PROJE DETAYI
بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمنِ الرَّحيمِ
إِنَّا كُلَّ شَيْءٍ خَلَقْنَاهُ بِقَدَرٍ
Kıymetli Müminler!
Bu gün sizlerle kısmet olursa trafik ve bir Müslüman olarak hayatımızdaki önem ve etkisinden bahsetmeye çalışacağım.
Rabbim bana en güzel şekilde anlatabilmeyi, cümlemize de gereğini yapabilmeyi nasip eylesin.
Trafik Nedir?
Trafik:
1- Ulaşım yollarının yayalar ve her türlü taşıt tarafından kullanılması, gidiş geliş, seyrüsefer,
2- Ulaşım yollarında bulunan taşıt ve yayaların tümü.[1]
Trafiğin Unsurları nelerdir?
Trafiğin Unsurları:
1- Manevi Unsurlar: a) İnsan
- b) Hayvanlar
2- Maddi Unsurlar a) Araçlar
- b) Yollar / Köprüler
- c) Trafik İşaret ve Levhaları
- d) Çevre
Trafik İşaret ve Levhaları[2]
Trafik İşaretleri:
Trafiği düzenleme amacı ile kullanılan işaret levhaları, ışıklı ve sesli işaretler, yer işaretlemeleridir.
Trafik İşaret Levhası:
Sabit veya taşınabilir bir mesnet üzerine yerleştirilmiş ve üzerindeki sembol, renk ve yazı ile özel bir talimatın aktarılmasını sağlayan trafik tertibatıdır. Trafiğin karayolu üzerinde akabilmesi, alışılagelmiş yaşam faaliyetinin belli bir sistem, düzen, güvenlik içinde devam edebilmesi için ihtiyacın zorunlu kılması karşısında trafik işaretleri doğmuş, gün geçtikçe de gelişmektedir.
Trafik işaretleri, yolu kullananlara, yol ve çevresinin genel karakteristikleri hakkında yetkililerce gerekli görülen ikaz ve tavsiyelerin yazı ve semboller halinde mesajlarla aktarılmasını sağlar. Yolu kullananlar, trafik işaretlerine uyarak güzergâhlarını seçerler, yönlerini değiştirirler ve herhangi bir tehlikeye karşı önceden kendilerini hazırlarlar. Bu yönleri ile trafik işaretleri yolun bir parçası, en önemli işleme unsuru ve yolu kullananlar için hayati önemi haiz birer güvenlik elemanıdırlar.
Aziz Dostlar!
Trafikte Kul Hakkı İki Durumda Ortaya Çıkar
1- Seyir Durumunda
2- Kaza durumunda
Şimdi bunları kısa da olsa izah etmeye çalışalım.
1- Seyir Durumunda: Seyir halindeyken, Trafik kurallarına uyulmadığı zaman, bizimle aynı alanı kullanan insanların hakları gasbedilmiş ve onlara zulmedilmiş olur.
Sürücüler İçin Kul Hakkına Giren Hatalı Davranışlar
Sinyal vermeden dönüş yapmak,
Kırmızı ışıkta geçmek ve trafik işaretleri uymamak,
Geçiş önceliği kurallarına uymamak,
Aşırı hız yapmak,
Emniyet kemeri kullanmamak,
Yaya geçitlerinde yayaların geçiş önceliği hakkını hiçe saymak,
Kendi şeridinden (aracın cinsine ve hızına uygun) gitmemek,
Yaya kaldırımlarını (mal koyarak, araç park ederek, …) işgal etmek,
Yola park etmek,
Özürlülere aid park yerlerini işgal etmek,
Ters yönden yola devam etmek,
Şehir içine girmemesi gereken tonajlı, iş makinalarının şehre girmesi,
Hatalı sollama yapma,
Seyir halinde telefon kullanmak,
Aracı içkili kullanmak,
Çevreyi rahatsız edecek derecede, (eksoz, müzik, korna) ses kirliliği,
Bakımı yapılmamış araçların yağ akıtması,
Araziden çıkan tarım araçlarının asfaltı kirletmesi,
Yollara araçlardan çöp atılması,
Yayaların Kul Hakkına Giren Hatalı Davranışları
Cadde ve sokaklarda yaya kaldırımı yerine Araç yolunda yürümek,
Karşıdan karşıya geçerken yaya geçitlerini kullanmamak,
Yaya kaldırımı olmayan yerlerde kurallara uymadan geçiş yapmak,
Yaya kaldırımı olmayan yerlerde yolun solundan yürümemek,
Trafik polisinin olmadığı yerlerde trafik işaretlerine uymamak,
Trafik lambası kırmızı yanarken, karşıdan karşıya geçmek,
Karşıdan karşıya geçerken zikzak çizmek ya da çapraz geçmek
Duran bir taşıtın hemen önünden ve arkasından geçmek
Toplu taşıma araçlarından inerken, taşıtın durmasını beklemeden inmek,
Taşıt aracından iner inmez hemen karşıya geçmeye kalkışmak,
Yolda top ya da oyun oynamak
Yolda gruplar oluşturup geçişe engel olmak.
Değerli Müminler!
Trafikte Kul Hakkı İki Durumda Ortaya Çıkar, birincisi: Seyir Halinde demiştik. İkinci olarak ise,
2- Kaza durumunda
Burada da karşımıza iki durum ortaya çıkar. Bunlar da:
- a)Mal Hakkı:
- b)Can Hakkı
Kıymetli Dostlar!
Görüldüğü gibi trafikte ilk ve en önemli unsur insandır. İnsanın olmadığı yerde trafikten bahsetmek, trafik kurallarından söz etmek ne kadar boş ve abesse, insanın yaşadığı yerde de trafiğin önemini bilmemek ve kurallarına uymamak o kadar yanlış ve kabahattir.
Trafik, hayatın hızlandığı anda ve mekandaki kurallar bütünüdür.
Neden Kurallar?
Çünkü kurallar hayatı kolaylaştıran, hak paylaşımında adaleti tesis eden, güven ve emniyet garantisidir.
Yüce Allah bile;
إِنَّا كُلَّ شَيْءٍ خَلَقْنَاهُ بِقَدَرٍ
“Biz, her şeyi bir ölçüye göre yarattık.”[3]
“Ölçtüğünüz zaman tam ölçün ve doğru terâzi ile tartın. Bu hem daha iyidir, hem de sonucu bakımından daha güzeldir.”3?
“Ölçü ve tartıyı adâletle yerine getirin.”4?
Kıymetli Müminler!
Yemenin bir ölçüsü var
Kıyafetin bir ölçüsü var
Yaşamın bir ölçüsü var
İbadetin bile bir ölçüsü var.
Ne kadar namaz kılalım.
Ne kadar oruç tutalım
Ne kadardan ne kadar zekat verelim.
Evet!
Daima bir ölçü bir kural.
Yıpranmamak ve yıpratmamak için,
Zulmetmemek ve zulme uğramamak için,
Eziyet etmemek ve eziyete uğramamak için,
Hak yememek ve haksızlığa uğramamak için,
Hulasa, Allah rızası için, hep ölçü, hep kural.
Trafiği, kısa zamanda çok mesafe kat etme olarak tarif ettiğimizde, böylesi hızlı bir dünyanın bir kuralı, bir düzeni nasıl olmasın ki?
Hele hele mevzu, insanın etkilediği ve etkilendiği bir mesele ise, ortada insanın canı, malı, hukuku varsa, elbette bu alanda bir kuraldan, bir ölçüden bahsetmemek mümkün değildir.
Kıymetli Müminler!
Dinimizde insan hakkı “Kul Hakkı” kavramı ile açıklanmıştır.
Efendimiz buyurdular ki:
إِنَّ لِرَبِّكَ عَلَيْكَ حَقًّا وَلِنَفْسِكَ عَلَيْكَ حَقًّا وَلِأَهْلِكَ عَلَيْكَ حَقًّا فَأَعْطِ كُلَّ ذِي حَقٍّ حَقَّهُ
“Senin üzerinde Rabbinin hakkı var, nefsinin hakkı var, ehlinin de hakkı var. Her hak sahibine hakkını ver.”[4]
Evet!
Her hak sahibine hakkını iade edebilmek. Bu dünyada değilse Ahiret’te mutlaka iade edilir, zaten.
Yine Efendimizin sav, şu uyarısı da Kul hakkının mahiyetini ortaya koymaktadır:
“Şehid olan kişinin acı çekmeden öldüğü, kanının ilk damlası yere düştüğü anda kul hakları dışında bütün günahlarının affedildiği, şehidin kabir azabı çekmeyeceği, cennetteki makamını göreceği[5]
مَن قَتَلَ نَفْسًا بِغَيْرِ نَفْسٍ أَوْ فَسَادٍ فِي الأَرْضِ فَكَأَنَّمَا قَتَلَ النَّاسَ جَمِيعًا
وَمَنْ أَحْيَاهَا فَكَأَنَّمَا أَحْيَا النَّاسَ جَمِيعًا
“… Kim, bir cana veya yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya karşılık olmaksızın (haksız yere) bir cana kıyarsa bütün insanları öldürmüş gibi olur. Her kim bir canı kurtarırsa bütün insanları kurtarmış gibi olur…. ” [6]
Kıymetli Dostlar!
Trafik kazlarındaki ölümlerin dini boyutuna bakacak olursak;
İmâm Ebû Hanife ra'ye göre, âlât-ı cârihadan[7] sayılmayan bir şeyle kasden vurarak öldürmek şibh-i Amd'dır.[8]
Şibh-i amd (Kasde benzer öldürme)den dolayı ise hem keffaret, hem de âkile[9] üzerine diyet-i mugallaza[10] gerekir. Aynı zamanda katil büyük günah işlemiş sayılır. Kısas gerekmez. Zira olayda öldürme kasdı kesin olarak bilinmemekle beraber bir de öldürücü keskin bir alet veya silah kullanılmamıştır.[11]
وَمَا كَانَ لِنَبِيٍّ أَن يَغُلَّ وَمَن يَغْلُلْ يَأْتِ بِمَا غَلَّ يَوْمَ الْقِيَامَةِ ثُمَّ تُوَفَّى كُلُّ نَفْسٍ مَّا كَسَبَتْ وَهُمْ لاَ يُظْلَمُونَ
“Bir peygambere, emanete hıyanet yaraşmaz. Kim emanete (devlet malına) hıyanet ederse, kıyamet günü, hainlik ettiği şeyin günahı boynuna asılı olarak gelir. Sonra herkese -asla haksızlığa uğratılmaksızın-kazandığı tastamam verilir.”[12]
Aziz Müminler!
Haksızlık yaparak, kiminin malına kasdetmiş, kiminin canına kastedmiş, kimine doğrudan zarar vermiş, kimine de dolaylı olarak zarar vermiş insanlar için,
Allah Rasülü sav şu uyarılarda bulunmuştur:
عن أبي هريرة قال: ]قَالَ رَسُولُ اللّهِ مَنْ كَانَتْ عِنْدَهُ مَظْلَمَةٌ لاخِيهِ مِنْ عِرْضِهِ أوْ شَىْءٍ مِنْهُ فَلْيَتَحَلِّلْهُ مِنْهُ الْيَوْمَ مِنْ قَبْلِ أنْ لاَيَكُونَ دِينارٌ وَ دِرْهَمٌ، إنْ كَانَ لَهُ عَمَلٌ صَالِحٌ أُخِذَ مِنْهُ بِقَدْرِ مَظْلَمَتِهِ، وإنْ لَمْ تَكُنْ لَهُ حَسَنَاتٌ أُخِذَ مِنْ سَيِّئَاتِ صَاحِبِهِ فَحُمِلَ عَلَيْهِ[. أخرجه البخاري والترمذي .
"Kimin üzerinde kardeşine karşı ırz veya başka bir şey sebebiyle hak varsa, dinar ve dirhemin bulunmadığı [kıyamet (ve hesaplaşmanın olacağı)] gün gelmezden önce daha burada iken helalleşsin. Aksi takdirde o gün, salih bir ameli varsa, o zulmü nisbetinde kendinden alınır. Eğer hasenatı yoksa, arkadaşının günahından alınır, kendisine yüklenir."[13]
Bu konudaki bir diğer Hadisi Şerif de:
عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ قَالَ : قَالَ النَّبِيُّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ : ( إِنَّ الدَّالَّ عَلَى الْخَيْرِ كَفَاعِلِهِ ) .
“Muhakkak ki hayra vesile olan onu yapan gibidir.” [14]
Ayeti Kerimede de;
مَّن يَشْفَعْ شَفَاعَةً حَسَنَةً يَكُن لَّهُ نَصِيبٌ مِّنْهَا وَمَن يَشْفَعْ شَفَاعَةً سَيِّئَةً يَكُن لَّهُ كِفْلٌ مِّنْهَا وَكَانَ اللّهُ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ مُّقِيتًا
“Kim iyi bir işe aracılık ederse onun da o işten bir nasibi olur. Kim kötü bir işe aracılık ederse onun da ondan bir payı olur. Allah her şeyin karşılığını vericidir.”[15]
Değerli Müminler!
Şimdi 2004 İle 2014 Yılları Arasındaki Trafik İstatistiğine Bir Göz Atalım:[16] Tabloya Dipnottaki internet adresinden ulaşabilirsiniz.
|
Yıl
|
Toplam kaza sayısı
|
Ölümlü yaralamalı kaza
|
Maddi hasarlı
|
Ölü sayısı
|
Yaralı sayısı
|
|
2015
|
338,510
|
142,372
|
196,138
|
2296
|
233,336
|
Bu tablo bize gösteriyor ki; biz içinde bulunduğumuz felaketin henüz farkında değiliz.
Binlerce can, sakat kalan yüzbinler, yıkılan ocaklar, uçup giden milyarlarca maddi değerler.
Rabbim hepimize yaptığı işi rızasına uygun ve en güzel şekilde icra edenlerden eylesin.
Kıymetli Müminler!
Allahü Taala buyurdu ki:
“Yazıklar olsun ölçü ve tartıya hile karıştıranlara! Onlar insanlardan bir şey aldıklarında tastamam ölçerek alırlar. Satarken ise eksik ölçüp tartarlar. Onlar büyük bir günde hesap vermek için diriltileceklerini hiç mi akıllarına getirmezler? O öyle bir gündür ki insanlar, âlemlerin Rabbının katında dîvan duracaklardır.”[17]
Aslında dünyâ hayâtındaki sosyal münasebetlerin hepsi ticârete benzer. Nasıl ki insanlar ticârette alırken ve satarken kazanmak hırsıyla birtakım yanlışlara kapılıp hak ve adâlet terâzisini tam olarak kullanmakta zorlanırlarsa, aynı şekilde beşerî münâsebetlerde de çıkarlarına âid husûslarda kendilerini sürekli haklı görüp baskı kurarak karşısındakinin hukukunu görmezden gelmek gibi yanlışlar yapmaktadır.
Adâlet ve terâzi emrinden, insanlara rızâlarının olmadığı durum ve konumlarda zulm ve gadretmenin Allah’a karşı bir isyân ve sonuçta insanın kendi kendine yazık etmesi, anlaşılmaktadır. Allah Teâlâ’nın önümüze ticârî ilişkilerde ve beşerî münâsebetlerde terâziyi ya da hak ve adâlet ölçüsünü dengeli kullanma gereğini bir âhiret meselesi olarak koyması çok câlib-i dikkattir. Bu dünyâda gadr ve zulm ile başkalarının hakkını gasbedenin, hesap gününde çok ağır bedeller ödeyeceği hem Kur’an âyetlerinin, hem de Hz. Peygamber’in hadîslerinin sıklıkla vurguladığı konulardır.[18]
Peygamberimiz sav ve Ukkaşe ra:
Kul hakkının kapsamının genişliği sebebiyle Peygamberimiz bu konuda duyarlılık göstermiş ve vefât hastalığı sırasında mescide çıkıp minberden nasîhatler ettikten sonra halka hitâben: “Kimin ben de bir hakkı varsa, altın ve gümüşün bir işe yaramadığı günde, benden isteyeceğine şimdi çıkıp istesin”[19] buyurmuştur. Bu sözünü üç kez tekrarlayınca Yaşlı olan Hz. Ukkaşe Efendimize sav yanaşmış ve kendisine bir seferde değnekle vurduğunu söylemişti. Örnek İnsan o Sahabesi ile de helalleşmiş, ve sonunda “Kim cennetteki arkadaşımı görmek isterse bu adama baksın” diye Efendimizin iltifatına mazhar olmuş, sonra (orada bulunan) tüm Müslümanlar Hz. Ukkaşe'nin alnından öperek O’na
“- Seni tebrik ederiz çok büyük bir mertebeyi ve Peygamberin cennetteki arkadaşlığını elde ettin” demişlerdi.
Aziz müminler!
İşte Gerçek helalleşme, gerçek borç ödeme.
Efendimizin bu husustaki hassasiyetinin sebebini de aşağıdaki açıklamalarından anlıyoruz.
Müflis Kimdir?
Sevgili Peygamberimiz sav bir gün Ashabına: “Müflis kimdir, biliyor musunuz?” diye sordu.” Ashâb: “Bizim aramızda müflis, parası veya malı olmayan kimsedir” dediler.
Rasûlullah sav şöyle buyurdu:
“Şüphesiz ki ümmetimin müflisi, kıyamet günü namaz, oruç ve zekât sevabıyla beraber, şunu dövmüş, şuna-buna sövmüş, zina isnâd ve iftirası yapmış, şunun-bunun malını yemiş, kanını dökmüş (olarak mahşer meydanına gelen), bu sebeple de iyiliklerinin sevabı şuna buna verilen ve üzerindeki kul hakları bitmeden sevapları biten, (sevabı kalmayınca da) hak sahiplerinin günahları kendisine yükletilip sonra da cehenneme atılan kimsedir”[20]
Bir Kaza Misali:
Yol kenarında bulunan dükkan, yaya kaldırımına satacağı malları koyar. Yaya kaldırımı kapanınca, yaya da ister istemez, araçların yoluna iner. Dalgın olan yolcu geri geri gelmekte olan araca kapasını vurur ve beyin kanamasından ölür ( ya da felç olur). Adamın üç çocuğu vardır.
Bundan sonraki aile mahrumiyetinin sebebi kimdir?
Yaya yolunu kapatan satıcı mı?
Görevi ihmal eden Belediye yetkilileri mi?
Araç sürücüsü mü?
Kazazede mi?
Aziz Müminler!
إِنَّ اللّهَ لاَ يَظْلِمُ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ وَإِن تَكُ حَسَنَةً يُضَاعِفْهَا وَيُؤْتِ مِن لَّدُنْهُ أَجْرًا عَظِيمًا
“Şüphe yok ki Allah zerre kadar haksızlık etmez. (Kulun yaptığı iş, eğer bir kötülük ise, onun cezasını adaletle verir.) İyilik olursa onu katlar (kat kat arttırır), kendinden de büyük mükâfat verir.”[21]
Bir defasında:
“Allahım! Kâfirlikten ve borçtan sana sığınırım.” şeklinde duâ edince bu duâyı işiten bir sahâbî:
-Kâfirliği borca eşit mi kılıyorsunuz Ya Rasulallah! diyerek sormuştur.
Peygamberimiz de:
“Evet eşit kılıyorum”, buyurarak hayatî bir zaruret olmadıkça borçlanılmaması lüzumunu duyurmuşlardır.[22]
Kul hakkı ile borçlu ölenlerin Cenaze namazını Efendimiz sav kıldırmamıştır. Bununla alakalı olarak, şu olayı bir hatırlayalım:
Hz. Cabir ra anlatıyor: "Bizlerden biri öldü. Onu yıkadık, kefenledik ve kokuladık. Sonra da onu Allah'ın Resûlü'ne sav getirerek:
"Bunun cenaze namazını kılar mısınız?" ricasında bulunduk.
Allah şanını artırsın Peygamberimiz namaz kıldırmak üzere bir kaç adım attı. Fakat sonra da durup bize sordu:
- Borcu var mı?
- İki altın borcu var.
Bu durumu öğrenen Allah'ın Resûlü cenaze namazını kıldırmadı.
"Mü'min kardeşinizin namazını kılınız," demekle yetindi. Cenaze ortada dururken Ebu Katade isimi arkadaşımız iki altın borcu üzerine aldı. Allah'ın Resûlü'ne geldik. Ebu Katade söz aldı.
- İki altın borcu üstlendim Ya Resûlellah!
- Borcu üzerine aldın mı?
Merhum borç yükümlülüğünden kurtuldu mu?
- Evet.
Bu cevapları alan Allah'ın Resûlü cenaze namazını kıldırdı."
ÖZET
Kıymetli Müminler!
Trafik Kazalarını Aza İndirmek için Neler Yapılabilir?
Trafik sorununun az da olsa önüne geçebilmek için üç ana unsurun bir arada ve eş zamanlı olarak yürürlüğe girmesi gerekmektedir. Bunlar;
1- Eğitim: Herkes nasıl ki ticaretinde, ibadetinde, yapacağı diğer işlerinde üzerine düşen görev ve sorumlulukları öğrenip, biliyor ve uyguluyor ise, trafikte de, yapması gerekenleri öğrenip, bilecek ve uygulayacak. Taki kul ve kamu hakkı ile kanunların ve Allahın huzuruna varmasın.
2- Alt yapı: Kamu kurum ve kuruluşlarının da bu alanda üzerine düşenleri zamanında ve titizlikle yerine getirmesi de yine kul hakları açısından önemlidir.
3- Denetim. Hem yetkili merciler hem de herkes bu konuda üzerine düşen vazifeyi titizlikle yapmak zorundadır. Kul olarak bizler, önce kendisini gören ve amellerini kaydeden bir rabbinin olduğunu bilecek. Kurallara azami ölçüde uyacak. Uymayanları uyaracak. Kuralsız hareket eden ve uyarılara kulak tıkayanları da ilgili mercilere ihbar edecek.
VELHAMDÜ LİLLAHİ RABBİL ALEMİN
Kaynaklar:
Kuran-ı Kerim Meali, Diyanet Vakfı
Altınoluk Dergisi
http://islamqa.info/ar/95029
http://sozluk.ihya.org/dini-terimler/akile.html
http://www.tuik.gov.tr/PreHaberBultenleri.do?id=18510
http://kitap.fetvalar.com/fetavayihindiye/konu-1018.htm
YAŞAR KAPKARA
VEZİRKÖPRÜ CEZAEVİ VAİZİ
MAYIS 2015 VEZİRKÖPRÜ
[1] http://tdk.gov.tr/
[2] Trafik İşaretleri Hakkında Yönetmelik, 2. Bölüm, Madde 2
[3] (Kamer,-54/49)
[4] (Buhari, Edeb, 86)
[5] (Tirmizî, “Feżâǿilü’l-cihâd”, 25, 26),
[6] (Maide, 5/32)
[7] Âlât-ı câriha: Bedenin cüzlerini birbirinden ayıran şey demektir ki, silâh manâsına gelir. Vücudu parçalayan ve delen her şey, gerek demirden, gerekse bakır, tunç ve gümüş gibi şeylerden olsun âlât-ı câriha'dır. Kılıç, kama, süngü mızrak, kurşun balta, keskin taş, keskin ağaç, keskin cam ve ateş gibi şeyler de âlât-ı cârihadandır. Kâfî'de de böyledir.
[8] Şibh-i amd: kasde benzer bir öldürme olayıdır ki, öldürülmesi caiz olmayan bir insanı, âlet-i câriha'dan sayılmayan (küçük bir ağaç veya taş parçasıyle yahut bir iki tokat vurulması veya benzeri) bir şeyle kasden öldürmek demektir. Buna Şibhü'l-hatâ da denir. Çünkü, bu katil kasde mukarin olduğu için amd'e benzer.
[9] Âkile: Kâtilin cinâyeti işlemesine mâni olmadıkları, bilakis bu hususta onu koruyup, gözettikleri ve kâtil, onlardan kuvvet alarak bu suçu işlediği için âkıle, cinâyete karışmış gibi olurlar. Kâtil ile birlikte diyeti (para cezâsını) yüklenmeleri bu sebeptendir.
[10] Diyet-i muğallaza: Sadece deve ile ödenebilir. yüz devedir. Bunun dörtte biri iki yaşına, dörtte biri üç yaşına, dörtte biri dört yaşına, dörtte biri de beş yaşına girmiş olan dişi develerden verilir. Amde benzeyen öldürmede, başkası değil sadece diyeti muğallaza verilîr .
[11] (http://www.ilimdunyasi.com/ahkam-hadisleri/sibhi-amd/?wap2)
[12] (Ali İmran, 3/161)
[13] [Buhârî, Mezalim 10, Rikak 48; Tirmizî, Kıyamet 2, (2421).]
[14] (Tirmizî, Ilm, 14.)
[15] (Nisa, 4/85)
[16] http://www.tuik.gov.tr/PreHaberBultenleri.do?id=18510
[17] (Mutaffifîn, 83/1-6)
[18] Prof. Dr. Hasan Kâmil Yılmaz, Altınoluk Dergisi, 2010 - Aralık, Sayı: 298, Sayfa: 011
[19] Buhârî, Mezâlim, 10, Rikâk, 48.
[20] Müslim, Birr 59.
[21] (Nisa, 4/40)
[22] Nesâî, 8/264, M. Mesabih, Hn. 2481.