Üç Şehir ve Üç Mescid

اَلْحَمْدُ لِلَّهِ الْوَاحِدِ الْقَهَّارْ، اَلْعَزِيْزِ الْغَفَّارْ، مُكَوِّرِ اللَّيْلِ عَلَى النَّهَارْ، تَذْكِرَةً لِأُولِى الْقُلُوْبِ وَالْأَبْصَارْ
اللَّهُمَّ صَلِّ وَسَلِّمْ وَبَارِكَ عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ النَّبِيِّ الأُمِّيِّ الْحَبِيبِ الْعَالِي الْقَدْرِ الْعَظِيمِ الْجَاهِ وَعَلَى آلِهِ وَصَحْبِهِ وَسَلِّمْ


السَّلَامُ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَةُ اللَّهِ وَبَرَكَاتُهُ

Kıymetli Misafirler

 

Rabbimize Hamd, Efendimiz’e salat ve selamlar olsun. Allahın selamı, rahmeti, mağfireti, bereketi, sağlık ve afiyeti sizlerin, bütün Müminlerin üzerine olsun! Amin!

Bu günkü sohbetimiz, üç Kutsal Mescid ve üç kutsal şehir üzerine olacak. Rabbim hakkıyla anlatabilme anlayabilmeyi, ihlas ve samimiyetle yaşayabilmeyi hepimize nasip eylesin. Amin!

Hz. Adem as Cennette


Rabbimiz insanı yaratmayı murat eyleyince, ilk önce Hz. Adem as’ı yaratmış, ondan da eşi Hz. Havva’yı yaratıp Cennetine yerleştirmişti. Cennette diledikleri gibi huzur ve mutluluk içerisinde bir hayat yaşayan Adem Ailesine, “dilediğinizi yiyin için ama bir tek şu ağacın meyvesine yaklaşmayın” diye de tembihlemişti.

Daha önceden yaratılan Melekler ve Şeytandan sonradan yaratılan “Ademe hürmet etmesi istenince”, Melekler itaat etmiş, Şeytan ise kendini daha dağerli ve üstün görerek kibirlenmiş ve isyan edenlerin ilki olmuştu.

Bu isyanıyla birlikte Allah nazarındaki derecesi iptal olmakla kalmamış, lanetlenip, rıza makamından da kovulmuştu.

Bunu hazmedemeyen şeytan da Adem as Ailesine karşı olan kibir ve kıskançlığından dolayı, “Ademi ve neslini saptıracağına yemin edip Allahtan da mühlet istemişti”. Şeytanın bu isteğini kabul eden Allahü Teala, Ademe “Şeytan sizin için apaçık bir düşmandır”, diyerek ilk ikazını yapmıştı.

Nihayet cennette huzurlu günler geçiren Adem as ve Eşi Havva’ya sağdan yaklaşan şeytan onlara ilk günahlarını işletince, Adem Ailesi için yeni yaşam alanı, bu gün Dünya dediğimiz bu yerküre olmuştu.

Hz. Adem as Dünyada

Dünya, Ademoğulları ve şeytan için uzun sürecek bir mücadelenin merkezi, yeni bir yaşam alanı ki, cennet gibi bir tane değil, binlerce tehlikenin olduğu bir alan olacaktı. Cennetin kazanılıp kaybedileceği bir mekandı, insan için.

Şeytan sapkınlığına devam ederken, Adem as ve Eşi, dünyada Tevbe edenlerin ve tevbesi kabul olunanların ilki olmuşlardı. Bir süre birbirlerinden ayrı kalan çift, pek çok sıkıntılar yaşayacak, Mekke Haremi Bölgesindeki Arafat civarında buluşacak, Cennette başlayan Aile hayatlarına dünyada yeniden başlayacaklardı.

Kıyamete Kadar Geçerli Büyük Uyarı
Şeytan Ve Dünya Ademoğlunun İki Büyük Saptırıcısı

Kıymetli Cennet Yolcusu Kardeşim!

Merhamet sahibi Rabbimiz cc Cennete yerleştirdiği kullarını nasıl ki Şeytana karşı uyarmışsa, dünyaya geldiklerinde de aynı uyarılarını tekrar etmiş, şeytanın Ademoğulları için nasıl düşman olduğunu açıklamıştır.

Bu hususta:

اِنَّ الشَّيْطَانَ لَكُمْ عَدُوٌّ فَاتَّخِذُوهُ عَدُوًّاۜ اِنَّمَا يَدْعُوا حِزْبَهُ لِيَكُونُوا مِنْ اَصْحَابِ السَّع۪يرِۜ

“Muhakkak ki şeytan sizin düşmanınızdır, siz de onu düşman sayın. O, kendi taraftarlarını ancak (Cennetten uzaklaştırıp) ateş ehlinden olmaya çağırır.”

اَلَمْ اَعْهَدْ اِلَيْكُمْ يَا بَن۪ٓي اٰدَمَ اَنْ لَا تَعْبُدُوا الشَّيْطَانَۚ اِنَّهُ لَكُمْ عَدُوٌّ مُب۪ينٌۙ

“Ey Âdem oğulları! Size şeytana uymayın, çünkü o sizin apaçık bir düşmanınızdır» demedim mi?” (Yasin, 36/60), buyurmuştur.

Allah Kullarını Şeytana karşı uyardığı gibi Dünya Hayatına karşı da uyaracak,

Şöyle diyecektir:

كُلُّ نَفْسٍ ذَٓائِقَةُ الْمَوْتِۜ وَاِنَّمَا تُوَفَّوْنَ اُجُورَكُمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِۜ فَمَنْ زُحْزِحَ عَنِ النَّارِ

وَاُدْخِلَ الْجَنَّةَ فَقَدْ فَازَۜ وَمَا الْحَيٰوةُ الدُّنْيَٓا اِلَّا مَتَاعُ الْغُرُورِ

“Her canlı (nefis) ölümü tadacaktır. Ecirleriniz ancak kıyamet günü tastamam verilecektir. (O gün) kim ateşten uzaklaştırılır da cennete konulursa, artık o gerçekten kurtuluşa ermiştir. Bu dünya hayatı, ancak aldatıcı bir metâ (geçici zevk ve faydalanma)dan ibarettir.” (Âli İmran, 3/185) [krş. 21/35; 29/57]

Kabe’nin İnşası[1]

Adem as ve Eşi Havva Annemiz, Arafatta buluşup, Kabe’nin inşa edileceği yere gelince, Yarabbi, Cennetteyken bize verdiğin İbadet Bilgilerini ve Mekanını ver, diye dua etti. Allahü Teala da Cebrail as’ı Onlara göndererek hem Kabe’nin yerini, hem Harem’in sınırlarını hem de nasıl ibadet edeceklerini öğretti.

إِنَّ أَوَّلَ بَيْتٍ وُضِعَ لِلنَّاسِ لَلَّذِي بِبَكَّةَ مُبَارَكًا وَهُدًى لِّلْعَالَمِينَ

“Şüphesiz âlemlere bereket ve hidayet kaynağı olarak insanlar için kurulan ilk ev -mâbed - Mekke’deki Kâbe’dir.” (Âl-i İmrân, 3/96)

Şeytan da Cennette başladığı şerri fısıldama ve saptırma işlerini her geçen gün daha da ilerleterek, insanoğlunun imtihanını zorlaştırıyordu.

Dünya, İnsanoğlu için, İman ve Küfrün, sevap ve günahın yaşandığı, sapıklıkta şeytanı da hayrete düşürecek kadar azmak ve 100 kişiyi de öldürsen Tevbenin serbest olduğu, Allaha sonsuz güvenle cenneti ve Allahı unutarak Cehennemi istemenin bir geçiş yeridir.

Nuh tufanından sonra bu bina, kumlar altında uzunca bir süre gizli kalır.

İnsanlar çoğaldıkça dünyayı daha çok tanımak, daha rahat hayat yaşamak gibi pek çok sebepten yaşadıkları coğrafyanın dışına çıkarak yeni yeni yaşam alanları meydana getiriyorlardı.

Beytullahın’ın inşasından sonra yüce Allah cc Adem as’a yeryüzünün ikinci Mescidini ikinci Harem Kudüste kurmasını emretti.

Mescidi Aksanın İnşası


عَنْ أَبِي ذَرٍّ ، قَالَ : " قُلْتُ يَا رَسُولَ اللهِ : أَيُّ مَسْجِدٍ وُضِعَ فِي الْأَرْضِ أَوَّلُ ؟ ،قَالَ: ( الْمَسْجِدُ الْحَرَامُ) ، قُلْتُ : ثُمَّ أَيٌّ؟ قَالَ: ( الْمَسْجِدُ الْأَقْصَى ) ، قُلْتُ: كَمْ بَيْنَهُمَا ؟ ، قَالَ: (أَرْبَعُونَ سَنَةً

Ebu Zer ra şöyle dedi: “Ya Rasûlallah! Yeryüzünde ilk kurulan mescit hangisidir?” dedim. “Mescid-i Haram’dır” buyurdu. “Sonra hangisidir?” diye sordum. O, “Mescid-i Aksa’dır” buyurdu. “Bunların arasında ne kadar zaman vardır?” dedim. “Kırk yıl vardır” buyurdu.” (Müslim, Mesacid, 2 )

Kıymetli Misafirler!

Zaman geçer. İnsanlar çoğalır. Şehirler kurulur, Ülkeler yıkılır. Savaşlar olur, zulümler ayyuka çıkar. İnsanlar çağlardan çağlara savrulur.

Şeytan son surat iş başındadır.

Allah kullarını asla unutmaz, onları uyarmak için kendi cinslerinden elçiler gönderir. Kitaplar gönderir. Kanun ve kurallarla kulları arasında adaleti tesis etmelerini ister.

Öyle ki bazan iyiler dünyayı yönetir, kötüler zayıflar. Bazan iyiler zayıflar iş kötülerin eline geçer.

اِنْ يَمْسَسْكُمْ قَرْحٌ فَقَدْ مَسَّ الْقَوْمَ قَرْحٌ مِثْلُهُۜ وَتِلْكَ الْاَيَّامُ نُدَاوِلُهَا بَيْنَ النَّاسِۚ وَلِيَعْلَمَ اللّٰهُ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَيَتَّخِذَ مِنْكُمْ شُهَدَٓاءَۜ وَاللّٰهُ لَا يُحِبُّ الظَّالِم۪ينَۙ

“Eğer siz (Uhud'da) bir acıya uğradınızsa, (Bedir'de de düşmanınız olan) o kavim de benzer bir acıya uğramıştır. O günleri (Galibiyet ve Malubiyeti) biz insanlar arasında döndürür dururuz(bazen birileri, bazen diğerlerine zaferi ve yenilgiyi nasip ederiz.) Ta ki Allah, iman edenleri ortaya çıkarsın ve aranızdan şahitler edinsin. Allah zalimleri sevmez.” (Âli İmran, 3/140)

Zaman içerisinde ne Mekke’de Kâbe binası kalır ne de Kudüs’te Mescid-i Aksa kalır. Allah belli aralıklarla çok güçlü kullarını görevlendirir ki dünyaya iman hakim olsun, şeytanın vesvesesi küfür ve küfürbazlar tepetaklak olsun.

İnsanlığın İkinci Atası, Dünya Tevbe İle Temizleniyor

Hz. Nuh as

Nuh as ile Küfür yeryüzünden tamamen silinmiş, sadece iman edenler yaşamaya devam ederken, Şeytan inanan insanlardan kendine tekrar müşteri bulmuş ve zamanla insanlık yine azgınlaşmış ve hidayetten dalalete düşmüştür.

Allah cc Putlar Ülkesi Babilde Elçini Seçiyor.

Hz. İbrahim as (Urfa-Harran-Ürdün-Mısır-Kudüs-Mekke)

Milattan Önce 2000’li yıllarda yaşadığı tahmin edilen Hz. İbrahim as’ın, tarih ve Tefsir kitaplarında, pek çok yerde doğduğu rivayet edilmiştir. Nemrudun ülkesi Bâbil’deki Kûsâ denilen yerde yahut Kesker sınırındaki Verkā’da doğduğu da bu rivayetler arasındadır.

Büyük imtihanlardan geçen Hz. İbrahim, Nemrut karşısında Allah’ın inayeti ile başarıya ulaşınca, Risalet görevini geniş bir coğrafyada icra etmeye başlamıştı.

Kaynaklarımızda Hz. İbrâhim eşi Sâre, yeğeni Lût ve diğer adamlarıyla birlikte Nemrûd’un ülkesini terk edip önce Harran’da, ardından Ürdün’de bir süre kalmış, oradan Mısır’a geçmiş, daha sonra Filistin diyarına dönmüştür.[2]

Hz. Sârâ kısır olduğundan Hz. İbrahim as’a uzun süre çocuk veremeyince, Hz. Sara kendi hizmetçisi Hacer ile kocasını evlendirir ki çocukları olsun.

Bir süre sonra, Hz. İbrahim 90 yaşlarına yaklaştığında, Hz. Hacer Validemizden İsmail as dünyaya gelir. Bu çocuğun doğumu ile Sara Validemizde kıskançlık başlamış ve Hz. İbrahim’den, Hacer ve Çocuğunu uzaklara götürmesini istemiştir.

İlk bakışta basit bir kıskançlık gibi görünen Uzaklara Hicretle Allah içinde nice hayırlar ve hikmetler barındıran bir geleceği de inşa edecekti.

Büyük Hicret, Büyük Teslimiyet ve Büyük Tevekkül

Hz. İsmail ve Hz. Hacer as Mekke Yollarında

Hz. İbrâhim, iki yaşındaki oğlu İsmâil’i ve Hâcer’i Cebrâil’in refakatinde Mekke’ye götürmüş, Mescid-i Harâm’ın bulunduğu yere bırakmış, onları koruması için Allah’a dua ederek oradan ayrılmıştır.

رَبَّنَٓا اِنّ۪ٓي اَسْكَنْتُ مِنْ ذُرِّيَّت۪ي بِوَادٍ غَيْرِ ذ۪ي زَرْعٍ عِنْدَ بَيْتِكَ الْمُحَرَّمِۙ رَبَّنَا لِيُق۪يمُوا الصَّلٰوةَ فَاجْعَلْ اَفْـِٔدَةً مِنَ النَّاسِ تَهْو۪ٓي اِلَيْهِمْ وَارْزُقْهُمْ مِنَ الثَّمَرَاتِ لَعَلَّهُمْ يَشْكُرُونَ

“Ey Rabbimiz! Namazı dosdoğru kılmaları için ben, neslimden bir kısmını senin Beyt-i Harem'inin (Kâbe'nin) yanında, ziraat yapılmayan bir vâdiye yerleştirdim. Artık sen de insanlardan bir kısmının gönüllerini onlara meyledici kıl ve meyvelerden bunlara rızık ver! Umulur ki bu nimetlere şükrederler.” (İbrahim, 14/37)

وَإِذْ قَالَ إِبْرَاهِيمُ رَبِّ اجْعَلْ هَذَا الْبَلَدَ آمِنًا وَاجْنُبْنِي وَبَنِيَّ أَن نَّعْبُدَ الأَصْنَامَ

“Hani İbrahim (hanımı Hacer ile oğlu İsmail’i Mekke yöresine yerleştirip) şöyle demişti: “Ey Rabbim! Bu şehri emniyetli kıl, beni ve oğullarımı heykellere/putlara tapmaktan uzak tut.” (İbrahim, 14/35)

وَاِذْ قَالَ اِبْرٰه۪يمُ رَبِّ اجْعَلْ هٰذَا بَلَدًا اٰمِنًا وَارْزُقْ اَهْلَهُ مِنَ الثَّمَرَاتِ مَنْ اٰمَنَ مِنْهُمْ

بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِۜ قَالَ وَمَنْ كَفَرَ فَاُمَتِّعُهُ قَل۪يلًا ثُمَّ اَضْطَرُّهُٓ اِلٰى عَذَابِ النَّارِۜ وَبِئْسَ الْمَص۪يرُ

“İbrahim de demişti ki: Ey Rabbim! Burayı emin bir şehir yap, halkından Allah'a ve ahiret gününe inananları çeşitli meyvelerle besle. Allah buyurdu ki: Kim inkâr ederse onu az bir süre faydalandırır, sonra onu cehennem azabına sürüklerim. Ne kötü varılacak yerdir orası!” (Bakara, 2/126)

Kıymetli Mümin Kardeşlerim!

Hz. İbrahim Hacer Validemizi ve iki yaşındaki İsmaili Mekkede bırakıp geri dönerken,

Ey İbrahim bizi kime bırakıyorsun?

Bunu sana Rabbin mi emretti?

Bu yalnızlığımızı sana O Allah emrettiyse elbette o bizi zayi etmez, bizi korur, deyip, ilk iş olarak su aramaya başlamış.

İman ve teslimiyetin son noktası,

Tevekkülün zirvesi.

Ey Müslüman Anneler! “Kızım kocasının eline bakmasın” diye, kızının meslek sahibi olması, çok para kazanması için büyük bir gayret ve zahmete katlanıyorsun. Halbuki kızım maharetli olsun, becerikli ve bilgili olsun, Torunlarımı daha edepli daha iyi yetiştirsin diye bu gayretlere katlanmış olsaydın, Allah bu niyet ve gayretimizi cennetle ödüllendirecekti. Hacer Annemiz gibi, Allaha güvenip, dayanarak, kocası yanında olmasa bile, iffetle ve gayretle tek başına, ayakları üzerinde durabileceğini görecektik.

Ama bizim Niyetimiz dünyalık, para kazanma, özgür yaşamak, başkalarına gösteriş olunca, Allahın korumasından uzaklaştık.

Kızlarımız meslek sahibi oldular, kariyer sahibi oldular, en iyi evlerde oturup, en iyi arabalara bindiler. Ama kaybettiler. İffet, sadakat, sevgi, Aile olma şuuru, Anne olmanın kıymetini, …, Kendilerini Cennete ulaştıracak daha nice faziletleri kaybettiler.

Ama Parayı kazandılar. O parayı kazanmak için, kızının, ne sıkıntılara katlandığını ne rezilliklere düştüğünü, üç kuruş etmez patronları tarafından nasıl aşağılandığını, keşke bir anlayabilseydin.

O zaman “kızım kocasının eline bakmasın, demeyecektin.

Ya Rab! Kızımı, oğlumu ahlaksız, vicdansız, merhametsizlere muhtaç etme, onları iffetli kullar eyle, iffetlilerle beraber eyle! diye dua edecektin.

Her ana Allah’ın kendisine tevdi ettiği Evin Mürebbiliği vazifesinin gereği olarak oğlunu ve kızını İslam Ahlakı üzere yetiştirmiş olsaydı, zaten bu hanelerden genelde kötü genç de çıkmayacaktı.

Bir kadın için evlendikten sonra en değerli insan o kadının kocasıdır. Ana ve babasından da daha değerli ve kıymetlidir.

Filistin’de yaşayan İbrâhim as zaman zaman Hz. Hâcer ve Hz. İsmâil’i ziyarete gelir, bir süre onlarla ilgilenir ve Filistine geri dönerdi.

Kâbe Eski Temelleri Üzerine Yeniden İnşa Ediliyor

Hz. İbrahim ve Oğlu Hz. İsmail

İbrahim as, Hz. Hacer ve Evlat Hz. İsmail pek çok sıkıntı ve badireler atlatmış ve zaman ilerleyip Kâbenin yeniden inşasının vakti gelmişti.

وَاِذْ يَرْفَعُ اِبْرٰه۪يمُ الْقَوَاعِدَ مِنَ الْبَيْتِ وَاِسْمٰع۪يلُۜ رَبَّنَا تَقَبَّلْ مِنَّاۜ اِنَّكَ اَنْتَ السَّم۪يعُ الْعَل۪يمُ

“Bir zamanlar İbrahim, İsmail ile beraber Beytullah'ın temellerini yükseltiyor, (şöyle diyorlardı:) Ey Rabbimiz! Bizden bunu kabul buyur; şüphesiz sen işitensin, bilensin.” (Bakara, 2/127), Bk[3].

Kıymetli Gençler!

Yukarıdaki ayetlere baktığımızda, Filistin ve Mekke arasındaki Manevi köprü İbrahim as ile kurulmuş oluyordu.

Hz. İbrahim ve oğlu Hz. İsmail ile tekrar hidayet merkezi haline gelen Mekke maalesef daha sonraki yıllarda, Kabe’nin var olmasına, Hac İbadetinin bilinip yapılmasına rağmen, şirkin kirlerinden ve put şehri olmaktan kendini koruyamamıştır.

Nübüvvetin 21. yılı, Tarihler 630 yılını gösterene kadar, Mekke bu hüzünlü seyrini sürdürecektir.

Aziz ve Azize Kardeşlerim!

Kudüsün Fethine Niyyet

Musa ve Harun as

Musa as’ın bütün niyeti İsraloğullarını Firavun zulmünden kurtarmak ve Filistini fethetmekti. Firavunla olan mücadelesini kazanan Hz. Musa İsrailoğullarının fitneci, samimiyetsiz ve korkaklığından dolayı ikinci hedefi olan Filistinin fethine muvaffak olamadan vefat etti.

Hz. Musa as, bir taraftan Filistine Fetih hazırlığı yaparken, diğer taraftan da Filistindeki durumu öğrenip anlamaları için on iki kabileden 12 casusunu Filistine göndermişti.

Filistindeki durumu keşfedip geri gelen kabile temsilcilerinden 10 tanesi, Filistinde çok güçlü bir devletin olduğunu, oranın fethinin imkansız olduğunu Hz. Musaya haber verdiler. İçlerinden iki kişi Filistinin Fethedilebileceğini söylediler.

Hz. Musa 10 elçiye dedi ki: Fethin kolay olacağından bahsedin sakın bu fikrinizi kabilelerinize söylemeyin demesine rağmen, o temsilciler, kabilelerine dönünce, Filistinin fethinin imkansız olduğundan, ..vs bahsederek, İsrailoğullarının gözünü korkutmuş ve onları Fetih Seferinden vazgeçirmişlerdir.

Bugün bizim içimizde de böyle, Kafirlerden korkan “Korkaklar ve Korkutanlar” maalesef çok fazla.

Bu Korkunun iki sebebi vardır:

1. Allaha ve Ahirete (Cennet ve Cehenneme) olan İman ve Tevekkülün Zayıflaması,

2. Müslümanların Dünyevileşme ve Vehn Hastalığına[4] yakalanması,

· Mal ve Servetin elden çıkması ya da Ticaretin Kesat’a uğraması korkusu,

· Güç, Makam ve Mevkiyi kaybetme, gözden düşme korkusu.

İsrailoğullarının bu isyankâr hallerini gelin Kuranı Mübin’den takip edelim.


يَا قَوْمِ ادْخُلُوا الْاَرْضَ الْمُقَدَّسَةَ الَّتٖي كَتَبَ اللّٰهُ لَكُمْ وَلَا تَرْتَدُّوا عَلٰٓى اَدْبَارِكُمْ فَتَنْقَلِبُوا خَاسِرٖينَ

قَالُوا يَا مُوسٰٓى اِنَّ فٖيهَا قَوْماً جَبَّارٖينَࣗ وَاِنَّا لَنْ نَدْخُلَهَا حَتّٰى يَخْرُجُوا مِنْهَاۚ فَاِنْ يَخْرُجُوا مِنْهَا فَاِنَّا دَاخِلُونَ

قَالَ رَجُلَانِ مِنَ الَّذٖينَ يَخَافُونَ اَنْعَمَ اللّٰهُ عَلَيْهِمَا ادْخُلُوا عَلَيْهِمُ الْبَابَۚ فَاِذَا دَخَلْتُمُوهُ فَاِنَّكُمْ غَالِبُونَ وَعَلَى اللّٰهِ فَتَوَكَّلُٓوا اِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِنٖينَ

قَالُوا يَا مُوسٰٓى اِنَّا لَنْ نَدْخُلَـهَٓا اَبَداً مَا دَامُوا فٖيهَا فَاذْهَبْ اَنْتَ وَرَبُّكَ فَقَاتِلَٓا اِنَّا هٰهُنَا قَاعِدُونَ

قَالَ رَبِّ اِنّٖي لَٓا اَمْلِكُ اِلَّا نَفْسٖي وَاَخٖي فَافْرُقْ بَيْنَنَا وَبَيْنَ الْقَوْمِ الْفَاسِقٖينَ

قَالَ فَاِنَّهَا مُحَرَّمَةٌ عَلَيْهِمْ اَرْبَعٖينَ سَنَةًۚ يَتٖيهُونَ فِي الْاَرْضِ فَلَا تَأْسَ عَلَى الْقَوْمِ الْفَاسِقٖينَ


“Ey kavmim! Allah`ın size (vatan olarak) yazdığı mukaddes toprağa girin ve arkanıza dönmeyin, yoksa kaybederek dönmüş olursunuz.” (Maide, 5/21)

“Onlar: Yâ Musa! Orada zorba bir toplum var; onlar oradan çıkmadıkça biz oraya asla girmeyeceğiz. Eğer oradan çıkarlarsa biz de hemen gireriz,” dediler. (Maide, 5/22)

“Allahtan Korkanların içinden Allah`ın kendilerine lütufta bulunduğu iki kişi[5] şöyle dedi: Onların üzerine kapıdan girin; oraya bir girdiniz mi artık siz zaferi kazanmışsınızdır. Eğer müminler iseniz ancak Allah`a güvenin.” (Maide, 5/23)

"Ey Musa! Onlar orada bulundukları müddetçe biz oraya asla girmeyiz; şu halde sen ve Rabbin gidin savaşın; biz burada oturacağız" dediler.” (Maide, 5/24)

“Musa: "Rabbim! Ben kendimden ve kardeşimden başkasına hakim olamıyorum; bizimle, bu yoldan çıkmış toplumun arasını ayır" dedi.” (Maide, 5/25)

“Allah, "Öyleyse orası onlara kırk yıl yasaklanmıştır; (bu müddet içinde, Tih Çölünde) yeryüzünde şaşkın şaşkın dolaşacaklar. Artık sen, yoldan çıkmış toplum için üzülme" dedi.” (Maide, 5/26)


Kıymetli Müslümanlar!


Kudüsün Fethi

Hz. Yuşa as

Musa as vefat edip ahirete göçtükten sonra Yuşa as İsrailoğullarına Peygamber olarak gönderilmişti.

Maide Suresi 26. Âyette de geçtiği gibi, İsrailoğulları 40 yıl boyunca, Allahtan, isyan ve korkaklıklarının bir cezası olarak, zillet içinde Tih Çölünde dolanıp durdular.

Musa as’a isyan eden bu yaşlı güruh, kırk yıl içinde ölüp gitmiş, Yuşa as’ın gayretleri ile yepyeni bir nesil, tam bir Fetih nesli yetişmişti.

Kıymetli Gençler!

Buradan anlıyoruz ki, “40 yıl” hem kişilerin, hem de toplumların hayatında değişim, gelişim ve olgunlaşma süresidir.

“Kırkından sonra azanı teneşir temizler”, diyen Atalarımız boşuna söylememişler.

Fetih Yapacak Ordunun/Milletin Ahlak Kodları

Yuşa as Kudüs Yolunda

Gelin bu olayı Efendimiz sav’in ağzından dinleyelim:

غَزَا نَبِيٌّ مِنَ الأنْبِيَاءِ، فَقالَ لِقَوْمِهِ: لا يَتْبَعْنِي رَجُلٌ مَلَكَ بُضْعَ امْرَأَةٍ، وهو يُرِيدُ أَنْ يَبْنِيَ بهَا ولَمَّا يَبْنِ بهَا، ولَا أَحَدٌ بَنَى بُيُوتًا ولَمْ يَرْفَعْ سُقُوفَهَا، ولَا أَحَدٌ اشْتَرَى غَنَمًا أَوْ خَلِفَاتٍ وهو يَنْتَظِرُ وِلَادَهَا، فَغَزَا، فَدَنَا مِنَ القَرْيَةِ صَلَاةَ العَصْرِ أَوْ قَرِيبًا مِن ذلكَ، فَقالَ لِلشَّمْسِ: إنَّكِ مَأْمُورَةٌ وأَنَا مَأْمُورٌ، اللَّهُمَّ احْبِسْهَا عَلَيْنَا، فَحُبِسَتْ حتَّى فَتَحَ اللَّهُ عليه، فَجَمَع الغَنَائِمَ، فَجَاءَتْ -يَعْنِي النَّارَ- لِتَأْكُلَهَا، فَلَمْ تَطْعَمْهَا، فَقالَ: إنَّ فِيكُمْ غُلُولًا، فَلْيُبَايِعْنِي مِن كُلِّ قَبِيلَةٍ رَجُلٌ، فَلَزِقَتْ يَدُ رَجُلٍ بيَدِهِ، فَقالَ: فِيكُمُ الغُلُولُ، فَلْيُبَايِعْنِي قَبِيلَتُكَ، فَلَزِقَتْ يَدُ رَجُلَيْنِ أَوْ ثَلَاثَةٍ بيَدِهِ، فَقالَ: فِيكُمُ الغُلُولُ، فَجَاؤُوا برَأْسٍ مِثْلِ رَأْسِ بَقَرَةٍ مِنَ الذَّهَبِ، فَوَضَعُوهَا، فَجَاءَتِ النَّارُ، فأكَلَتْهَا. ثُمَّ أَحَلَّ اللَّهُ لَنَا الغَنَائِمَ؛ رَأَى ضَعْفَنَا وعَجْزَنَا فأحَلَّهَا لَنَا.

“Peygamberlerden bir peygamber Gazaya/Sefere çıkacağında kavmine şöyle dedi:

Ø Nikâhla bir kadına sahip olup onunla ilk geceyi geçirmek istemesine rağmen halen bunu yapamamış bir erkek/damat bana tâbi olmasın.

Ø Başka biri ev yapmış fakat tavanını çekememişse yani çatısını bitirmemişse o da benimle gelmesin!

Ø Bir başkası koyun veya gebe develer satın almış doğurmalarını bekliyorsa o da gelmesin!”


Yani Yuşa as, çöllerde, özenle 40 yılda yetiştirip terbiye ettiği bu Fetih Neslini son bir kez daha elekten geçiriyor, içlerindeki Münafıkları ayıklıyor ve diyordu ki:

1-Aklı hanımında, çocuğunda olanlar,
2-Kalbi evinde, bağında, bahçesinde kalanlar,
3-Zihni koyunlarında, develerinde, malında, Makamında, ticaretinde olanlar, bizimle Cihada gelmesin.

Kıymetli Kardeşlerim!

Fetih ve Cihad eri olmak Cennetin Adamı olmaktan ve kendini Cennete Adamaktan geçer.

Hadisin devamında Efendimiz sav diyor ki:

“Peygamber bu talimatı verdikten sonra gazaya gitti ve nihayet ikindi namazı vaktinde yahut buna yakın bir zamanda fethedeceği beldeye yaklaşınca güneşe hitaben: “Ey Güneş! Sen de bir memursun, ben de bir memurum!” dedi ve: “Ey Allah’ım! Bu güneşi bizim üzerimizde biraz daha durdur!” diye dua etti. Müteakiben Allah bu peygambere fetih verinceye kadar güneş onun üzerinde durduruldu.”

“Neticede o peygamber ganimetleri topladı. Derken onları kabul etmesi için (gökten bir) ateş geldi. Fakat ateş, o ganimetleri kabul etmedi. Bunun üzerine peygamber, ordusuna: “Sizin içinizde ganimet malına hıyanet eden biri vardır. Dolayısıyla her bir kabileden bir kimse bana biat etsin!” dedi. (Biat ettiler.) Bu biat sırasında birisinin eli o peygamberin eline yapıştı. Peygamber as: “Hıyanet muhakkak sizin içinizdedir. Binâenaleyh senin kabilenin tamamı benimle bir daha biatlesin” dedi.

Kabilenin tamamı biatlaştı. Bu sırada iki veya üç kişinin elleri peygamberin eline yapıştı. Peygamber: “Hıyanet fiili sizdedir, sizler hıyanet ettiniz!” dedi. Akabinde onlar sığır başı gibi altından bir baş getirdiler ve bunu yere koydular. Akabinde ateş geldi ve o ganimet malını yaktı.”

Efendimiz sav yukarıdaki hadiseyi anlattıktan sonra dedi ki:

“Sonra Allah, bizim zayıflığımızı ve aczimizi gördü de ganimetleri bize helâl kıldı dedi."[6]

Helak, Bir Kavme Nasıl Ve Ne İçin Gelebilir?


Atâ’dan rivayetle;

أوْحى اللَّهُ تَعالى إلى يُوشَعَ بْنِ نُونٍ أنِّي مُهْلِكٌ مِن قَوْمِكَ أرْبَعِينَ ألْفًا مِن خِيارِهِمْ وسِتِّينَ ألْفًا مِن شِرارِهِمْ، فَقالَ: يا رَبِّ هَؤُلاءِ الأشْرارُ فَما بالُ الأخْيارِ ؟ فَقالَ: إنَّهم لَمْ يَغْضَبُوا لِغَضَبِي.

“Cenâb-ı Hak, Yûşa b. Nun’a vahiy gönderdi. “Ben senin kavminin iyilerinden

kırk bin, kötülerinden de altmış bin kişiyi helâk edeceğim.” dedi.

Yûşa as: "İyilerin suçu nedir ki onları da helâk ediyorsun?" diye sorunca,

Allah cc:"Onlar, zalimlerle yer ve içerler (zalimlerle aralarını ayırmazlar) ayrıca benim gazabımdan dolayı da onlara gazaplanmadılar!” dedi.”[7]

Fetih ve Zafer gerçekleşip de Mal, Makam ve servetler devlet eliyle insanlara adaletle dağıtılması gerekirken, kamu malı, kamu hakları ve menfaatleri, hakkı olmadığı halde, birilerinin eline, kanunsuz ya da kanuni bir düzenleme ile, adaletsizce, geçerse, hak yerini bulmadıkça Allah onların dua ve ibadetlerini kabul etmeyecek, Allah’ın cc rahmet eli o toplumun üzerinden kalkacaktır. Bu haldeyken onlar kendi kendilerini helake sürüklerler.

İnsanoğlunun Dünya İle İmtihanı

Melik Talut as

Kıymetli Müminler!

Zaman hızla ilerler. Filistin pek çok saldırılara maruz kalır. Defalarca el değiştirir. Allah İsrailoğullarına Talut as’ı Komutan yapar.

Mûsâ as’dan sonra gelen Benî İsrâîl peygamberleri, Tevrât ile amel ediyorlardı. Fakat Yahûdîler, işlerine geldiği gibi dini kullanıyorlardı. Onların şeriatı menfaatlerine uygun olan şeylerdeydi. Bu kadar menfaatçi millet, işlerine gelmeyen peyçok Peygamberi de öldürmüşlerdir.

O zamanlar Mısır ile Şam arasında Amâlika kavmi vardı. Câlût isminde çok güçlü bir reisleri bulunmaktaydı. Allâh cc, Câlût’u İsrâîloğulları’nın başına musallat edecek, yapılan şavaşlarda Câlût, İsrâîloğulları’nı mağlûb ederek çocuklarını ve kadınlarını esir alacaktı.

İsrailoğulları içlerinde bulunan Peygamberlerine, Allahtan güçlü bir kral göndermesi için dua etmesini istediler. Hak Teâlâ, “Tâlût” isminde bir kimsenin melik olarak tâyin edilmesini vahyetti. Fakat bir kısım yahûdîler, Tâlût’u hükümdar yapmak istemeyip bu ilâhî emre karşı çıkarak:

“–Tâlût, hükümdar soyundan değildir!” dediler.

Çünkü o zamana kadar İsrâîloğulları’na gelen peygamberler, Lâvî bin Ya’kûb’un; hükümdarlar ise, Yahûda bin Ya’kûb’un soyundan gelmekteydi. Tâlût ise, her iki soydan da değildi.

Kur’ân-ı Kerîm’de bu husus şöyle anlatılır:

“Mûsâ’dan sonra, Benî İsrâîl’den ileri gelen kimseleri görmedin mi? Kendilerine gönderilmiş bir Peygambere:

«–Bize bir hükümdar gönder ki (onun kumandasında) Allâh yolunda savaşalım!» demişlerdi.

(O Peygamber:)

«–Ya size savaş farz kılınır da savaşmazsanız!» dedi.

(Onlar da:)

«–Yurtlarımızdan çıkarılmış, çocuklarımızdan uzaklaştırılmış olduğumuz hâlde Allâh yolunda neden savaşmayalım?!» dediler.

Kendilerine savaş yazılınca da -içlerinden pek azı hâriç- geri dönüp kaçtılar. Allâh, o zâlimleri hakkıyla bilendir.” (Bakara, 2/246)

“Peygamberleri onlara:

«–Bilin ki Allâh, Tâlût’u size hükümdar olarak gönderdi.» dedi.

Bunun üzerine:

«–Biz, hükümdarlığa daha lâyık oluduğumuz hâlde, (üstelik) ona servet ve zenginlik cihetinden geniş imkânlar da verilmemişken, bize nasıl hükümdar olabilir?!» dediler.

(Peygamber:)

«–Allâh sizin üzerinize onu seçti, ilmen ve bedenen ona üstünlük verdi. Allâh mülkünü dilediğine verir. Allâh her şeyi ihâta eden ve her şeyi bilendir.» dedi.” (Bakara, 2/247)

Kıymetli Kardeşlerim!

İsrâîloğulları’nın ileri gelenlerine göre iktidar, büyük servet ve sermâye sâhiplerinin olmalıydı. Hâlbuki bu fikir, cemiyetin menfaatine ve adâlet prensibine aykırıdır. Çünkü iktidâra, zenginlerin değil, ehil olan kimselerin geçmesi gerekir. Bu da, kişinin mânevî gücü, bilgisi ve tecrübesi ile birlikte kuvvet ve cesâretine bağlıdır.

Fahreddin Râzî’nin beyânına göre Şemuil as İsrâîloğulları’nın teklîfini şu dört sebepten dolayı reddetti:

1-Mülk Allâh’ındır; onu dilediğine verir.

2-Tâlût’u hükümdar olarak seçen, Allâh cc’dür.

3-Hükümdarlarda iki vasıf aranır ki Talutta bu sıfatlar mevcuttur:

a-Siyâset ilmini (idâreciliği) bilmesi, (Vela-Bera), (Velayet-İmamet-Hilafet)

b-Bedenî ve rûhî bakımdan kuvvetli olması.

4-Allâh, dilerse fakiri zengin yapar. Saltanata kimin lâyık olduğunu da hakkıyla bilir.[8]

Tâlût’un hükümdarlığına karşı koyamayan İsrâîloğulları bu sefer de:

“–Eğer o, sâhiden hükümdarsa, bize bir delil getirsin!” dediler.

Bunun üzerine:

“Peygamberleri onlara şöyle dedi:

«–Şüphesiz onun hükümdarlığının alâmeti, (vaktiyle sizden alınan) Tâbût’un size gelmesidir ki, onun içinde Rabbinizden bir sekîne (ruhlara emniyet veren bir huzur), Mûsâ ve Hârûn ehlinin bıraktıklarından geriye kalan birtakım şeyler vardır; onu melekler taşıyacaktır. Eğer mü’min kimseler iseniz şüphesiz bunda sizin için gerçekten bir delil vardır!»” (Bakara, 2/248)

Tâlût, hükümdar olduktan sonra ordusunu düzene koydu ve Kral Câlût’un üzerine yürüdü. Mevsimin çok sıcak olması sebebiyle askerin suya ihtiyacı da fazlaydı. Fakat Şemuil as’a Cenâb-ı Hak’tan bir tâlimât geldi.

Bu ilâhî emri öğrenen Tâlût:

“–Allâh sizi su ile imtihan edecek. Kim kanıncaya kadar ondan içerse benim askerim değildir!..” dedi.

Önlerindeki nehirden, ancak bir avuç içmeye izin verilmişti.

İbn-i Abbâs ra’ya göre bu nehir, Şerîa diye isimlendirilen Ürdün Nehri’dir.[9]

Tâlût ve Askerleri, bahsedilen ırmağın kenarına geldiler. Ordu 80.000 kişi idi. Bunun 76.000 kişisi tâlimât dışında kana kana su içtiler. Sadece 4.000 kişi emre itaat etti. Daha sonra bunların pek çoğu da firâr etti. Geriye 313 kişi kaldı. Bu sayı, Bedir Harbi’ne iştirâk eden mü’min askerlerin sayısıyla aynıdır.

Nitekim Berâ ra’tan şöyle nakledilmektedir:

“Biz, Hazret-i Muhammed’in ashâbı olarak şöyle derdik: Bedir’de bulunanların sayısı, Tâlût’un (Filistin) Nehri(ni) beraber geçtiği mü’min askerlerinin sayısı olan 313’tür.” (Buhârî, Megâzî, 6)

Nehirden, bir avuçtan fazla su içenlerin susuzlukları daha da arttı; dudakları kurudu ve hâlsiz kalıp bîtap düştüler, nihâyetinde perişan oldular. Emri dinleyenlere ise, aldıkları bir avuç su kâfî geldi. Ayrıca îmanları kuvvetlenip, cesâret ve güçleri ziyâdeleşti.

Âyet-i Kerîme’de buyrulur:

“Böylece Tâlût, askerleri ile (Kudüs’ten) ayrılınca onlara şöyle dedi:

«–Muhakkak ki Allâh, sizi bir nehirle imtihân edecektir. Buna rağmen kim ondan içerse artık benden değildir. Eliyle bir avuç içtiği müstesnâ, kim de ondan (izin verilenden fazlasını) tatmazsa, işte şüphesiz o bendendir!»

Fakat içlerinden pek azı müstesnâ, hepsi ırmaktan (kana kana) içtiler. Tâlût ve îmân edenler, beraberce ırmağı geçince:

«–Bugün bizim Câlût’a ve askerlerine karşı koyacak hiç gücümüz yoktur!» dediler.

Allâh’ın huzûruna varacaklarına inananlar (ise):

قَالَ الَّذٖينَ يَظُنُّونَ اَنَّهُمْ مُلَاقُوا اللّٰهِۙ كَمْ مِنْ فِئَةٍ قَلٖيلَةٍ غَلَبَتْ فِئَةً كَثٖيرَةً بِاِذْنِ اللّٰهِؕ وَاللّٰهُ مَعَ الصَّابِرٖينَ ﴿٢٤٩

«–Nice az sayıdaki topluluklar, Allâh’ın izniyle çok sayıdaki toplulukları yenmiştir. Allâh sabredenlerle beraberdir.» dediler.” (Bakara, 249)

Hz. Talud’un ordusunda asker olan Hz. Davut, Düşmanın Ordu Komutanı Calut’u Sapan Taşıyla öldürünce, düşman malup olmuş ve bu sayede Müminler büyük bir zafer kazanmıştı. Bu olaydan sonra Hz. Davut Müslümanlar arasında haklı bir şöhrete kavuşunca, Komutan Talud’un damadı olmuş, Hz. Talut’un vefatından sonra da İsrailoğullarının başına geçmişti.



Kudüs’ün Fethi
Hz. Davud as

Hazret-i Dâvûd’un Târihçilere göre hükümdarlığı, tahmînen M.Ö. 1015-975 yıllar arasında, kırk sene devâm etmiştir. Onun idâresi, İsrâîloğulları’nın en parlak dönemidir. Dâvûd as Kudüs’ü fethederek, devletine başkent yapmıştı. O, hem hükümdar hem de bir peygamberdi. Bu iki özellik Hak tarafından O’na lutfedilmişti.

Mescidi Aksanın İnşaası

Hz. Süleyman as

Hz. Davut’un vefatından sonra yerine oğlu Hazret-i Süleyman geçti ve O’na da hem krallık hem de peygamberlik verildi. Hz. Dâvûd’dan sonra oğlu Süleyman yedi yıl içinde Kudüs’te muhteşem bir mâbed (Mescid-i Aksâ) inşa etmiş, ayrıca kendisine bir saray yaptırmış, ahid sandığını bulunduğu yerden alarak Mâbeddeki özel yerine koymuş, Kudüs’ün çevresine duvar çektirmiştir.

Bundan sonra da Kudüs defalarca yağmalanmış, el değiştirmiş, şehir ateşe verilmiş. Mabet yıkılmıştır.

Kabeye büyük Saldırı Yürüyüşü

Ebrehe Yollarda 571

Kâbe'yi yıkmak amacıyla Mekke üzerine yürüyen Yemenin Habeş Valisi Ebrehenin Fil Ordusu, Allah tarafından gönderilen kuşlar vasıtasıyla imha edilir.

Sonuç, minik Ebabiller Kibirli Fil Ordularını hezimete uğratır. Bu olay tarihe bir ibret vesikası olarak geçecek ve Kuranın içirişinde kıyamete kadar anlatılacaktır.

Bu İbretlik Hadiseden yaklaşık iki ay sonra da Hatemen Nebi Muhammed Mustafa Efendimiz sav dünyaya teşrif edeceklerdir.

Hz. Muhammed Mustafa sav Doğuyor

Tarih 571, Yer Mekke, Abdullah’ın Evi, Bir Pazartesi sabahı, Kameri Takvimler Rebiül Evvel Ayının 11’ini gösterdiğinde alemlere rahmet Hz. Muhammed As dünyaya geliyor.

ALLAHÜMME SALLİ ALA SEYYİDİNE MUHAMMED

Ashab-ı Kiram’ın bir sorusu üzerine,

قَالَ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ،: «…… أَنَا دَعْوَةُ أَبِي إِبْرَاهِيمَ، وَبِشَارَةُ عِيسَى، وَرُؤْيَا أُمِّي آمِنَةَ الَّتِي رَأَتْ ---وَرَأَتْ أُمِّي أَنَّهُ يَخْرُجُ مِنْهَا نُورٌ أَضَاءَتْ مِنْهُ قُصُورُ الشَّامِ"

Efendimiz sav kendisini şöyle anlatmıştır:

Ben, atam İbrahim’in duası, kardeşim İsa’nın müjdesi ve annem Amine’nin rüyasıyım. ----- Annem rüyasında içinden çıkan bir nurun Şam diyarı saraylarını aydınlattığını söylemişti. Peygamber anneleri hep böyle rüyalar görürler.”[10]

Yıl 605 Mekke

Rasülullah Kâbe Tamirinde

Nübüvvetten 5 Yıl önce (605) Kabe Sellerden Yıkılınca Efendimiz sav’in Hakemliğinde Tamir edilecekti.

Yıl 610 Ramazan Ayı Mekke

Hatemen Nebi Risaletle Görevlendiriliyor. Efendimiz sav ve Ashabı Kiram Nübüvvetin başlangıcından itibaren günde, iki vakit ve ikişer rekât olarak Namaz[11] kıldıkları rivayet edilmiştir.[12]

İlk Namaz İlk Kıble Mescidi Aksa

Hz. Muhammed sav, Tebliğin gizliden yapıldığı yaklaşık üç yıl kadar devam eden bir süre içerisinde gerek evinde, gerek ıssız dağ eteklerinde, tenha olan öğle vaktinde, Harem’de namaz kılmış, bazen de Hz. Ali ile birlikte Mekke dışındaki vadilerde akşam namazını kıldığına dair rivayetler bulunmaktadır.[13]

İlk Müslümanlar da Mekke içinde gizli yer bulamadıklarında şehir dışına çıkıp ıssız yerlerde ve zaman zaman mescid haline getirdikleri Erkâm adlı sahâbînin evinde namaz kılmışlardır.[14]

Hz. Peygamber ve O’na inanan az sayıdaki cemaatinin Kâbe avlusunda ibadet etmeleri düşmanlıkla karşılanmış ve burada Kur’an okunmaları yasaklanmışlardır. İbn Mes’ûd’a dayanan sahih isnadlı bir rivayette “Ömer Müslüman olana kadar (Bi’setin 6. Yılı) biz Kâbe avlusunda namaz kılamıyorduk.”[15]

Unutmayalım ki o günlerde Kabe içinde, dışında 360 adet Put vardı.!!

İsra Ve Mirac Mucizesi[16]

Hz. Muhammed sav Kudüste

Kıymetli Dostlar!

Yüce Allah Bazen kullarını samimiyet testinden geçirir. Bu test bazen Semavi ve Arızi Afetler bazen açlık ve yoksulluk, bazen zalim düşman belası, bazen sıkıntı, dert ve meşakkatler, bazen çok nimet, servet ve İktidar, bazen de akıl ve idrakin ötesindeki olaylardır.

Bu imtihanlarda kim imanında sabit kalacak, kim de sapıp, savrulup, kayıp gidecek, ortaya çıksın, istenir.

Rabbim kazananlardan eylesin. Amin!

İsra ve Mirac olayı da bu imtihanlardan birisidir.

Rabbimiz Teala, İsra Sûresinde, buyuruyor ki:

سُبْحَانَ الَّذِي أَسْرَى بِعَبْدِهِ لَيْلاً مِّنَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ إِلَى الْمَسْجِدِ الأَقْصَى الَّذِي بَارَكْنَا حَوْلَهُ لِنُرِيَهُ مِنْ آيَاتِنَا إِنَّهُ هُوَ السَّمِيعُ البَصِيرُ

“Kulunu (Muhammed’i) bir gece, Mescid-i Harâm’dan kendisine bâzı âyetlerimizi göstermek için, etrâfını mübârek kıldığımız Mescid-i Aksâ’ya götüren Allâh, her türlü noksan sıfatlardan münezzehtir. Şüphesiz O, her şeyi hakkıyla bilen, hakkıyla görendir.” (İsrâ, 17/1)

Surenin başlangıç kelimesi de سُبْحَانَ / Sübhan olarak seçilmiş ki inanan inanmayan bütün insanlar için ciddi bir imtihandır.

İsra ve Miracın Nübüvvetin tam ortasında vuku bulması da ayrı bir hikmettir.

23 Yıllık Nübüvvet

610 621 632

Nübüvvetin İsra – Mirac Peygamber sav’in

Başlangıcı Mucizesi Vefatı

Kudüs, Müslümanların ilk kıblesi ve yeryüzündeki ikinci Harem Ev’dir. Peygamber Efendimiz sav hicretten bir yıl önce “Burak” adı verilen bineğiyle, Kâbe’den alınıp gece yolculuğu sonrası Mescid-i Aksâ’ya getirilmiş; buradan da Mîrâc’a (Cenâb-ı Hakk’ın katına) aracısız konuşmak üzere yükseltilmiştir.

''Bir gece, Ümmü Hani’nin evinde (bir rivayete göre Kâbe’nin avlusunda) iken Cebrail as geldi. 'Ey Muhterem Nebi! Bağışlayan Rabbin huzuruna varmak için kalk, melekler seni bekliyor.' dedi. Göğsümü göbeğime kadar yardı. Kalbimi çıkarıp, iman dolu bir altın tasta yıkadı. Tekrar yerine koydu. Bundan sonra katırdan küçük ve merkepten büyük, beyaz renkte Burak adında bir hayvana bindirildim. Bu hayvan, her adımını, gözün görebildiği son noktaya atıyordu. Bir anda Mescid-i Aksa'ya geldik, Cebrail Burak’ı, bütün peygamberlerin, hayvanlarını bağladıkları bir halkaya bağladı. Mescitte diğer peygamberlerin ruhları temessül etti. Bize selâm verdiler. Ben de selâmlarına karşılık verdim. Cebrail bana, 'Öne geç ve Nebilere as iki rekât namaz kıldır.' dedi. Ben de imam olup namazı kıldırdım. Cebrail bana biri süt, biri şarap dolu iki kap getirdi. Ben sütü içince Cebrail as: 'Yaratılışına uygun olanı seçtin.' dedi.''[17]

Diğer bir riyavette de:

Ebû Hüreyre ra’tan rivâyet edildiğine göre, İsrâ gecesi Rasûl-i Ekrem sav’e, birinde şarap diğerinde süt bulunan iki kâse getirildi. Hazret-i Peygamber sav şöyle bir baktıktan sonra süt kâsesini tercîh etti.

Bunun üzerine Cebrâîl:
“−Seni, insanın yaratılış gâyesine uygun olana yönlendiren Allâh’a hamd olsun. Şâyet içki dolu bardağı alsaydın, ümmetin sapıklığa düşerdi.” dedi.[18]

Mekke ve Kudüsü birbirine bağlayan Üç Peygamber

Hz. Adem as
Hz. İbrahim as
Hz. Muhammed sav

Efendimiz sav Neden Kudüse Getiriliyor, Bütün Peygamberlere İmam Oluyordu?

Çünkü Miras Devri Bildirisi Yayınlanacaktır.

Nübüvvet ve Risalet Vazifesi İshakoğullarından devralınarak, İsmailoğullarına geçecektir ki, bu Nübüvvet Halkasının sonudur.

Allah önceden gönderdiği bütün Peygamberlerini Kutsal Mekan Kudüste toplayıp, son Peygamberini de onların bulunduğu o Kutsal mekana götürüp hepsine İmam yapmakla,

· Hem İnsanlığa gelen Risalet ve Nübüvvetin bittiğini,

· Hem de Son Peygamberini tanıtıp, O son Peygamberle gelen Nübüvvet, Din ve Kitap’ın, Hak katında tek geçerli hakikat olduğu gerçeği ilan etmiş,

· Hz. Peygamberin İsrası ile Mekke - Medine - Kudüs çizgisindeki Kutsal Bağlantı da tescillenmiş oluyordu.

Elbette bundan sonra Müslümanlar için işler o kadar da kolay olmayacak, Müşrik, Yahudi ve Hristiyanların Kıyamet Gününe kadar sürecek olan kıskançlıkları ve İslam Düşmanlıkları tam olarak faal hale gelecekti.

Kıyamete kadar sürecek Düşmanlık

Bu konudaki iki Âyeti Kerimeyi bir kez daha hatırlayalım:

لَتُبْلَوُنَّ ف۪ٓي اَمْوَالِكُمْ وَاَنْفُسِكُمْ وَلَتَسْمَعُنَّ مِنَ الَّذ۪ينَ اُو۫تُوا الْكِتَابَ مِنْ قَبْلِكُمْ وَمِنَ

الَّذ۪ينَ اَشْرَكُٓوا اَذًى كَث۪يرًاۜ وَاِنْ تَصْبِرُوا وَتَتَّقُوا فَاِنَّ ذٰلِكَ مِنْ عَزْمِ الْاُمُورِ

“Andolsun ki mallarınız ve canlarınızla imtihan edileceksiniz; ve (üstelik) sizden önce kendilerine kitap verilmiş olanlardan ve müşriklerden çok incitici şeyler işiteceksiniz. Eğer sabreder ve takvâ üzere olursanız, elbette bu (davranış), yapılacak işlerin en değerlisidir.” (Âli İmran, 3/186) [krş. 2/109]

لَتَجِدَنَّ أَشَدَّ النَّاسِ عَدَاوَةً لِّلَّذِينَ آمَنُواْ الْيَهُودَ وَالَّذِينَ أَشْرَكُواْ وَلَتَجِدَنَّ أَقْرَبَهُمْ مَّوَدَّةً لِّلَّذِينَ آمَنُواْ الَّذِينَ قَالُوَاْ إِنَّا نَصَارَى ذَلِكَ بِأَنَّ مِنْهُمْ قِسِّيسِينَ وَرُهْبَانًا وَأَنَّهُمْ لاَ يَسْتَكْبِرُونَ

“Andolsun ki mü’minlere düşmanlık bakımından, yahudi ve müşrikleri insanların en azgını bulacaksın. Mü’minlere sevgi bakımından en yakın olarak da: “Biz hıristiyanlarız.” diyenleri bulacaksın. Çünkü onların içinde keşişler (yol gösterici bilginler) ve rahipler vardır. Onlar (hakkı kabullenmekte) büyüklük taslamazlar.”[19]

Nitekim, Habeş hıristiyanlarından keşiş, rahip ve halktan bir grup, Resûlullah’ı dinlemek ve özelliklerini görmek için gönderilmişti de, Resûlullah sav tarafından okunan Kur’an’ı dinleyince müslüman olmuşlardı.

Kıymeti Müminler!

Efendimiz sav’in Diğer Peygamberlere imameti nasılsa, bizim de diğer insanlara karşı bir İmamet, Liderlik görevimiz vardır.

Efendimiz sav diğer Peygamberlerden as Nübüvveti nasıl miras olarak almış ve hitama erdirmişse, Bizler de bu İslam ve İman Mirasını Efendimizden alıp bütün insanlığı bu Mirasın nuru ile aydınlatmak zorundayız. Kim bu Mirasa sahip çıkarsa, Efendimizin sav şu müjdesine de kavuşmuş olacaktır.

Miracda Allâh Resûlü’ne hitâben:

“Peygamberlerden hiçbiri Sen’den evvel, ümmetlerden hiçbiri de Sen’in ümmetinden evvel cennete girmeyecektir!” diye buyrulmuştur. (Râzî, XXVIII, 248)

Yıl 622 Mekke’den Medine’ye Hicret

Kıymetli Müslümanlar!

Mekkeli Müşrikler iman etmedikleri gibi maddi-manevi bütün güçlerini kullanarak islamı yok etme savaşına girdiler. Artık Mekke’de Müslümanlar için hayat hakkı kalmamıştı. Her doğan güneş Müslümanlar için ya yeni işkenceleri ya da yeni ölümleri getiriyordu.

Tarih 622’yi gösterdiğinde Yüce Allah, Rasülü sav’e ve Müminlere Medine’ye hicret etmelerini emredecekti.

İslam’ın Yeni Şehri Medineye Doğru

Hz. Peygamber-Hz. Ebu Bekir ve Abdullah b. Üreykıt

200 Deveye karşı 2 Deveye razı olan dürüst adam Abdullah b. Ureykıt,

Allaha Tam Tevekkül eden, Rasülullah sav’e sadık, Ölüm Döşeğine yatan Hz. Ali,

Mağarada gelen İlahi Yardım Müjdesine Şahi Sadık Dost Ebu Bekr

اِلَّا تَنْصُرُوهُ فَقَدْ نَصَرَهُ اللّٰهُ اِذْ اَخْرَجَهُ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا ثَانِيَ اثْنَيْنِ اِذْ هُمَا فِي الْغَارِ اِذْ يَقُولُ لِصَاحِبِه۪ لَا تَحْزَنْ اِنَّ اللّٰهَ مَعَنَاۚ فَاَنْزَلَ اللّٰهُ سَك۪ينَتَهُ عَلَيْهِ وَاَيَّدَهُ بِجُنُودٍ لَمْ تَرَوْهَا وَجَعَلَ كَلِمَةَ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا السُّفْلٰىۜ وَكَلِمَةُ اللّٰهِ هِيَ الْعُلْيَاۜ وَاللّٰهُ عَز۪يزٌ حَك۪يمٌ

“Eğer siz ona (Resûlullah'a) yardım etmezseniz (bu önemli değil); ona Allah yardım etmiştir: Hani, kâfirler onu, iki kişiden biri olarak (Ebu Bekir ile birlikte Mekke'den) çıkarmışlardı; hani onlar mağaradaydı; o, arkadaşına. Üzülme, Allah bizimle beraberdir, diyordu. Bunun üzerine Allah ona (sükûnet sağlayan) emniyetini indirdi, onu sizin görmediğiniz bir ordu ile destekledi ve kâfir olanların sözünü alçalttı. Allah'ın sözü ise zaten yücedir. Çünkü Allah üstündür, hikmet sahibidir.” (Tevbe, 9/40)

Hicretin ardından Efendimiz sav İslam Devletini Kurmanın ilk üç adımını atacaktı.

1-Mescidin İnşası : İlim, İbadet, Mesken ve Adalet Merkezi Oluşturma

2-Muahat : Ensar-Muhacir Din Kardeşliği İle Tek Millet Olma Şuuru

3-Medîne Vesîkası : Yahudilerle yapılan Medine Devletini Koruma Anlaşması

Mîraç’tan evvel Peygamber Efendimiz sav Kâbe’yi önüne alarak Mescid-i Aksâ’ya yönelir ve namazlarını öylece kılardı. Bu durum, hicretten sonra da yaklaşık 16 ay boyunca devam etmişti.

Dünyanın ve İnsanlığın Kıblesi Kabe oluyor

İki Kıbleli Mescid

Resûl-i Kibriyâ Efendimiz sav, Receb ayının bir Pazartesi günü Benî Seleme semtinde oturan Bişr bin Berâ'nın annesi Ümmü Bişr'i ziyârete gitmişlerdi. Kendisine yemek yapıldı. Yediler. Bu sırada öğle namazı vakti girdi. Peygamberimiz sav, oradaki Mescidde Müslümanlarla birlikte iki rekât kıldıktan sonra namaz içinde Kâbe tarafına dönmesini emreden aşağıdaki Âyeti Kerime nazil oldu.

قَدْ نَرَى تَقَلُّبَ وَجْهِكَ فِي السَّمَاء فَلَنُوَلِّيَنَّكَ قِبْلَةً تَرْضَاهَا فَوَلِّ وَجْهَكَ شَطْرَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ وَحَيْثُ مَا كُنتُمْ فَوَلُّواْ وُجُوِهَكُمْ شَطْرَهُ وَإِنَّ الَّذِينَ أُوْتُواْ الْكِتَابَ لَيَعْلَمُونَ أَنَّهُ الْحَقُّ مِن رَّبِّهِمْ وَمَا اللّهُ بِغَافِلٍ عَمَّا يَعْمَلُونَ

“(Ey Muhammed!) Biz senin yüzünün göğe doğru çevrilmekte olduğunu (haber beklediğini) görüyoruz. İşte şimdi, seni memnun olacağın bir kıbleye döndürüyoruz. Artık yüzünü Mescid-i Haram tarafına çevir. (Ey müslümanlar!) Siz de nerede olursanız olun, (namazda) yüzlerinizi o tarafa çevirin. Şüphe yok ki, Ehl-i Kitap, onun (Kıblenin Kabeye dönmesinin) Rablerinden gelen gerçek olduğunu çok iyi bilirler. Allah onların yapmakta olduklarından habersiz değildir.” (Bakara, 2/144)

İlahi Emirle derhal cemâatla birlikte yüzlerini Mescid-i Haram tarafına çevirdiler. Bu sebeple Benî Seleme Mescidine "Mescid-i Kıbleteyn / İki Kıbleli Mescid" adı verildi.[20] (Bu olayın Mescidi Nebide olduğu hakkında başka bir rivayet de var.)

Peygamberimiz sav'in emri üzerine, bütün Müslümanlara Kıblenin Mescid-i Aksa'dan Mescid-i Haram tarafına çevrildiği duyuruldu.

Bu iş yahudilerin hiç hoşuna gitmemiş ve Müslümanların moralini bozmak için,

“Bundan önce kıldığınız namazlarınız ne olacak?”,

“Allah kabul eder mi?”,

"Muhammed ve Ashabı, biz gösterinceye kadar kıblelerinin neresi olduğunu bile bilmiyorlardı." gibi kötü niyetli ve alaycı sözleri bir kısım Müslümanların telâşına sebep olmuştu. Çünkü, kıble değiştirilmeden önce Beytü'l-Makdise doğru namaz kılarak vefât etmiş veya şehid edilmiş Müslümanlar vardı. Bunun için

Efendimiz sav’e gelerek,

"Yâ Resûlallah! Daha önce ölen Müslüman kardeşlerimizin durumu ne olacak? Onlar Beytü'l Makdis’e doğru namazlarını edâ etmişlerdi." diyerek endişelerini izhar ettiler.

Cenâb-ı Hak Müslümanların bu endişelerini şu Âyet-i Kerime ile giderdi:

Buyuruyor ki:

وَكَذَلِكَ جَعَلْنَاكُمْ أُمَّةً وَسَطًا لِّتَكُونُواْ شُهَدَاء عَلَى النَّاسِ وَيَكُونَ الرَّسُولُ عَلَيْكُمْ شَهِيدًا وَمَا جَعَلْنَا الْقِبْلَةَ الَّتِي كُنتَ عَلَيْهَا إِلاَّ لِنَعْلَمَ مَن يَتَّبِعُ الرَّسُولَ مِمَّن يَنقَلِبُ عَلَى عَقِبَيْهِ وَإِن كَانَتْ لَكَبِيرَةً إِلاَّ عَلَى الَّذِينَ هَدَى اللّهُ وَمَا كَانَ اللّهُ لِيُضِيعَ إِيمَانَكُمْ إِنَّ اللّهَ بِالنَّاسِ لَرَؤُوفٌ رَّحِيمٌ

“(Ey müslümanlar!) Böylece sizi dengeli (seçkin ve adaletli) bir ümmet kıldık ki insanlara karşı (adaletin örneği ve hakikatin) şahitler(i) olasınız ve Peygamber de sizin lehinizde şahit olsun. (Resûlüm! Biz vaktiyle arzulayıp da şu anda) yöneldiğin kıble (olan Kâbe’)yi ancak (sen) Peygamber(im’)e uyanları, topukları üzerinde geri dönen (münâfık ve mürted)lerden ayıralım (da onlar bilinsinler) diye kıble yaptık. Gerçi bu (Kıblenin çevrilmesi) elbette Allah’ın doğru yola ilettiği kimselerden başkasına ağır gelmektedir. Allah sizin imanınızı (Mescid-i Aksâ’ya yönelerek kıldığınız namazlarınızı) asla zâyi edecek değildir. Şüphesiz Allah, insanlara karşı çok şefkatlidir, çok merhametlidir.” (Bakara, 2/143) [bk. 4/41; 22/78]

Kıymetli Kardeşlerim!

Müslümanlar 23 yıllık Nübüvvet süresince yaklaşık 14,5 yıl Mescidi Aksaya, 8,5 yılda Mescidi Harama dönüp Namaz kılmışlardır.

Kıble Değişim Tarih Cetveli

14,5 Yıl Kudüse Dönüldü 8,5 Yıl Kabeye Dönüldü

610 623-624 632

Nübüvvet Medine Vefatın Nebi

İlk Namaz Kıble Mescidi Aksadan

İlk Kıble Mescidi Harama Döndü

Kıbleyi Değiştiren Ayeti Kerime Neden Namaz Ortasında Geliyor?

Yüce Allah, bir Öğle Namazının ilk iki rekatında Kudüse dönderdiği Peygamber sav ve Cemaatini son iki rekatinde Mekkeye dönderiyordu. Namaz Mekke ile Kudüsü birbirine bağlıyordu. Mescidi Aksayı Mescidi Harama bağlıyordu.

Miracın Karargahı Mekkede kurulmuş, Kudüste Peygamberler as buluşması gerçekleşmiş, arasındaki birlikteliğe bu sefer Medinei Münevvere de ekleniyor ve iki Kutsal Şehri birbirine Namaz ve Kıble ile bağlayan üçüncü Kutsal Şehir oluyordu.

Mekke’nin Üzerine Fethin Güneşi Doğuyor (630)

إِنَّا فَتَحْنَا لَكَ فَتْحًا مُّبِينًا

"Biz sana apaçık bir fetih verdik.” (Feth Sûresi, 1)


Kıymetli Müslümanlar!


Zaman 630 yılını gösterdiğinde Efendimiz sav Ashabın büyükleri ile yaptığı istişare sonucu Mekke’nin Fetih hazırlıklarına başlıyordu.

Mekkelilerin Hudeybiye anlaşmasını bozmalarından dolayı, artık Mekke’nin Fethinin önündeki bütün engeller kalkmıştı.

Efendimiz sav, Gıfâr, Eslem, Eşca Müzeyne, Cüheyne, Süleym gibi, kendisine bağlı kabîlelere de: “Allah’a ve Ahiret gününe inanan, Ramazanın başında Medine’de hazır bulunsun,” diye haber gönderdi.

Rasûlüllah sav, Mekke'nin kan dökülmeden fethedilmesini istiyor, bu yüzden de hazırlıklar son derece gizli tutuyordu. Mekke ile Medine arasındaki bütün yollar kesildi. Bu vazife Huzâa kabilesine verildi. İki taraf arasında kuş uçurulmuyordu. Bu arada dikkatlerin başka yöne çekilmesi için Necid tarafına bir de seriyye gönderilmişti. Bütün bu hazırlık ve tedbirlerden sonra da işini Yüce Yaratıcıya havale eden Efendimiz sav şu duayı yapıyordu:

Efendimizin sefer Öncesi Duası

“Allah’ım! Yurtlarına ansızın kavuşuncaya kadar, kureşlilerin casus ve habercilerini tut, görmez ve işitmez hale getir! Kureyşlilerin gözlerini bağla ki, Beni, birdenbire görüp işitsinler!” (İbn-i Hişâm, IV, 14)

Hâtıb bin Ebi Beltea’nın Kureyş'e Yazdığı Mektup

Peygamber sav Mekke’nin fethi için gizlice hazırlanırken Mekke’den Sâre adlı bir kadın, yardım toplamak için Medine’ye gelmiş ve geri dönerken, Hâtıb b. Ebî Beltaa ra Mekke’deki yakınlarını korumak için kendisine durumu bildiren bir mektup vermişti.

Fakat Allah Resulü sav yücelerden gelen haberle Hatib’in yaptığından haberdar oldu ve Hz. Ali ile Zübeyr’i çağırtıp:

“Hah bostanına kadar gidin, orada, mahfe içinde yolcu bir kadın bulacaksınız. Yanında bir mektup var, onu alıp, getirin” buyurdu.

Kadın kendinde mektup olduğunu inkar edince Hz. Ali, “Allah’a yemin olsun ki Allah Resulü sav yalan konuşmaz, dolayısıyla onun haberiyle seni burada bulan bizler de yalan söylemiyoruz. Ya mektubu verirsin ya da üzerindeki elbiseleri soyar mektubu alırız.” deyince, kadın başındaki örgüyü çözüp arasında sakladığı mektubu Hz. Ali’ye verdi.

Mektupta,

“Ey Kureyş! Allâh’ın Rasûlü sav, sizin üzerinize öyle muazzam bir kuvvetle geliyor ki, gece karanlığı gibi korkunç olan bu ordu, sel gibi akacaktır. Allâh’a yemin ederim ki, Rasûlullâh Efendimiz sav üzerinize tek başına da gelse Allâh Teâlâ, O’nu size gâlip kılacak, vaadini yerine getirecektir. Şimdiden başınızın çâresine bakın!”[21]

Herkes şaşırıp kaldı, çünkü Hâtıb'dan böyle bir şeyi kimse beklemiyordu.

Rasûlüllah sav bir hey'et önünde Hatıb'ı sorguya çekti.

“Ey Hâtıb, bu ne iş, niçin bunu yaptın?” diye sordu.

Hâtıb: “Ya Rasûlüllah! Hakkımda karar vermekte acele etmeyin. Ben Kureyşlilerden olmayan bir kimseyim. Muhacir kardeşlerimin, Mekke'de âilesini ve mallarını koruyacak yakınları var, benimse kimsem yok. Ben, bunu Kureyş ileri gelenlerini minnet altında bırakayım da ailemi korusunlar diye yaptım. Yoksa bunu küfre saptığım ve dinimden döndüğüm için yapmış değilim. Vallahi ben, Allaha ve Rasülüne olan imanımda sabitim,” diye kendini savundu.

Efendimiz sav de O’na ra:

”Doğru söyledin” dedi.

Ashabı Kirama da dönerek:

“O; size doğruyu söyledi. Bundan sonra O’nun hakkında doğrudan başka bir şey söylemeyin,” buyurdular.

Hz. Ömer ra: “Yâ Rasûlallah, izin verin de şu münâfığın boynunu vurayım,” deyince,

Rasûlüllah sav müsaade etmedi ve şöyle buyurdular:

“Yâ Ömer! O, Bedir Gazası'nda bulundu, ne bilirsin belki de Cenâb-ı Hak Bedir ehline savaş günü bakıp: ‘Bundan böyle siz istediğinizi yapın, ben sizi bağışladım. Cennet size vacip olmuş, siz de cennete girmeye hak kazanmışsınızdır.’ demiş olabilir, buyurdu.


Manzara karşısında Hz. Ömer ra’in gözleri dolmuş ve: “Allah ve Rasülü sav her şeyi daha iyi bilir.” Dedi.

Müslümanların Aleyhinde Kafirlerle Ortaklık Haramdır.

Müminlerle Kafirler arsındaki dostluğun ve düşmanlığın durumu, Müslümanların sırrını Kafirlere haber verme hususundaki Allah’ın cc hükmü, Mümtehine Suresinin ilk 3 Âyeti Kerimesi ile İlâhi ve nihâi karara bağlandı:

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تَتَّخِذُوا عَدُوِّي وَعَدُوَّكُمْ أَوْلِيَاء تُلْقُونَ إِلَيْهِم بِالْمَوَدَّةِ وَقَدْ كَفَرُوا بِمَا جَاءكُم مِّنَ الْحَقِّ يُخْرِجُونَ الرَّسُولَ وَإِيَّاكُمْ أَن تُؤْمِنُوا بِاللَّهِ رَبِّكُمْ إِن كُنتُمْ خَرَجْتُمْ جِهَادًا فِي سَبِيلِي وَابْتِغَاء مَرْضَاتِي تُسِرُّونَ إِلَيْهِم بِالْمَوَدَّةِ وَأَنَا أَعْلَمُ بِمَا أَخْفَيْتُمْ وَمَا أَعْلَنتُمْ وَمَن يَفْعَلْهُ مِنكُمْ فَقَدْ ضَلَّ سَوَاء السَّبِيلِ

“Ey İman edenler! Benim de düşmanım, sizin de düşmanınız olanları dost edinmeyin. Siz onlara sevgi gösteriyorsunuz. Halbuki onlar size gelen hakkı inkar ettiler. Rabbiniz olan Allah'a inandınız diye Resulü ve sizi yurdunuzdan çıkarıyorlar. Eğer rızamı kazanmak üzere benim yolumda cihad etmek için çıktıysanız (böyle yapmayın). Onlara gizlice sevgi besliyorsunuz. Oysa ben sizin gizlediğinizi de, açığa vurduğunuzu da bilirim. Sizden kim bunu yaparsa, mutlaka doğru yoldan sapmıştır.”(Mümtehine, 60/1)[22]

“Eğer onlar sizi ele geçirseler size düşman olurlar, size (her türlü) kötülükle ellerini, dillerini uzatırlar ve (sizin hep) kâfir olmanızı arzu ederler.” (Mümtehine, 60/2)

“Kıyamet günü ne akrabanız ne de çocuklarınız asla size fayda vermeyecek, (Allah onlarla) aranızı ayıracaktır. Allah yaptıklarınızı hakkıyla görendir.”(Mümtehine, 60/3)

Bir diğer Ayeti Kerimede:

لَا يَتَّخِذِ الْمُؤْمِنُونَ الْكَافِر۪ينَ اَوْلِيَٓاءَ مِنْ دُونِ الْمُؤْمِن۪ينَۚ وَمَنْ يَفْعَلْ ذٰلِكَ فَلَيْسَ مِنَ اللّٰهِ ف۪ي شَيْءٍ اِلَّٓا اَنْ تَتَّقُوا مِنْهُمْ تُقٰيةًۜ وَيُحَذِّرُكُمُ اللّٰهُ نَفْسَهُۜ وَاِلَى اللّٰهِ الْمَص۪يرُ

“Mü’minler, Mü’minleri bırakıp da Kafirleri/İslâm karşıtlarını dostlar, (hâkim, kumandan, hükümdar ve sırdaş) edinmesin. Kim bunu yaparsa, artık Allah’tan ona (yardım olarak bekleyeceği) hiçbir şey yoktur. Ancak onlardan (gelebilecek bir tehlikeden) korkup da sakınmanız (için zoraki dostça davranmanız ve müslümanların aleyhine olmayacak hususlarda antlaşmalar yapmanız) hariçtir. Allah sizi, asıl kendisine karşı (gelmekten ve isyandan) sakındırır, dönüş ancak Allah’adır.” (Âli İmran, 3/28) [krş. 4/139-144; 58/22].”

Peygamber sav buyurdular ki:

قالَ أنَسٌ: قالَ رَسُولُ اللَّهِ ﷺ: «مَن أصْبَحَ وهْمُّهُ غَيْرُ اللَّهِ تَعالى فَلَيْسَ مِنَ اللَّهِ في شَيْءٍ، ومَن أصْبَحَ لا يَهْتَمُّ بِالمُسْلِمِينَ فَلَيْسَ مِنهم

“Kim Allah’tan Başka Bir Şeyin Kaygısıyla Sabahlarsa, Onun Allah Katında Hiçbir Kıymeti Yoktur. Kim de Müslümanların işleriyle ihtimam etmeyen/ kederlenmeyen / ilgilenmeksizin sabahlarsa onlardan (Müslümanlardan) değildir.”

Fetih Yolculuğu Başlıyor

Müslümanlığın temeli, “Tevhid İnancı”dır. Tevhid İnancı'nın, yeryüzünde en büyük âbidesi, Mekke'deki Kâbe'dir. Ancak bu kutsal yer, putlarla doldurulmuş, putperestliğin merkezi hâline getirilmişti.

İslâm güneşi doğalı 20 yıl olmuştu. Artık, Mekke'nin şirkten kurtulması, Kâbe'nin putlardan temizlenmesi gerekiyordu.

Rasûlüllah sav, Hicretin 8. yılı, Ramazan'ın 10. (1 Ocak 630) Pazartesi günü 10 bin kişilik muazzam ordusuyla Medine'den yola çıktılar. [23] Yolda katılan birliklerle, ordunun sayısı daha sonra 12 bine yükselmişti. [24] O gün Rasûlüllah sav ve Ashâbı ra oruçluydu. Yola çıktıktan sonra bazıları oruçlarını bozdular. [25]

Mekke'ye Giriş (20 Ramazan 8 H./11 Ocak 630 M.)

Hz. Peygamber Ordusuyla Mekkede

Kıymetli Müslümanlar!

Fetih Günü Efendimiz sav’in Mekkeye girişi, tam bir tevazu ve İslam Ahlakının canlı bir gösterisidir. Devesi Kusvanın üzerinde, Başını önüne eğmiş bir vaziyette ordusunun önünde ilerleyen Efendimiz sav, Mekkelilere Nebevi Ahlakı ve Merhametini de öğretiyordu.

Tebliğ ve İrşad ile uslanmayanlar, Cihad ve Fetihle yola getiriliyordu.

Kabe’nin içine, dışına hatta Mekkenin belli noktalarına yerleştirilmiş bütün putlar temizleniyordu.

İsra Sûresinde:

وَقُلْ جَٓاءَ الْحَقُّ وَزَهَقَ الْبَاطِلُۜ اِنَّ الْبَاطِلَ كَانَ زَهُوقًا

“De ki: Hak geldi, batıl yok oldu. Çünkü batıl, yok olmaya mahkumdur.”(İsrâ, 17/81)[26]

İslâm’a uygun olmayan her inanç, her fikir ve hareket Allah katında batıldır; geçersizdir. Sadece İslâm’ın nuruyla aydınlananlar küfürün karanlığından kurtulabilirler. Çünkü karanlığı gideren ancak ışıktır. Peygamberimiz sav Mekke’nin fethi günü 360 putu asâsıyla iterken bu âyeti okumuştur.

Fetih Hutbesi ve Genel Af

Rasûlüllah sav Kâbe kapısının eşiğinde durdu. Karşısında sıralanmış olan Mekkelilere baktı. 20 yıl boyunca şahsına ve müslümanlara ellerinden gelen her kötülüğü yapmaktan çekinmeyen bu adamların hayâtı, şimdi O'nun iki dudağı arasından çıkacak hükme bağlıydı.

Rasûlüllah sav şöyle hitâbetti.

"Allah'tan başka ilâh yoktur, yalnız O vardır. O'nun eşi ve ortağı yoktur. O va'dine bağlı kaldı, sözünü yerine getirdi. kuluna yardım etti, tek başına bütün düşmanları hezîmete uğrattı.

İyi bilinki bütün câhiliyet âdetleri, mal ve kan davaları bugün şu iki ayağımın altındadır. Yalnız, Kâbe hizmetleriyle hacılara su dağıtma işi (hicâbe ve sikaye hizmetleri) bu hükmün dışında bırakılmıştır.

Ey Kureyş Cemâati! Allah sizden câhiliyet gururunu, babalarla, soylarla büyüklenmeği giderdi. Bütün insanlar, Âdem'dendir, (O'nun çocuklarıdır.) Âdem de topraktan yaratılmıştır."

Sonra şu Âyet-i Kerîmeyi okudu.

يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ اِنَّا خَلَقْنَاكُمْ مِنْ ذَكَرٍ وَاُنْثٰى وَجَعَلْنَاكُمْ شُعُوبًا وَقَبَٓائِلَ لِتَعَارَفُواۜ اِنَّ اَكْرَمَكُمْ عِنْدَ اللّٰهِ اَتْقٰيكُمْۜ اِنَّ اللّٰهَ عَل۪يمٌ خَب۪يرٌ

"Ey insanlar! Biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık. (Övünesiniz diye değil, kolaylıkla) tanışasınız diye, sizi milletlere ve kabîlelere ayırdık. Allah katında en değerliniz, Ona karşı gelmekten en çok sakınanınızdır. Allah her hâlinizi bilir, O her şeyden haberdârdır." (Hucurât, 49/13)

Rasûlüllah sav Mescid-i Harâm'ın geniş sâhasını dolduran kalabalığı süzdükten sonra:

- Ey Kureyş Cemaâtı! Size şimdi nasıl bir muâmele yapacağımı sanıyorsunuz? diye sordu.

Mekkeliler hep bir ağızdan:

-“Hayır umuyoruz. Sen kerîm bir kardeş, âlicenâb bir kardeş oğlusun”, diye cevap verdiler.

Rasûl-i Ekrem sav:

“- Ben de size Yûsuf'un kardeşlerine söylediği gibi,

قَالَ لَا تَثْر۪يبَ عَلَيْكُمُ الْيَوْمَۜ يَغْفِرُ اللّٰهُ لَكُمْۘ وَهُوَ اَرْحَمُ الرَّاحِم۪ينَ

“(Yusuf) dedi ki: «Bugün sizi kınamak yok, Allah sizi affetsin! O, merhametlilerin en merhametlisidir.” [27] diyorum. Haydi gidiniz, hepiniz serbestsiniz [28] buyurdu.

İkrime’nin İmtihanı / İdamdan İmana

Resûl-i Ekrem, ihtişamlı zaferiyle Mekke’ye girdiğinde, dört erkek ve iki kadının dışında herkesi affettiğini ilan etti. Bunlar, İslam’a düşmanlıkta ve zu­lümde en ileri gidenlerdi. Bu sebeple, yakalandıkları yerde öldürüleceklerdi. Bu dört kişiden birisi de İkrime’ydi. Çünkü fetih günü herkes mücadeleyi terk ettiği hâlde, o etrafına topladığı arkadaşlarıyla Müslümanlarla savaşmaya devam etmişti.

İkrime, bir yolunu bulup Mekke’den kaçmaya muvaffak oldu ve bir gemi­ye binerek Yemen’e doğru açıldı. Denizde dehşetli bir fırtına çıkarak gemiyi sarsmaya başladı. Gemi kaptanı halkı toplayarak, “Samimi olun ve Allah’tan kurtulmanızı isteyin.” dedi.

İkrime kaptana, “Hâlis ve samimi olmak için ne yapmam gerekiyor? Hem burada samimi olursam, bu samimiyetimi karada da devam ettirmem lazım.” dedi.

Kaptan ona, “Gerçekten samimi olmak istiyorsan Allah’tan başka ilah ol­madığını söyle.” dedi.

İkrime, “Ben zaten bunu söylememek için kaçıp buralara kadar geldim!” de­diyse de, kaptanın sözleri kendisine çok tesir etmiş ve sonra şöyle dua etmişti:

“Ey Allah’ını! Eğer beni bu fırtınadan kurtarırsan, Muhammed’e gidip elleri­ne sarılacağım ve onun keremine sığınarak affedilmemi isteyeceğim.”

Bu esnada İkrime’nin karısı, Hâris bin Hişâm’ın kızı Ümmü Hâkim, Müslüman olmuş ve Re­sû­lullah sav’e giderek İkrime’nin affedilmesini ve ona emân ve bir emân işareti veril­mesini istemişti. O şefkat ve Rahmet Peygamberi sav, İkrime’yi affetmiş, hatta siyah sarığını da Eman’ına bir işaret olarak vermişti.

Ümmü Hâkim, derhâl kölesiyle birlikte yola çıkarak kocası İkrime’yi arama­ya koyul­du ve aylar süren yolculuktan sonra onu Tihame sahillerinde buldu. Hanımı İkri­me’ye Resûl-i Ekrem’in kendisine eman verdiğini defalarca söyle­mesine rağmen, İkrime eski düşmanlıklarını hatırlıyor ve affedileceğine ihtimal vermiyordu. İkrimenin Hanımı, Rasülullah’ın sav Siyah Sarığını gösterince İkrime ikna olmuştu.

Günler süren yolculuktan sonra İkrime ve Ümmü Hâkim, Medine’ye ulaştı. Mescidin bir köşesinde Re­sû­lul­lah sav’i bekliyorlardı. İkrime, Re­sû­lul­lah’ın nasıl muamele edeceğini merak ediyordu. Bir müddet sonra Re­sû­lul­lah sav çıkageldi ve onları gördü. Peygamberimiz eski düşmanlıkları katiyen hatırlatmadan ve hissettirmeden, “Merhaba, ey süvari muhacir!” diyerek İkrime’yi kucakladı.

İkrime, “Ey Allah’ın Resûlü! Beni neye davet ediyorsun?” dedi.

Resûl-i Ek­rem sav, “Se­ni Allah’tan başka ilah olmadığına ve benim Allah’ın Resûl’ü olduğuma şehadet et­meye, namaz kılmaya, zekât vermeye davet ediyorum.” diyerek İslam’ın esaslarını anlattı.

İkrime’nin cevabı ise şuydu:

“Yemin ederim ki, sen sadece hakka, güzel ve iyi şeylere davet ediyorsun. Yemin ederim ki, sen peygamberlik gelmeden önce de, bizim içimizde en doğru konuşan idin. Allah’tan başka ilah olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın kulu ve elçisi olduğuna şehadet ederim.”

İkrime ra, eski günahlarını hatırlıyor ve onlardan dolayı büyük mahcubiyet du­yuyordu. Onun bu durumunu hisseden Resûl-i Ekrem sav, ona büyük müj­deyi verdi:

“İşte sana bugün hiç kimseye vermediğim şeyi vereceğim.”

Hz. İkrime bunun üzerine Efendimizden kendisine şöyle dua etmesini istedi:

“Sana karşı yaptığım bütün düşmanlıklar, sana karşı attığım her adım, sana karşı gel­diğim her yer ve yüzüne karşı yahut gıyabında söylediğim her söz için mağfiret dile­meni istiyorum.”

Re­sû­lul­lah sav ellerini kaldırıp, İkrime için şöyle dua etti.

“Allah’ım! Bana yaptığı bütün kötülükleri, Senin nurunu söndürmek için attığı her adımı affet! Yüzüme karşı veya gıyabımda benim aleyhimde söylediği sözleri de affet!”

İkrime, Re­sû­lul­lah’ın bu duası karşısında fevkalade duygulanmıştı. Artık bundan sonra her şeyiyle Allah için çalışacaktı.

Şöyle söz verdi:

“Ya Re­sû­lal­lah! Allah’a yemin ederim ki, insanları Allah yolundan çevirmek için sarf ettiğim malın iki mislini Allah yolunda harcayacağım, Allah yolundan çevirmek için yaptığım savaşların iki mislini Allah yolunda yapacağım…”


İkrime, Müslüman olduktan sonra bazıları onunla, “Bu ümmetin firavununun oğlu!” diye şakalaşmak istiyorlardı. Ancak İkrime bu sözlerle eski Cahiliye günlerini hatırladığı için rahatsızlık duyuyordu. Bir gün dayanamayarak Re­sû­lul­lah’a şikâyete bulundu.

Bunun üzerine Resûlullah sav Ashâbına şöyle dedi:

“Onu babasının ismiyle anmayın, ona böyle hitap etmeyin.”

Bu hadiseden sonra Resûllullah sav onun “İkrime bin Ebî Cehil” olan künyesini “İkrime Ebû Osman” olarak değiştirdi.

Yermuk[29]’ta öylesine fedakârane savaşıyordu ki, göğsünde açılan yaradan kanlar fışkırıyor ve o yine at üzerinde savaşa devam ediyordu. Yanında bulunanlar, “Ey İkrime, kendine acı, bu kadarı fazladır.” dediler. O, onlara şöyle cevap verdi.

“Ben Lât ve Uzza için yıllarca mücadele ettim. Şimdi bu kadar yara almışım, sıkıntılara katlanmışım, ne ehemmiyeti var?!”

Muharebenin sonunda İkrime şehadet şerbetini içti.[30]

İbret! Kimin Ne Zaman Ne Olacağını Bilemeyiz

Hz. Nuh as’ın Oğlu Sel sularını görmesine, Ulul Azm Peygamber babasının bütün nasihatlarına rağmen iman etmezken,


İslamın en büyük düşmanı Ebu Cehil’in oğlu ve kendisi de babası kadar İslam’a düşman olan İkrime imanı seçmiş ve hayatını şehadetle noktalamıştır.

Mekke’nin Fethi’nden Sonra Peygamber Efendimiz sav’in Gösterdiği Vefa Örneği...

Allâh Resûlü sav, fetihten sonra Mekke’de on beş gün kaldılar. Bu arada Ensâr’dan bâzıları endişelenmiş, Hazret-i Peygamber’in bir daha Medîne’ye dönüp dönmeyeceklerini düşünüyorlardı. Çünkü Allâh Teâlâ, O’na doğup büyüdüğü mübârek ve mukaddes yerin fethini nasîb etmişti. Safâ Tepesi’nde duâ etmekte olan Hazret-i Peygamber sav, Ensâr-ı Kirâm’ın bu tedirginliklerini sezdiler. Duâları bittikten sonra onların yanına gelerek:

“–Konuştuğunuz nedir?” diye sordular.

Onlar da endişelerini dile getirince, Allâh Resûlü sav büyük bir vefâ örneği sergileyerek şöyle buyurdular:

“–Ey Ensâr! Öyle bir şey yapmaktan Allâh’a sığınırım. Ben sizin memleketinize hicret ettim. Hayâtım hayâtınız; ölümüm de sizin yanınızdadır.” Bu ifâdelerden sonra Ensâr’ın endişesi zâil oldu. (Müslim, Cihâd, 84, 86; Ahmed, II, 538)

Hz. Peygamber sav’in Vefatı 632

Tarih 632’yi gösterdiğinde Hatemen Nebi sav Refigi A’la Refigi A’la diye diye Hz. Aişe Annemiz’in dizinde Rabbine göç etmiştir.

Hz. Ebu Bekr ra’in Hilafeti (632-634)

Ondan sav sonra Müslümanların idaresine Hz. Ebu Bekr Efendimiz geçmiş ve Rasülullah sav’in ilk Halifesi olmuştur. 2 yıllık hilafeti süresince Müthiş bir Siyaset uygulayarak İslam Birliğini tam olarak sağlamıştır.

Hz. Ömer ra’ın Hilafeti (634-644)

Hz. Ebu Bekrin birliği sağlamasının ardından Hz. Ömer döneminde İslamın Fetih hareketleri, bu günkü İran, Irak, Suriye, Anadolu, ürdün, Lübnan, Mısır taraflarına hızlıca yayılmıştır. İslam Orduları Kudüsün kapılarına kadar gelmişlerdir.

Hz. Ömer ra’ın Fetihinden Önce Kudüs[31]

Kudüs Farisiler ve Roma/Bizans arasında defalarca el değiştirmiş, Bizans imparatoru Filistin’i miladi 628 yılında işgal edip Farisileri şehirden kovdu. Ve Bizans şehre tekrar haç koydu. Genel olarak tarihe baktığımızda Filistin bölgesinde ve özellikle Kudüs şehrinde Yahudilerin bölgede bulunduğu zaman çok kısadır.

Kudüs'ün Fethi

Hz. Ömer ra

Kıymetli Kardeşlerim!

“Şerefli fetihler şerefli komutanlar eliyle olur.”

Efendimiz Muhammed sav’in İsrâ hadisesi gerçekleştiğinde, Kâbe ve Mescid-i Aksa arasında da manevi olarak bağlantı kurulmuştu.

İlk Kez Kudüs İslamla Tanışıyor (638)

Halife : Hz. Ömer ra

Komutan : Ebu Ubeyde bin Cerrah

Vali : Ubade b. Samit

Kudüs, ilk kez Milâdî 638 yılında 2. Halife Hazret-i Ömer ra döneminde sulh yoluyla fethedilmiş ve şehrin anahtarları, Kudüs baş patriği Sophronius tarafından bizzat Hazret-i Ömer’e teslim edilmiştir. Hazret-i Ömer, şehirde o dönemde yaşayan hristiyanlarla tarihe “Ömer Sözleşmesi” olarak geçecek bir antlaşma imzalamış, onlara İslâm’ın şiârı olan “can, mal, inanç ve ibadet gibi haklarının koruyacağına dair” bir teminat vermiştir.

Dünyanın Şatafatına Aldanmayan Halife

Hz. Ömer ra’ı karşılayan İslam Ordusu, Uzun süre yoldan gelmiş olan Halifenin elbiselerini ve devesini İslam Halifesine uygun bulmamışlardı.

“Ey Emiral Müminin! Bu Kudüs halkı gösteriş ve şatafatı çok severler. Gelin sizin elbiselerinizi yenileyelim sana güçlü bir at verelim, sen görkemli atın üzerinde, gösterişli elbiselerle düşmanı karşıla”, gibi sözler sarf edince,

Hz. Ömer ra yerden bulduğu taşları onlara atarak, bunu söyleyenleri azarlamıştır.

Hz. Ömer ra şuna iman etmişti ki o Allah, Zafer ve Fethi dünyalık güç ve gösterişle değil, ihlas ve samimiyetle kendi yolunda savaşanlara nasip eder.

Efendimiz sav’in Fetih Terbiyesi almış Hz. Ömer ra da Efendimiz sav’in Mekkenin Fethindeki Tevazu ve ağırlığı ile Kutsal Şehre giriyordu.

“Şerefü`l-mekân bi`l-mekîn”

Kutsal Topraklara girildiğinde oranın geçmişine, halkının inancına, şehrin durumuna bakılmaz, O Beldeyi Kutsal Kılanın hatırına ve rızasına bakılır.

Kudüsün Anahtarları Hz. Ömere Teslim Ediliyor.

Kudüse giren Hz. Ömer Öğle Namazını kılacak uygun bir yer arıyordu.

Rahipler,

Ey Halife! Kıyamet Kilisesinde size bir yer hazırlasak da Namazınızı orada kılsanız, bizi de şereflendirmiş olsanız, deyince,

Hz Ömer ra,

-hayır, diyor.

Rahipler neden diye sorduklarında,

Hz. Ömer ra:

-Eğer ben o kilisede namaz kılarsam, benden sonraki müslümanlar Halife Ömer burada namaz kıldı, deyip bu kiliseyi yıkar orayı mescid yaparlar, burası sizin için kutsal bir yer, öylece kalsın, diyor.

Kıyamet Kilisesinin hemen üst tarafında bir yerde namaz kılıyor. Daha sonra da o yer üzerine Ömer Mescidi adında bir mescid inşa edilmiştir.

Hatta Hz. Ömer ra, Yahudiler üzerindeki Hristiyan yasağını kaldırmış ve Yahudilerin de Kudüs'e girmelerine ve ibadet etmelerine izin vermişdi.

Fetih Ahlakını Rasülullah sav’den alan Müslümanlar 14 asırdır hiçbir milletin mabedine el sürmemişlerdir.

Fetih bitince Askerler, ey Ömer ganimetten hakkımızı ver, toprakları aramızda paylaştır, diyorlar,

Bunun üzerine Hz. Ömer bir konuşma yapıyor: aranızda Mekkenin fethine katılanlar var. Efendimiz sav mekkeyi feth ettiğinde Mekkeyi aramızda bölüştürdü mü? Diye sorunca,

Oradakiler:

-Hayır dediler.

Hz. Ömer ra:

-Unutmayın, “Kudüs Mekke’dir”, demiştir.


Kıymetli Dostlar!

Kıyamet gününe kadar da, müminlerin imanında Kudüs, Mekke olarak kalacaktır.

Tapusu Yüce Allaha aid olan bu kutsal şehirlerin, bu aziz Mescidlerin bekçiliğini yapabilmek, buralara hizmet edebilmek, buralar uğrunda cihad etmek, bir Müslümanın dünyada yapabileceği en yüce ibadetlerdendir.

Rabbim bu şuuru hepimize nasip eylesin. Amin!

İşler bittikten sonra, Hz. Ömer komutan Ebu Ubeyde ra’e: Ey Ubeyde haydi beni çadırına götür, diyor.

Komutanın Çadırının yanına varıp içine dışına baktığında, ey Ubeyde sen burada mı kalıyorsun,? diyor.

Evet, ey Emiral Müminin, diyor.

Tevazu Timsali Hz. Ömer ra,

-Ey Ubeyde, dünya hepimizi değiştirdi ama seni değiştiremedi, diyor.

Halbuki kendisi yemede, içmede, giyimde ve harcamalarında Müslümanların Fakirlerini kendine örnek almış bir Halife, bir adil devlet Başkanı.

Kıymetli Dostlar!

Maalesef Fatımiler ve Selçukluların birbirleri ile olan mücadelelerini fırsat bilen Haçlılar, 1099 yılında Kudüs’ü ele geçirmişti. Bundan sonra Kutsal Şehre yeniden zulüm ve havşet hakim olmuştu.

Bir Fetva / Boykot Bir İbadettir

Şâfiî fakihlerinden olan İbn-i Abdüsselâm (vefatı h. 660 / m. 1262), İslâm dünyasına savaş açmış haçlılara silah ve silah yapımında kullanılacak malzemenin satışının haram olduğuna ve bunu yapanların zalim olacaklarına dair bir fetvâ yayınlamıştı. Bu fetvâyı duyan terzilerden biri, İbn-i Abdüsselâm’a gelerek;

“–Haçlılar bana elbise diktirmeye geliyorlar. Ben haçlılara elbise dikersem bu zulme ortak olur muyum?” diye sordu.

İbn-i Abdüsselâm ise günümüze de ışık tutan şu muhteşem cevâbı verdi:

“–Hayır, sen zulümlerine ortak olmazsın. Sana iğne iplik satan zulme ortak olur, sen ise zâlimin ta kendisi olursun.”

Komutan ve Lider Evlatlar yetiştirmek

Eyyübiler Kudüs’te

Kıymetli Kardeşlerim!

Nureddin Zengi olup, Selahaddinler yetiştirmek zorundayız.

O Salahaddin sekiz, dokuz yaşlarında Halebin sokaklarında gezerken, bir marangozun Atölyesinde çok muhteşem bir Mimber görür. Merak eder ve ustaya sorar:

-Amca bu Mimberi hangi Mescid için yaptın?

Marangoz:

-Bu mimber Mescidi Aksa içindir evlat, der.

Salahaddin:

-Mescidi Aksa İşgal altında değil mi?

Usta:

“Evlat, ben bir marangozum, benim işim sadece bu Minberi yapmak. O Minberi oraya koymaksa Allah’ın Başka kullarının işidir, Onlarda kendi işlerini yapsınlar” der.

Kudüsün Son Fatihi

Salahaddin Eyyübi

Bunun üzerine Kudüsün Fatihi olabilmek aşkı Salahaddinin gönlüne düşer. Haçlıların işgalinden 88 sene sonra, takvimler 1187’yi gösterdiğinde, Allah da Kudüs Aşkıyla yanan bu gönlün sahibini 33 yaşında, Hıttın Zaferi ile, Kudüsün Fatihi yapıyor.

Selahattin Eyyubinin Cesareti

2000 kişilik ordusuyla, Haçlı orduları ve müttefiki Münafık Fatımi ordularını pusuya düşürmek için hiç kimsenin geçmeye cesaret edemediği Tih Sahrasından geçerek gizlice, düşmana arkadan yaklaşan Selahattin Eyyubi, 30.000 kişilik düşman ordusunu görünce ümitsizliğe düşen askerlerine hitaben onları teskin ve teşvik edecek şu maniler konuşmayı yapıyordu:

Askerlerim!

Bilin ki ölüm, Allah'ın huzuruna varmaktır. Dinini ve imanını müdafaa yolunda Şehadete erenlerin doğrudan doğruya Cennetlik olduğundan hepiniz haberdarsınız. Şayet rahatımızı düşünüyor olsaydık bize yakışan burada olmak değil, karılarımızın ve çocuklarımızın yanında olmaktı.

Düşmanımızın az ya da çok olması bizi asla yolumuzdan alıkoyamaz. Şimdi siz kaçmak zilletine düçar olmayı mı yoksa şehit olmayı mı arzu edersiniz? Allah'ın yardımı şüphesiz bizimledir. O Allah elbette dinine hizmet edenlere zafer verecektir.”

Selahaddin Eyyübinin Serveti

Lüksle, servetle, iktidarla, … dünyanın geçici nimetleri ile imtihan edilen ve bu imtihanda dünya ve nimetlerini elinin tersiyle iten bu Selahattin Eyyubi vefat ettiği zaman baş veziri Şam sokaklarında Dellal gezdirerek şöyle bağırtmıştır:

Ey Ahali!

Bilmiş olasınız ki, Mısır'ın, Sudan'ın, Libya'nın, Filistin'in, Şam’ın, Halep'in Musul'un Hicaz’ın ve daha nice ülkelerin hükümdarı olan Sultan Selahattin Eyyubi vefat etmiştir. Şahsi parası cenaze masraflarına yetmediği için, bunlar yakınları ve dostları tarafından karşılanmıştır.

Osmanlılar Kudüste

Kudüs, Yavuz Sultan Selimin gönderdiği Sinan Paişa’nın savaşı kazanmasıyla, Müslümanlar arasında el değiştirdi. 401 yıl boyunca fethin bereketi devam etmiştir.

Yahudilerin Filistinden ayrılma ve Filistine yeniden Dönmeleri

Onlar bir daha azacaklar, Allah tekrak kullarını orada onların üzerine gönderecek.

Babil kralı Buhtun Nasr, Milattan Önce 597’de İsrailoğullarını mağlup ederek, Beytül Makdislerini de yerle bir etmiş, o günkü yahudiler dünyanın değişik yerlerine gitmek zorunda kalmışlardı. Medineye gelen Yahudi kabileleri de o baskından sonra gelen grupdandır.

MÖ 597 Buhtun Nasr baskınından 1948 yılına kadar, 2545 yıl İsrailoğulları bir devlet olamadılar. Bu kadar yıl Kudüs hasretiyle yanıp tutuştular.

İngilizler Kudüste

Avrupa sevdalısı, Alman hayranı üç Paşanın ısrarı ve isteği üzere 1. Cihan harbine giren Osmanlı maalesef savaşı kaybetmiş, Kudüsü de 9 Aralık 1917'de İngilizlere bırakmak zorunda kalmıştı. Bu tarihten itibaren İngilizler Filistin topraklarına ağır ağır Yahudileri yerleştirmişler ve bu yahudileri silahlı eşkıya haline getirmişlerdir.

Küfür Tek Millettir

Osmanlı ve Almanlar 1. Dünya Savaşında İngilizlere karşı birlikte savaşmalarına rağmen, İngilizler, Kudüsü Müslümanların elinden alınca, Alman kiliseleri haftalarca Zefer çanları çalmışlardır.

Yahudi İşgalinin Başlaması (1948)

Yahudi işgali ile başlayan son süreci hepimiz hem biliyoruz hem de üzülerek izliyoruz.

Biz Müslümanları üzen esas şey Yahudilerin ve Yardakcılarının zalimliğinden daha çok, 50’den fazla İslam Ülkesinin Yönetimlerinin, ya doğrudan-alenen, ya da dolaylı olarak-gizliden Zalimden yada tavır takınmalarıdır.

Aziz Müminler!

Bugün neden Kudüs Feth edilemiyor, anlayalım artık.

Kudüs çok değerli olduğu için, Müslümanların Kudüs Sevdası ve Cihad İbadeti kıyamet gününe kadar devam edecektir.

Oradaki kavga bilmeyecek.

Kudüsün eteklerinde Cihad hep devam edecek.

عَنْ أَبِي أُمَامَةَ رَضِي اللهُ عَنْهُ قَالَ: قَالَ رسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَليْهِ وَسَلَّمَ:"لا تَزَالُ طَائِفَةٌ مِنْ أُمَّتِي عَلَى الدِّينِ ظَاهِرِينَ ، لِعَدُوِّهِمْ قَاهِرِينَ ، لَايَضُرُّهُمْ مَنْ خَالَفَهُمْ إِلَّا مَا أَصَابَهُمْ مِنْ لَأْوَاءَ، حَتَّى يَأْتِيَهُمْ أَمْرُ اللهِ. وَهُمْ كَذلِكَ، قَالُوا: يَارَسُولَ اللهِ وَأيْنَ هُمْ ؟ قَالَ : "بِبَيْتِ الْمَقْدِسِ وَأَكْنَافِ بَيْتِ الْمَقْدِسِ


Ebu Ümâme ra’den rivayetle,

Rasûlullah’ın sav:

“Ümmetimden bir topluluk daima hak üzere olacak ve düşmanlarına kesin bir şekilde üstün gelecektir. Allah’ın emri gelinceye dek şiddetli geçim sıkıntısına düşmeleri durumu hariç muhalefet edenlerin muhalefeti onlara zarar vermeyecektir.” “Ya Rasûlallah! Onlar nerededirler?” dediler. O sav, “Onlar, Beyti’l Makdis’te ve Beyti’l Makdis’in etrafındadırlar” buyurdu.[32]

ÖZET

Kıymetli Gençler!

Kudüs Mekke’dir. Kudüse hakim olan dünyaya da Hakim olur!

Kudüs İçin Yapmamız Gerekenler Nelerdir

Kudüs ve Mescidi Aksa eksenli devamlılığı olan Salih Amelimiz olsun.

· Dualarımız,

· Sadakalarımız,

· Zekatlarımız,

· Kurbanlarımız,

· Çocuklarımızın İsimlerinde Kudüsü hatırlayalım,

· Şehirler, Caddeler planlarken Kudüs diyelim.

· Kudüsün, Rasülullahın sav Miracı, İslamın ilk Kıblesi, Hazret-i Ömer ra’ın Ümmete Kutsal bir emaneti olduğunu bilelim.

· Evimizden başlayarak, etrafımıza “Küdüs Mekkedir”, hakikatını öğretmeliyiz.

· Evlerimiz, Caddelerimiz, Camilerimiz, Cemiyetlerimiz Kudüsün Şubesi olmadan, Müslümanlar Kudüsün sevdalısı olmadan, ne biz Kudüsün Fatihi olabileceğiz ne de Kudüs bizim olacak.

· Yaptığımız işin hakkını vererek en iyisini yapmak zorundayız.

· Her meslek sahibi, her makam sahibi işinin en iyisini ortaya koymak zorundadır.

· Sevgi ve Merhamet üretmek zorundayız. Tükettiğimiz müddetçe tükeneceğiz.

· Yapmamız gereken bir diğer iş de Kafirler bu konuda ne yapıyorsa, hangi politikayı uyguluyorsa, biz Müslümanlar da onlardan bir adım daha ilerde o işin en iyisini yapmak zorundayız. İslam Birliği, İslam Orduları, İslam Pazarı, İslam Parası, İslam Topraklarının birleşmesi, sınırların kalkması.

· Müslümanların vahdeti ancak bu şekilde gerçekleşebilir, bir ve bütün oluruz.

· Birbirimizle kavga etmekten küfürle mücadele edecek zaman ve imkan bulamıyoruz.


Kafirler Güçlü Değil, Müslümanlar Zayıf


وَاَط۪يعُوا اللّٰهَ وَرَسُولَهُ وَلَا تَنَازَعُوا فَتَفْشَلُوا وَتَذْهَبَ ر۪يحُكُمْ وَاصْبِرُواۜ اِنَّ اللّٰهَ مَعَ الصَّابِر۪ينَۚ

“(Ey iman edenler!) Allah’a ve Resûlü’ne itaat edin, birbirinizle çekişmeyin, yoksa korkaklaşırsınız da rüzgarınız (hızınız, cesaretiniz) kesilir (kuvvet ve devletiniz elden gider). Bunun için sabırlı (ve müsamahalı) olun. Çünkü Allah sabredenlerle beraberdir.” (Enfal, 8/46)

Allahtan, Müminler İçin Koruma Garantisi

………….. وَلَنْ يَجْعَلَ اللّٰهُ لِلْكَافِر۪ينَ عَلَى الْمُؤْمِن۪ينَ سَب۪يلًا۟

“… Allah, kafirlere mü'minlerin aleyhinde kesinlikle yol vermez.” Nisa, 4/141)

Evlerimizde Sevgi, Hürmet olacak ve İslam’ın Nuru olacak,

Cami Cemaati arasında gönül birliği olacak,

Mahallemizde vahdet olacak,

Derneklerimizde, İctimai Hayatlarımızda vahdet olacak,

Kurumlarımızda ve Partilerimizde aynı gaye aynı Sevda olacak,

Bütün bu birlikteliğe Evlerimizden, akraba ve dostlarımızdan başlayacağız. Böylece 2 milyarlık Ümmetin vahdeti de sağlanacaktır, biiznillah.

عَنْ مَيْمُونَةَ مَوْلَاةِ النَّبِيِّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ أَنَّهَا قَالَتْ : يَا رَسُولَ اللهِ أَفْتِنَا فِي بَيْتِ الْمَقْدِسِ . فَقَالَ : اِئْتُوهُ فَصَلُّوا فِيهِ -وَكَانَتِ الْبِلَادُ إِذْ ذَاكَ حَرْبًا- فَإِنْ لَمْ تَأْتُوهُ وَتُصَلُّوا فِيهِ فَابْعَثُوا بِزَيْتٍ يُسْرَجُ فِي قَنَادِيلِهِ

Peygamber’in sav azatlısı Meymune ra:

“Ya Rasulallah! Beyt-i Makdis’e gidip gitmeme hakkında bize ne buyurursunuz?’’ dedim.

Allah Rasulü sav:

“Gidin ve orada namaz kılın!’’ diye cevap verdi. Fakat o zaman orada (Bizans ile Persler arasında) savaş vardı ve bunu dikkate alan Peygamber sav Efendilerimiz:

“Şayet oraya gidemez ve orada namaz kılmazsanız, oranın kandillerini aydınlatacak yağ gönderin!’’ buyurdu.”[33]

Bu fetih dün olmuşsa bugün de olur. Bir işi bir kul yapabiliyorsa, başka kullar da yapabilir.

Dünün Ebu Ubeyde’lerinin ra, Salahaddin’lerinin yaptığını bugünün Kudüs sevdalıları da elbette yapabilir.

Yapmamız gereken Sanayi ise sanayi, Teknoloji ise teknoloji, düşmanların silahı ise onların silahı, her ne yapmamız gerekiyor ise olanları yaptıktan sonra, ellerimizi kaldıracağız Rahmanın huzuruna ve diyeceğiz, diyeceğimizi.


هُوَ الَّذ۪ٓي اَرْسَلَ رَسُولَهُ بِالْهُدٰى وَد۪ينِ الْحَقِّ لِيُظْهِرَهُ عَلَى الدّ۪ينِ كُلِّه۪ۜ وَكَفٰى بِاللّٰهِ شَه۪يدًاۜ

“ O (Allah), bütün dinlerin üzerinde olduğunu göstermek için, Resûlü’nü, hem hidayet (rehberi Kur’an) ile hem de (son) hak din (İslâm) ile göndermiştir. (Buna) şâhit olarak da Allah yeter.” (Fetih, 48/28) [krş. 9/33; 61/9]

مُحَمَّدٌ رَسُولُ اللّٰهِۜ وَالَّذ۪ينَ مَعَهُٓ اَشِدَّٓاءُ عَلَى الْكُفَّارِ رُحَمَٓاءُ بَيْنَهُمْ تَرٰيهُمْ رُكَّعًا سُجَّدًا يَبْتَغُونَ فَضْلًا مِنَ اللّٰهِ وَرِضْوَانًاۘ س۪يمَاهُمْ ف۪ي وُجُوهِهِمْ مِنْ اَثَرِ السُّجُودِۜ

"Muhammed Allah’ın Resûlü’dür. Onunla beraber olan (mü’min)ler, kâfirlere/İslam karşıtlığı yapanlara karşı çok şiddetli, kendi aralarında ise çok şefkatlidirler. Onların (namazda) rükû yaptıklarını (ve) secde ettiklerini görürsün. Onlar, Allah’tan (daima) lütuf ve rıza isterler. Yüzlerinde secdelerin eserinden (meydana gelen) nişanları vardır…” (Fetih, 48/29)

إِذَا جَآءَ نَصۡرُ ٱللَّهِ وَٱلۡفَتۡحُ (١) وَرَأَيۡتَ ٱلنَّاسَ يَدۡخُلُونَ فِى دِينِ ٱللَّهِ أَفۡوَاجً۬ا (٢) فَسَبِّحۡ بِحَمۡدِ رَبِّكَ وَٱسۡتَغۡفِرۡهُ‌ۚ إِنَّهُ ۥ ڪَانَ تَوَّابَۢا (٣)

“Allah'ın yardımı ve fetih geldiği zaman, İnsanların Allah'ın dinine dalga dalga girdiklerini göreceksin. O zaman, Rabb'ini hamd ile tesbih et. Ve O'ndan mağfiret dile. Kuşkusuz O, tevbeleri kabul edendir.” (Nasr, 110/1,2,3)

Velhamdü Lillahi Rabbil Âlem’in.

DİPNOTLAR
------------------
[1] Kâbe’nin yapılışı hakkındaki rivayetlere göre, Hz. Âdem ile Hz. Havva cennetten çıkarıldıkları vakit yeryüzünde Arafat’ta buluşurlar, beraberce batıya doğru yürürler, Kâbe’nin bulunduğu yere gelirler. Bu esnada Âdem as, bu buluşmaya şükür olmak üzere Rabbine ibadet etmek ister ve cennette iken, etrafında tavaf ederek ibadet ettiği nurdan sütunun tekrar kendisine verilmesini diler. İşte o nurdan sütun orada tecelli eder ve Hz. Âdem, onun etrafında tavaf ederek Allah’a ibadet eder.
Bu nurdan sütun Hz. Şît zamanında kaybolur, yerinde siyah bir taş kalır. Bunun üzerine Hz. Şît, onun yerine taştan onun gibi dört köşe bina yapar ve o siyah taşı binanın bir köşesine yerleştirir. İşte bugün Hacer-i Esved diye bilinen siyah taş o taştır.
[2] (İbn Sa‘d, I, 46; Taberî, I, 244-247; Sa‘lebî, s. 79; krş. Meryem 19/49; el-Enbiyâ 21/71; el-Ankebût 29/26; es-Sâffât 37/97-100).
[3] “Bir zamanlar İbrâhim’e beytin yerini göstermiş -ve şöyle demiştik-: Bana hiçbir şeyi ortak koşma; tavaf eden, kıyamda bulunan, rükû ve secde edenlere evimi temiz tut” (Hac, 22/26)
[4] "Yakında milletler, yemek yiyenlerin (başkalarının) çanaklarına (sofralarına) davet ettikleri gibi, size karşı (savaşmak için) biribirlerini davet edecekler." Birisi: "Bu o gün bizim azlığımızdan dolayı mı olacak?” dedi. Rasûlullah sav, "Hayır, aksine siz o gün kalabalık olacaksınız, fakat selin önündeki çörçöp gibi zayıf olacaksınız. Allah düşmanlarınızın gönlünden sizden korkma hissini soyup alacak, sizin gönlünüze de vehn atacak." buyurdu. Yine bir adam: "Vehn nedir ya Rasûlullah?" diye sorunca: "Vehn, dünyayı (fazlaca) sevmek ve ölümü kötü görmektir." buyurdu. (bk. Ebu Davud, Melahim, 5)
[5] Yûşa b. Nûn ve Kâleb b. Yufenna; Racülêni, Kahramanlık sahibi: Yiğit, cesur, korkusuz, bahâdır ve cengâver iki adam.
[6] (Buhârî, “Humus”, 8, “Nikâh”, 58, Müslim, “Cihad”, 32)
[7] (Beyhakî, Şuabü’l-Îmân, 7/35)
[8] (Fahreddîn Râzî, Tefsir, VI, 147)
[9] (İbn-i Kesîr, Kısasu’l-Enbiyâ, s. 511)
[10] (Müsned, 4/127, 128, 5/262; Hâkim, el-Müstedrek, 2/656)." (Müsned, 4/127, 128, 5/262; Hâkim, el-Müstedrek, 2/656)
[11] Mekkede İlk Namaz: Bugün kılınan rükûlu ve secdeli namaz, İslâm’ın ilk yıllarında sabah ve akşam ikişer rekâttan ibaret iken, Miraç olayından sonra beş vakit olarak Müslümanlara farz kılınmıştır. Miraçta emredilen bu namazlar yine ikişer rekat olarak emredilmişti. Hicretten kısa bir zaman sonra, ikişer rekat olarak farz kılınan namazlardan öğle, ikindi ve yatsı namazları dörder rekata çıkarılmıştır. Ancak bu namazlar, sefer durumunda ilk emredildiği haliyle kalmıştır. Buna dair deliller, fıkıh kitaplarında ve sahih hadis kaynaklarında bol miktarda mevcuttur.
[12] (Mâlik, Muvatta’, “Kasru’s-Salât,” 8; İbn Hanbel, VI, 272; Buhârî, “Salât,” 1)
[13] (Mehmet Aydın, Hıristiyanlık, DİA, İstanbul 1998, XVII, 351.)
[14] (İbn Hisâm, es-Sîretü’n-Nebeviyye, (Tah. Mustafa es-Sekâ vd.), Kahire, ty., I, 244)
[15] (Balcı, Hz. Peygamber ve Namaz, s. 45.)

[16] İsra ve Mirac: Kelime anlamı olarak “isra”, gece yürüyüşü, gece yolculuk etmek, “miraç/Uruc” ise yükselmek, yükseğe çıkmak anlamlarına gelmektedir. En sahih olan görüş, Hz. Hatice ve Ebû Tâlib’in vefatlarını takip eden dönemde hicretten yaklaşık bir yıl önce meydana geldiği şeklindeki nakildir. (İbn Kesîr, es-Sîre, II, 93, 107). Receb ayının 27. gecesinde kutlamaktadır. (Mekke – Kudüs arası: 1450 Km)

[17] (İbn-i Sa’d, I, 214)
[18] (Müslim, Îman, 272; Eşribe, 92)
[19] (Maide, 5/82)
[20] Tabakat, 1/241-242; Belâzuri, 1/2464
[21] (İbn-i Kesîr, el-Bidâye, IV, 278).
[22] [bk. 3/28; 4/144; 5/51-57]
[23] Buhârî, 5/90; Tecrid Tercemesi, 10/235 (Hadis No: 1622); Târih-i Din-i İslâm 3/418
[24] Tecrid Tercemesi, 10/235; Kısas-ı Enbiyâ, 1/410
[25] Buhârî, 5/90; Tecrid Tercemesi, 10/235 (Hadis No:1622)
[26] “De ki: “Hak (din olan İslâm ve Kur’an) geldi; zaten batıl, ne bir şey meydana getirebilir ne de eskiyi geri getirebilir.” (Sebe, 34/49)
[27] (Yûsuf Sûresi, 92)
[28] İbn Hişâm, 4/54; İbnü'l-Esîr, a.g.e., 2/252; Zâdü'l-Meâd, 2/394; Tecrid Tercemesi, 10/340-341
[29] Yermük Zaferi: Hz. Ömer Dönemi, Komutan Halid b. Velid. 636 yılı yaz sıcağında iki ordu üç ay kadar Yermük’de bekledi. Ardından Muharebe Bizans’ın çok şiddetli bir saldırısıyla başladı. 240 bin Rum askerine karşılık, 46 bin Müslüman asker vardı., 100bin Haçlı Askeri öldürülürken, 3bin Müslüman Şehid oldu. Savaş Müslümanların Zaferi ile sonuçlanmıştı.
[30] Üsdü’l-Gàbe, 4-5; İsâbe, 2: 496-497.
[31] M.Ö.16. asırda Kudüs şehri Mısırlı firavunlar tarafından ele geçirildi. Bedevi kabileleri (habiru) Mısırlılara, kralı Ahnatun döneminde saldırıda bulundular ve Mısır kralı Abdihiba onlara karşı çıkamadı ve şehir bedevilerin hâkimiyetinde kaldı. Mısır kontrolüne 1. Sitiy döneminde girdi. (M.Ö 1301-1317) Büyük İskender Filistin’i ele geçirdiğinde Kudüs şehrine sahip oldu. Büyük İskender öldükten sonra yerine gelen halifeleri hâkimiyeti devam ettirdiler. Aynı yıllarda Batilamas Filistin’i ele geçirdi ve Mısır topraklarındaki hâkimiyetine kattı. (M.Ö 323). M.Ö 198 Tarihinde Kudüs Şehrini Suriye’de bulunan Sikolos Nikatur önderliğindeki Sulukilere tabi oldu.
[32] (Ahmed bin Hanbel, Müsned, 36/657, no: 22320)
[33] (Ebu Davud, Salat, 14)


KAYNAKLAR:
DİA, Diyanet İslam Ansiklopedisi
Kuranı Kerim Meali, Diyanet Vakfı
Kuranı Kerim Meali, Fevzül Furkan
Riyazüs Salihin
İslam ve İhsan
Sorularla İslamiyet
Siyer Vakfı
Muhammed Emin Yıldırım Hocaefendi, Sohbetlerinden

2024 Vezirköprü
Yaşar KAPKARA

31 Ocak 2026
Test

Form Gönderimi

Tamam

WhatsApp
Copyright © Sofa İç Mimarlık 2026 | Her Hakkı Saklıdır. ÜCRETSİZ KEŞİF 0312 000 00 00 WHATSAPP HATTI