PROJE DETAYI
Sağlık Bir Nimettir. Her Nimet Bir Emânettir.
بسم الله الرحمن الرحيم
|
اَلْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ*
|
|
وَالصَّلَاةُ وَالسَّلَامُ عَلَى رَسُولِنَا مُحَمَّدٍ وَعَلَى آلِهِ وَصَحْبِهِ اَجْمَعِينَ*
|
|
صَلُّوا عَلَى رَسُولِنَا مُحَمَّدٍ*
|
|
صَلُّوا عَلَى طَبي۪بِ قُلُوبِنَا مُحَمَّدٍ*
|
|
صَلُّوا عَلَى شَفي۪عِ ذُنُوبِنَا مُحَمَّدٍ*
|
|
رَبِّ اشْرَحْ لِى صَدْرِى وَيَسِّرْ لِى اَمْرِى وَاحْلُلْ عُقْدَةً مِنْ لِسَانِى يَفْقَهُوا قَوْلِى*
|
|
وَاُفَوِّضُ اَمْرِي اِلَي اللَّهِ * اِنَّ اللَّهِ بَصِيرٌ بِالْعِبَادِ*
|
|
اَعُوذُ بِاللَّهِ مِـنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيــمِ* بِسْــــمِ اللَّهِ الرَّحْمَـنِ الرَّحِيـمِ*
|
وَإِن تَعُدُّواْ نِعْمَةَ اللّهِ لاَ تُحْصُوهَا إِنَّ اللّهَ لَغَفُورٌ رَّحِيمٌ
“Allahın nimetlerini saymaya kalksanız sayamazsınız”[1]
Aziz Müminler!
Yüce Rabbimiz yaşadığımız şu dünyada biz kullarına sayısız nimetler vermiştir.
Bu günkü sohbetimizde Allahın bize bahşettiği nimetlerin başında gelen “SAĞLIK” nimetini anlatmaya çalışacağım.
Rabbim anlamayı ve yaşamayı cümlemize nasip etsin. Amin!
Sevgili Peygamberimiz bir hadisi şerifte şöyle buyurmaktadır.
نِعْمتانِ مغبونٌ فيهما كثير من الناس: الصحة والفراغ
“İki nimet vardır ki, insanların çoğu bu nimetleri kullanmakta aldanmıştır: Bunlar sıhhat ve boş vakittir.”[2]
Sevgili Peygamberimizin şu Hadisinden de kıymetini idrak edemediğimiz sağlığımızı korumaya öncelik vermemiz gerektiğini, çünkü Kıyamet Günü ondan hesaba çekileceğimizi öğreniyoruz.
|
عَنِ بْنِ عَبَّاسٍ رَضِيَ اللهُ عَنْهُمَا قَالَ : قَالَ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ
|
|
اِغْتَنِمْ خَمْسًا قَبْلَ خَمْسٍ:
|
|
شَبَابَكَ قَبْلَ هَرَمِكَ
|
|
وَصِحَّتَكَ قَبْلَ سَقَمِكَ
|
|
وَغِنَاءَكَ قَبْلَ فَقْرِكَ
|
|
وَفَرَاغَكَ قَبْلَ شُغْلِكَ
|
|
وَحَيَاتَكَ قَبْلَ مَوْتِكَ
|
“Beş şey gelmeden önce beş şeyin değerini bilin! İhtiyarlık gelmeden önce gençliğin, Hastalık gelmeden önce sağlığın, fakirlik gelmeden önce zenginliğin, ölüm gelmeden önce hayatın, meşguliyet gelmeden önce boş zamanın.”[3] Aynı hadisi şerif ilavesi ile rivayet edilmiştir.
Aziz Müminler!
Hem Rabbimize, hem kendimize hem de kendimizin dışındakilere karşı görevlerimizi yapmanın ilk şart sağlığımızı korumaktan geçer.
O halde bir Müslüman’ın sağlığını koruması için genel olarak nelere dikkat etmesi lazım gelir, kısa kısa bunları bir hatırlayalım.
1- Genel Olarak Sağlıklı/Dengeli Beslenmeye Çalışmalıyız,
Bu hususta, gerekli ve yeteri kadar besin maddeleri kullanmamız gerekir.Ne fazla ne de noksan. Dengeli bir beslenme takip edilmelidir.
يَا أَيُّهَا النَّاسُ كُلُواْ مِمَّا فِي الأَرْضِ حَلاَلاً طَيِّباً وَلاَ تَتَّبِعُواْ خُطُوَاتِ الشَّيْطَانِ إِنَّهُ لَكُمْ عَدُوٌّ مُّبِينٌ
“Ey insanlar! Yeryüzünde bulunanların helâl ve temiz olanlarından yeyin, şeytanın peşine düşmeyin; zira şeytan sizin açık bir düşmanınızdır.”[4]
Efendimiz buyurmuştur ki:
“Allâh Teâlâ temizdir, ancak temiz olanları kabul eder. O, peygamberlerine emrettiği şeyi mü’minlere de emretmiştir. Cenâb-ı Hak peygamberlere:
يَا أَيُّهَا الرُّسُلُ كُلُوا مِنَ الطَّيِّبَاتِ وَاعْمَلُوا صَالِحًا إِنِّي بِمَا تَعْمَلُونَ عَلِيمٌ
«Ey peygamberler! Temiz ve helâl olan şeylerden yiyin ve sâlih ameller işleyin!»[5] buyurmuştur. Mü’minlere de aynı şekilde:
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ كُلُواْ مِن طَيِّبَاتِ مَا رَزَقْنَاكُمْ وَاشْكُرُواْ لِلّهِ إِن كُنتُمْ إِيَّاهُ تَعْبُدُونَ
“Ey iman edenler, size kısmet ettiğimiz rızıkların temiz olanlarından yiyin ve Allah'a şükredin, eğer yalnızca O'na ibadet ediyorsanız.”[6]buyurmuştur. Bir kimse Allâh yolunda uzun seferler yapıyor. Saçı başı dağınık, toza toprağa bulanmış vaziyette ellerini gökyüzüne açarak: YâRabbî! YâRabbî! diye yalvarıyor. Halbuki onun yediği harâm, içtiği harâm, gıdası da harâmdır. Böyle birinin duâsı nasıl kabul edilir!”[7]
Aziz Müslümanlar!
Dengeli beslenme hususunda Yüce Rabbimizin şu emri İlahisi çok enterasandır:
يَا بَنِي آدَمَ خُذُواْ زِينَتَكُمْ عِندَ كُلِّ مَسْجِدٍ وكُلُواْ وَاشْرَبُواْ وَلاَ تُسْرِفُواْ إِنَّهُ لاَ يُحِبُّ الْمُسْرِفِينَ
“Ey Âdemoğulları! Her mescide güzel elbiselerinizi giyinerek gidin; yiyin için fakat israf etmeyin, çünkü Allah müsrifleri sevmez.”[8]
Kıymetli Dostlar!
((Bu Âyeti Kerime üzerinde biraz duralım isterseniz. “Yiyiniz içiniz fakat israf etmeyiniz; Allah israf edenleri sevmez.”Kimi meallerde “yiyiniz, içiniz” ifadesi ile “israf etmeyiniz” ifadesi “fakat” ile bağlanmış, az bir kısmında da “ve” bağlacı var.
Anlaşılan o ki “yeme/içme” eylemi ile “israf etme” eylemi arasında bir karşıtlık var ki, “fakat” bağlacı tercih ediliyor. “Yiyin için ama o kadar da değil.”“İsraf etmeyin; yani az yiyin, için...” diye bir zımni cümle saklı “fakat” bağlacını tercihin altında. Hoş;“ve” ile de bağlasak, bizim israf etme/etmeme anlayışımız daha çok nicel düzlemde olduğu için aynı zımni anlamı alırız: “Çok yemeyin, çok içmeyin...” Gereğinden çok yemek ve içmek elbette israf; başka türlüsü söylenemez. Ama, israf etmeyi, çok yeme/içme olarak anlarsak, az yiyip az içenlerin israf etmeyenler olduğunu sanmaya başlarız. Her halükârda az yiyen, az içen “israf etmek”ten kurtuluyor mu? Günde on pirinç tanesiyle doyduğunu söyleyen bir “imansız” israf etmiyor mu sizce? Allahsız yenen her tane, içilen her yudum bir israf değil midir?
İşte yeme/içme adabını anlamak için anahtar soru bu...
"Ham!" diye yediklerimiz, bir çırpıda içtiklerimiz kâinatın son ürünü...
(Bebeklerimize “Hamm! Hamm!” Diye mama yedirmek yerine “besmele” ile yedirsek daha hayırlı ve daha bereketli olur.
………
İnsan, "kâinatın son ürünü"nü ağzında öğütüyor, dişlerinde parçalıyor, midesinde eritiyor. Tüketiyor. Eksiltiyor. Peki ama ne üretiyor? Kâinatın son ürününü hammadesi eyleyen bir "fabrika"nın "son ürün"den daha değerli bir "ürün" üretmeli ki, varlığı (ve tüketimi) anlamlı olsun. İyi ama, kâinatta insanın tükettiğinden daha değerlisi yok ki... Ne üretebilir ki, tüm varlık çarklarının ürettiği en değerli üründen daha değerli olsun... Mümkün değil gibi...
Besmele, Şükür ve Hamdele
Öyleyse, insanın üretebileceği en değerli şey, (“Besmele” ile başladığı tüketim/üretim faaliyeti sonunda)"hamd"dir, "şükür"dür, “ubudiyet”tir.
(Besmelesiz) Yediğinden ve içtiğinden, hamd meyvesi çıkarmayan, şükür üretmeyen bir insan "israf eder." Aldığı malzemeyi yerinde kullanmamış olur. Tükettiği hammaddeye hak ettiği işlemi uygulamadan boşa harcamış olur. Kelimenin tam anlamıyla israf eder. Yediğini içtiğini israf etmekle kalmaz, kendi varlığını da boşa çıkarır. Kâinatın çarklarının hep beraber katıldığı "son ürün"e ancak ubudiyetiyle değer katabilir insan. İnsandan beklenen zaten budur; başkası değil.
Bu yüzden, "yiyiniz, içiniz; israf etmeyiniz" ifadesini, "yiyiniz, içiniz ama çok yemeyin, çok içmeyin" diye anlamak doğru olsa da yeterli değildir. Çünkü insan "az" yiyip içse de israf edebilir. Az da olsa yediğinden içtiğinden şükür çıkarmıyorsa, yediğini içtiğini boşa yemiş içmiş olur. Kendine gelen hammaddeden daha değerlisini üretmeyerek, yiyip içtiğine de kendine yazık etmiş olur. Ayet, "Yiyiniz, içiniz ve yediğinize içtiğinize şükredin, yiyip içtiğinizden ubudiyet üretin" diye de okunmalı, değil mi?
Üstelik bu ayetin anlam nehrine daha çok bakış borçlu olduğumuza dair asıl sürprizi en sona sakladım. “Yiyiniz, içiniz; israf etmeyiniz...” cümlesinden hemen önce, “Ey Âdemoğulları, bütün mescitlerde zinetinizi takınınız.” diye meal verebileceğimiz bir cümle daha var.
Alışıldık haliyle hutbelere kadar taşınan bu cümlenin “camilere temiz çorap ve elbise ile girmek” olarak anlaşıldığı/anlatıldığı malumumuz.
Ancak ayete dair böylesi kısıtlayıcı ve pratik bir anlam yakıştırmanın şu soruları gözden kaçırdığı muhakkak:
1. Bu ayet Mekke’de inmiştir; ayetin indiği sırada kirli ya da temiz (ne bir) çorap ve (ne bir) elbiseyle girilecek bir “mescit” ya da “cami” yoktur.
- Ayetin hitabı “ey iman edenler” değil, “Ey Âdemoğulları”dır; oysa camiye nasıl girileceği sadece müminlerin meselesidir. “Ey Âdemoğulları...” hitabı bütün insanlığı ilgilendiren daha temel bir sorundan söz açıyor olmalı.
3. Eğer bu ilk cümleyi camilere temiz elbiseyle girmek diye anlamamız doğruysa, camilere girdikten hemen sonra işin yeme içmeye getirilmesi biraz tuhaf değil mi? Hayırdır; camide mi yememiz içmemiz isteniyor yoksa?
Öyleyse, vahye yaklaşırken, kendi zihnimizde oluşturduğumuz kalıpları bir kenara koyabilmemiz gerekiyor.
Bu ayetin anlam alanına girerken “mescit” tabiri üzerindeki dar algımız aklımızı çeliyor. Oysa “mescit”“secde etme” eyleminin “anı/mekânı/hâli” ile ilgili soyut bir anlam taşıyor olmalı zihnimize. Yani, “Allah’a (secde edercesine) itaat ettiğiniz her anda, her yerde, her halde “zinetlenin”/“süslenin” diyor ayet...
Bir de “süslenmeyi” güzel giyinmeye kilitlemesek... Azıcık düşünsek, bir insanın eylemini “süsleyen” nedir diye?
Misal:
Kalıbınızla yaptığınız bir işe kalbinizi de katıyor musunuz? Katmıyorsanız, “zinetsiz” bir eylemdesiniz.
(( Taat bir elbise/ zinettir.
Takva bir elbisedir/zinettir.
Tebessüm bir elbise/zinettir.
Güzel söz bir elbisedir/zinettir.))
Bedeninizle katıldığınız bir eylemin yanında ruhunuzla da bulunuyor musunuz? Bulunuyorsanız eyleminiz “süslü” demektir.
İnsanın ameline imanı süstür. İnsanın eylemine gönlünü de katması eylemini güzelleştirir. İnsanın Allah’a itaatini, içinden gelerek, şükür duygusuyla, minnettarlık mahcubiyetiyle, iyiliğe karşılık verme aşkıyla yapması “mescid”ini, yani itaatlerini “zinet”lendirir.
Sözü yeme içme edebine getirelim şimdi:
Âdemoğulları zaten yer içer. Allah “yiyin için!” demese de yer içer. Başka seçeneği yok ki... Ama yeme içme mecburiyetini Allah’a şükür ve minnettarlığını ifade etme vesilesi haline getirirse, yeme içmesi zinetlenir, süslenir.
(Emeğinden) Ekmeğinden şükür üretirse, emeği/ekmeği güzelleşir, emeğine/ekmeğine yeni değerler katar. Böylece insanın kendisi de güzelleşir. Sadece yediğini içtiğini değil kendisini de israf etmemiş olur. Allah kendilerini israf edenleri, boş yere harcayanları, hamd etmeyerek kendini ıskartaya çıkartanları sevmez ki...
Değil mi?))[9]
Yani israf etmemek, bir yemek yeme işini bile, taate ve uhrevi ücrete dönüştürebilmektir. Müslüman’a yakışan ise, her işinde olduğu gibi yemede de orta yolu tutmaktır.
Sevgili Peygamberimiz sav;“İnsanoğlu karnından daha zararlı bir kap doldurmamıştır” buyurarak konumuzu ne güzelde izah etmektedir.
İnsan Midesini üç bölüme ayırmalı, üçte birini yemeğe, üçte birini içmeğe, diğer üçte birini havaya ayırmalıdır.
Aziz Kardeşlerim!
İrfan Ehlinin, Kılletü Taam, Kılletü Menam Ve Kılletü Kelam…“az yemek, az uyumak ve az konuşmak” olarak formüle ettiği bu sağlıklı yaşam formülünü bir uygulayabilsek, o zaman ne hastaneler dolup taşar ne de sağlığından şikayet eden bir toplum haline gelirdik.
Aziz Dostlar!
Hem bu dünya hem de içindeki bütün nimetler hem fani hem de Fani olan insanoğlunun imtihanı içindir.
Biz Müminler sevdiğimiz ve sevmediğimiz, bize sürur veren ve zahmet veren her şeyde Rabbimizin rızasını arayacağız. Bütün bu hallerde nasıl O’nu daha çok memnun ederim? O’nun rızasından ayrılmam. Bu da iyi niyetle yapılabilecek bir iştir.
- Sofraya oturur, önündekileri yersin, adı kahvaltı olur. Besmele ile başlar, Hamd ve Şükür ile bitirirsin ibadet olur.
- Sabah kalkar suyun altına girersiniz adı duş olur. Niyet ettim gusletmeye dersiniz, adı abdest olur.
- Sabahtan akşama kadar bir şey yemezsiniz adı aç kalma olur. Niyet ettim oruç tutmaya dersiniz, ibâdet olur.
- Eğilip kalkarsınız spor olur, niyet ettim namaza dersiniz, Mirâc olur.
Müslüman İlim Bazı Adamlarının Bu Konu Hakkındaki Görüşleri:[10]
‘Kalbi üç şey karartarak hikmet yolunu kapatır. Oda çok yeme, çok uyuma, çok konuşmadır. Üç gün aç kaldı diye dertlenen kişiden ârif bir insan olmaz. O cahil ve haddini bilmez adamın tekidir. Cenâb-ı Allah bir kuluna yardım ve ikramda bulunursa ona az yemeyi, az konuşmayı, az uyumayı nasip eder.’
“Eğer kim yemek şehvetine tutulur karnını doldurmak istese hiç değilse üçte birini yemekle, üçte birini içecekle, üçte birini de boş bıraksın.”
“Şeytan insanın damarlarında kan gibi dolaşır. O yolları açlık ve susuzlukla tıkamak sadece Allah dostlarına mahsustur.”
Az yemek tüm dertlerin devasıdır. Tüm ağrı ve sızıyı getiren tokluktur.
Az yemek vücuttaki hastalıkları azaltır. Çok yemek hastalıklara sebep olur. Gece uyku ve rüya düzenini bozar.
Cenâb-ı Allah bir kuluna ihsanda bulunursa; ona az yemeyi, az uyumayı, az konuşmayı nasip eder.
Bedenin sağlığı az yemekte. Ruhun sağlığı az uyumaktadır. Aşırı yemek yiyen kişinin aklından tekrar ele geçirilmesi mümkün olmayan bir şeyler silinir gider. Tokluk çeşitli hastalığı, hastalık da keder ve elemi davet eder.
Bütün hastalıkların temelinde mutlak çok yemek vardır. Az yeme, açlık ise cümle hastalıkların devasıdır.
Efendimizin;
" صَلُّوا تَنْجَحُوا ، وَزَكُّوا تُفْلِحُوا ، وَصُومُوا تَصِحُّوا ، وَسَافِرُوا تَغْنَمُوا " .
“Oruç tutun ki sıhhat bulasınız” tavsiyesi, az yemenin sağlığı korumadaki nebevi reçetesidir.
2- Temizliği Dikkat Edilmesi
Kıymetli Müminler!
Rabbimiz Temizliğe verdiği önemi beyan ederken;
إِنَّ اللّهَ يُحِبُّ التَّوَّابِينَ وَيُحِبُّ الْمُتَطَهِّرِينَ
“…Allah şüphesiz daima tevbe edenleri sever, temizlenenleri de sever.“[11] Ayetini hayatında bilfiil yaşamış olur.
Efendimiz sav de Temizliği;
اَلنَّظَافَةُ مِنَ الْإِيمَانِ
"Temizlik imandandır."[12]
Yine Efendimiz sav beden temizliğinden bahsederken;
الْفِطْرَةُ خَمْسٌ أَوْ خَمْسٌ مِنَ الْفِطْرَةِ الْخِتَانُ وَالِاسْتِحْدَادُ وَنَتْفُ الْإِبْطِ وَتَقْلِيمُ الْأَظْفَارِ وَقَصُّ الشَّارِبِ "
“Fıtrat beştir: Sünnet olmak, kasıkları tıraş etmek, koltuk altını tıraş etmek bıyığı kısaltmak, tırnakları kesmek.”[13] Buyurmuşlardır.
“Birinin uykusundan uyandığında elini üç defa yıkamadan kaba daldırmasın. Çünkü elinin nerede gecelediğini bilemez.”[14]
İbn Abbas’dan rivayetle, “Sevgili Peygamberimiz kabirlerinde azap gören iki kimsenin sesini duydu ve “Bu ikisinden biri idrarından sakınıp korunmadı, diğeri de koğuculuk yapmak için dolaşırdı”[15] buyurdu.
Ebu Sa’id radıyallahu ahn anlatıyor. Resûlullah sav buyurdular ki: "Cuma guslü her muhtelime (büluğa erene) vacibtir. Misvaklanması, bulduğu takdirde koku sürünmesi de öyle:" [16]
Nitekim Sevgili Peygamberimiz ağız ve diş sağlığı için her daim misvak kullanmış ve Ümmetine misvak kullanmayı emretmiştir. Hadisi Şerifler şunlardır.
« لَوْلا أَنْ أَشُقَّ عَلى أُمَّتي أَوْ عَلى الناس لأمرْتُهُمْ بِالسِّواكِ معَ كلِّ صلاةٍ »
"Ümmetimi (veya insanları) zora sokmaktan endişe etmeseydim, onlara her namaz vaktinde misvakla dişlerini temizlemelerini emrederdim."[17]
« السِّواكُ مَطهَرةٌ للفَمِ مرْضَاةٌ للرَّبِّ »
"Misvak kullanmak ağzın temiz kalmasına ve Rabbın razı olmasına sebeptir." [18]
3- Sağlığa Zararlı Şeylerden Uzak Durmak
Kıymetli Müminler!
Yukarıda zikrettiğimiz Ayeti Kerimelerde de dikkat çekildiği gibi, “Temiz ve Helal” şeylerin tavsiye edilmesi, aynı zamanda “Necis ve Haram” şeylerin de yasaklandığını göstermektedir.
Allahu Teala buyurmuştur ki:
فَكُلُواْ مِمَّا رَزَقَكُمُ اللّهُ حَلالاً طَيِّبًا وَاشْكُرُواْ نِعْمَتَ اللّهِ إِن كُنتُمْ إِيَّاهُ تَعْبُدُونَ
“Artık, Allah'ın size verdiği rızıktan helâl ve temiz olarak yeyin, eğer (gerçekten) yalnız Allah'a ibadet ediyorsanız, onun nimetine şükredin.”[19]
Bu Ayeti Celile’de iki kelime ön plana çıkmaktadır, birincisi Helal ikincisi Tayyib. Müslümanın gursağından geçen her şey, bu iki özelliğin ikisini de birden taşımalı ki, Müslüman bunu kullanabilsin. Kısaca bu iki kavrama bir göz atalım.
Helal: Kur’an ve Sünnette (İslam Şeriatında) yasaklanmamış olan maddi ve manevi herşey.
Tayyib: İyi, helal, hayırlı, mübarek, temiz, güzel, hoş, verimli, iyi davranış, haram olma şüphesi bulunmayan, izin verilen, güzel cemaller, Allahü Teâlâyı övücü sözler gibi manalara gelir. Gıda maddeleri açısından, tabiatında bozulmamış olan demektir.
Genel olarak Temizliği; Maddi ve Manevi olarak ikiye ayırabiliriz.
Maddi Temizlik : Beden Temizliği, MekanTemizliği, Fiziki Alan temizliği olarak da söyleyebiliriz.
Manevi Temizlik : İnanç Temizliği, Düşünce Temizliği, Amel Temizliği, Vakit temizliği olarak ayrıştırabiliriz.
Kuranı Kerimde Yenmesi Haram Olan Şeyler:
Yine kuran-ı Mübin’de genel olarak haram yiyecekler şöyle sıralanmıştır:
حُرِّمَتْ عَلَيْكُمُ الْمَيْتَةُ وَالْدَّمُ وَلَحْمُ الْخِنْزِيرِ وَمَا أُهِلَّ لِغَيْرِ اللّهِ بِهِ وَالْمُنْخَنِقَةُ وَالْمَوْقُوذَةُ وَالْمُتَرَدِّيَةُ وَالنَّطِيحَةُ وَمَا أَكَلَ السَّبُعُ إِلاَّ مَا ذَكَّيْتُمْ وَمَا ذُبِحَ عَلَى النُّصُبِ وَأَن تَسْتَقْسِمُواْ بِالأَزْلاَمِ ذَلِكُمْ فِسْقٌ …
“Ölü hayvan (leş), (çıkmış) kan, domuz eti, Allah’tan başkası adına boğazlanan; henüz canı çıkmadan yetişilip (şartlarına uygun tarzda) kesilenler dışındaki boğulmuş, (taş veya sopa vb. ile) vurulup öldürülmüş, yukarıdan yuvarlanıp ölmüş, (başka bir hayvan tarafından) boynuzlanma neticesinde (ölmüş) ve yırtıcı hayvanlarca parçalanmış; bir de dikili (putlaştırılmış) taşlar için boğazlanmış (hayvanların etlerini yemeniz) ve fal oklarıyla kısmet (şans) aramanız size haram kılındı. İşte bunları yapmak, (Allah’a) itaatsizliktir…”[20]
Bu konudaki bir diğer Ayet ise:
إِنَّمَا حَرَّمَ عَلَيْكُمُ الْمَيْتَةَ وَالدَّمَ وَلَحْمَ الْخِنزِيرِ وَمَا أُهِلَّ بِهِ لِغَيْرِ اللّهِ فَمَنِ اضْطُرَّ غَيْرَ بَاغٍ وَلاَ عَادٍ فَلا إِثْمَ عَلَيْهِ إِنَّ اللّهَ غَفُورٌ رَّحِيمٌ
“(Allah) size sadece ölmüş (murdar hayvan)ı, kanı, (hem etinin hem tabiatının pisliğinden dolayı) domuz etini ve Allah’tan başkası (putlar ve şahıslar) adına kesileni haram kıldı. Fakat kim de mecbur kalırsa, istekli olmayarak ve sınırı aşmadan (sırf ölmemek için) yerse ona hiçbir günah yoktur. Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhametlidir.”[21]
Yemesi içmesi haram olan şeylerden bir diğer yasak da sarhoşluk veren şeylerdir. Bunlar hakkında Kuran-ı Kerim’de şöyle buyrulmaktadır.
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ إِنَّمَا الْخَمْرُ وَالْمَيْسِرُ وَالأَنصَابُ وَالأَزْلاَمُ رِجْسٌ مِّنْ عَمَلِ
الشَّيْطَانِ فَاجْتَنِبُوهُ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ
“Ey iman edenler! (Aklı örten) içki (ve benzeri şeyler), kumar, dikili taşlar ve fal okları ancak, şeytan işi birer pisliktir. Onlardan kaçının ki kurtuluşa eresiniz” (Maide, 90)
Hz. Peygamber bir hadis-i şerifinde;
كُلُّ مُسْكِرٍ خَمْرٌ، وَكُلُّ مُسْكِرٍ حَرَامٌ.
“Her sarhoşluk veren şey (müskir) hamr’dır. Ve her müskir ise haramdır” [22]
Hadisi Şerifte geçen Müskir ve Hamr kelimelerini kısaca izah edecek olursak;
Müskir: Yenilmesi ve içilmesiyle insana sarhoşluk veren şey. Arapça (skr/سكر) kökünden türemiş olup çoğulu "müskirat"tır. Müskirat katı (câmid) ve akıcı (sıvı, mâyi) olmak üzere ikiye ayrıldığı gibi; yiyecek (me'kûlât) ve içecek (meşrûbât) olmak itibariyle de iki çeşide ayrılır.
Katı ve yiyeceklerden sayılan müskirat, afyon, benk, esrar, kokain, marihuana vs. gibi bitkilerden elde edilip insana gevşeklik, uyku veren ve aklı bozan şeylerdir. Bunlar katı olarak kullanıldıkları gibi, toz olarak veya sulandırılıp damardan zerkedilerek de kullanılabilirler.
Sıvı olan müskirât, içilmeleriyle insana sarhoşluk veren bir kısım mayilerdir ki; üzümden, hurmadan, diğer meyvelerden, buğday, arpa gibi hububattan, sütlerden elde edilir.
Hamr: sözlükte, bir şeyi örtmektir. Bir şeyi örten örtü anlamında ‘hımar’ aynı kökten gelmektedir. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de bu kelime çoğul olarak (humur şeklinde) kadınların başlarını örttükleri ‘başörtü’ manasında kullanılmaktadır. (bak. 24 Nûr/31
Hamr, kavram olarak; insanın, akıl yürütme ve düşünme yeteneğini örten her türlü sarhoş eden ve uyuşturucu manasına gelir. Türkçedeki şarap, içki veya uyuşturucu denilen maddelerin genel adıdır.
Sarhoşluk veren şeylerin neden haram olduklarına baktığımızda, şu Ayetler bize hakikatı göstermektedir:
يَسْأَلُونَكَ عَنِ الْخَمْرِ وَالْمَيْسِرِ قُلْ فِيهِمَا إِثْمٌ كَبِيرٌ وَمَنَافِعُ لِلنَّاسِ وَإِثْمُهُمَآ أَكْبَرُ مِن نَّفْعِهِمَا وَيَسْأَلُونَكَ مَاذَا يُنفِقُونَ قُلِ الْعَفْوَ كَذَلِكَ يُبيِّنُ اللّهُ لَكُمُ الآيَاتِ لَعَلَّكُمْ تَتَفَكَّرُونَ
“Sana, şarap ve kumar hakkında soru sorarlar. De ki: Her ikisinde de büyük bir günah ve insanlar için bir takım faydalar vardır. Ancak her ikisinin de günahı faydasından daha büyüktür. Yine sana iyilik yolunda ne harcayacaklarını sorarlar. «İhtiyaç fazlasını» de. Allah size âyetleri böyle açıklar ki düşünesiniz.”[23]
إِنَّمَا يُرِيدُ الشَّيْطَانُ أَن يُوقِعَ بَيْنَكُمُ الْعَدَاوَةَ وَالْبَغْضَاء فِي الْخَمْرِ وَالْمَيْسِرِ وَيَصُدَّكُمْ عَن ذِكْرِ اللّهِ وَعَنِ الصَّلاَةِ فَهَلْ أَنتُم مُّنتَهُونَ
“Şeytan, içki ve kumarla, ancak aranıza düşmanlık ve kin sokmak; sizi Allah’ı anmaktan ve namazdan alıkoymak ister. Artık vazgeçiyor musunuz?”[24]
Yüce Rabbimizde;
وَأَنفِقُواْ فِي سَبِيلِ اللّهِ وَلاَ تُلْقُواْ بِأَيْدِيكُمْ إِلَى التَّهْلُكَةِ وَأَحْسِنُوَاْ إِنَّ اللّهَ يُحِبُّ الْمُحْسِنِينَ
“Allah yolunda harcayın. Kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın. Yaptığınızı güzel yapın; Allah güzel yapanları sever.” (Bakara, 195) buyurmuştur.
Burada “sigara zehrinin” de adını anmadan geçemeyeceğiz. Sigaranın da yaktığı canlar, yıktığı ocaklar o kadar da az değil.
Sigara (bak. Bağımlılık Risalesi, sayfa: 17-19)
Bira (bak. Bağımlılık Risalesi, sayfa: 23)
4- Bulaşıcı hastalıklardan Uzak Durmak
Salığı koruma yollarından biride bulaşıcı hastalıklara yakalanmamak içir tedbirler almaktır. Sevgili Peygamberimiz bir hadislerinde şöyle buyurmaktadır. “Bir yerde veba ve benzeri herhangi bir bulaşıcı hastalık olduğunu işittiğiniz zaman o yere girmeyiniz. Bulunduğunuz yerde böyle bulaşıcı bir hastalık varsa oralardan çıkmayınız”[25]
Hz. Ömer veba olan bir beldeye askerlerinin girmesini yasaklayınca, yanındakilerden bazıları, ‘Allah’ın kaderinden neden kaçıyorsun’ denildiğinde, ‘Allah’ın bir kaderinden bir diğerini tercih ediyorum’ demiştir.
Kuran-ı Kerimde de zinanın kötülüğü şöyle anlatılmıştır.
وَلاَ تَقْرَبُواْ الزِّنَى إِنَّهُ كَانَ فَاحِشَةً وَسَاء سَبِيلاً
“Zinaya yaklaşmayın. Çünkü o, son derece çirkin bir iştir ve çok kötü bir yoldur.”[26]
5- Düzenli Egsersiz, Hareket Ve Spor Gibi Dengeleyici Ve Bedeni Formda Tutucu Faaliyetlerde Bulunmak
Kıymetli Müminler!
Dünyada her şeyin düzenli ve planlı bir hareketi vardır. İnsanoğlu da bu hareketli alanda hareketsiz kalamaz.
Beden işinde çalışanlar, Köyde çalışanların büyük çoğunluğu zaten yeteri kadar beden faaliyetlerinde bulunmaktadır.
Namaz kılmak, hem beden hem zihin hem de ruhun faaliyetleri arasında olduğu hepimiz tarafından bilinmektedir.
Bunun dışında, yürüyüş yapmak, yüzmek, güreş, tekvando gibi beden sporları ile uğraşmak, … insan sağlığına olumlu katkı yapan etkenlerdendir.
6- Derin Düşüncelerden Uzak Durmak
İnsan iki ana maddedin oluşmaktadır ki bunlar “beden” ve “ruh”dur. Nasıl ki beden sağlığı çok önemli ise, ruh sağlığı da o kadar önemlidir.
Düşünce Hastalığının tek sebebi Allaha İtimadın ve Ahiret İnancının zayıflamasıdır. Ahret inancı zayıflayınca karşımızdakine yaptığımız haksızlık ve zulmün farkına varmıyoruz.
Haksızlığa uğrayan da bütün bu çektiklerinin ücretini Allahtan alacağını unutaraktan, sabretme melekesini kaybediyor. Halbu ki sabretmesine karşılık çektiklerinin ücretini bir gün alacağını bilse, derin derin düşünüp de kendini yıpratmaya gerek olmadığını anlayacak.
Ancak,
فَمَن يَعْمَلْ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ خَيْرًا يَرَهُ *وَمَن يَعْمَلْ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ شَرًّا يَرَهُ
“Kim zerre miktarı hayır yapmışsa onu görür. * Kim de zerre miktarı şer işlemişse onu görür.”[27] Ayetine inanarak, bu ruhsal bozukluk ve ağır düşünce hastalığından kurtulabiliriz.
Lokman Hekime adfedilen: “Ayağını sıcak tut, başını serin. Düşünme derin derin.” Bu veciz söze ne ilave edilebilir ki?
7- Tedavi Olmak
Aziz dostlar!
Rabbimizin isimlerinden biri de Eş Şâfi’dir. Şifa veren.
Nitekim Sevgili Peygamberimiz sav “Ey Allah’ın kulları! Tedavi olunuz. Çünkü Allah, yarattığı bir hastalık için mutlaka bir deva ve şifa yaratmıştır” [28] buyurmaktadır.
"Her derdin devası var. Derdin devası isabet edince Allah'ın izniyle dert iyileşir."[29]
Tedavi olmak ne kadar gerekli ise, tedaviyi yapacak hekim olmakta o kadar gereklidir. Hatta hekimlik Farzı kifayedir. Yani bir yerde hastalığı iyileştirme yönünde bazı insanların Tıp bilgisi alması gerekir. Bu sebeple hekimlik mesleğini icra edenler aynı zamanda kutsal bir görevi de yerine getiriyor demektir.
Efendimiz sav: “Kul Mümin kardeşinin ihtiyacını gidermeye devam ettikçe Allah Teala da onun ihtiyacını giderir. Kim bir Mümin Kardeşinin dünya sıkıntılarından birini giderirse, Allah da onun Ahiret sıkıntılarından birini giderir.”[30] Buyurmuştur.
Ayrıca Kuran-ı Kerim’de ise şöyle buyrulmaktadır.
… وَمَنْ أَحْيَاهَا فَكَأَنَّمَا أَحْيَا النَّاسَ جَمِيعًا …
“...Her kim de birini (hayatını kurtararak) yaşatırsa sanki bütün insanları yaşatmış gibidir…” (Maide, 32)
SONUÇ
Kıymetli dostlar!
Kişisel huzurdan tutalım da toplumsal huzura,
Yaşamın kolaylığından, ibadetlerin ifasına,
Yaşamın ve yaptıklarımızın bilincine varmada, sağlık bizim için en değerli nimetlerdendir,
Her Şeye Rağmen Bütün Tedbirleri Aldığımız Halde, Hastalıklar, Bela Ve Musibetler Bizi Buluyorsa.
Nitekim Yüce Kitabımız Kuran-ı Kerimde şöyle buyrulmaktadır.
وَلَنَبْلُوَنَّكُمْ بِشَيْءٍ مِّنَ الْخَوفْ وَالْجُوعِ وَنَقْصٍ مِّنَ الأَمَوَالِ وَالأنفُسِ وَالثَّمَرَاتِ وَبَشِّرِ الصَّابِرِينَ * الَّذِينَ إِذَا أَصَابَتْهُم مُّصِيبَةٌ قَالُواْ إِنَّا لِلّهِ وَإِنَّـا إِلَيْهِ رَاجِعونَ
Andolsun ki sizi biraz korku ve açlıkla, bir de mallar, canlar ve ürünlerden eksilterek deneriz. Sabredenleri müjdele. Onlar; başlarına bir musibet gelince, “Biz şüphesiz (her şeyimizle) Allah’a aidiz ve şüphesiz O’na döneceğiz” derler. [31]
Sohbetimizi bir hadisle noktalayalım.
«عَجَباً لأمْرِ الْمُؤْمِنِ إِنَّ أَمْرَهُ كُلَّهُ لَهُ خَيْرٌ ، وَلَيْسَ ذَلِكَ لأِحَدٍ إِلاَّ للْمُؤْمِن : إِنْ أَصَابَتْهُ سَرَّاءُ شَكَرَ فَكَانَ خَيْراً لَهُ ، وَإِنْ أَصَابَتْهُ ضَرَّاءُ صَبَرَ فَكَانَ خيْراً لَهُ »
“Müminin durumu gıpta ve hayranlığa değer. Çünkü her hâli kendisi için bir hayır sebebidir. Böylesi bir özellik sadece müminde vardır: Sevinecek olsa, şükreder; bu onun için hayır olur. Başına bir belâ gelecek olsa, sabreder; bu da onun için hayır olur.”[32]
DUA
Aziz Müminler!
Allah Kulunun hastalıklarına da Şifa verendir. O “Eş Şifa”dır. O akıllara şifa veren, ruhlara şifa veren, bedeni hastalıklara şifa verendir.
Kuranı Kerim, İbrahim as’ın dili ile, Allahü Tealayı kendisine şifa veren olarak bizlere tanıtmaktadır.
وَإِذَا مَرِضْتُ فَهُوَ يَشْفِينِ
“(İbrahim as) Hastalandığım zaman bana şifa veren O'dur.”[33] Dedi.
Peygamber (sav)'in diliyle şöylece dua etmek kalıyor: "Ey insanların Rabbi! Bu sıkıntı ve derdi gider. Şifa ver! Zira şifa veren Sen'sin. Senden başka şifa veren yoktur. Hastanın tüm hastalıklarını gideren bir şifa ver." Buhari: 5675
Rabbimiz sağlımızı bozacak fiiliyatlar bize yaptırmasın. Sağlığı bozulmuş hasta olan kardeşlerimize hayırlı şifalar, dertli olan kardeşlerimize de hayırlı devalar, güzel sabırlar ve ecirler versin. Amin!
Velhamdü Lillâhi Rabbil Âlemîn.
KAYNAKLAR:
Kuran-ı Kerim Meali, Diyanet Vakfı
Vaaz Siteler
Yaşar kapkara
Vezirköprü Cezaevi Vaizi
Nisan 2015
[1] (Nahl,18)
[2] (Riyazü’s-Salihin, Hadis No:98)
[3] (Riyazü’s-Salihin, Hadis No:408)
[4] (Bakara, 2/168)
[5] (Mü’minûn 23/51)
[6] (Bakara, 2/172)
[7] (Müslim, Zekât, 65)
[8] (Araf, 7/31)
[9]Diyanet Aylık Dergi Eylül 2010;04.10.2010
[10] Mesnevi, Mevlana; Marifetname, Erzurumlu İbrahim Hakkı
[11] (Bakara, 2/222)
[12] (Müslim, taharet 1; Darimi, Vudu 2; Müsned, 5/342,344; Acluni, Keşfu'l-Hafa, 291)
[13] (Müslim, Taharat, 50)
[14] (Müslim, Taharat, 87)
[15] (Müslim, Taharat 110)
[16] Buhari, Cuma 2, 3, 12, Ezan 161; Şehadat 18; Müslim, Cuma 5, (846); Muvatta, Cuma 4, (1, 102); Ebu Davud, Taharet 129, (341); Nesai, Cuma 6, 8, (3, 92 ((
[17] (Riyazü’s-Salihin, Hadis No:1199)
[18] (Riyazü’s-Salihin, Hadis No:1205)
[19] (Nahl, 16/114)
[20] (Maide, 5/3)
[21] (Bakara, 2/173)
[22] (Müslim, Eşribe 67)
[23] (Bakara, 2/219)
[24] (Maide, 5/91)
[25] (Buhari, Tıb 19)
[26] (İsra, 17/32)
[27](Zilzal, 99/7-8)
[28]Buhari 76/1, İbni Mace, Müsned, Beyhaki, Tahabi-İbnHibban, İbn-i EbiŞeybe, Hakim
[29]Müslim:2204, Müsned, Beyhaki
[30](Seçme Hadisler, Hadis No:301)
[31](Bakara, 155-156)
[32](Riyazü’s-Salihin, Hadis Ho:28)
[33] (Şuara, 26/80)