütün insanlara bir rahmet müjdecisi ve azap habercisi olarak gönderdik" (Sebe ; 34/28);

O sav, Bütün İnsanlığa Gönderilmiştir

قُلْ يَا اَيُّهَا النَّاسُ اِنّٖى رَسُولُ اللّٰهِ اِلَيْكُمْ جَمٖيعًا الَّذٖى لَهُ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ لَا اِلٰهَ اِلَّا هُوَ يُحْيٖ وَيُمٖيتُ فَاٰمِنُوا بِاللّٰهِ وَرَسُولِهِ النَّبِىِّ الْاُمِّىِّ الَّذٖى يُؤْمِنُ بِاللّٰهِ وَكَلِمَاتِهٖ وَاتَّبِعُوهُ لَعَلَّكُمْ تَهْتَدُونَ
“De ki, ey insanlar, ben sizin tamamınıza gönderilmiş olan bir Allah elçisiyim" (A'raf, 7/158)

Bunun bir sonucu olarak Hz. Peygamber'i diğerlerinden ayıran bazı özellikleri vardır.

Efendimiz sav’i Diğer Peygamberlerden as Ayıran Sıfat ve Vazifeleri

F Önceki peygamberler yalnız bir şehre, bir kavme gönderilirken,
Peygamber Efendimiz sav, gerek kendi devrinde yaşayan ve gerekse kıyamete kadar gelecek olan bütün insanlığa peygamber olarak gönderilmiştir.

F Diğer peygamberlere verilen sahîfeler bugün elde mevcut olmadığı gibi; Tevrat, İncil ve Zebur'un da orijinal nüshaları yok olmuş, eldeki nüshalar ise tahrife uğramıştır.
Halbuki Hz. Muhammed'e indirilen Kur'an-ı Kerim hiçbir değişikliğe uğramadan orijinal nüshalarıyla ve bu nüshalardan çoğaltılan şekilleriyle günümüze kadar gelmişmir. Çünkü Kur'an ilâhi koruma altındadır:
"Kur'an'ı biz indirdik biz, onu koruyacak olan da biziz" (Hicr, 15/9)

F Hz. Peygamber as son peygamber, Kur'an- Kerim de son kitap olunca, toplumların kıyamete kadar ortaya çıkacak ana problemlerine dair çözümler de Kuran ve Sünnette mevcuttur.

Kardeşler!

O sav, Kıyamete Kadar Rahmet Olan İslamiyetin Tamalayıcısıdır
Ayeti Kerimede:

اَلْيَوْمَ يَئِسَ الَّذٖينَ كَفَرُوا مِنْ دٖينِكُمْ فَلَا تَخْشَوْهُمْ وَاخْشَوْنِ اَلْيَوْمَ اَكْمَلْتُ لَكُمْ دٖينَكُمْ وَاَتْمَمْتُ عَلَيْكُمْ نِعْمَتٖى وَرَضٖيتُ لَكُمُ الْاِسْلَامَ دٖينًا فَمَنِ اضْطُرَّ فٖى مَخْمَصَةٍ غَيْرَ مُتَجَانِفٍ لِاِثْمٍ فَاِنَّ اللّٰهَ غَفُورٌ رَحٖيمٌ
“….. Bugün küfre sapanlar/inkârcılar dininiz(i ortadan kaldırıp sizi kendilerine çevirmek)ten ümidi kestiler, artık onlardan korkmayın, benden korkun! Bugün dininizi (hükümleriyle) kemâle erdirdim, size nimetimi tamamladım, sizin için din olarak (hayat tarzı olan) İslâm’ı beğenip seçtim. (İşte dindeki bu yasaklara uymakla beraber) kim açlıktan çaresiz kalırsa, günaha meyletmeksizin/istek duymaksızın (bu sayılan haram etlerden yiyebilir). Çünkü Allah, çok bağışlayıcı ve çok merhamet edicidir." (Mâide, 5/3) buyurulur.

Bu âyet, Vedâ Haccı arefesinde Arafat’ta nâzil olmuştur. Son inen ahkâm âyetidir. (bk. 3/19, 85 ve dipnotları). Böylece hayat nizamını sağlamak ve âhiret saadetini kazanmak için gönderilen İslâm dini tamamlanmıştır.
Artık bundan sonra Allah ve Resûlü’nün emir ve hükümlerine aykırı olarak ortaya atılan her şey bid‘attir, reddedilmiştir.

Peygamberimiz sav’in:
“Siz dünya işlerini daha iyi bilirsiniz.” hadisi ise bağ, bahçe, ziraat, sanat, teknik ve benzeri konulardaki ihtisas hakkında olup bu yasaklamanın kapsamı dışındadır.

Hayat tarzı olarak İslâm dinini beğenmeyenlerin imanından söz edilemez.

O sav, Hem Kendisi Şahid Hem de Ümmeti Şahid Bir Peygamberdir

وَكَذٰلِكَ جَعَلْنَاكُمْ اُمَّةً وَسَطًا لِتَكُونُوا شُهَدَاءَ عَلَى النَّاسِ وَيَكُونَ الرَّسُولُ عَلَيْكُمْ شَهٖيدًا وَمَا جَعَلْنَا الْقِبْلَةَ الَّتٖى كُنْتَ عَلَيْهَا اِلَّا لِنَعْلَمَ مَنْ يَتَّبِعُ الرَّسُولَ مِمَّنْ يَنْقَلِبُ عَلٰى عَقِبَيْهِ وَاِنْ كَانَتْ لَكَبٖيرَةً اِلَّا عَلَى الَّذٖينَ هَدَى اللّٰهُ وَمَا كَانَ اللّٰهُ لِيُضٖيعَ اٖيمَانَكُمْ اِنَّ اللّٰهَ بِالنَّاسِ لَرَؤُفٌ رَحٖيمٌ
“İşte böylece sizin insanlığa şahitler olmanız, Rasûl'ün de size şahit olması için sizi mutedil bir millet kıldık. Senin yöneldiğin yeri (Kâbe'yi) biz ancak Peygamber'e uyanı, ökçeleri üzerinde geri dönenden ayırdetmemiz için kıble yaptık. Bu, Allah'ın hidayet verdiği kimselerden başkasına elbette ağır gelir. Allah sizin imanınızı asla zayi edecek değildir. Zira Allah insanlara karşı şefkatli ve merhametlidir.” (Bakara, 2/143)

Efendimiz sav Veda Hutbesinde 100binin üzerindeki Ashabının karşısında, kıyamete kadar gelecek olan Müslümanlara ve İnsanlara şöyle tavsiye ve ikazlarda bulunmuştur:

Benim dışımda benden sonra peygamber görevlendirilmeyecektir.
Sizin dışınızda ümmet de olmayacaktır.
Rabbinizi ilah tanıyın,
Candan Müslümanlar olarak Rabbinize teslim olun, saygıyla Rabbinize kulluk ve ibadet edin.
Rabbinizin şeriatine boyun eğin,
Beş vakit namazı (aksatmadan adabına, erkanına riayet ederek aşikare) kılın.
Zekatı verin. (ki vicdanınız rahat, servetiniz bereketli ve temiz, etrafınız emniyetli olsun.)
Ramazan orucunu tutun.
Yöneticilerinize itaat edin ki Rabbinizin cennetine girersiniz.”

Ey İnsanlar!
Yarın Beni size soracaklar.
Ne dersiniz?
Peygamberlik görevimi yeri¬ne getirdim mi? Vazifemi yaptım mı?
Orada bulunanlar ra:
Evet yemin ederiz ki, tebliğ ettin, bize tavsiyelerde ve öğütlerde bulundun, böylece şehadet ederiz' dediler.
Efendimiz sav Şehadet Parmağını havaya kaldırarak:
-Şahit ol ya Rabbi,
şahit ol ya Rabbi,
şahit ol ya Rabbi...
Size selam ve selamet diliyorum, Al¬lah'ın rahmet ve bereket ihsanını niyaz ediyorum,” buyurdular.

Aziz Müminler!

Ebû Saîd El-Hudri’nin okuduğu şu dua ile sohbetimi bitiriyorum:
رَضِيتُ بِاللهِ رَبّاً، وَبِاْلإِسْلاَمِ دِيناً، وَبِمُحَمَّدٍ صَلَّى الله ُعَلَيْهِ وَسَلَّمَ رَسُولاً
اَللّٰهُمَّ رَبَّنَا لَكَ الحَمْدُ، مِلْءَ السَّمَوَاتِ وَاْلأَرْضِ، وَمِلْءَ مَا شِئْتَ مِنْ شَئٍ بَعْدُ، أهْلَ الثَّناءِ والْمَجْدِ، أَحَقُّ مَا قَالَ العَبْدُ، وَكُلُّنَا لَكَ عَبْدٌ، اَللّٰهُمَّ لاَ مَانِعَ لِمَا أَعْطَيْتَ، وَلاَ مُعْطِيَ لِمَا مَنَعْتَ، وَلاَ يَنْفَعُ ذَا الجَدِّ مِنْكَ الجَدُّ
لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ وَاللَّهُ أَكْبَرُ
لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ وَحْدَهُ لاَ شَرِيكَ لَهُ
لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ لَهُ الْمُلْكُ وَلَهُ الحَمْدُ
لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللهُ وَلاَ حَوْلَ وَلاَ قُوَّةَ إِلاَّ بِاللهِ

Yâ Rab!
Rab olarak Allah’tan, din olarak İslâm’dan ve Rasûlü olarak Muhammed sav’den râzı oldum.
Ey Allah’ım! Rabbimiz, Hamd gökler ve yer dolusu ve bundan sonra dilediğin şey dolusu Sana’dır.
Senâ ve mecd sahibi Allah, kulun dediğinden daha fazlasına müstahaktır.
Biz hepimiz Sana kuluz.
Allah´ım! Senin verdiğini engelleyecek yok; engellediğini de verecek yok.
Varlık sahibine varlığı fayda vermez; varlık ve fayda sendendir.
Allah’tan başka ilah yoktur ve Allah en büyüktür.
Allah’tan başka ilah yoktur, O tektir ve ortağı yoktur.
Allah’tan başka ilah yoktur ve hamd O’nadır.
Allah’tan başka ilah yoktur, güç ve kuvvet yalnız Allah’a âittir.

Velhamdü Lillahi Rabbil Âlemîn

Kaynaklar
İslam Ansiklopedisi, TDV
Kuranı Kerim Meali, Diyanet Vakfı,
Kuranı Kerim Meali, Feyzül Furkan,
Sorularla İslam
İslam ve İhsan
Riyazüs Salihin
Nureddin Yıldız Hoca Efendinin Sohbetinden,
Muhammed Emin Yıldırım Hoca Efendi Sohbetlerinden

Yaşar Kapkara
Ayvacık İlçe Müftülüğü Vaizi
9 Şubat 25Son Güncelleme: 11.Şubat 2025

06 Mayıs 2020
Test

Form Gönderimi

Tamam

WhatsApp
Copyright © Sofa İç Mimarlık 2026 | Her Hakkı Saklıdır. ÜCRETSİZ KEŞİF 0312 000 00 00 WHATSAPP HATTI