PROJE DETAYI
اَلْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ
وَالصَّلَاةُ وَالسَّلَامُ عَلَى رَسُولِنَا مُحَمَّدٍ وَعَلَى آلِهِ وَصَحْبِهِ اَجْمَعِينَ
صَلُّوا عَلَى رَسُولِنَا مُحَمَّدٍ
صَلُّوا عَلَى طَبيبِ قُلُوبِنَا مُحَمَّدٍ
صَلُّوا عَلَى شَفيعِ ذُنُوبِنَا مُحَمَّدٍ
رَبِّ اشْرَحْ لِى صَدْرِى وَيَسِّرْ لِى اَمْرِى
وَاحْلُلْ عُقْدَةً مِنْ لِسَانِى يَفْقَهُوا قَوْلِى
وَاُفَوِّضُ اَمْرِي اِلَي اللَّهِ * اِنَّ اللَّهِ بَصِيرٌ بِالْعِبَادِ
سُبْحَانَكَ لَاعِلْمَ لَنَا اِلَّا مَا عَلَّمْتَنَا اِنَّكَ اَنْتَ الْعَليمُ الْحَكيمُ
سُبْحَانَكَ لاَ فَهْمَ لَنَا اِلَّا مَا فَهَّمْتَنَا اِنَّكَ اَنْتَ الْجَوَادُ الْكَريمُ
اَعُوذُ بِاللَّهِ مِـنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيــمِ
بِسْــــمِ اللَّهِ الرَّحْمَـنِ الرَّحِيـمِ
وَإِذَا حُيِّيْتُم بِتَحِيَّةٍ فَحَيُّواْبِأَحْسَنَ مِنْهَا أَوْ رُدُّوهَا إِنَّ اللّهَ كَانَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ حَسِيباً
صَدَقَ اللَّهُ الْعَظِيمْ
وَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّي اللَّهُ عَلَيْهِ وَ سَلَّمْ
: حَقُّ الْمُسْلِمِ عَلَى الْمُسْلِمِ خَمْسٌ : رَدُّ السَّلاَمِ , وَعِيَادَةُ الْمَرِيضِ , وَاتِّبَاعُ الْجَنَائِزِ , وَإِجَابَةُ الدَّعْوَةِ, وَتَشْمِيتُ الْعَاطِسِ.
صَدَقَ رَسُولُ اللَّهِ فِيمَا قَالْ اَوْ كَمَا قَالْ
Aziz Müminler!
Bu günkü sohbetimizde sizlerle İslamın şiarı ve Müslümanların aralarında güven parolası olan “Selam”ı konuşacağız.
Rabbim anlamayı ve gereğince kulluk yapabilmeyi cümlemize nasip ve müyesser eylesin. Amin!
وَإِذَا حُيِّيْتُم بِتَحِيَّةٍ فَحَيُّواْبِأَحْسَنَ مِنْهَا أَوْ رُدُّوهَا إِنَّ اللّهَ كَانَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ حَسِيباً
“Bir selamla selamlandığınızda, siz ondan daha güzeliyle selam verin ya da aynıyla karşılık verin Şüphesiz, Allah(cc) herşeyin hesabını tam olarak yapandır
”[1]
Selam ne demektir?
سَلِمَ ـَـ سَلْماً : iyi olmak, sıhhatli olmak, sağlam olmak
سِلْمٌ : سَلام ، صُلح : Barış
دَارُ السَّلاَمِ : barış evi, Bağdat şehri, Medine şehri
Bir işten kurtulmak, ayıp, âfet, noksanlık, acizlik, hastalık vb. şeylerden beri olmak anlamındaki "س-ل-م s-l-m" kökünden türeyen “selâm”, Allah'ın sıfat olarak, insanlara ârız olan ayıp, kusur, eksiklik, âfet, hastalık, acizlik, ölüm vb. şeylerden berî olan; yaratıklarını âfet ve belalardan kurtaran, zulmetmeyen, güven arayanları güvene erdiren demektir.
Yine Selam; müminlerin birbirleri ile karşılaştıklarında, "اَلسَّلَامُ عَلَيْكُمْ Es-selâmü aleyküm" veya "سَلامٌ عَلَيْكُمْ، Selâmün aleyküm" cümleleriyle birbirlerine hitab etmeleridir. Bu da selamlaşan Müminlerin karşılıklı olarak birbirlerine "Allah seni esenliğe kavuştursun", “Allahın güven emniyeti ve koruması seninle olsun”, demeleri manasına gelir.
Yine selamlaşan Müslümanlar, birbirlerine; “bana inan ve güven, benden sana daima hayır, bereket ve selamet gelir” demiş olurlar.
Yine Selam, Rabbimizin “Esma-i Hüsna’sından olan mübarek bir ismidir. Bu manada selamlaşan Müslümanlar, Allah-u Teâlanın “Es Selam” adını zikretmiş olurlar.
Yine Müslümanlar, her karşılaştıklarında ve birbirlerinden ayrılırken, uzaktan konuşup yazıştıklarında ve konuşma ve yazışmaları sona erdiğinde, ilk ve son hitap olarak; “Esselâmü âleyküm ve Rahmetullah” dediklerinde, Allah cc’yü anmakta, O’na Tevekkül etmekte, aralarında O’nu hakem kılmakta ve O’na sığınmakta ve karşılıklı dualaşmış olmaktadırlar.
Allahu Taala Haşr Süresi’nin son ayetlerinde şöyle buyrulmaktadır:
هُوَ اللَّهُ الَّذِي لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَالْمَلِكُ الْقُدُّوسُ السَّلَامُ الْمُؤْمِنُ الْمُهَيْمِنُ الْعَزِيزُالْجَبَّارُ الْمُتَكَبِّرُ سُبْحَانَ اللَّهِ عَمَّا يُشْرِكُونَ
“O Allah ki, O'ndan başka ilah yoktur Melik'tir; Kuddûs'tur; Selam'dır (Esenlik veren), Mümindir, (Güven veren) Müheymindir, (Koruyup kollayan) ….,
”[2]
Evet Aziz Müminler!
Âyeti Kerimede geçen “Es Selâm” İsm-i Celâli, kullarını her türlü tehlikelerden selamete çıkaran, cennetteki kullarına selam eden, “Mukaddes” ve “Selâm” olan Allah’tan başkası değildir.
Es Selâm kelimesi genel olarak şu mânâlara gelir:
Esenlik kaynağı,
Her çeşit âfet ve kaderlerden emin olan ve emin kılan
Selām ismiyle Allah, her türlü eminliğin, sâlimliğin aslı olup, ayıptan, kusurdan ve her çeşit eksikliklerden uzak olan yüce yaratıcı
Her türlü tehlikeden kullarını selâmette kılan,
Selamete çıkartan,
Selamette olan yani zâtı tüm hata ve kusurlardan münezzeh olan,
Kullarına cennette selâm veren.
Âyet’i Kerime’deki “فَحَيُّوا Selam Verin” ifadesi Mümin’lerin birbirlerine en güzel dilek ve temennilerini sunma şekillerinden olduğu için, verilen Selam’a daha güzeliyle veya en azından aynısıyla karşılık vermek de Kuran’da farz kılınmıştır.
Selâmın Tarihi:
Aziz Müminler!
Selamlaşmak sadece Hz. Peygamberle başlamış bir uygulama değildir. Önceki peygamberlerin hayatından da selamı görmekteyiz.
Meselâ:
Hz. Adem as;
Hadis-i Şeriflerde Hz. Adem as’e selamın öğretildiği şöyle aktarılmaktadır.
لما خَلَقَ الله آدم صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم قال : اذْهَبْ فَسَلِّمْ عَلَى أُولئِكَ نَفَرٍ مِنَ الَمَلاَئكة جُلُوسٌ فاسْتمعْ ايُحَيُّونَكَ فَإنَّها تَحيَّتُكَ وَتَحِيَّةُ ذُرِّيَّتِك. فقال : السَّلام عَلَيْكُمْ، فقالوا : السَّلام ُ عَلَيْكَ وَرَحْمةُ الله ، فَزادُوهُ : وَرَحْمةُ الله
Allah Teâlâ Âdem sav’i yaratınca ona: “Git şu oturmakta olan Meleklere selâm ver ve senin selâmına nasıl karşılık vereceklerini de güzelce dinle; çünkü senin ve senin çocuklarının selâmı o olacaktır, buyurdu.
Âdem aleyhi’s-selâm meleklere: es-Selâmü aleyküm, dedi.
Melekler: es-Selâmü aleyke ve rahmetullâh, karşılığını verdiler. Onun selâmına “ve rahmetu’l-lâh”ı ilâve ettiler.”[3]
Hz. İbrahim as;
هَلْ أَتَاكَ حَدِيثُ ضَيْفِ إِبْرَاهِيمَ الْمُكْرَمِينَ * إِذْ دَخَلُوا عَلَيْهِ فَقَالُوا سَلَاماً قَالَ سَلَامٌ قَوْمٌ مُّنكَرُونَ
“(Resûlüm!) İbrahim’in ağırlanan (o şerefli) misafirlerinin haberi artık sana geldi mi? Hani vaktiyle (bunlar) onun yanına girmişlerdi de: “Selâm” demişlerdi. (İbrahim de) selam(ı alıp: ‘Bunlar) tanınmamış bir topluluk’ demişti,”
[4] buyrulmuştur.
يَـٰيَحۡيَىٰ خُذِ ٱلۡڪِتَـٰبَ بِقُوَّةٍ۬ۖ وَءَاتَيۡنَـٰهُ ٱلۡحُكۡمَ صَبِيًّ۬ا (١٢) وَحَنَانً۬امِّنلَّدُنَّاوَزَكَوٰةً۬ۖوَكَانَتَقِيًّ۬ا (١٣) وَبَرَّۢابِوَٲلِدَيۡهِوَلَمۡيَكُنجَبَّارًاعَصِيًّ۬ا (١٤) وَسَلَـٰمٌعَلَيۡهِيَوۡمَوُلِدَوَيَوۡمَيَمُوتُوَيَوۡمَيُبۡعَثُحَيًّ۬ا (١٥)
“Ey Yahya! Kitab’a kuvvetle sarıl.” (dedik) ve daha çocukken ona hikmeti (ilmi, derin ve ince anlayışı) verdik. Tarafımızdan bir kalp yumuşaklığı ve (günahlardan) temizlik de (ihsan ettik). O, çok muttaki idi. Annesine babasına da itaatkâr (idi), âsîlik eden bir zorba değildi. Doğduğu gün de, öleceği gün de, dirileceği gün de, ona selam olsun
![6]
Hz. İsa as;
وَالسَّلَامُ عَلَيَّ يَوْمَ وُلِدتُّ وَيَوْمَ أَمُوتُ وَيَوْمَ أُبْعَثُ حَيًّا
“Doğduğum gün de, öleceğim gün de, diri olarak kaldırılacağım gün de, ‘selâm’ (esenlik, Allah’tan) benim üzerimedir
.”[7]
Hz. Peygamberimiz sav;
وَإِذَا جَآءَكَ ٱلَّذِينَ يُؤۡمِنُونَ بِـَٔايَـٰتِنَا فَقُلۡ سَلَـٰمٌ عَلَيۡكُمۡۖ كَتَبَ رَبُّكُمۡ عَلَىٰ نَفۡسِهِ ٱلرَّحۡمَةَۖ أَنَّهُ ۥ مَنۡ عَمِلَ مِنكُمۡ سُوٓءَۢا بِجَهَـٰلَةٍ۬ ثُمَّ تَابَ مِنۢ بَعۡدِهِۦ وَأَصۡلَحَ فَأَنَّهُ ۥ غَفُورٌ۬ رَّحِيمٌ۬ (٥٤)
(Ey Resûlüm!) Âyetlerimize inananlar sana geldiği zaman de ki: “Selâmun aleyküm” (Allah’ın selamı üzerinize olsun), sizden kim bilmeyerek bir fenalık (bir günah) işler de sonra ardından tevbe eder ve kendini düzeltirse, Rabbiniz (ona) rahmet etmeyi (acıyıp esirgemeyi) kendi üzerine yazmıştır. Çünkü O, çok bağışlayıcı ve çok merhamet edicidir.” (Enam, 6/54)
HAYATIN AKIŞINDA SELAM
Bir diğer önemli konu da; evlere girerken selam verme konusudur Müminlerin evlere girerken selam vermeleri, güzel ahlaklarının göstergesidir Yüce Allah cc bu konuda Kuran’da şöyle buyurmuştur:
فَإِذَا دَخَلْتُم بُيُوتاً فَسَلِّمُوا عَلَى أَنفُسِكُمْ تَحِيَّةً مِّنْ عِندِ اللَّهِ مُبَارَكَةً طَيِّبَةً كَذَلِكَ يُبَيِّنُ اللَّهُ لَكُمُ الْآيَاتِ لَعَلَّكُمْ تَعْقِلُون
“… Evlere girdiğiniz zaman, Allah tarafından bereket ve güzel bir sağlık (dileği) olarak, kendi (ev halkınıza, kimse yoksa kendi kendi)nize selam verin.
[8] Allah, size âyetleri böylece açıklıyor ki düşünüp anlayasınız
.” [9]
HAYATIN BİTİŞİNDE SELAM
Bir başka ayette ise, müminin ölüm anında da Selamla karşılandıklarını Allah(cc) bize şöyle bildirmektedir:
الَّذِينَ تَتَوَفَّاهُمُالْمَلآئِكَةُ طَيِّبِينَ يَقُولُونَ سَلامٌ عَلَيْكُمُ ادْخُلُواْ الْجَنَّةَ بِمَاكُنتُمْ تَعْمَلُونَ
“Ki melekler, güzellikle canlarını aldıklarında: "Selam size" derler "Yaptıklarınıza karşılık olmak üzere cennete girin"
[10]
Kabirlerde Yatanlara Selam:
Kıymetli Kardeşlerim!
Efendimiz sav, bizlere kabirleri ziyaret ettiğimizde de ora halkına selam vermemizi tavsiye etmişler ve şöyle buyurmuşlardır:
السَّلامُ عَلَيكُمْ أَهْل الدِّيارِ مِنَ المُؤْمِنِينَ والمُسْلِمِينَ وَإِنَّا إِنْ شَاءَ اللَّهُ بِكُمْ لاَحِقُونَ ، أَسْأَلُ اللَّه لَنَا وَلَكُمُ العافِيَةَ » رواه مسلم .
"Ey müminler ve müslümanlar diyarının ahalisi, sizlere selâm olsun. İnşaallah, biz de sizlere katılacağız. Allah'tan bize ve size âfiyet dilerim"[11]
Tirmizi'nin İbn Abbâs'tan rivayetinde Resulullah bir defasında Medine mezarlığına uğradı ve onlardan tarafa dönerek şöyle dedi:
, عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ , قَالَ : مَرَّ النَّبِيُّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ بِقُبُورٍ بِالْمَدِينَةِ , فَأَقْبَلَ عَلَيْهِمْ بِوَجْهِهِ , فَقَالَ : " السَّلامُ عَلَيْكُمْ يَا أَهْلَ الْقُبُورِ , يَغْفِرُ اللَّهُ لَنَا وَلَكُمْ , أَنْتُمْ لَنَا سَلَفُنَا وَقَالَ مَرَّةً : فَرَطٌ وَنَحْنُ بِالأَثَرِ " .
"Ey kabirler ahâlisi, size selâm olsun! Allah bizi ve sizi mağfiret eylesin. Sizler, bizden önce gittiniz, biz de sizin ardınızdan (geleceğiz)" [12]
Kişi, tanıdığı bir kimseye kabrinin başından geçerken selâm verirse, ölü selâmını alır ve onu tanır. Tanımadığı bir kimsenin kabrinin yanından geçerken selam verirse, ölü, selâmını alır.
[13]
Cennete Girişte Selam
أُوْلَئِكَ يُجْزَوْنَ الْغُرْفَةَ بِمَاصَبَرُوا وَيُلَقَّوْنَ فِيهَا تَحِيَّةً وَسَلَاماً
“İşte onlar, sabretmelerine karşılık (cennetin en gözde yerinde) odalarla ödüllendirilirler ve orda esenlik dileği ve selamla karşılanırlar
”[14]
Allah cc'nün “Es Selam” sıfatı, aynı zamanda cennete kabul ettiği kullarına, selam vermesi anlamına da gelir. Allah cc Kendisine inananlara sonsuz cenneti müjdelemiş ve onları selamla ağırlamıştır. Bu hakikat Yasin Suresi'nin 58. Âyetinde;
إِنَّ أَصۡحَـٰبَ ٱلۡجَنَّةِ ٱلۡيَوۡمَ فِى شُغُلٍ۬ فَـٰكِهُونَ (٥٥) هُمۡوَأَزۡوَٲجُهُمۡفِىظِلَـٰلٍعَلَىٱلۡأَرَآٮِٕكِمُتَّكِـُٔونَ (٥٦) لَهُمۡفِيہَافَـٰكِهَةٌ۬وَلَهُممَّايَدَّعُونَ (٥٧) سَلَـٰمٌ۬قَوۡلاً۬مِّنرَّبٍّ۬رَّحِيمٍ۬ (٥٨)
"Şüphesiz cennetlikler o gün nimetlerle meşguldürler, zevk sürerler. Onlar ve eşleri gölgelerde koltuklara yaslanmaktadırlar. Onlar için orada meyveler vardır. Onlar için diledikleri her şey vardır. Çok esirgeyen Rabb'dan onlara bir de sözlü "Selam" (vardır)"
[15] şeklinde beyan edilerek, cennete giren Müminlere sözlü olarak selam vereceğini vaad etmiştir.
Bu ne güzel vaad,
Bu ne güzel müjde,
Bu ne güzel Mücdeci.
Cenneti Hak eden Müminlere, Rahman’ın diğer müjdeleri ise;
ادْخُلُوهَابِسَلَامٍ ذَلِكَ يَوْمُ الْخُلُودِ
“Ona 'esenlik ve barış (selam)la' girin Bu, ebedilik günüdür
"[16]
سَلاَمٌ عَلَيْكُم بِمَا صَبَرْتُمْ فَنِعْمَ عُقْبَى الدَّارِ
"Sabrettiğinize karşılık selam size! (Dünya) Yurdun(un) sonu ne güzel
"[17]
لَا يَسْمَعُونَ فِيهَا لَغْواً وَلَاتَأْثِيماً (٢٥)إِلَّا قِيلاً سَلَاماً سَلَاماً(٢٦)
“Orada, ne 'saçma ve boş bir söz' işitirler, ne günaha sokma Yalnızca bir söz (işitirler "Selam, selam
"[18] diye ilahi iltifatla hitab edilir.
Müminin Duruşunda Selam
Ayet-i kerimeler bize göstermektedir ki; “selam” barıştır, esenliktir, kabullenmedir, muhabbet beslemedir, reddetmemektir, alçak gönüllüktür, kibirlenmemedir, sevgi ve saygı göstergesidir. İlahi Huzura kabul ve Salihler Topluluğuna kabul edilmedir.
وَعِبَادُ الرَّحْمٰنِ الَّذ۪ينَ يَمْشُونَ عَلَى الْاَرْضِ هَوْناً وَاِذَا خَاطَبَهُمُ الْجَاهِلُونَ قَالُوا سَلَاماً
“Rahmân’ın (has) kulları o kimselerdir ki yeryüzünde
mütevazi bir şekilde yürürler ve cahiller kendilerine laf atarsa (tartışmayıp): ‘Selametle (hoşça kal).’ de(yip gide)rler.”
[19]
Kıymetli Dostlar!
Ayeti Kerimede geçen “Selam” ifadesinden iki anlam çıkarabiliriz.
Birincisi, cahillerin seviyesine inmemek, cehalete bulaşmamak, kötülüğü en güzel şekilde savmaktır.
İkinci mana da ise Selam, yaşadığı toplumun bir ferdi olarak, hayatın içinde aktif rol almak demektir. Selam, terketmek, bırakmak değil, cehalet, şirk ve küfür bataklığındaki fert ve toplumların, hak ve hidayetle buluşması, İslam Adaleti ile tanışması, dünya ve ahrette İlahi rızaya kuvuşması için yapılacak fedakarlık ve adanmışlıktır.
Selam, Müslümanlara iyi günlerinde bereket, ihtilaflı zamanlarında ise bir hakemlik ve i’tidal çağrısıdır.
Selam, Tekbirle giriş yaptığımız namazımızın tahiyyatında Rabbimiz tarafından “Peygamberimiz’in sav ümmeti olarak” karşılanma, ve O’nun huzurundan السَّلامُ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَةُ اللَّهِ diyerek ayrılış ve hayata yeniden Merhaba diyebilmek, kaldığı yerden “selametle” devam edebilmektir.
Selam, Allah’ın cc Dinine güzellikle, tatlılıkla insanları davet etme ve çağırmadır, tebliğdir. Şu Ayeti Kerimede olduğu gibi:
ادْعُ إِلِى سَبِيلِ رَبِّكَ بِالْحِكْمَةِ وَالْمَوْعِظَةِ الْحَسَنَةِ وَجَادِلْهُم بِالَّتِي هِيَ أَحْسَنُ إِنَّ رَبَّكَ هُوَ أَعْلَمُ بِمَن ضَلَّ عَن سَبِيلِهِ وَهُوَ أَعْلَمُ بِالْمُهْتَدِينَ
“(Resûlüm!) Sen, Rabbinin yoluna hikmet ve güzel öğütle çağır ve onlarla en güzel şekilde mücadele et! Rabbin, kendi yolundan sapanları en iyi bilendir ve O, hidayete erenleri de çok iyi bilir
.”[20]
Kıymetli Müslümanlar!
Bir Mümin Rabbinin yoluna hikmet ve güzellikle kimi davet edecek ve kiminle tartışacak?
Elbette;
Cahili,
Fasığı,
Faciri,
Münafığı,
Kafiri davet edecek ve onlarla tartışacak.
Tartışmak, aynı zamanda irşad ve tebliğ etmektir.
Tartışmak, Ümid ettiği dünya ve ahret bereketlerine başkalarının da kavuşması için onlara nasihat etmek ve onları ikna edebilmektir.
ÖRNEK OLAY
Musab Bin Umeyr Medinede
Esad b. Zürâre Hazretleri, Medineli Müslümanların bir nevi önderliğini yapıyordu. Bu sebeple genç sahabe, Kur’an muallimi Mus’ab b. Umeyr ra, Medine’ye gelince, onun evinde kalmaya başladı. Artık bu ev, Müslümanların buluşmaları için bir merkez haline gelmişti.
Bizzat Resûl-i Kibriya’dan dersini almış bulunan Hz. Mus’ab, zamanı ve şartları çok iyi değerlendiren, fırsatları çok güzel kullanan bir sahabe idi. Bütün gayret ve himmetini, Medine’de İslam’ın yayılmasına hasretmişti. Kabilelerin hatırı sayılır kimseleriyle görüşüyor, konuşuyor, onlara “Kavl-i Leyyîn”le İslam’ı anlatıyor, İslam’ı tebliğ ve yayma hizmetini yürütüyordu.
Üseyd B. Hudayr ile Sa’d B. Muaz’ın Müslüman Olması
Medine’de birçok kimse Müslüman olmuştu, ama İslam’ın daha da hızlı intişarı için bazı maniler vardı. Evs kabilesinin Reisi Sa’d b. Muaz ile yine reislerden olan Üseyd b. Hudayr henüz Müslüman olmamışlardı. Onların bu durumu haliyle halka da tesir ediyordu.
Sa’d b. Muaz, Esa’d b. Zürâre Hazretlerinin halasının oğlu idi.
Bir gün Mus’ab ile Es’ad Hazretleri, Benî Zafer’e âit bir evin bostanındaki Merak kuyusunun başında oturmuş, sohbet ediyorlardı. Etraflarında Müslümanlardan da birçok kimse vardı.
Bu sırada elinde mızrağı olduğu halde, Üseyd b. Hudayr yanlarına çıkageldi. Hiddetli hiddetli,
“Siz, bize neye geldiniz? Birtakım aklı ermez ve zayıf kimseleri aldatıp azdırıyorsunuz! Hayatınızdan olmak istemiyorsanız, derhal buradan ayrılın!” dedi.
Hz. Mus’ab ra,
“Hele biraz dur, otur! Sözümüzü dinle, maksadımızı anla! Beğenirsen kabul edersin, beğenmezsen o zaman engel olursun” diye gayet nâzikçe mukabelede bulundu.
Üseyyid, “Doğru söyledin!” dedi ve mızrağını yere saplayarak yanlarına oturdu.
Hz. Mus’ab, ona İslamiyet hakkında bir konuşma yaptı ve Kur’an-ı Kerim okudu.
Üseyyid kendisini tutamayarak,
“Bu ne kadar güzel, ne kadar iyi bir söz!” diye konuştu ve “Bu dine girmek için ne yapmalı?” diye sordu.
Mus’ab ra, ona İslam’ı anlattı. O da şehâdet kelimesini getirerek İslamiyetle müşerref oldu.
[21]
Üseyyid kavmine gidince, Sa’d bin Muaz ona; “Ne yaptın?” diye sordu.
Üseyyid şöyle konuştu:
“O iki adama, söylenmesi gerekeni söyledim! Vallahi, ben onlardan bir itaatsizlik, bir inat görmedim!”
Sa’d b. Muaz ra,
“Vallahi, sen bana tatmin edici bir malumat getirmedin” dedi ve doğruca Mus’ab ile Esa’d’ın ra yanına vardı. Hiddetli hiddetli,
“Ey Es’ad! Eğer seninle aramızda akrabalık olmasa, böyle kabilemiz içine soktuğunuz çirkin işlere sabır ve tahammül edemezdim!” diye tekdir ve tehdit etti.
Mus’ab ra aynı şekilde ona da,
“Hele biraz durunuz! Oturup dinleyiniz! Anlayınız da... Beğenirseniz kabul edersiniz, beğenmezseniz biz de size çirkin gördüğünüz işi tekliften vazgeçeriz” diye nâzikçe cevap verdi.
Onun üzerine, Sa’d oturdu ve Hz. Mus’ab’ın sözlerini dinlemeye başladı.
Hz. Mus’ab, ona, İslam dininin ne demek olduğunu anlattı ve Zuhruf Suresi’nin baş kısımlarından okudu.
Kur’an okunurken, Sa’d’ın yüzü birdenbire değişiverdi. Simasında iman alâmetleri bir anda belirdi. Dinledikleri, o âna kadar duymadığı, bilmediği şeylerdi. Kur’an’ın eşsiz belâgati ve tatlı üslûbu karşısında derhal, “Siz bu dine girerken ne yapıyordunuz?” diye sordu.
Mus’ab ra, ona İslam dininin esas ve âdabını anlattı. O da orada şehâdet getirerek Müslüman oldu.
[22]
Sonra da kendi kavmi olan Benî Abdü’l-Eşhel cemaatinin yanına döndü. Onlara,
“Ey Kavmim! Beni nasıl biliyorsunuz?” diye sordu.
“Sen bizim büyüğümüz, en üstünümüzsün” diye cevap verdiler.
Bunun üzerine Sa’d Hazretleri,
“Öyle ise siz de Allah Resûlüne iman etmelisiniz” dedi ve ilave etti: “İman etmedikçe sizin erkek ve kadınlarınızla konuşmak bana haram olsun!”
Bu söz üzerine, Benî Abdü’l-Eşhel aşireti içinde o gün iman etmedik hiç kimse kalmadı.
Es’ad b. Zürâre Hazretleri de, Mus’ab’la ra birlikte evine döndü.
Artık Mus’ab Hazretleri, Medine’de İslam’ı tebliğ ve neşirde yalnız değildi. Evs ve Hazreç kabilelerinin reisleri de yanında yer almışlardı. Olanca gayretleriyle İslam’ın yayılmasına çalışıyorlardı.
Yine İslam’ı tebliğ ve neşir merkezi, Es’ad b. Zürâre Hazretlerinin evi idi. Mus’ab ile Sa’d b. Muaz Hazretleri, el ele vererek, burada insanları hak dine davetle meşgul oluyorlardı.
Kısa zamanda İslamiyet, Medine’de büyük bir inkişaf kaydetti. Öyle ki Evs ve Hazreç kabileleri içinde Benî Ümeyye b. Zeyd’in hânesinden başka İslam ve Kur’an nuruyla aydınlanmayan ev kalmadı. Bir müddet sonra bu evde de İslam’ın nuru parlamaya başladı!
Allah’ın cc kullarını çağırdığı “Dârüs Selam” bu olsa gerek.
Kıymetli Müminler!
Kime, Nasıl Selam Verilir?
1- Bildiğimiz Selam “esselamü aleyküm” İfadesi ile sadece Müslümana selam veririz.
2- Müslüman olmayanlara da onların anladığı selam ifadelerini kullanırız.
v Gayri Müslimlere, günah işleyen kişilere ve bu mekanlarda bu ifadeyi kullanmak caiz olmaz. Onlara kendi dillerinde “günaydın”, “iyi günler”, “iyi akşamlar” .. vs gibi cümlelerle hitab edilir.
Diğer hiçbir selamlaşma sözü “esselamü aleyküm” ifadesinin yerini tutmaz. Çünkü selamda, Allah’ın selametini dileme, afiyet dileme, iyi günler dileme vardır. Her türlü iyiliğin selamladığımız kişide olmasını dileme vardır. Selamda ayrıca dua vardır.
Sevgili Peygamberimizden sav bizlere kadar gelen hadisleri sizlerle paylaşmak suretiyle selam ve selamlaşmanın önemini vurgulamaya devam edelim.
تُطْعم الطَّعَامَ ، وَتَقْرأُ السَّلام عَلَىَ مَنْ عَرِفَتَ وَمَنْ لَمْ تَعْرِفْ
Bir adam, Resûlullah sav’e: – İslâm’ın hangi özelliği daha hayırlıdır, diye sordu?
Resûl-i Ekrem:
“Yemek yedirmen, tanıdığın ve tanımadığın herkese selâm vermendir” buyurdu.
[23]
يَا أيُّهَا النّاسُ أفْشُوا السَّلام ، وَأْطعِمُوا الطْعَامَ، وَصِلُوا الأْرحامَ ، وَصَلُّوا والنَّاس نيامٌ ، تَدْخُلوا الجُنَّة بسلام
“Ey insanlar! Selâmı yayınız, yemek yediriniz, akrabalarınızla alâkanızı ve onlara yardımınızı devam ettiriniz. İnsanlar uyurken siz namaz kılınız. Bu sayede selâmetle cennete girersiniz”[24]
لا تَدْخُلُوا الجَنَّةَ حَتَّى تُؤْمِنُوا وَلا تُؤمِنوا حَتى تحَابُّوا ، أَوَلا أدُلُّكُمْ عَلَى شَئٍ إذا فَعَلْتُمُوهُ تَحاَبَبْتُم ؟ أفْشُوا السَّلام بَيْنَكُم
“Siz, iman etmedikçe cennete giremezsiniz; birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olamazsınız. Yaptığınız zaman birbirinizi seveceğiniz bir şey söyleyeyim mi? Aranızda selâmı yayınız.”[25]
Yani selam ile sevgiye
Sevgi ile imana
İman ile de Cennete erilir.
Müslümanın Müslüman Üzerindeki Hakları:
- عَنْ أَبِى هُرَيْرَةَ t قال :أن رَسُولَ اللَّهِ r قال : حَقُّ الْمُسْلِمِ عَلَى الْمُسْلِمِ خَمْسٌ : رَدُّ السَّلاَمِ , وَعِيَادَةُ الْمَرِيضِ , وَاتِّبَاعُ الْجَنَائِزِ , وَإِجَابَةُ الدَّعْوَةِ, وَتَشْمِيتُ الْعَاطِسِ.
وَفِى رِوَايَةٍ لِمُسْلِمٍ: حَقُّ الْمُسْلِمِ عَلَى الْمُسْلِمِ سِتٌّ : إذا لَقِيتَهُ فَسَلِّمْ عَلَيْهِ , وَإذا دَعَاكَ فَأَجِبْهُ, وَإذا اسْتَنْصَحَكَ فَانصَحْ لَهُ, وَإذا عَطَسَ فَحَمِدَ اللَّهَ فَسَمِّتْهُ, وَإذا مَرِضَ فَعُدْهُ , وَإذا مَاتَ فَاتَّبِعْهُ .
Ebu Hüreyre ra’den rivayet edildiğine göre Rasulullah sav şöyle buyurdu:
“Müslümanın müslüman üzerindeki hakkı beştir:
-Selam almak,
-hastayı ziyaret etmek,
-cenazeye iştirak etmek,
-davete icabet etmek,
-aksıran kimseye yerhamukallah demek.”[26]
Müslim’in başka bir rivayeti şöyledir:
“Müslümanın müslüman üzerindeki hakkı altıdır.
-Karşılaştığın zaman ona selam ver,
-seni davet ederse davetine git,
-nasihat isterse nasihat et,
-aksırır da Allah’a hamdederse yerhamukallah de,
-hastalandığında onu ziyaret et,
-vefatında cenazesinin ardından git.”[27]
Efendimizin Emrettiği Ve Yasakladığı Şeyler
- عَنِ الْبَرَاءِ بْنِ عَازِبٍ رضي اللهُ عَنْهُمَا قال : أمرنَا رَسُولُ اللَّهِ r بِسَبْعٍ, وَنَهَانا عَنْ سَبْعٍ : أمرنَا بِعِيَادَةِ الْمَرِيضِ , وَاتِّبَاعِ الْجَنَازَةِ , وَتَشْمِيتِ الْعَاطِسِ, وَإِبْرَارِ الْقَسَمِ أَوِ الْمُقْسِمِ, وَنَصْرِ الْمَظْلُومِ , وَإِجَابَةِ الدَّاعِي, وَإِفْشَاءِ السَّلاَمِ, وَنَهَانا عَنْ خَوَاتِيمَ أَوْ عَنْ تَخَتُّمٍ بِالذَّهَبِ , وَعَنْ شُرْبٍ بِالْفِضَّةِ , وَعَنِ الْمَيَاثِرِ الْحُمْرِ , وَعَنِ الْقَسِّيِّ , وَعَنْ لُبْسِ الْحَرِيرِ وَالاسْتَبْرَقِ, وَالدِّيبَاجِ . وَفِى رِوَايَةٍ: وَإنشَادِ الضَّالَّةِ فِى السَّبْعِ ألاوَلِ.
Ebu Umara Bera ibni Azib ra şöyle demiştir: Rasulullah sav bize yedi şeyi emretti, yedi şeyi de yasakladı.
Emrettikleri:
1- Hastayı ziyaret etmek,
2- Cenazeye katılmak,
3- Aksıran kimse elhamdülillah derse yerhamükallah demek,
4- Yemin edeni tasdik etmeyi veya yemini bozmayıp yemin üzere devam etmeyi veya yemin eden kimsenin yeminini yerine getirmesini temine çalışmayı,
5- Mazluma yardım etmeyi,
6- Davet edenin davetine katılmayı,
7- Selamı yaygınlaştırmayı.
Yasakladıkları:
1- Altın yüzük takmayı,
2- Gümüş kaplardan yiyip içmeyi,
3- İpek minder kullanmayı,
4- İpek elbise giymeyi,
5-
Atlas elbise giymeyi.[28]
* Müslim’in diğer bir rivayetinde:
“Kaybolmuş bir malı ilk haftasında ilan etmeyi” sözü vardır.
[29]
Selâmın Adabları
Sohbetimin başında okuduğum Ayeti Celileye tekrar dönecek olursak;
وَإِذَا حُيِّيْتُم بِتَحِيَّةٍ فَحَيُّواْبِأَحْسَنَ مِنْهَا أَوْ رُدُّوهَا إِنَّ اللّهَ كَانَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ حَسِيباً
“Bir selamla selamlandığınızda, siz ondan daha güzeliyle selam verin ya da aynıyla karşılık verin Şüphesiz, Allah cc herşeyin hesabını tam olarak yapandır
”[30]
Selamın En Güzeli
عَنْ عِمْرَانَ بْنِ حُصَيْنٍ رضي الله عنه قَالَ : جَاءَ رَجُلٌ إِلَى النَّبِيِّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فَقَالَ : السَّلامُ عَلَيْكُمْ ، فَرَدَّ عَلَيْهِ السَّلامَ ، ثُمَّ جَلَسَ ، فَقَالَ النَّبِيُّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ : ( عَشْرٌ ) ثُمَّ جَاءَ آخَرُ فَقَالَ : السَّلامُ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَةُ اللَّهِ ، فَرَدَّ عَلَيْهِ ، فَجَلَسَ ، فَقَالَ : ( عِشْرُونَ ) ثُمَّ جَاءَ آخَرُ فَقَالَ : السَّلامُ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَةُ اللَّهِ وَبَرَكَاتُهُ ، فَرَدَّ عَلَيْهِ ، فَجَلَسَ فَقَالَ : ( ثَلاثُونَ ) صححه الألباني في صحيح أبي داود .
Nebî sav’e bir adam geldi ve:
“Es-Selâmü aleyküm, dedi. Hz.Peygamber onun selâmına aynı şekilde karşılık verdikten sonra adam oturdu.
Nebî sav:
“On sevap kazandı” buyurdu. Sonra bir başka adam geldi, o da:
“Es-Selâmü aleyküm ve rahmetullah”, dedi. Peygamberimiz ona da verdiği selâmın aynıyla mukâbelede bulundu. O kişi de yerine oturdu.
Hz.Peygamber sav:
“Yirmi sevap kazandı” buyurdu. Daha sonra bir başka adam geldi ve:
“Es-Selâmü aleyküm ve rahmetullahi ve berekâtüh”, dedi. Hz.Peygamber o kişiye de selâmının aynıyla karşılık verdi. O kişi de yerine oturdu. Efendimiz:
“Otuz sevap kazandı” buyurdular.
[31]
Kıymetli Müminler!
Bu konudaki diğer bir Hadisi Şerif de şöyledir:
Bir adam Efendimizin yanına vardı ve Ona; "Es-Selâmu aleyke" deyince,
RasûIüllah sav adama, "Ve aleyke'selâm ve rahmetullahi” diyerek cevap vermiştir.
Az sonra başka bir adam gelip: "Es-Selamu aleyke ve rahmetullahi" dediği zaman,
Hz. Peygamber sav ona: "Ve aleykes-selâm ve rahmetulahi ve berakâtuhu" diye cevap vermiştir.
Üçüncü bir adam gelerek: "Es-Selâmu aleyküm ve rahmetullahi ve berekâtuhu" şeklinde selâm verdiğinde,
Hz. Muhammed sav kendisine: "Ve aleykesselam ve rahmetullahi ve beraketüh" karşılığında bulunmuştur.
Bunun üzerine adam: "Ya Rasûlullah! Annem, babam sana feda olsun. Benden önce iki adam selâm verdiğinde, bana verdiğin karşılıktan fazlasını onlara verdiniz" deyince,
Rasûlüllah sav ona şu cevabı vermiştir:
"Sen bize söylenecek bir fazlalık bırakmadın ki!"
[32]
Kim, Kime Önce Selam Verecek?
Bir hadiste şöyle buyrulmaktadır.
“İnsanların Allah katında en makbulü ve O’na en yakın olanı, önce selâm verendir.”[33]
يُسَلِّمُ الرَّاكبُ عَلَى الْمَاشِي ، وَالْماشي عَلَي القَاعِدِ ، والقليلُ على الكَثِيِرِ
“Binitli olan yürüyene, yürüyen oturana, sayıca az olan çok olana selâm verir.”[34]
« إذا لقيَ أَحَدَكُمْ أخاه فَلْيُسَلِّمْ عَلَيْهِ ، فَإنْ حالَتْ بَيْنَهُمَا شَجَرَةٌ أو جِدَارٌ أوْ حَجَرٌ ثُمَّ لَقِيَهُ فَلْيُسَلِّمْ عَلَيْه
“Sizden biriniz din kardeşine rastladığında ona selâm versin. Eğer ikisinin arasına ağaç, duvar ve taş girer de tekrar karşılaşırlarsa, tekrar selâm versin.”[35]
Enes ra şöyle demiştir: Resûlullah sav bana:
“Yavrucuğum! Kendi ailenin yanına girdiğinde onlara selâm ver ki, sana ve ev halkına bereket olsun” buyurdu.
[36]
Ebû Hüreyre ra’den rivayet edildiğine göre, Resûlullah sav şöyle buyurdu:
“Sizden biriniz bir meclise vardığında selâm versin. Oturduğu meclisten kalkmak istediği zaman da selâm versin. Önce verdiği selâm, sonraki selâmından daha üstün değildir.”[37]
Selam karşılaşıldığı zaman verileceği gibi, ayrılırken de verilmelidir.
Selam problemlerin çözümünde atılacak ilk adımdır ve insanlar arasında oluşması gereken muhabbet selam ile sağlanır.
Selam sadece büyüklere değil çocuklara da verilmelidir.
ÖZET
Aziz Müslümanlar!
Selam ve selamlaşmanın önemini ayet ve hadisler ışığında sizlere aktarmaya çalıştık. Özetle şu hususları gördük ki;
1- Selam verip almakla Rabbimizin emri ve Efendimizin sünneti yerine getirilmiş olur.
2- Selam verip almak suretiyle Rabbimizin “Es Selam” ismi şerifini zikretmiş oluruz.
3- Selam verip-almakla insanlar arasında muhabbet başlar. Bu muhabbetin neticesinde ise gönüllerdeki kardeşlik duygusu güçlenir.
4- Selamın yaygınlaşması, selamet veren Allah’a sığınma ve Selâmet Toplumu’nun oluşturulması, Rasülüllah’ın sav ümmeti olduğunun delili ve bütün dünya Müslümanlarının “İlâhi ve Nebevi Parola”sıdır.
5- Selam ile Müslüman fert ve toplumların, Şeytanların ve küfür ehlinin fitne ve fesadlarından Allaha sığınarak güçlü olmak ve dünyayı Darüs Selam yada Darül İslam yapmalarıdır.
Bugün Ümmeti Muhammedin birbirlerinin düşmanı olduklarını gördükçe, birbir kanlarını döktüğünü döktükçe, ES SELAM olan Allah ile Müslümanların O’na ve Rasülüne olan ittibasını derinden sorgulamak gerekmektedir.
Aziz Müminler!
ÖRNEK BİR OLAY
Mekkenin Fethinden Sonra Hicri 8. Yıl
Mekke’nin fethiyle Kureyş’in hemen hemen tamamı İslamiyetle şereflenmişti. Fetih, aynı zamanda civar kabileler, bilhassa Kureyşlilere taraftar bulunan kabileler üzerinde müspet tesirler bırakmış ve onların İslam ve Müslümanlara karşı gönüllerinde sevgi dolu sıcak bir alâka duymasına sebep olmuştu. Bu ciddi alâka, onların bundan böyle Resûl-i Ekrem safında yer alacaklarının bir işareti sayılıyordu.
Bununla birlikte gönülleri hâlâ bu sıcak ilgiden mahrum bulunan ve mahrumiyetten sıyrılmak arzusu taşımayanlar da vardı: Sakif ve Havazin kabileleri, bunların başında yer alıyordu. Bunlar, eskiden beri Peygamberimiz ve Müslümanlara karşı şiddetli düşmanlıklarıyla biliniyorlardı. Birçok Arap kabilesi gelip Resûl-i Ekrem’e sadâkat elini uzattığı halde, bunlar düşmanlıklarını bir türlü yenemiyorlardı. O civarın en güçlü kabileleri oluşu kendilerini aldatıyor ve yersiz bir gurura sevkediyordu.
Resûl-i Ekrem, Mekke’yi fethedip Kureyşlilerle birlikte birçok kabilenin de gönlünü kazanınca, bunların endişeleri daha da kabardı. Büyüyen endişeleri, onları, hazırlanıp Mekke üzerine yürüme kararını almaya kadar götürdü. Gayeleri, Peygamberimizin üzerlerine gelmesine fırsat tanımadan Mekke’ye ansızın baskında bulunmaktı.
Bir Kan Davasının Hükme Bağlanışı
Resûl-i Ekrem, henüz Huneyn mevkiinden ayrılmış değildi.
Öğle namazını kılmış ve istirahat etmek üzere bir ağacın gölgesinde oturuyordu.
Bu sırada iki kişinin huzuruna gittiği fark edildi. Bunlar, Gatafanların Reisi Uyeyne b. Hısn ile Akra b. Hâbis idi. Uyeyne, Peygamberimizden, haksız yere öldürülen Âmir b. Azbat’ın kanını dava ediyor ve katil Muhallim b. Cessame’nin kendilerine teslimini istiyordu.
[38]
Uyeyne b. Hısn, “Vallahi, yâ Resûlallah! O benim kabilemin kadınlarına ölüm acısını tattırıp canlarını yaktığı gibi, ben de onun kadınlarına ölüm acısını tattırıp canlarını yakmadıkça yakasını bırakmam!” diyerek Muhallim b. Cessame’nin kısas için kendisine teslimini isterken, Aka b. Habis ise Muhallim’i müdafaa ediyordu.
Resûl-i Ekrem sav’in
“Onun diyetini [kan bedelini] alsan olmaz mı?” diye yaptığı teklife, Uyeyne b. Hısn yanaşmadı. Bu sırada sesler yükseldi, gürültüler çoğaldı.
Bunun üzerine Resûl-i Ekrem as, “Hayır, bu seferimiz sırasında elli deve, dönüşümüzde de elli deve diyet alacaksın” diye teklifte bulundu.
Ancak Uyeyne aynı şekilde bu teklifi de kabule yanaşmadı.
Uzun uzun konuşulduktan sonra, Uyeyne b. Hısn, teklif edildiği şekilde diyet almayı kabul etti.
[39]
Böylece, Resûl-i Ekrem, halk arasında az da olsa gerginliğe sebep olan bir kan davasını halletti.
Fakat işin, ibret alınması gereken tarafı bundan sonra cereyan etti: Müslümanlar, Muhallim b. Cessame’ye, “Resûlullah’ın huzuruna çık, yaptığın bu hareketinden dolayı senin için Allah’tan mağrifet dilesin!” deyince, uzun boylu, üzerine yeni bir elbise giymiş ve kısasa kendisini hazırlamış bulunan Muhallim, huzuru Risâlete vardı. Efendimizin önüne diz çöktü. Mahzundu, üzgündü, gözlerinden yaşlar akıyordu. Yaptığı şeyden pişmanlık duyduğunu ve Allah’a tevbe ettiğini söyleyerek, Resûlullah’tan, Allah’tan mağrifet dilemesini istiyordu: “Yâ Resûlallah! Pişmanım, Allah’a tevbe ediyorum! Benim için Allah’tan mağrifet dile!”
Resûl-i Ekrem, “Kimsin sen?” diye sordu.
“Muhallim b. Cessame!” diye cevap verdi.
Resûl-i Ekrem sav,
“Demek sen, ona (Âmir’e) Allah’ın emanıyla eman verdin (selamına karşılık selam verdin), sonra da onu vurup öldürdün, öyle mi?” diye buyurunca, Muhallim b. Cessame başını önüne eğdi ve sustu.
Efendimiz, sonra ellerini kaldırarak, yüksek sesle, “Allahım, Muhallim b. Cessame’yi affetme!” diye beddua etti.
Bedduayı duyan Muhallim’in tüyleri diken diken oldu; uğrayacağı âkıbetin dehşetini düşünerek tir tir titremeye başladı. Tekrar yalvardı: “Yâ Rasülellah! Pişmanım! Allah’a tevbe ediyorum! Ne olur, benim için Allah’tan af dile!”
Ne var ki Muhallim’in bu yakarışı da pek fayda etmiyor ve aynı şekilde Hz. Resûlullah’ın sav bedduasına uğruyordu. Sonra da huzurdan kovuluyordu.
Yapılan bedduanın üzüntüsü ve uğrayacağı âkıbetin dehşeti Muallim’i ancak bir hafta kadar ayakta tutabildi. Ölünce, onu gömdüler. Ne var ki yer, ölüsünü kabul etmiyordu; defalarca gömdükleri halde, yer, yine cesedini dışarı attı.
[40] Sonunda kavmi, üzerine taş yığarak onu iki dağ arasında bıraktı.
[41] Durumu Efendimize ilettiklerinde, şöyle buyurdular:
“Vallahi, yer, ondan çok daha kötülerin üzerini örtmüştür. Fakat Allah, aranızdaki (haksız yere adam öldürme) yasağı hakkında, size, gösterdiği bu hadiseyle öğüt ve ibret vermek istemiştir.”[42]
Ey Selam Olan Allahım!
Selam sensin ve selam sendendir.
Ümmeti Muhammed’e sav Selamın bereketini nasip et. Üzerimize rahmet, berket ve mağfiret yağmurları yağdır.
Doğumu selam, hayatı selam, sonu selam, ahreti selam ve cenneti selam olanlardan eyle. Amin!
KAYNAKLAR:
Kuran-ı Kerim Meali, Türkiye Diyanet Vakfı,
Kuran-ı Kerim Meali, Feyzül Furkân,
Riyazus Sâlihin
Kainatın Efendisi Peygamberimiz sav, Salih Suruç
Vaaz Siteleri
Vezirköprü Cezaevi Vaizi
Yaşar Kapkara
Şubat 2015
[3] Riyazü’s-Salihin, Tercümesi ve Şerhi, Erkam yay. Hadis No: 847
[5] Yahya as: Hz. Zekeriyyanın oğlu olup, İsmini Cenabı Hak koymuştur. Hz. İsa’dan altı ay evvel dünyaya gelmiştir.
[8] Evde kimse yoksa bile
“Es-selâmu aleyküm” demek gerekir. Bu selama melekler mukabele ederler. Camilerde de böyledir (Celâleyn). Yahut
“Es-selâmu aleynâ ve alâ ibâdillâhissâlihîn” diye selâm vermek gerekir.
[11] (Müslim, Cenâiz, 104; İbn Mâce, Cenâiz, 36).
[12] (Tirmizi, Cenâiz, 58, 59).
[13] (Gazzâli, İhyau Ulûmi'd-din, IV, Ziyâretü'l-Kubur bahsi).
[21] İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 77-78; İbn Sa’d, Tabakat, c. 3, s. 420; Taberî, Tarih, c. 2, s. 236.
[22] İbn Hişam, a.g.e., c. 2, s. 78-79; İbn Sa’d, Tabakat, c. 3, s. 420; Taberî, Tarih, c. 2, s. 236-237; İbn Seyyid, Uyûnü’l-Eser, c. 1, s. 160; Halebî, İnsanü’l-Uyûn, c. 2, s. 170-171.
[23] Riyazü’s-Salihin, Hadis No: 846
[24] Riyazü’s-Salihin, Hadis No: 850
[25] Riyazü’s-Salihin, Hadis No: 849
[28] (Buhari, Cenaiz 2, Müslim, Libas 3)
[31] Riyazü’s-Salihin, Hadis No: 852
[32] (Fahruddin er-Razî, Tefsiru'l-Kebîr, Mısır 1308, X, 209 vd.).
[33] Riyazü’s-Salihin, Hadis No: 857
[34] Riyazü’s-Salihin, Hadis No: 859
[35] Riyazü’s-Salihin, Hadis No: 862
[36] Riyazü’s-Salihin, Hadis No: 863
[37] Riyazü’s-Salihin, Hadis No: 871
[38] Daha önce de bahsettiğimiz gibi, Mekke fethine çıkıldığı sırada Peygamberimiz, hedef şaşırtmak gayesiyle, Ebû Katâde kumandasında bir birliği Batn-ı İzam tarafına göndermişti. Mücahitler, yolda Âmir b. Azbat’a rastlamışlardı. Âmir, mücahitleri İslam selamıyla selamladığı hâlde, şahsî bir düşmanlık ve kinden dolayı, Muhallim b. Cessame tarafından öldürülmüştü. İşte, Uyeyne b. Hısn’ın istediği, bu kan davası idi.
[39] İbn Hişam, Sire., c. 4, s. 276.
[40] İbn Hişam, a.g.e., c. 4, s. 277.
[41] İbn Hişam, Sire., c. 4, s. 277.
[42] İbn Hişam, a.g.e., c. 4, s. 277.